:::: MENU ::::

İstanbul’un #LüferBayramı Kuzguncuk’ta Kutlanıyor

Tanıyanlar bilir, çocukluğumdan beri deniz ürünü yemem, mayıs ayı sonunda aldığım bir kararla da vegan hayatı seçtim, bundan sonra zaten yiyemem. Bu kararım, İstanbul’un doğal kaynaklarının tüketilmesine, deniz ürünleri katliamlarına göz yumacağım anlamına gelmiyor. 4 yıl önce değerli dostlar Neva Kip ve Defne Koryürek sayesinde takip etmeye başladığım “İstanbul Lüfere Hasret Kalmasın” kampanyasıyla haberdar olduğum deniz ürünleri katliamlarına, yazarak ve daha fazla kişiye ulaşmasını sağlayacak şekilde duyuruları paylaşarak destek olmaya çabalıyorum. Lufer Bayrami poster
Bu yıl İstanbul’un Lüfer Bayramı , 18-19 Ekim tarihlerinde, Kuzguncuk’ta her biri diğerinden daha keyifli onlarca etkinlikle; (Defne Koryürek’in harika tanımlamasıyla) “balıkla, denizle ve İstanbul’la aşk tazelenerek” kutlanacak.
Değerli dost Defne Koryürek bu sabah çok güzel ve eğitici bir mektupla; “Nedir bu Lüfer Bayramı, neler oluyor İstanbul’un deniz ürünlerine, geçen 4 yılda neler olmuş” diye merak edenlere bilgiler aktarmış. Noktasına virgülüne dokunmadan mektubu paylaşıyorum ve hepinizi çoluk çocuk bu haftasonu İstanbul ile aşk tazelemeye davet ediyorum.
Lüfer Bayramı etkinlikleri programına BURAYA tıklayarak erişebilirsiniz.

Defne Koryürek’in mektubunu sindirerek okuyun ve paylaşın lütfen.

“sevgili dostlarım,

bu haftasonu Lüfer Bayramı’nı kutlayacağız. İstanbul’un Fikir Sahibi Damaklar’lı kısacık tarihinde 4. kez!

ilkini 2011′de, üstelik de açılışını su ürünleri halinin orta yerinde, kabzımallar ve gırgır reislerinin arasında, GTH Bakanı Eker’in katılımıyla yaptığımız ilk İstanbul’un Lüfer Bayramı aşırı avlanma sonucu yokolmanın eşiğine gelmiş bir balığa sahip çıkarken balıkla, denizle ve İstanbul’la aşk tazelemek gayesi taşıyordu.

malumunuz, İstanbul son 40 yılda aldığı göçler neticesinde 6 kat daha kalabalık bir nüfusu taşımak zorunda kalırken, yeni İstanbullular da şehri tanımaya fırsat bulamadan, onu özel yapan değerleri yaşamaya imkan bulamadan vahşi bir ekmek mücadelesine düştüler. böyle bir denklemde kaybettiklerimiz elbette sadece lüfer değil. ama bizim için de zaten lüfer sadece gıdaya ya da daha geniş bağlamda ekolojiye dair bir mücadelenin değil, kültürel eriyişimize uyanmanın ve coğrafyaya, o coğrafyanın tüm paydaşlarına sahip çıkarak yeniden İstanbullu olmanın sembolü oldu.

Lufer Bayrami sb poster

bu dört yıl içerisinde tertiplediğimiz her bir etkinlikte denizlerimiz, sucul hayat, İstanbul ve İstanbul’un coğrafyasını lüfer üzerinden farklı katmanlarda konuşmaya çalıştık. ama boy, en büyük kavganın verildiği yer oldu, bu 4 yıl boyunca.

hatırlayacaksınız: 2010 yılında kampanyalar başladığında üreme boyu 27-30 cm olan lüferin avlanma alt boyu 14 cm’di. 2012′de avlanma alt boyu 20 cm’e yükseltildi. şüphesiz bu önemli bir dönemeç oldu tarihimizde. bir aşama olsun kaydedildi, zira. kutladık da! ancak lüferin avlanma alt boyu, üreme boyundan aşağı olduğu sürece, yokolmasını engellemek mümkün değil. dolayısıyla bizler her fırsatta akademik toplantıların yanı sıra balıkçı forumları tertip ettik. konuyu ticari kaygıdan çıkartmaya, bilimsel bir bilginin ışığında sürdürülebilirlik mevzuuna dönüştürmeye çalıştık.

yetmedi; İstanbul’un fevkalade değerli bir liman, İstanbul Boğazı’nın emsalsiz bir biyolojik koridor olması sebebiyle, lüferde şekil bulan tüm tasalarımızı bölgesel bir mevzuu haline getirmek istedik.

2013 yılından itibaren İstanbul’un Lüfer Bayramı’na uluslararası bir hüvviyet kazandırma imkanımız oldu. Uluslararası Slow Food teşkilatı ile işbirliğinde bir Slow Fish İstanbul tertip ettik. 11 ülkeden 70 katılımcı ile Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüsü’den 4 gün boyunca 32 ayrı platformda paylaşıma sahne olan ilk Slow Fish İstanbul artık uluslararası takvimlerde yer alan ve iki yılda bir İstanbul’da gerçekleşecek bölgesel bir etkinlik.

umuyoruz ikincisini 2015 yılında Adalar ilçesi genelinde tertip ediyor olacağız. teması şimdiden belli: muhafaza!

denizlerimizi, sucul yaşamı ve coğrafyamıza dair sorumluluklarımızı konuşacağımız bu uluslararası toplantılara cevaben 2014 itibarı ile İstanbul’un Lüfer Bayramı’nı da daha yerel, daha yerli, daha Boğaziçili kılma arzusundayız.

niyetimizin ilk örneğini bu yıl Kuzguncuk’ta sergileme imkanı bulacağız. 18-19 Ekim tarihlerinde, yani yarından başlayarak, Sokak Bizim Derneği ile işbirliği içinde, Üsküdar Belediyesi, Kuzguncuklular Derneği, Kuzguncuk Bostanı, Anadoluhisarı Su Ürünleri Kooperatifi ve Profesyonel Balıkçılar Forumu ile birlikte gerçekleştireceğimiz etkinliğin detaylı programını www.fikirsahibidamaklar.org sayfamızda bulabilirsiniz.

ayrıca bu yıl İstanbul’un Lokantaları diye yepyeni bir bölümümüz var: İstanbul’un yeme içme işletmelerini Lüfer Bayramı’nda farklı bir menü ve farklı bir cümle ile katkıda bulunmaya davet ettik. çağrımıza ses verenler hergün biraz daha artıyor. http://goo.gl/hZcAKi link’inden ulaşabileceğiniz listeyi aralıklarla kontrol etmenizi öneririm.

şimdilik aktaracaklarim bu kadar. dilerim yarın ve Pazar günü Kuzguncuk’ta buluşalım. buluşalım ve beraberliğimizi kutlayalım, birlikte alacağımız yolları, kollayacağımız coğrafyamızı ve ortak geleceğimizi!

muhabbetle,

Defne Koryürek
Slow Food Fikir Sahibi Damaklar hareketi lideri
Slow Food International Councillor from Turkey


#Turmepa Mavi Kuşak Hareketi – İstanbul Boğazı Projesi 1 Yaşında

Halas gemisi

Japon sanayi devlerinden Mitsu’nin, TURMEPA’nın dernek faaliyetlerini desteklemek için üç yılı kapsayan bir protokol çerçevesinde fon ayırdığı “Mavi Kuşak Hareketi – İstanbul Boğazı Projesi”, bu ay birinci yılını dolduruyor. 19 Eylülde Halas Gemisi ’nde yapılan bir toplantıyla bu eğitim projesinin ilk yıldönümü değerlendirmesi; benim de aralarında olduğum gönüllülere, basın mensuplarına ve konuklara aktarıldı.

acilis konusmasi

TURMEPA Yönetim Kurulu Başkanı Tezcan M. Yaramancı açış konuşmasında, projenin hayati önem taşıdığını, bu eğitimlerle İstanbul’un geleceğini ellerinde tutan neslin de, İstanbul Boğazı’na sahip çıkabileceğini belirtti. “Çok geç olmadan, eğitim içeriklerimize gelişmiş ülkelerde olduğu gibi ekoloji derslerinin konulması gerekir. Çevre bilinci böylece, davranış ve yaşam biçimine dönüşebilecektir.” diyen Yaramancı, “Biz bugün yaptığımız çalışmaları kendimiz için yapmıyoruz, yaptıklarımızın sonuçlarını görecek yaşı geçtik. Biz gelecek nesiller için çalışıyoruz.” diyerek sözlerini sonlandırdı.

Dernek Genel Müdürü Akşit Özkural da sözlerine, ülkemizde STK’ların yaptığı çalışmaların ancak devletin ve yerel yönetimlerin desteklemesi ile başarılı olabileceğini belirterek başladı. Özkural “Mavi Kuşak Hareketi – İstanbul Boğazı Projesi ile hedefimiz eğitimler sonunda İstanbul’da 100.000 çocuğumuza ulaşmaktır.” diye belirtti.

Daha sonra söz alan bu projenin fon desteğini sağlayan Mitsui’nin Türkiye temsilcisi Yuichi Aoki ise konuşmasında, “Biz Japonya’da yıllar içinde kirliliğe karşı yaptığımız mücadelede, gördük ki ekonomik olarak büyümek ve çevre dostu bir toplumu oluşturmak için çocuklara çevre konusunda eğitim vermek en etkili yoldur. TURMEPA da benzersiz ve etkili bir STK olarak yaptığı çalışmalarla Türkiye’deki su ve deniz kaynaklarının geleceğini şekillendirmekte önemli bir etkiye sahip. İşte bu nedenle biz de bu projeye destek verdik.” dedi.

Bu yıl 20. yaşını kutlayan TURMEPA’nın Mavi Kuşak Hareketi – İstanbul Boğazı Projesi, Mitsui’nin yaptığı hibe yarışmasında 168 proje arasından seçilmiş ve 2013 yılının Ekim ayında başlamış. İstanbul Boğazı’nın korunması ve çevre kirliliği ile mücadeleye karşı bilinçlendirmeye yönelik eğitim çalışmalarını kapsayan proje; İstanbul Boğazı’nda deniz ve su varlıkları ile deniz canlılarının yaşatılmasını hedefliyor. İlkokul, ortaokul ve liseye giden öğrencilerle yürütülen proje kapsamında çok sayıda önemli eğitim faaliyeti ve etkinlik gerçekleştirilmiş.

Rakamsal olarak da çok etkileyici çalışmalar bunlar;
Şubat – Haziran ayları arasında 114 farklı okuldan 158 öğretmen ve 30 gönüllü eğitmenle 906 sınıfta 24.000 öğrenciye 1015 saat süreyle deniz ve kara ekosistemi anlatılmış, Mavi Kuşak Hareketi – İstanbul Boğazı eğitimleri aktarılmış. Boğaz’da deniz dibi temizliği etkinliği gerçekleştirilmiş ve 42 kg atık çıkarılmış. Hazırlanan “Denizi Yaşatma Kılavuzu” ile 24.000 öğrenciye görev verilmiş. 23 Nisan’da, o günde dek deniz görmemiş 700 öğrenciyi eğlenceli bir gezi ve etkinliklerle denizle tanıştırmışlar. İşitme sorunu olan öğrenciler için denizler ve İstanbul Boğazı ile ilgili eğitim setleri hazırlanmış. Türkiye’deki STK’lar arasında ilk mobil oyun hazırlayan da Turmepa olmuş. Oyun sayesinde çocuklar, hem denizi koruma, hem de denizde atıkların yok olma sürelerini öğreniyorlar.

turmepa

Bu yıl 20. yaşını kutlayan TURMEPA; artık projeler üreten, ürettiği projeleri kamu ve özel sektör tarafından örnek alınan, hazırladığı AB projelerini yürüten, çevre ödülleri geliştiren bakanlıklara örnek projeler hazırlayan, tüm paydaşları bir araya getiren uluslararası konferanslar düzenleyen, deniz ve su varlıkları konusunda referans alınan lider bir sivil kuruluş haline gelmiş. Rakamlarla bakarsak; geçtiğimiz 20 yılda TURMEPA eğitimleri, 16.000.000 öğrenciye sunulmuş. 9.000 eğitimci yetiştirilmiş. 7.500.000 öğrenciye çevre dersleri verilerek denizlerimiz sevdirilmiş. 4.000.000 kişiye TV programları ile ulaşılmış. Sosyal medya görünürlüğü de 4.500.000 kişiyi aşmış.

Ülkemiz deniz, kıyı ve su varlıklarının kirliliğine dikkat çekerek, korunması için hayati adımların atılmasını sağlayan, denizlerimize tekrar nefes verecek küçük büyük herkesi harekete geçirerek, gelecek nesilleri yaşanabilir ve sağlıklı limanlara ulaştırmak amacıyla çalışan TURMEPA’ya nice 20 yaşlar diliyorum.


Yargıç 17 Ekim Cuma Sinemalarda

judge

 The Judge/Yargıç filmini, Warner Bros davetiyle öngösterimle izleme şansı buldum. Film hakkında bu kez araştırma yapmamıştım, itiraf etmeliyim ki; doksanların başında Chances Are ve Only You adlı filmlerde canlandırdığı karakterlerle hayran olup, Chaplin ve Richard III deki oyunculuğuyla tutkunu olduğum Robert Downey Jr. aşkına izlemeye gittim.

The-Judge-Robert-Downey-Jr and R.Duvall

Büyük şehirde avukatlık yapan Hank Palmer’ın annesinin cenazesine katılmak üzere doğduğu kasabaya geri dönmesi ve kasabadan ayrıldığı günden beri konuşmadığı babasının yaptığı bir trafik kazasında ölüme sebebiyet nedeniyle dava edilmesiyle başlayan olaylar dizisi olarak özetleyebilirim filmin konusunu.

RDJ and RD yatay

Başrollerdeki üç büyük oyuncu da çok başarılı; Robert Duvall ilerleyen yaşına rağmen güçlü oyunculuğundan birşey kaybetmiyor. Robert Downey Jr. yine her zamanki gibi nefes kesici. Billy Bob Thornton az görünse de, göründüğü sahnelerde diğer iki başrol oyuncusundan sürekli rol çalıyor. Vera Farmiga eski sevgili, Vincent D’Onofrio fedakar ağabey, Jeremy Strong zekaca gelişmemiş erkek kardeş, Dax Shepherd heyecanlı kasaba avukatı, David Krumholtz da büyük şehirli savcı rollerinde gayet başarılılar.
The Judge/Yargıç filminin yapımcılığını Susan Downey, David Dobkin ve David Gambino; yönetici yapımcılığını ise Herbert W. Gains, Robert Downey Jr., Jeff Kleeman ve Bruce Berman üstlenmiş. Filmin senaryosu Nick Schenk ve Bill Dubuque; hikayesi de Dobkin ve Schenk’in imzasını taşıyor.
Filmin yönetmeni David Dobkin’in kamera arkası ekibi, görüntü yönetiminde Oscar ödüllü Janusz Kaminski, yapım tasarımında Mark Ricker, kurguda Mark Livolsi ve kostüm tasarımında Marlene Stewart’tan oluşuyor. Filmin müziği Thomas Newman’a ait.
Duygusal gelgitlerin, aile ilşkileri, değer yargıları, üzüntüler ve baba oğul çatışmasının güzel işlendiği bir film olmuş The Judge/Yargıç, bu haftasonu izlenecekler listesine eklemenizi öneririm.


Dünyayı Kurtarmak İçin 3 Adım Yeter

paylas3Yarım saat kadar önce Slow Food Türkiye/ Fikir Sahibi Damaklar Facebook sayfasında 3 tane çok güzel görselle karşılaştım. “Kolay mı değil mi, imkanlı mı imkansız mı demeden deneyeceklere muhabbetle…” başlığıyla paylaşılmıştı.

” 3 Adımda Dünyayı Kurtarmak” başlıklı bu görselleri mutlaka iyice inceleyin. Daha güzel bir dünyada yaşamak mümkün, yeter ki bizler isteyelim ve başarmak için çaba harcayalım.
Daha büyük evler, daha yeni model telefonlar, en havalısından giysilere çok da ihtiyacınız yok, eşyaların kölesi olmayı bıraktığınızda, kendinizde hissedeceğiniz hafiflik ve mutluluğu daha önce neden fark etmediğinizi düşünüp gülümseyeceksiniz.  paylas2
Bir başka dünya mümkün; uyum sağlamaya çalışmak da mümkün. Öğretilmiş zorunluluklardan kurtulmaya başlayın; sevmediğiniz bir işte itilip kakılmaktan vazgeçin, kullanmadığınız eşyaları paylaşın, paranın karşılayamayacağı bir şeyler yapmaya çalışın. Çevrenize daha dikkatli bakın, sevdiklerinize daha fazla vakit ayırın.
Çevre felaketlerine üzülüyorsanız, daha dikkatli ve tutumlu yaşamanız gerektiğini de bilmelisiniz. Ne yardan, ne serden vazgeçmeden değişim mümkün olmuyor.

paylas1Defne Koryürek’in “İndirimden Aldığımız Sekizinci Tişört ile 3. Köprü Arasında Dümdüz Bir Bağ Var” başlıklı yazısını da BURAYA tıklayarak mutlaka okumanızı öneririm. Düşünmeden tüketmek bizi giderek daha fazla tutsaklaştırıyor.
Alışveriş etmenin çılgınca büyüsünden kurtulduğunuzda, kendinizi daha huzurlu, daha hafif ve özgür hissedeceksiniz.
Haydi şimdi sizler de önce kendiniz, sonra daha güzel bir dünya için 3 adım atın.


Eski Aile Albümlerinizi Dijitale Aktaran Sistem #Fotarama

Bir saat kadar önce sevgili Beybin Esen’in Elma+Alt+Shift‘te yayınlanan yazısı sayesinde harika bir sistemden haberdar oldum: Fotarama
Hepimizin albümlerde, kutularda, dolap köşelerinde bekleşen karta basılı fotograflarımızı dijital ortama taşıyorlar.
Yıllardır kimimizin yapmaya üşendiği, kimimizin gerekli ekipmana sahip olmadığı, kimimizin de vakit yok diye savsakladığı bir sorunu hepimiz için çözüvermişler.

fotarama-eas
Sistem şöyle çalışıyor: Adresinize gönderilecek kutuya sığdırabildiğiniz kadar fotograf dolduruyorsunuz. Albümlerinizi kutudan çıkan lastiklerle grupluyorsunuz. Daha sonra kargo poşetine koyuyor ve UPS Kargo’yu arıyorsunuz. Kargo görevlisi kutuyu adresinizden alıyor ve Fotarama ekibine ulaştırıyor. Fotograflarınız profesyonel cihazlarda dijitale aktarılıyor. 600 DPI çözünürlükte arşivlenen fotograflarınızı, dilerseniz 4 kat büyüterek bastırabiliyorsunuz. Kutunuz ve size özel arşiv CD’niz en geç 10 gün içersinde adresinize geri gönderiliyor.
Fotograflarınız tarandığı anda hesabınıza yükleniyor ve şifrenizle giriş yaparak hemen kullanabiliyorsunuz. Fotograflarınızı etiketleyebiliyor, farklı albümler oluşturabiliyor ve favorilerinizi seçebiliyorsunuz. Seçtiğiniz fotografları Facebook ve Twitter’da paylaşabiliyor, sevdiklerinize e-posta olarak da gönderebiliyorsunuz. Tabii en önemlisi de hesabınıza ve fotograflarınıza şifrenizi kullanarak sadece siz ulaşabiliyorsunuz.
Fotarama tarafından sunulan bu hizmete bayıldım, pek üşendiğim bir konuya çözüm getirdikleri için, kendi adıma bu genç girişimci arkadaşlara teşekkürü borç bilirim.
Aklınıza takılacak onlarca soru olabileceğinizi düşünerek cevaplarını da yazmışlar. ŞURAYA tıklayarak okuyabilirsiniz.


Kişisel Markalaşma İçin İpuçları

kisiel markalasma

Kişisel Markalaşma, birbirine görünmez bağlarla düğümlenmiş günümüz dünyasında bir seçenek değil gereklilik artık.
Kişisel Markanız; çevrenizdekilerin sizin hakkınızdaki düşünceleri, söyledikleri, diğer insanların tepkileri ve toplum içinde kendinizi nasıl temsil ettiğinizle çok yakından ilişkili.
Kişisel Markanızın oluşumu sizin tarafınızdan kontrol edilebilecek bir süreç. Kendinizi nasıl konumlandıracağınıza, insanların sizi nasıl görmesini ve algılamasını istediğinize siz karar vereceksiniz. Kişisel markanız yaşama biçiminizle de doğru orantılı olmalı. Davranış biçiminiz ile söyledikleriniz ve yaptıklarınız örtüşmüyorsa, güvenilir olmanız da mümkün değildir.
Kişisel Markanızı doğru inşa ettiğinizde; henüz tanışmadığınız insanların bile hakkınızda fikir edinebileceği, sizi uzun süredir tanıyormuş gibi hissedeceği, kolayca tanımlanabilir bir kişiliğe sahip olursunuz.
Güvenilir bir kişisel markanız varsa; insanlar sizi fark ederler. İsminize, ne yaptığınıza, onlara ne sunduğunuza, neler yapabileceğinize önem verirler.
Kişisel Markalaşma aşamanızın en önemli adımlarından biri de düzenli iletişim halinde olmanız. Bu konuda sosyal ağlar en büyük yardımcınızdır. İşverenlerin, bağlantıya geçmek isteyeceğiniz kişilerin; arama motorunda kısa süreli bir bakışla sizi inceleyebileceğini bilerek kişisel paylaşımlarınıza çok dikkat edin.
İş bağlantılarıyla ilgili platformlarda kullanacağınız profil fotografınıza önem verin. Çok tanınan aktör/aktris fotografları, havuzbaşı görüntüleriniz hem işverenlerin, hem de bağlantı isteği gönderdiğiniz kişilerin sizi ciddiye almasını engelleyecektir.
Sosyal ağlarda kullandığınız görseller ve sözel alıntılarda kaynak belirtmeyi asla ihmal etmeyin. Topluma mal olmuş kişilerin, ünlü bilim adamlarının sözlerini kendi fikriniz gibi paylaşmak sizi daha bilgili yapmayacak, tam tersi güvenilirliğinizin sorgulanmasına neden olacaktır.
Mümkün olduğunca farklı alanlarda uzmanlaşmış çok sayıda kişiyle bağlantıda olun. Bağlantı isteği gönderirken kendinizi tanıtan kısa bir bilgi eklemeyi ihmal etmeyin. Bu kişiler hakkındaki detayları inceleyin ve mutlaka hatırlamaya çalışın. Bağlantıda olduğunuz kişi sayısını artırmak istiyorsanız çevrimiçi anlık paylaşımlara ayrıca önem verin, yardıma ihtiyacı olduğunu gördüklerinize karşılık beklemeden yardım edin.
Sosyal ağ bağlantıları da gerçek hayattakiler gibi ilişkileri geliştirmekle ilgilidir. Size yollanan mesajları elinizden geldiğince zamanında ve nazikçe yanıtlayın. Doğum günlerini, önemli sosyal değişimleri atlamamaya çalışın. Mesleki gruplarda katılımcı olun. Mutlaka kendi adınızla bir blog açın ve sıklıkla güncelleyin.
Sosyal ağlardan tanıdığınız kişilerle gerçek hayatta da bağlantıda olabileceğiniz etkinliklere vakit ayırıp katılmaya çalışın. Elini sıkıp, gülümseyerek gözlerinin içine baktığınız kişilerin sizi olumlu hatırlaması, çevrimiçi profilinizi hatırlamasından çok daha kalıcı olacaktır.

Yazıda kullandığım fotografı bir süre önce Kadıköy yakasından dönerken görüntülemiştim, minik bir dokunuşla konuya uygun hale getirmeye çalıştım :)


Mutlu Çocuklar Yetiştirmek Mümkün

Tanıdığım ve birlikte vakit geçirip, sohbet edebildiğim için kendimi şanslı olarak nitelediğim dostlarımdan biri de sevgili Sedef Örsel. Ortak arkadaşımız Burcu Karakelle sayesinde tanıştık. Yazılarından çok şey öğrendim, eğitimlerine katılmalarını tavsiye ettiğim çokça dostum da onunla tanıştıktan sonra ne kadar doğru bir öneride bulunduğumu söylediler.

Sedef

Cuma sabahı, kısa süre önce Gün Yayıncılık tarafından satışa hazırlanan “Çocuklarla El Ele Ebeveynlik Yolculuğum” isimli yeni kitabının, Anael Aile Merkezi‘nde düzenlenen tanıtım toplantısına katıldım.
Sedef’le konuştuğunuzda; hem sesinin tonu, hem de beden dili size kendinizi çok iyi hissettirir, o sabah da öyle oldu. İstanbul’daki aşırı nem ve sıcağa rağmen Sedef ile sohbet, deniz kenarında meltem gibi geldi.
Yıllar önce Sedef’in yazılarını okumaya başladığımda, anne olarak yaptığım hataları görüp, keşke Emir’i büyütürken böyle bir eğitime katılma şansım olsaydı diye düşündüm hep.
Kitapta yer alan 2010 yılına ait bir yazısında bizlerle paylaştığı Halil Cibran şiirinde denildiği gibi

Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil,
Onlar kendi yolunu izleyen Hayat’ın oğulları ve kızları.
Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler
Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller.

Sedef’i dinlerken çocukların hayatında en önemli yer tutan şeyin sevgi olduğunu, tek beklentileri sevilmek olan varlıklara her şeyi vermeye çalışıp en önemlisini atlayan bir sürü ebeveyni düşündüm. En güzel giysiler, en parlak oyuncaklar, en havalı okulları ayarlayıp en kolay verebilecekleri şeyi sevgiyi ihmal edenleri düşündüm. Çocuklara daha çok sevgi verebilsek dünya ne kadar güzel bir yer olur aslında diye düşündüm. Sevgiyi tanıyarak büyüyenler mutlu bireyler oluyorlar ve çevrelerindekileri de mutlu ediyorlar. Tıpkı suya atılan taşın yarattığı çemberler gibi yayıyorlar sevgiyi çevrelerine. Seçebiliriz başlıklı yazısında “Hayat her an bize seçim yapabilme fırsatları sunar, sınırsızca… Olan biten her ne ise yaşadığımız ‘an’ da, yaşadığımız karşısında kendi düşüncelerimizi ve davranışlarımızı seçme özgürlüğümüz vardır” diyor Sedef. Bu paragrafı her ebeveynin ezberleyip kendine hatırlatması gerek diye düşünüyorum. İşten yorgun ve sinirli gelmiş olabilirsiniz, kötü bir gün geçirmiş olabilirsiniz, hasta olabilirsiniz, ama yüreğinizdeki sevgiyi vermek yerine çocuğunuzu kendinizden uzaklaştırmaya çalışıyorsanız, bu sizin seçiminiz. Bu seçimin sonucu ise yalnızca evladınızı değil, sizi, yakın çevrenizi ve onun hayatına girecek herkesi etkileyecek.

kitap
Anael Aile Merkezi‘nde düzenlenen tanıtım toplantısında yeni dostlar tanıma şansı da buldum tabii, onları da bir başka yazıda anlatacağım.
Ebeveynler için harika bir kaynak olan “Çocuklarla El Ele Ebeveynlik Yolculuğum” isimli kitabı ilk fırsatta başucunuza koyun ve dünyayı “mutlu çocuklar” ile kuşatanlara sizler de katılın.


Into The Storm 22 Ağustos Cuma Sinemalarda

Felaket filmlerinden pek hoşlanmam, ama Richard Armitage’ı Thorin dışında bir karakterde izleme fikri cazip geldi ve Warner Bros davetiyle öngösterime katıldım. Beklentinizi yüksek tutmazsanız ve belirli klişelere takılmazsanız, 89 dakikanın nasıl hızla geçiverdiğini anlamayacaksınız.

ITT STORM foto

İnsanoğlunun doğa karşısında nasıl çaresiz kaldığını, kendi hazırladığı felakete doğru koşaradım yaklaştığını izlemek, rahatsız edici olduğu kadar eğitici de. İstanbul’da da sıkça rastlamaya başladığımız hortum olayını, tam da fırtınan gözünden izlemek ilginç ve ürkütücü bir deneyimdi.

UTP-FP-0011r

New Line Cinema ile Village Roadshow Pictures aksiyon yüklü afet filmi  “Into the Storm/Fırtınanın İçinde”  22 Ağustos Cuma günü gösterime giriyor.
Profesyonel fırtına takipçileri, heyecan peşindeki ayyaşlar, öğrenciler, sıradan insanların farklı bakış açılarıyla izleyeceğiniz filmin başrollerinde The Hobbit’in Kral Thorin’i Richard Armitage , Prison Break ve The Walking Dead dizilerinden tanıyacağınız Sarah Wayne Callies, Veep dizisinin ilginç Mike karakterinden hatırlayacağınız Matt Walsh var.
Steven Quale yönetmenliğinde çekilen filmin ürkütücü görüntüleri Brian Pearson, etkileyici müzikleri ise Brian Tyler imzalı.
Film hakkında detaylı bilgilere BURAYA tıklayarak erişebilirsiniz.
İyi seyirler dilerim.


Parrot Flower Power İle Çiçekleriniz Hep Bakımlı Olacak

Geçtiğimiz günlerde teknoloji mabetim olarak adlandırdığım Mobicom gezisi sırasında gördüm bu ürünü, benim gibi  yıllardır çiçeklerle bitkilerle haşır neşir olanlar, çalıştıkları mekanlarda severek aldıkları pahalı bitkilere gerekli bakımı veremeyip kurutanları da düşünerek, ürün standının fotografını paylaştım. Detayları yazarım dedim ama ülke gündemi, havanın basıncı derken atlamışım. Bu sabah hatırladım ve elimdeki bilgileri sizlerle paylaşmak için yazdım.

Flower_Power-450x376

Dünyanın en saygın bilim dergilerinden Popular Science tarafında 2013 yılında ‘geleceğin ürünü’ seçilen Parrot Flower Power; bitki bakımı konusunda eşsiz olanaklar sunuyor. Alıcılarıyla, kullanıldığı saksıdaki nem oranı, ışık yoğunluğu, sıcaklık gibi birçok hayati bilgiyi ölçüp bluetooth ile cep telefonunuza gönderiyor. Ücretsiz olarak indireceğiniz uygulama sayesinde, bitkilerinizin anlık ihtiyaçları takip edilip, raporlar ve istatistik bilgiler oluşturulabiliyor. Böylece bahçede ya da evde baktığınız bitkilerin tüm ihtiyaçları ile ilgili detaylar konusunda müthiş bir yardımcıya sahip oluyorsunuz.

flower power

Parrot Flower Power, bitkilerin ihtiyacı olduğu zamanlarda kullanıcıyı uyarabildiği gerçek zamanlı alarm seçenekleri de sunuyor. Bu eşsiz teknoloji sayesinde bitkilerin bakımsız kalması tarihe karışıyor. Parrot Flower Power; Android ve Apple IOS cihazlarıyla uyumlu çalışıyor. Ürünün hafızasında 6.000 bitki türüyle ilgili bakım bilgileri bulunuyor.

Botanik bir devrim olarak nitelenen Parrot Flower Power’ı satın almak, detaylı bilgi edinmek için BURAYA tıklayınız.


Huawei Ascend P7 1299 Liralık Fiyatıyla Satışta

Dün akşam Çırağan Saray Bölümü’nde, Huawei‘nin yeni telefonu Ascend P7‘nin tanıtım toplantısına katıldım. İstanbul’daki hava muhalefeti nedeniyle çoğunluk gecikmeli olarak katılmıştı davete. Simto Alev, Nur Aydoğan, Sunipeyk, Kozan Demircan, Hamza Şamlıoğlu, Serkan Cura, İsmail Emrah Demirayak ile selamlaşıp hasret giderdikten sonra tanıtımın yapılacağı salonda yerlerimizi aldık. Otel salonlarının takım elbiseli erkeklere göre ayarlanmış klima sistemi nedeniyle, 18 derecede titreşerek konuşmacıları dinlemeye çalıştık.

Huawei Ascend P7 acilis konusmasi

Huawei Türkiye Genel Müdürü Zhao Gang “Tasarım, görüntüleme ve bağlantı konusunda çıtayı daha da yükseğe taşıyan Huawei Ascend P7’yi Türkiye’deki tüketicilerle buluşturmaktan mutluluk duyuyoruz.” diyerek başladı sözlerine. IDC’nin 2014’ün ilk yarısı için açıkladığı sonuçlara göre dünyanın 3’üncü en büyük üreticisi haline geldiklerini belirten Gang, Çin ve Batı Avrupa gibi pazarların yanı sıra, Türkiye’de de Huawei marka bilinirliğinin ve algısının her geçen gün daha da güçlendiğini gözlemlediklerini sözlerine ekledi. Bu yıl Türkiye’de Huawei’nin marka bilinirliğini güçlendirmek için 5 milyon dolar kaynak ayırdıklarını ve Huawei markasını hayatın içinde çok daha fazla yerde göreceğimizi de ekleyerek sahneden indi. Daha sonra Vodafone Türkiye Kıdemli Pazarlama Müdürü Onur Yeniay sahne aldı ve Vodafone’lular ile numarasını Vodafone’a taşıyan abonelerin, Türkiye genelindeki Vodafone Cep Merkezleri aracılığıyla tarifelerine ek 36 aya varan taksitlerle ve ayda 20 TL’den başlayan fiyatlarla yeni Huawei Ascend P7 sahibi olabileceklerini belirtti. Daha sonra, üşümekten isimlerini not alamadığım biri kadın, diğeri erkek iki kişi sahneye çıkarak Huawei Türkiye hakkında ve Ascend P7 telefon hakkında bilgiler verdiler. Sunumlar bittikten sonra etkinliğin pek leziz ikramlarla ve Zeliha Sunal ve kadrosunun neşeli sahne performanslarıyla devam edecek ağırlama kısmının yapılacağı balo salonuna geçerken, yağmurun durmasını fırsat bilip Nur ile bahçeye çıkarak gün batımını görüntüledik, tabii ısındık da :)  Huawei Ascend P7 ciragan bahceYemek eşliğinde dostlarla sohbetten sonra hepimiz sırayla telefonu test etmeye koştuk. Hafif ve avuca rahatça oturan bir telefon Huawei Ascend P7, tek elle de rahatça kullanabiliyorsunuz. Telefonun arka yüzünde, geceleri ya da iç mekanlarda düşük ışıkta kaliteli fotoğraflar çekebileceğiniz Sony dördüncü nesil BSI algılayıcı, 13 megapiksel çözünürlüğünde, küresel olmayan 5P lense sahip kamera yer alıyor.
Ultra Snapshot fonksiyonuna bayıldım, telefon kilitli halde olsa da ses azaltma tuşuna art arda iki kez basılınca 1,2 saniyede kamerayı çekime hazır hale getiriyor.

ascendp7Selfie ve groufie meraklılarının bayılacağı 8 megapiksel 5P küresel olmayan lense sahip ön kamera; panorama çekim modu ve fotoğraflarında daha güzel görünmek isteyenler için de 10 kademeli yüz iyileştirme özelliğine sahip.
Ascend P7’nin bir başka ilginç özelliği de Voice Photo, sosyal medyada paylaşacağınız fotoğraflarınıza 10 saniyelik sesli notlar ekleyebiliyorsunuz
Huawei Ascend P7, gündelik kullanımın yıpratıcı etkilerine karşı daha dayanıklı olmasını sağlamak amacıyla ön ve arka yüzde Corning® Gorilla® Glass 3 kaplamayla güçlendirilmiş.
Ascend P7, multimedya dosyalarını daha iyi görüntülemek için 5 inçlik 1920×1080 piksel çözünürlüğünde Full HD ekranla donatılmış.
Yine teknik özellikleriyle aklımı çelen bir telefon tanıtım toplantısı oldu, fiyatı diğerlerine göre daha makul, ama İstanbul-New York uçak biletine eşit bir rakamı gözden çıkarmayı aklım keser mi bilemedim :)

Huawei Ascend P7 Teknik Özellikleri:

Ekran: 5” 1920 x 1080 FHD
OS: Android™ 4.4.2 Kit Kat
Hafıza: 2GB RAM, 16GB ROM, 32 GB microSD kart desteği
Ön kamera: 8.0MP
Arka kamera: 13.0MP AF –F2.0 diyafram
Video yakalama: 1080p Full HD video kayıt ve oynatma
Boyut: 139.82mm x 68.8mm x 6.5mm
Ağırlık: yaklaşık 124g
Bağlantı: LTE Cat4 / WiFi 802.11 b/g/n / Bluetooth 4.0 / NFC ile paylaşım
İşlemci: HiSilicon Kirin 910T 1.8 GHz quad-core chipset / Mali450 GPU
Batarya: 2500mAh lityum polimer


Sayfalar:1234567...42