:::: MENU ::::

#MagicMikeXXL Bayramda Gösterimde

magic-mike-xxl

Warner Bros davetiyle izledim Magic Mike XXL filmini. İlk filmi görmemiş olsanız da devam filmi rahatlıkla izlenebiliyor. Yer yer kahkahalarla güldüğüm, soft porno kıvamında erotik görüntülere müthiş müziklerin ve dansların eşlik ettiği hafif bir eğlencelik diyebilirim. Bunca yakışıklı adonis kaslının yer aldığı filmin kadın izleyicilerinin ağırlıkta olacağını tahmin etmek de zor değil :)

İlk filmin yönetmeni olan Soderbergh, bu kez yönetici yapımcı olarak karşımıza çıkıyor, özellikle Savannah’daki egzotik striptiz klubünde zenci oyuncuların dans sahnelerinde yoğunlukla onun bakışını fark edeceksiniz.
İtiraf etmeliyim ki bu filme kadar Chaning Tatum pek de ilgimi çeken bir oyuncu değildi. 21 Jump Street ve The Vow’da izlediğim ağlak suratlı oğlan çocuğuydu benim için. Oscarlık bir oyuncu olur mu ilerde bilemem, ama filmin başlarında yer alan ve zenci sanatçı Ginuwine’ın Pony isimli şarkısı eşliğindeki dans performansı müthişti. Rol arkadaşlarından Matt Bomer’ı White Collar dizisinde hayranlıkla izlerdim. Joe Manganiello’da Amerikalıların “eye candy” dedikleri türden bir oyuncu bana göre. True Blood dizisi ve ufak tefek roller aldığı çokça filmden hatırlayacaksınız onu. Bu filmde de kaslı ve bakımlı bedeniyle görevini gayet güzel yerine getiriyor :) Adam Rodriquez’i de film boyunca “ya hu ben bu çocuğu nereden hatırlıyorum” diye izleyip, filmden sonra IMDB de arayınca CSI Miami’de izlediğimi fark ettim. Filmdeki kadın oyunculardan ikisi hemen öne çıkıyor; orta yaşlı mutsuz dul rolünde güzel oyuncu Andie MacDowell ve Gotham dizisinin ölümcül güzeli Fish Mooney’i canlandıran Jada Pinkett Smith, bu filmde Mike’ın eski gözdesi gece klübü sahibi Rome olarak karşımıza çıkıyor.
Filmin yönetmeni Emmy Ödüllü Gregory Jacobs, yapımcıları; Nick Wechsler, Gregory Jacobs, Channing Tatum ve senaryonun da yazarı olan Reid Carolin. 115 dakikalık film 17 Temmuzda sinemalarda gösterime giriyor. Hepinize iyi seyirler

Magic Mike XXL’de yer alan müzikler için BURAYA tıklamayı ihmal etmeyin derim.

Filme ait detaylar için BURAYA tıklayınız.

Görsel kaynağı için de BURAYA tıklayınız


#Entourage , 3 Temmuzda Sinemalarda

entourage-movie

Severek izlediğim dizinin filmine davet edilince pek mutlu oldum. Uzun zamandır teyzemin sağlığındaki oynamalar nedeniyle öngösterimlere katılamıyordum, bu nedenle de heyecanla gittim filmin gösterileceği salona. 6 Emmy ödüllü dizinin hemen her bölümünde çok eğlenmiştim, filmi de beklentimi yükseltmeden izledim ve pek çok sahnede kahkahalarla güldüm.

Dizinin vazgeçilmez ögesi olan bolca ünlü yıldızı konuk etme, her sahneyi müthiş müziklerle süsleme ve izleyiciyi, yıldızların yaşadığı en lüks hayatın içine çekiverme geleneği filmde de sürüyor.
Diziyi izlememiş olsanız da üzülmeyin, filmi keyifle izleyeceksiniz. Yönetmen Doug Ellin’in hınzır kurgusu, sizi karakterlerle başarıyla tanıştırıveriyor.
Dizide yeni parlayan bir oyuncu olan ana karakterimiz Vincent Chase (Adrian Grenier) filmde artık paraya para demeyen ünlü bir yıldızdır. Çocukluk arkadaşı, sırdaşı, menejeri Eric (Kevin Connolly), bir türlü talihi gülmeyen aktör üvey ağabeyi Johnny nam-ı diğer Drama (Kevin Dillon), yıllarca ekibin şöförlüğünü ve tedarikçiliğini yapan ama sonra başarılı bir girişimle tekila imparatoruna dönüşen diğer can yoldaş Turtle (Jerry Ferrara) ile birlikte yine eğlenceden eğlenceye koşmakta ve hayatın tadını çıkartmaktalar. Vincent’ı ilk gençlik yıllarında bir reklam filmiyle keşfeden ve yıldız olma serüveninde yanı başında olan hırslı, hiperaktif artist ajanı Ari Gold’da (Jeremy Piven) karısına verdiği sözü tutup daha sakin bir çalışma düzenine sahip stüdyo yöneticiliğini sürdürüyor. Gold eline geçen bir senaryoyu teklif ettiğinde, Vincent’ın hem oyuncu hem yönetmen olmasını içine çok sindiremese de kabul etmek zorunda kalıyor ve macera başlıyor.
Ari’nin her derde deva, çılgın ve sadık yardımcısı Lloyd rolünde yine Rex Lee var. Texas’lı yatırımcı ve oğlu rollerinde Billy Bob Thornton ve Haley Joel Osment’ı izliyoruz. Thornton her zamanki sakin tavırlarıyla, yorulmadan oynamış. Çocuk oyuncuyken az da olsa sevimli olan Osment ise keşke büyümeseymiş dedirtiyor :) Dizide Vince’in halkla ilişkilerini yürüten Shauna rolünde yine Debi Mazar var ve ekip her zaman olduğu gibi onu çileden çıkaracak şeyler yapmayı ihmal etmiyor.
Filme konuk olanları saymakla bitirmek mümkün değil, yapımcılığı da üstlenen Mark Wahlberg, Mark Cuban, Liam Neeson, Pharrell Williams, Kelsey Grammer, Gary Busey, Mike Tyson, George Takei, Warren Buffett, David Spade, Piers Morgan, Jon Favreau yazabildiklerim. Jon Favreau ile Drama arasında geçen konuşmayı izlerken su içiyordum, gülerken burnumdan çıktı hepsi :)
Doug Ellin filmi kendi senaryosuna, karakterlerine ve Rob Weiss’ın hikayesine dayanarak yönetmiş. Filmin yapımcılığını Mark Wahlberg, Stephen Levinson ve Ellin, yönetici yapımcılığını ise Wayne Carmona üstlenmiş.
Kamera arkası yaratıcı ekibinde de dizide çalışmış kilit isimler bir araya gelmiş. Görüntü yönetiminde Steven Fierberg, kurguda Jeff Groth, yapım tasarımında Chase Harlan ve kostüm tasarımında Olivia Miles.
Küfür kıyamet ve baskın maço karakterlere rağmen eğlenceli vakit geçirilen, Hollywood rüyasını dibine kadar yaşayanları, Sunset Bulvarını, Malibu sahillerini izleyebileceğiniz sabun köpüğü gibi hafif bir yaz filmi olmuş Entourage.
İyi seyirler.
Detaylar için BURAYA tıklayınız.
Görsel kaynağı ŞURADA


Bir Sabah Uyandığımda Yoktum

Geçtiğimiz haftasonu, İletişim Yayıncılık tarafından yayınlanmış “Bir Sabah Uyandığımda Yoktum” isimli bir kitap geldi. Yıllar önce Likemind toplantılarından birinde sevgili Tuğçe Esener’in tanıştırdığı, yetenekli genç yazar Işıl Kocaoğlan’ın yeni romanıydı. Sabırla dinlediği nasihat yumağı sohbetlerimizi hatırladım ve gülümsedim. Pazar günü de uzun elektrik kesintisini fırsat bilip hemen okumaya başladım.

İlk satırlarla sizi içine çekiveren bir hikaye anlatıyor sevgili Işıl, kafanızı karıştırıyor. Gerçek ile kurguyu öylesine ustalıkla iç içe geçiriyor ki, “ya benim başıma gelseydi” derken ve sayfaları hızla çevirirken buluyorsunuz kendinizi.

Isil kitap

Pahalı bir evde yaşayan, büyük bir şirkette çalışan, özgüveni yüksek, hırslı ve parlak bir profesyonel, bir sabah uyandığında, hiç var olmamışçasına kaybolduğunu fark ediyor. Öylece, birdenbire Yokadam’a dönüşüveren; komşuları, iş arkadaşları, sevgilisi, annesi, sokakta rastladığı insanlar tarafından görünmeyen genç adamın hikayesi, yokluğun ve varlığın sınırlarında dolaştırıyor okuyanı.

“O kadar yoktum ki, içeride eşyalardan başka hiçbir şeyin bulunmadığına dair ben bile bahse girebilirdim. Ellerimi havaya kaldırdım, ellerim yoktu. Parmak uçlarımı ağzıma, gözlerime, yanaklarıma yaklaştırdım, yüzüm yoktu…

Romanıyla okuyucusunu düşündürücü bir geziye çıkaran, hayal gücü yüksek bu genç yazarın, sevgili Işıl Kocaoğlan’ın kitabını BURAYA tıklayarak satın alabilirsiniz.


Asaf’ın Yeri

Asaf

Şiirlerini okumaktan, yetmişlerin sonlarında Bebek’te gündüzleri kafe akşamları bar olan yerinde vakit geçirmekten büyük keyif aldığım Özdemir Asaf’ın ölüm yıldönümüymüş. Başka bir yere benzemezdi Asaf’ın Yeri; edebiyat, müzik, resimle iç içeydim, çok doğaldı herşey orada, sanki aile fertlerinden birinin oturma odasındaymış gibi hissederdim. Duvarlarında tablolar, fotograflar, şiirler vardı bu yerin. Masalarında dizeler, mesajlar kazılıydı. Raflara dizilmiş kitaplar, plaklar ve gramafonu da hatırlıyorum. Şimdilerde butik, daha önce de baklavacı olan bu yer keşke korunabilseydi.

2005 yılında epostayla sevdiğim bir şiirini paylaştığım değerli dostum Rengin Serdaroğlu; o yıllarda okul çıkışında uğramayı sevdiğini ve aşağıda okuyacağınız meşhur dizeleri Asaf’ın kafenin masalarından birinin üzerine sandalye koyup tepeye yazıverdiği günü anlatmıştı, bana da ustaya neden hayran olduğumu bir kez daha hatırlatmıştı.

Her gülüş bir yanaşımdır, bir öbür kişiye…
Döndürür birden, iki kişiyi bir kişiye..
Anılarından kale yapıp sığınsa bile,
yetmez yalnız başına bir ömür bir kişiye..

 


Aynebilim Aşevi Desteğinizi Bekliyor

Friendfeed sayesinde ne güzel dostlar edinmişim. Neredeyse tamamı yarı yaşımda bu dostların, ama her biri birer kahraman. Kimi kendi alanında usta, kimi yeni yola çıkıyor, kimi hayallerinin peşinde diğer coğrafyalarda pedal çeviriyor. İçlerinden biri var ki mutlaka hepiniz haberdar olmalısınız ondan; Aynebilim. Tamam o zaten meşhur biri aslında, ama ani bir kararla Kamboçya’ya uçup orada aşevi kurup, açları doyurmaya çalıştığını çoğunuz bilmiyor olabilirsiniz.

ayn soup kitchen

Aynebilim; eskilerin nev-i şahsına münhasır dedikleri türden, on parmağında on marifet bir genç kadın. Tanıma şansı bulduğum en komik insanlardan da biri ayrıca :) En içimin daraldığı günlerde kaybolma hikayeleriyle kahkahalar attırırdı.
Onu tanıdığım günden beri hayır işlerinin, yardım kampanyalarının en hararetli takipçilerinden ve kimilerinin de organizatörlerinden.
ayn fotolarGeçtiğimiz aylarda sohbet sırasında “Kamboçya’ya açları doyurmaya gidiyorum” dediğinde şaşırmadım. Yemek yapmayı, sofra kurup konuk ağırlamayı bu kadar seven yardımsever birinin dünyanın diğer ucunda aşevi kurması bazılarına hayal gibi gelse de Aynebilim işe girişti ve hayat şartları olağanüstü zor bir coğrafyada açları doyurmaya başladı. Hayat şartlarının ne kadar zor olduğunu BURAYA tıklayarak okuyabilirsiniz. Okuyacağınız o yazı, Aynebilim’in de Aşevi kurmak için Kamboçya’ya gidiş kararını aldığı yazı. Ayda 5 dolar (yanlış okumadınız ayda beş dolar) ile geçinmek zorunda olan insanlara yemek pişiriyor oralarda.

Şimdi sizlerden bir ricam var. Aynebilim’in son kitabı “Karın Tokluğuna Aşk” e-kitap olarak yayınlandı ve bu kitabın geliri aşevine gidecek. Fotografları inceleyin ve sonra lütfen BURAYA tıklayarak; sadece 10 lira karşılığında hem kitabın sahibi olun, hem de ihtiyacı olanlara yardım edin.

Aynebilim Aşevi Facebook sayfasına BURAYA tıklayarak erişebilir, güncellemeleri takip edebilirsiniz.

Ayn kitap


#2015 Yeni Bir Yıla Daha Merhaba

bebek

Onurumuzla, sahip olduklarımıza şükrederek, anlamsız hırslardan arınarak, bebekler gibi kibirsizce, her sabah daha yenilenerek, az tüketip çok türeteceğimiz, barış içinde “bir orman gibi hür ve kardeşcesine” yaşayacağımız; ruhlarımızın hep genç kalacağı, daha bereketli, daha huzurlu, daha adil ve çok daha güzel bir yıl olsun.
Uygulamaya çalışın:
-Her fırsatı değerlendirip kahkaha atın, gülmenin iyileştirici etkisinden yararlanın. Yeri geldiğinde egoist olun.
-Kendinizi sevin, değer verin ve önemseyin. Hepimiz tek ve biricikiz, bizden bir tane daha yok. İnanmıyorsanız parmak iziniz ve retinanız size kanıtlayacaktır.
-Halinizden şikayet etmeyin. Mutsuzlukları görev edinmek yerine, yaşadığınız her an’a şükredin.
-Çok kızgın ve sinirli olduğunuz zamanlarda bile gülümsemeye çalışın.
-Affedin, kolay değil biliyorum, ama deneyin mutlaka.
-İhtiyacı olan herkese yardım etmeye çalışın, yardım sadece parasal değildir.
-Sokakta rastladığınız hayvanların başını okşayın, sevilmeye de ihtiyaçları var unutmayın.
-Gerektiğinden fazla tüketmemeye çalışın; sistem yerine ruhunuzu besleyin.
-Tüketeceklerinizi alırken çevreye zarar vermeyenleri seçmeye çalışın, ambalajlı ürünlerden vazgeçin, olabildiğince az çöp üretmeyi deneyin.

Bu linkleri de mutlaka inceleyin

http://uyanmasaati.com/
http://zumbara.com
http://esyakutuphanesi.com
http://bugday.org/
http://www.fikirsahibidamaklar.org/
http://tema.org.tr/
http://abolisyonistveganhareket.org/


#TheHobbit İle Son Buluşma

Öngösterimle izleme şansı buldum bu sabah Hobbitlerin sonuncusunu. 145 dakika nasıl geçti anlamadım inanın.

THE HOBBIT: THE DESOLATION OF SMAUG

Howard Shore’un muhteşem müziği, Peter Jackson’ın yönetmenliği, Andrew Lesnie’nin görüntüleriyle kendinizi maceranın tam içinde buluveriyorsunuz.

THE HOBBIT: THE DESOLATION OF SMAUG

İkinci filmin sonunda ejderha Smaug’un Bard’ın yaşadığı Göl Kasabası’nı ateşler içinde bıraktığını görmüştük. Final filmi de bu felaket sahnesiyle başlıyor.
Dozu azalmayan temposuyla beni koltuğuma çivileyen final filminde dövüş ve savaş sahneleri bir bale gösterisi kadar titizlikle yönetilmiş. Şiddetten ve kanlı sahnelerden hoşlanmam ve genellikle gözümü kapatırım, ama bu kez iki sahne dışında hepsini izledim, hangileri olduğunu söylersem ipucu vermiş olurum, heyecanınızı bölmek istemem :)

Kostüm tasarımlarında Richard Taylor, Bob Buck ve Ann Maskrey, Joe Letteri yönetimindeki görsel efektler ve özel makyajlarda da Weta Workshop müthiş işler çıkarmışlar.

Legolas

Bu filmle bir kez daha karar verdim; Orlando Bloom hep Legolas olacak benim için, kumral haliyle pek silik kalıyor :)

Benzer bir talihsizlik Thorin rolünü üstlenen Richard Armitage için de söz konusu. Bu filmde büründüğü karakterden sonra Into The Storm’da pek yadırganmıştı.

Lee Pace’e yeniden hayran oldum Thranduil rolüyle. Tamam kabul The Fall ile gönlümde taht kurmuştur ama Elf olarak da müthişti.

LeePace

Ve tabii Martin Freeman, büründüğü her karakterle kalbimi fetheden bu minik dev adamın filmde söylediği ve beni etkileyen bir cümleyi paylaşmam spoiler sayılmaz sanırım: “One day I’ll remember. Remember everything that happened: the good, the bad, those who survived… and those that did not.”

Bu haftasonu kendinize vakit ayırın ve efsanenin son filmini izleyin, ama mutlaka IMAX olarak izleyin. İyi seyirler.


Öğretmenler Günü Kutlu Olsun

begonviller

Canım kardeşim Bilge Mintaş, sevgili kuzenim Zerrin Bıçakçı başta olmak üzere, tanıdığım ve değer verdiğim bütün öğretmenlerin 24 kasım Öğretmenler Günü kutlu olsun.

Bana emeği geçen, hayatta olan ve olmayan öğretmenlerim hepinize teşekkür ederim. İyi bir insan olmayı önce ilk öğretmenim olan rahmetli anneciğimden öğrendim, sonra üzerine kendi kişiliğimi inşa ederken, sizler yol gösterdiniz bana.

Yaşadıkları zorluklara rağmen öğrencilerine ışık olmaya çalışan bütün öğretmenlere teşekkürler, yarınlar için umut olacak gençler sizlerin desteği ve rehberliğiyle yetişecekler.
Öğretmenler Günü hepinize kutlu olsun.


Dostlardan Cumartesi Sürprizi: Miró Sergisi

Dün akşamüstü sevgili dostlar Gaye ve Ümit Atakan kızkardeşlerin hoş bir sürpriziyle “haydi gel sahilde bir çay içeriz” diye evden çıkarılıp Sabancı Müzesi‘nde Miró sergisinde buluverdim kendimi.

20. yüzyılın etkin sanatçılarından Joan Miró’nun sembolleştirdiği “Kadınlar, Kuşlar ve Yıldızlar” Sabancı Holding’in katkılarıyla Sakıp Sabancı Müzesi’nde 1 Şubat 2015’e kadar sergilenecekmiş. Sergide sanatçının olgunluk yıllarına ait yağlıboya ve akrilik tablolar, taşbaskılar ve heykeller de yer alıyor. Barselona’daki Joan Miró Vakfı, Mallorca’daki aile koleksiyonu Successió Miró ve yine Mallorca’daki Pilar ve Joan Miró Vakfı işbirliğiyle gerçekleşen sergide; aile koleksiyonundan eserler ve sanatçıya ait kişisel eşyalar da dünyada ilk defa İstanbul’da sanatseverlerin beğenisine sunulmuş.

miro afis

Barselona doğumlu Katalan ressam ve heykeltıraş Joan Miró’nun eserlerinin çoğu, benim izlemekten keyif aldığım tarzda değiller. Mavi zeminli en bilinen tabloları dışında, pek beğenerek seyrettiğim iki duvar halısı ve adını hatırlayamadığım bir matbaanın kuruluş kutlaması için yaptığı tablo dışındakiler sanırım çoğunlukla; ülkesindeki, dünyadaki siyasi olaylara, savaşlara, belirsizliklere duyduğu öfke ve tepkisini dile getirdikleri için bana karanlık, boğucu, hatta rahatsız edici geldiler.

pembeli kadin

En alt katta yer alan ve daha önce de büyük keyif alarak gezdiğim Tanzimattan Cumhuriyete Türk Resmi sergisini bu kez de Gaye ve Ümit ile yeniden izledim. Pembeli Kadın tablosunun detaylarını yine keyifle seyrettim. Sergide Osman Hamdi Bey, Şeker Ahmed Paşa, İbrahim Çallı, Feyhaman Duran, Fikret Mualla’nın eserleri özellikle dikkat çekiyor.

muzede changa

Biraz dinlenip sıcak birşeyler içmek için Müzede Changa’nın nefis manzaralı terasa bakan masalarından birine oturup, hem sergi ile ilgili gözlemlerimizi karşılaştırdık, hem de leziz birer yasemin çayı içtik. Sevgili Gaye ve Ümit’e bu harika akşamüstü sürprizi için tekrar teşekkür ederim.

Fotograflar yarım akıllı Samsung emekli modeli telefonumla çekildiği için pek iyi değiller, kusura bakmayın :)

Sergi ile ilgili detaylara, ziyaret günleri ve saatlerine BURAYA tıklayarak erişebilirsiniz.


Unutma, unutturma…

Ataturk

Ata’yı yok sayanlara, adını ve yaptıklarının izlerini silmeye çalışanlara inat; sözlerini ve öğrettiklerini paylaşmaya devam.

“Büyük olmak için hiç kimseye dalkavukluk etmeyeceksin, hiç kimseyi aldatmayacaksın.

Memleket için gerçek ülkü ne ise onu görecek, o hedefe yürüyeceksin.

Herkes sana karşı çıkacaktır, herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır, fakat sen buna dayanıklı olacaksın, önüne sonu gelmeyen engeller çıkacaktır.

Kendini büyük değil; küçük, zayıf, kimsesiz ve araçsız kabul edecek, kimseden yardım gelmeyeceğine inanmış olarak bu engelleri aşacaksın.

Bundan sonra da sana ‘BÜYÜKSÜN’ derlerse bunu söyleyenlere güleceksin!. “

Mustafa Kemal Atatürk


Sayfalar:1234567...43