:::: MENU ::::
Monthly Archives: Aralık 2008

Kendime notlar

-Kendini sev, önemse.
-Egoist olmayı dene, kendine daha çok vakit ayır.
-Halinden şikayet etmeyi aklından bile geçirme.
-Cahiller ve aptallarla tartışma, nefesini boşa tüketme.
-Çok kızgın ve sinirli olduğun zamanda bile gülümsemeye çalış.


Küçük mutlulular dükkanı “Candy” ve Fransui Hanım…

Teşvikiye Karakolu karşısından inen yoldan yüz metre kadar aşağıda sağda, iki basamak merdivenle inilen küçük bir dükkan. İçeri girdiğinizde sizi yüzünde kocaman gülümsemeyle karşılayan güzel bir kadın, Fransui Mimaroğlu… Geçen yılbaşı öncesi, melekleri çok seven bir arkadaşımızın evine davetliydik. Ona melekli bir fincan veya şirin bir melek figürü bulmak için daha önce önünden onlarca kez geçtiğim ama nedense keşfetmeyi o gün başardığım “Candy” mağazasına girdim. Aman tanrım gerçekten hazine bulmuştum, İstanbul ili sınırlarında melek figürleri açısından bu kadar zengin bir başka mağaza daha olacağını sanmıyorum. Ve sonra o renkli objelerden bakışlarımı çekebildiğimde,  sıcacık gülümsemesi ve tatlı diliyle bana yardımcı olan, ama asla ticari davranmayan, heyecanla herşeyi karıştırmama izin veren, bu minyon ama kocaman yürekli eski İstanbul hanımefendisini tanıyıp, ona hayran olmuştum. Biraz sohbet ettikten sonra o gülümseyen yüzün aslında bir sürü trajedi yaşadığını ama hayata dört elle bağlanıp, insanlara mutluluk vermeyi seçtiğini öğrendim. Beni tanıyanlar bilirler; mutlu olduğum, beğendiğim her ürünü ve hizmeti severek paylaşırım. Bilgisayarımın başına geçer geçmez hemen hakkında biraz araştırma yaptım. Genç yaşta kaybettiği kocasının işini devralıp sürdüren daha sonra, iki kızından birini de ebediyete uğurlayan Fransui Hanım, diğer kızı ile tekstil işlerine devam etmişler. 1995 yılında bu yana da, Teşvikiye’deki bu şirin dükkanı işletmeye ve bizlere güzel ürünler sunmaya devam ediyorlar. Yolunuz Teşvikiye’ye düşerse mutlaka uğrayın, hiç bir şey almasanız da o muhteşem insanı tanıyın, hem kimbilir belki orada sizi bekleyen minik bir melek bile bulabilirsiniz.
Teşekkürler Melekçi Hanım, iyi ki varsınız…

Minik bir not: Yazı için kullandığım görsel, yabancı bir alışveriş sitesinden alıntıdır. Mağazada olmayabilir, ama eminim Fransui Hanım size ondan daha güzel figürler bulup, ince bir zevkle ambalajlayacaktır.
Candy Hediyelik Eşya Ihlamur Yolu 2/3 Nişantaşı


Siz uyursunuz, ama “BlogDestek” uyumaz…

Sevgili Burak Dönertaş’la, bir e-tohum toplantısında tanıştım. Sakin bir sesle, bana kafasındaki projeyi anlatmaya çalışıyordu. Çalışıyordu diyorum çünkü; hiperaktivitesi tavan yapmış anlarımda, dikkat eksikliğim de devreye girer el ele verip dansa başlarlar. Algılarım kapanır, dikkatimi toplayamam, karşımdakini dinlemek dünyanın en zor işine dönüşür. Sözel anlatımla başa çıkamayacağını anlayan bu keskin zekalı genç adam, hemen laptopunu açıp bana görsel bilgi vermeye başladı. İşte o zaman keyifle izlemeye ve dinlemeye başladım. Bu fikirlerini yeniden konuşmaya karar verip kenara koyduk. Aradan geçen zamanda bir çok proje ve konuda fikir alışverişinde bulunduk. Zıvanadan çıkıp delirdiğim zamanlarda “abla sakin ol değmez” diyen sakin bir dost daha kazanmıştım. Güzel eşi Meryem’le bana moral oldular hep. Bu süre içinde laf arasında sürekli “abla sen neden blog yazmıyorsun” diyor ben de “blogcuda yazıyorum arada” deyip geçiştiriyordum. Bir akşam yine çevrimiçi fikir alışverişi sırasında bana bir link yolladı, linke tıkladığımda bir an nefesim kesildi. Karşımda, başlığında mavi zemin içinde “Muge Cerman” yazan bir sayfa vardı. Daha da şaşırtıcı olanı, eski yazılarım da buraya eklenmişti. O gün yeniden projesini konuştuk, neden hemen başlamadığını sordum, bir kaç kişiyle görüştüğünü onlara çalışmalar yaptığını söyledi. Kısa bir süre sonra; tanıdık, eş dost derken bir çok isimle profesyonel anlamda çalışmaya başladı. Müşterileri arasında şirket yöneticilerinden, profesörlere, blog yazarlarından, ünlü isimlere kadar birçok kişi olmuştu. Her biri ile tek tek konuşup, isteklerini öğrenip, kişiye özel tasarımlar hazırlamak, yayına hazırlamak oldukça zor iş bence. Sevgili Metin Kahraman‘ın (a.k.a MK) dediği gibi “BlogDestek, hep destek tam destek” yedi gün, 24 saat hizmette olmak her babayiğidin harcı değil. Bugünlerde; onlarca renk, fikir ve önerinin birçok blog sayfasında ve web sitesinde can bulmasını izliyorum gururla ve keyifle. Arada imdat mesajı yollayan herkese de çevrimiçi destek vermeye çalışıyor Burak Dönertaş. Benim blogum ise uzun süre mavi zemin içinde Muge Cerman yazar şekilde kaldı, uğuru bozulmasın diye 🙂 Sonunda yine bir sürpriz linkle tam kafamdaki sayfaya sahip oldum, teşekkürler Burak Dönertaş, sen hem çok iyi bir dost, hem çok yaratıcı bir sanatkarsın. Emeğine, yüreğine sağlık “BlogDestek“, yolun ve bahtın açık olsun.


Yessssssss

Herşeye “evet” demek… ne kadar zor ve korkutucu bir düşünce. Ama Jim Carrey’nin yeni filmi “Yes Man” de öyle olmadığına tanık olabilirsiniz, atacağınız kahkahalar da bonusu. Bu akşam Warner Bros’un salonunda ön gösterimde izlediğim film sayesinde, uzun süredir gülmediğim kadar çok güldüm ve eğlendim. Carl Allen hayatı sıradan, başarısızlıkları tavan yapmış mutsuz bir adam. Eski bir arkadaşının  zoruyla katıldığı seminerden sonra başına gelenler olarak özetleyebileceğimiz filmde; yönetmen Peyton Reed, son zamanlarda moda olan “hayata dair sihirli formüller” vaad eden seminer programlarıyla da ince ince dalgasını geçerken; aşk, dostluk, yardımseverlik temalarının da altını çiziyor. Kısaca yakında vizyona girecek bu filmi kaçırmayın, “yes” sözünü her duyduğunuzda yüzünüze geniş bir gülümseme yerleşeceğine eminim.
Filmin videosunu izleyebileceğiniz web sitesi ise “http://yesisthenewno.warnerbros.com/”


“İmdat” sadece bir Beatles şarkısı değildir…

Hava soğuk ve gri, ruhu daraltacak kadar karanlık bir sabah. Düne kadar, böyle havalarda mutsuz ve huzursuz birine dönüşürdüm. Bu sabah ise kendime Nick Vujicic‘i hatırlatıp, sağlıklı, mutlu ve varlıklı olduğum için yaradana şükrettim. Onunla ilgili yazacak ve konuşacak çok şey var, ama şimdilik sizlerle sevgili dost Ali Haydar Ünsal‘ın blog yazısını paylaşacağım. Zaman içerisinde hem size, hem kendime ne kadar şanslı olduğumuzu hatırlatmak için Nick’in videolarını paylaşırım. Bugün sizlere bir başka yazının hatırlattıklarını anlatmak istiyorum. “Help! – Not Just a Beatles Song” “İmdat, sadece bir Beatles şarkısı değildir” başlıklı yazıyı okuduğumda, zorluklarla geçen 2006 yılını hatırladım. Zaman zaman hepimiz sıkıntılı dönemler yaşarız. Dertlerimizi paylaşmak istemediğimiz, başımıza gelenlerin herkes tarafından bilinmesinden hoşlanmadığımız, bizlere acınmasını istemediğimiz zamanlar. Ne kadar yanlış bir düşünce. Eğer dostlarımız varsa, sıkıntılı zamanlarımızda bizim için hissedecekleri en son şey acımak olacaktır. Sessizce çığlık attığınız zamanlarda kimsenin sizi duymasını anlamasını beklemeyin. Atasözlerimizin bazıları böyle durumlara çok uygundur, “Derdini söylemeyen derman bulamaz”, yaşadığınız sorun her neyse içinden çıkamayacağınız kadar sizi daraltmadan birileriyle paylaşmayı deneyin. Belki derdinizin tam çözümünü bulamaz ama arkadaşlarınız, aileniz ve sevdikleriniz kendinizi iyi hissetmeniz için ellerinden geleni yapacaktır. Tabii yapılacak yardımların ve desteklerin, incelikle ve karşı tarafı incitmeyecek biçimde olması da önemli. Maddi anlamda dibe vurduğum günlerde, dostlarım normalden daha sık ziyaretime gelir olmuşlardı. Bana moral ziyareti yaptıklarını söylerken, elleri kolları dolu geliyorlar, farenin düşşe başını yarabileceği boşluktaki buzdolabımı tıka basa doldurup gidiyorlardı. “Çaya geldik, teras sefasına geldik, alışveriş yaparken gözüme ilişti sen çok seversin dayanamadım aldım” gibi bahanelerle beni kırmamaya çalışarak destek verdiler. Yılın sonuna yaklaştığımız bu günlerde, küresel krizi de fırsat bilen firmalarda bir çok kişi işsiz kaldı. Arkadaşlarınızı dostlarınızı arayın, hatırlarını sorun, seslerinden anlayamazsanız mutlaka görmeye gidin, sessizce haykırdığı yardım çağrısına belki biraz da olsa destek verebilirsiniz. Hepimizin kemerlerini sıktığı bir dönemdeyiz, hatta annemin deyimiyle “ne kemeri kızım, sıka sıka kemer mi kaldı” dediği durumdayız. Ama geleneklerimiz, ağızlara pelesenk olan dini inanışlarmız, bize olanları olmayanlarla paylaşmamızı söylüyor. Haydi çekinmeyin, arayın dostlarınızı, bolluk aslında yüreğimizde, gülüşümüzde ve hissettiklerimizde.
Sevgi ile kalın…


AVEA data hattı problemim sonunda çözüldü

GÜNCELLEME

Çağrı merkezi 2010 yılından sonra yeni yönetimle birlikte tepeden tırnağa yenilendi ve kullanıcı dostu bir birim olması için de var güçleriyle çalışıyorlar. Benim iki yazım 2008 yılı kasım ve aralık aylarında yazılmıştır, okurken mutlaka bu notu gözönünde tutunuz.

AVEA data hattı maceramı bir çoğunuz biliyorsunuz. Nihayet duyarlı bir yönetici sesimi duydu, kurum içi iletişimi hızla harekete geçirerek sorunu çözdü. Sistem değişiklikleri, teknik çalışmalar gibi aktarımların olduğu bir dönemde başıma gelmiş bu talihsiz durum. Beni bizzat arayan Avea yöneticilerine, buradan teşekkür etmek isterim. Uğradığım zararı biraz olsun hafifletmek için, kullanamadığım dönemdeki kasım ve aralık faturalarını da iptal ediyorlar. Sağolsunlar, fakat  kendimi rahatsız hissettiğim bir konu var. Ya benim gibi haksızlığa uğrayan, ama derdini anlatmayı başaramayan ve mutsuzluğunu her yerde anlatıp markayı zedeleyen üzgün kullanıcılar ne olacak? Teknolojiye ve markaya yatırım yapan böyle büyük isimler, belki de maaşlı elemanlarından değil de, tarafsız bir kurumdan “şikayetim var” hattı desteği almalılar. Bunu da gerçekten sıkı takip edip, “markamıza güveniyoruz, sizleri dinliyoruz” gibi sürekli anonslarla duyurup, kullanıcılarına ” Oh be” dedirtmeliler.
Sevgi ile kalın…


Hepinize, sevdiklerinizle ve ağız tadıyla iyi bayramlar…

“Aaah ah nerede o eski bayramlar” bu cümleden oldum olası hoşlanmam. Bayramların bir yere gittiği yok, hep bizimle birlikteler. Sadece algılar, ihtiyaçlar ve öncelikler değişiyor. Aile fertlerim ve ben eski adetleri, her bayram elimizden geldiğince sürdürmeye çalışıyoruz. Olabildiğince aile büyüklerinden birinin evinde toplanıp yemekler yenir, herkes kendi ile ilgili güncellemeleri yapar diğerlerini bilgilendirir, çocuklarla şakalaşılır, gülünür eğlenilir.  Bayramın manası da bu değil mi zaten. Son yıllarda bir furya başladı, tatile gidenlere kendini kötü hissetirme kampanyaları diyorum ben bunlara. Ne yapsın insanlar, yoğun bir tempoda, stress içinde, krizlerle, it dalaşlarıyla savaşıyorlar, uzun bir tatil fırsatı görünce de biraz hava değişimi istiyorlar. Önemli olan herkesin mutluluğu değil mi zaten. Tatile gidenler, zaten bir kaç gün önceden aile büyüklerine uğrayıp hayır dualarını alırlar genellikle. Bütün bir yıl arayıp sormayan, ama bayramın ilk günü yarım saat uğrayıp, eğreti kutlamasını yapıp kaçan bir aile ferdi yerine, bana sevgiyle sarılacak, vakit ayırıp söyleşecek birini daima tercih ederim. Sevgili dostlarım hepinize ağız tadıyla, sevdiklerinizle, sağlıklı ve huzurlu güzel bir bayram tatili dilerim.
Sevgi ile kalın…