:::: MENU ::::
Monthly Archives: Temmuz 2012

Hava kurşun gibi ağır

Hava kurşun gibi ağır!!
Bağır
bağır
bağır
bağırıyorum.
Koşun
kurşun
erit-
-meğe
çağırıyorum…

O diyor ki bana:
– Sen kendi sesinle kül olursun ey!
Kerem
gibi
yana
yana…
“Deeeert
çok,
hem dert
yok”
Yürek-
-lerin
kulak-
-ları
sağır…
Hava kurşun gibi ağır…

Ben diyorum ki ona:
– Kül olayım
Kerem
gibi
yana
yana.
Ben yanmasam
sen yanmasan
biz yanmasak,
nasıl
çıkar
karan-
-lıklar
aydın-
-lığa..

Hava toprak gibi gebe.
Hava kurşun gibi ağır.
Bağır
bağır
bağır
bağırıyorum.
Koşun
kurşun
erit-
-meğe
çağırıyorum…..

Nazım Hikmet Ran Mayıs 1930


The Great Masters Sergisi Istanbul

2 Temmuz öğleden sonra; Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi, Beş Kubbe Salonu’nda yer alan The Great Masters Sergisini gezdim. Vestel ana sponsorluğunda, Arter Tasarım ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi işbirliği ile bizlere ulaşan bu sergide; her yaştan konuk kendi ilgi alanlarına hitap eden çok ilginç detaylar bulabilir.

Sizlere önerim, önce sergiyi hızlı adımlarla bir gezip gözden geçirin. Sonra her bölümde yer alan interaktif ekranlardaki bilgiler ve sergi alanı girişinde mutlaka almanız gereken kulaklıklı elektronik rehberler yardımıyla sindirerek gezin.

Elektronik rehber çubuğunu eserlerin üzerlerinde veya yanlarında yer alan metal daireye tuttuğunuzda başarılı bir çeviri ve seslendirmeyle, hatta bazılarında dramatik anlatımlarla bilgi alabiliyorsunuz. Bir grupla gezdiğim için benim turum hızlı oldu, bu nedenle en kısa sürede bir kez de sindirerek gezeceğim.
The Great Masters Sergisi; 2010 yılında İsveç’in Göteborg kentinde açılan, binlerce ziyaretçi tarafından gezilen “And There Was Light” sergisinin geliştirilmiş bir versiyonuymuş. Bu şekliyle dünyada ilk kez İstanbul’da sergileniyormuş. Sergi İstanbul’da yerelleştirilmiş, 3 büyük ustanın çağdaşları olan Osmanlı sanatçıları ve mimarlarından örneklere de yer verilmiş. 
Sistine Şapeli’nin orantılı olarak küçültülmüş bir örneği içinde dolaşmak, Vitrivius İnsanı’nı incelemek, Davut heykelinin ne muhteşem bir eser olduğunu bir kez daha hayretle izlemek, “Son Akşam Yemeği” tablosunu bir kez de interaktif ortamda detaylıca görmek, San Pietro Bazilika’sının kesiti içinde inceleme yapmak, Leonardo’nun müthiş kanat taslaklarını hayran hayran izlemek, yıllarca sütun başlığı sanılan Michelangelo çizimlerinin aslında bir çanta taslağı olduğunu öğrenmek harikaydı.

En ilgimi çeken bölümlerden biri de Leonardo’nun mektubu oldu. Büyük usta; 3 Temmuz 1503’da Sultan II. Bayezid’e bir mektup yazarak; Haliç’e tek kemerli bir köprü ile İstanbul – Pera arası için bir köprü tasarladığını, rüzgâr değirmenleri, yenilikçi hidrolik cihazlar imal etmeyi önermiş. Bu mektup ve mektupta söz edilen Galata Köprüsü’nün modelini görmek içimi acıttı. Daha da acısı mektubun çeviriminde yer alan “Leonardo nam kafir” cümlesiydi. Bu bağnazlık yaşadığımız yüzyılda bile gözleri kör etmiyor mu?
Kendinize ve yakınlarınıza, özellikle çocuklarınıza hoş bir gün armağan edin ve bu sergiyi mutlaka gezin. Sergi süresince çeşitli etkinlikler de var. Bunlar arasında çocuklar için olanlar kadar büyükler için olanlar da çok ilgi çekici. Ayrıca her perşembe akşamı açık hava sinemasında National Geographic sponsorluğunda harika belgeseller izleme şansına da sahipsiniz. Sergiden görüntülediğim daha farklı kareleri incelemek için BURAYA tıklayınız.
Sergi hakkındaki en güzel yazılardan biri olan sevgili dost Süleyman Sönmez’e ait olan yazıyı BURAYA tıklayarak mutlaka okumanızı öneririm. Yazımda göreceğiniz bütün yabancı isimlerle ilgili bilgi linklerine onun yazısından kolaylıkla ulaşabilirsiniz. 
Bu harika sergiyi inceleme fırsatı için öncelikle bizlere güleryüzlü ev sahipliğiyle ve dostluğuyla harika bir rehber olan Arter Tasarım’dan Sebla Şahin’e,  sonra bloglarımızı inceleyip bizleri bulan MedyaSOS ekibinden Gamze Hal’e ve tabii en önemlisi Vestel başta olmak üzere bütün sergi sponsorlarına tek tek teşekkürü borç bilirim.

 


The Amazing Spider Man

Bu sabah Warner Bros davetiyle yeni Örümcek Adam filmini The Amazin Spider Man‘i izledim.
Aylardır hakkında konuşulanları ne kadar dinlemesem de ucundan bucağından fikir sahibi olmuştum. İtiraf etmeliyim ki izleyene kadar “ne gerek vardı yeni bir Örümcek Adam filmine” bile dedim.

Andrew Garfield tam bir Spidey olmuş, örümcek dediğiniz ince bacaklı zayıf bir yaratık, bu genç adam da hem oyunculuğuyla hem de fiziğiyle göz dolduruyor. Social Network filminde o kadar dikkatimi çekmemişti ama gerçekten iyi bir aktör ve sevgili Duygu Kutlu’ya da dediğim gibi 30 lu yaşlarında Hollywood’da rakiplerini epey terletecek bir oyuncu olacak.
Hemen her sinema yazımda belirtirim, film izlemek benim için bir eğlencedir. Beklentimi minimuma indiririm, olabildiğince eleştiri okumadan izlerim. Bu filmi de öyle izledim ve gerçekten beğendim. Hem aksiyon sahneleri, hem duygusal sahneler gayet başarılıydı. Aralara serpiştirilmiş hınzır espriler ve göndermeler de tam kararındaydı.
Başroldeki her iki genç oyuncu da rollerinin hakkını veriyorlardı. Yan rollerde Martin Sheen ve özellikle Sally Fields her zamanki gibi gayet başarılılardı. Örümcek Adam’ı toplum düşmanı ilan eden polis şefi rolünde Denis Leary de güzel bir oyun çıkartmış. Kötü adam Dr. Curt Connors rolündeki Rhys Ifans başarılı oyununa rağmen, benim için hep Notting Hill’deki Spike olarak kalacak. BURAYA tıklayıp videoyu izlerseniz ne demek istediğimi anlarsınız 🙂
Filmi mutlaka IMAX izleyin, eğer gözlüğünüz de iyiyse Spidey’in NY gökdelenleri arasındaki yolculuğunda koltuğunuza yapışmanız mümkün. Bu haftasonu kendinize bir film armağan edin ve The Amazing Spider Man‘i izleyin. Bir de hatırlatma; filmin sonunda yazılar başladı diye kendinizi dışarı atmayın, ilginç bir sürprizi kaçırmış olursunuz.