:::: MENU ::::

Babama…

Babam benim en iyi arkadaşlarımdan biri oldu hep. Belki de denizlere açılıp uzun süreler yanında olamayacağı çocuklara “otorite figürü” olmak yerine, birlikte maskaralığa varan eğlenceli şeyler yapabilmek için bunu seçti bilemiyorum. Ya da topu anneme atmak kolayına gelmişti, hala karar veremedim. Türkay Türkaydın, benim babam. Yüksek Denizcilik Okulu mezunu, çakı gibi bir başmühendis, gezmediği deniz ve ülke kalmamış bir Atatürk genci. İki kız çocuktan sonra gelen oğlunun doğum haberini Kiel kanalında alıp “yetti bana denizler” deyip uzunca süre karada bizlerle vakit geçiren babam. Bana boğazın soğuk sularında yüzmeyi öğreten, dansın hayatın en keyif veren şeylerinden biri olduğunu anlamamı sağlayan, küçük yaşlardan yabancı diyarları görmenin yeni insanlarla tanışmanın harika olduğunu öğreten bir dosttu babam. babam ve annem Bir zamanlar birlikte çok keyifli vakit geçirdiğiniz birinin şimdilerde feri sönmüş gözlerle, konuşmadan size bakması içinizi acıtıyor inanın. Yapacak bir şey yok, kendi tercihiydi bu, sonucunun bu kadar ağır bir bedel olacağını hesap edemedi sanırım. Kalça kemiği ameliyatından sonra herkesin etrafında pervane olması mı hoşuna gitmişti, yoksa gerçekten boyun damarlarındaki kireçlenme nedeniyle sağlıklı düşünemiyormuydu bilemiyorum. Ama onunla aynı zamanda ameliyat olan 85 yaşındaki amcanın koşarak olmasa da yürüyerek hastaneden ayrıldığını görünce aynı şeyi ondan da bekledik haliyle. Babam ise, bize omuz silkerek “yürümeyeceğim işte, size inat yürümeyeceğim işte” deyip durdu. Bir zamanlar merdivenleri dörder dörder çıkan, çalıştığı geminin güvertesine “şeytan çarmığı” denilen ip merdivenle tırmanan, samba yaparken izlemeye bayıldığım, dert ortağım babam artık yaşamaktan hoşnut değil. Bazen acaba ona eziyet mi ediyoruz bunca ihtimamla diye düşündüğüm de oluyor. Birlikte geçirdiğimiz süreler git gide kısalıyor, kısa bir merhaba, Emir nasıl annen nasıl soruları sonunda yatağının yanındaki pencereden dışarı doğru dalıp gidiyor bakışları. Bu sabah ayaklarım geri geri gidiyor içimden gelmiyor gitmek. Belki bir çoğunuz eleştirecek için için bu hislerimi. Zorlandığım günler bunlar, “özel günler” eskiden keyfile yenen yemekler, gidilen gezilerle renklenen zamanlardı. Şimdiyse sadece kalbimi sızlatan zamanlar.
Aslında ruh halimi anlayabilmeniz için belki bu yazımı da okumanız gerek.


2 Comments

  • nesli |

    Çok duygulandım yazını okurken..Hasta yakını olmak yazınıda okudum ve gerçekten zor bir durum.Ingilterede alzheirm ile ilgili bir çok tv belgeseli izledim bu aralar ve birçogu hasta yakınlarının zorluklarını anlamaya yardımcı oluyor..Gerçekten çok zor,o belgeselleri izledikten sonra anladım..

  • nesli |

    Bilmiyorum Türkiye’de bu konu ile harehangi bir çalışma ve dernek var mı ama burada bir dernek kurulmuş ve alzheirmer hasta yakınlarına destek nitelikli,nasıl bu durumla başa çıkabilcekleri ile ilgili,bunun çok faydalı olduğu soylenir..Bu konuda egitim almış kişiler özellikle hasta yakınlarına destek olmak ve bu hastaların yakınlarına neler yapmaları gerekleri ile ilgili..Bilmiyorum Turkiye’de böyle bir oluşum var mı bilmiyorum ama yoksa da umarım en kısa zamanda örgütlenme yoluna gidilir..

So, what do you think ?