:::: MENU ::::

Happiness…

begonviller“Happiness is not something ready made. It comes from your own actions.”  Dalai Lama


Rumi

Mevlana

“I am bewildered by the magnificence of your beauty, and wish to see you with a hundred eyes. I am in the house of mercy and my heart is a place of prayer.”
Rumi

Photo credit  Hulya Ozbudun


Ekonomi Büyür, Doğa Ölür…

Vandana Shiva 1

“Bilimin mekaniğe ilişkin paradigması, ekonominin kapitalist paradigmasıyla birleşerek her ekosistemi ve dokunduğu tüm yaşam formlarını cansız kılar. Ekonomi ne kadar büyürse doğa da o hızla ölür. Bizi taşıyan toprak ananın kurallarını, kanunlarını ve sınırlarını hiçe sayarak, havaya ve nehirlere atıklarımızı bırakıyor, içindeki tüm mineralleri çıkarıyoruz; demiryolları ve otoyollar inşa etmek için ağaçlarını kesiyor, yıktığımız çiftliklerin yerine gökdelenler ve alışveriş merkezleri dikiyoruz. Ölmüş nehirler, kısır tohumlar, zehirli gıdalar ve iklim felaketleri insanoğlunun toprak anayı öldürürken arkasında bırakacağı mirasıdır. Kendi kısa yaşam süremizde bile, insanoğlunun bu gezegende yaşamaya devam edebilmesi için gereken koşulların dönüşü olmayacak şekilde bozulmasına katkıda bulunmamız mümkündür. Hızla eriyen buzullar, yükselen denizler ve yok olan biyolojik çeşitlilik halihazırda buna işaret etmektedir.
Bir şeyleri iyiye doğru değiştirebilmek için öncelikle toprak ananın çocukları olduğumuzu idrak etmemiz ve hem kendimiz, hem de gelecek nesiller için evimize sahip çıkmamız gerekiyor.”  Vandana Shiva

İyilerin Yanında, sayfa 25 Sinek Sekiz Yayınevi, Mayıs 2012

http://en.wikipedia.org/wiki/Vandana_Shiva

Görsel Kaynağı: http://eviltwinbooking.org/speakers/dr-vandana-shiva/


#direngeziparki ile biz…

kirmizi
Biz bu direnişle birlikte, farklılıklarımızı hoş görmeyi yeniden ve derinden öğrendik. Her düşünceden insanın, ortak değerler için yan yana durup, birlikte direnebileceğini öğrendik. Yıllarca meydanlarda hepimizin hak ve özgürlükleri için hırpalanan, çeşitli sıfatlarla yaftalanan insanların ne kadar haklı gerekçeleri olduğunu öğrendik. Yine birlikte direnirken; sıradan günlerde aklımızın köşesinden geçmeyen sorunlara olağanüstü çözümler üretmeyi öğrendik. Bizden çok farklı görüşe sahip direniş komşumuz ibadet ederken, ona kalkan olup saldırılardan korumanın insanlık görevimiz olduğunu öğrendik. Çevremize daha fazla özen göstermeyi öğrendik. Konuşamayan dört ayaklı dostlarımızın, yanıbaşımızda bizlerle haksızlıklara karşı çıktığını öğrendik. Hayat kadını, gay ve travesti diye toplum dışına itilmeye çalışanların en yürekli, en delikanlı insanlar olduklarını öğrendik. Spor karşılaşmaları sırasında birbirlerini bir kaşık suda boğabilecek taraftarların tek yürek olabileceklerini öğrendik. Bütün olumsuzluklara rağmen mizah yeteneğimizin ne kadar engin olduğunu öğrendik. Ebeveynlerinin “ama çok tembel” dediği gençlerin; günlerce uykusuz, aç ve zehirli gaz saldırısı altında birer “superinsana” dönüşebildiğini öğrendik.

sembolGüçsüz, kimliksiz denen kadınımızın zehirli gaz ve tazyikli su karşısında dimdik durabileceğini öğrendik.Tepkisiz denilen bir kuşağın, özgürlükleri savunmak ve çevreye yapılan ağır saldırı karşısında ses vermek için apolitik kimliğini bir kenara bırakıp canla başla direnebildiğini öğrendik. Ununu eleyip ipe sermiş “yaşlıların” sokağa çıkıp, yılmadan yorulmadan gençlerle omuz omuza direnebildiğini öğrendik. Takma bacağını çıkarıp direnişe selam çakanların yıkılmadan dimdik durduğunu öğrendik. Evlerinden çıkamayanların gıda desteği, acil sağlık yardımı desteği, protestolarda tencere çalma görevlerine koştuğunu öğrendik. Sanatçı kimliğini bırakıp, vatandaş kimliğiyle alanlara koşup, gençlerle sabahlayıp, bilgi paylaşıp, provokasyonlara kapılmamaları için sakinleştiren, onlarla beraber gaz yiyerek destek olanları öğrendik.
Ve en güzeli de; emperyalist güçlere karşı Kurtuluş Savaşı’nı hangi ruhla kazandığımızı hatırlatan hücrelerimizde saklanmış olan kodlarımızın varlığını öğrendik.
Hepinizi sevgiyle kucaklıyorum güzel insanlar, işlerine gelmediği için sizleri aşağılamaya çalışanlara tıkayın kulaklarınızı, provokasyonlara itibar etmeyin ve haklı direnişinizi günlerdir olduğu gibi onurla sürdürün.


Bu Filmi Mutlaka Seyredin: Quartet

Quartet poster

İstanbul Film Festivali’nde izleyemediğim için pek hayıflandığım filmlerden biriydi Quartet. Dustin Hoffman’ın ilk yönetmenlik denemesi olan bu film, İngiltere kırsalında, huzurlu yemyeşil bir ortamda emekli müzisyenlerin yaşadığı bir bakımevinde geçiyor. Yaşlılığın hep üzülecek, korkulacak bir durum olarak anlatıldığı filmlerden sonra, tıp ve ecza sektörüne inat, yaşama sevinci aşılayan bir film bu.
Hayırseverlerin bağışlarıyla ayakta kalan bakımevi için her yıl konser düzenleyen bir zamanların en parlak opera yıldızları, orkestra şefleri, müzisyenlerinin Verdi ‘nin doğum günü anısına düzenlenecek bağış gecesi konserine hazırlıklarıyla başlıyor film. Alzheimer ve demans gibi ürkütücü hastalıkların, nefes darlıklarının, hareket kısıtlarının bile rahatsız edici görünmeyeceği bir enerjiyle süren filmde, müthiş oyunculuklarıyla bir sürü tanıdık sima var. Şimdilerde TV dizisi Downton Abbey ile evlerimize konuk olan, Harry Potter’ın unutulmaz Profesör McGonagall’ı Maggie Smith, uzun yıllar önce Dr.Jivago’daki performansıyla hayran olduğum Tom Courtenay, Harry Potter serisinin yeni Dumbledore’u Michael Gambon, canlandırdığı karakterin hınzır esprileriyle, filmin üzücü bir atmosfere dönüşmesini önleyen ve bir sürü filmde izlememe rağmen nedense Beautiful Joe gibi saçma bir filmle hatırladığım Billy Connolly, kısa dönem hafıza kayıplarını harika oyunculuğuyla gülümseterek izleten Pauline Collins ana karakterler. QUARTET stage

Yıllar önce birbirlerine aşık Reginald ve Jean’in, bir kaçamak nedeniyle başlayan ayrılıklarından uzun yıllar sonra karşılaştıkları ve birlikte oynadıkları sahnelerini keyifle izleyeceksiniz. Neredeyse tamamı gerçek müzisyen ve opera sanatçılarından seçilmiş olan oyuncular arasında Dame Gwyneth Jones da var. Bağış gecesinin başarılı geçmesi için ses getirecek bir gösteri hazırlamak üzere bir zamanlar dördünün birlikte seslendirdikleri parça için Reggy’nin eski eşi Jane’i ikna çabaları, diğer emekli sanatçıların hayat dolu performanslarına hazırlanmaları ve bu gecenin tasarımını üstlenmiş olan Cedric Livingston karakterinin çıkışlarını izlerken; bir yandan gözlerinizden yaşlar süzülüp, bir yandan da kahkahalar atmaya hazırlanın. Filmin tanıtım videosunu BURAYA tıklayarak izleyebilirsiniz. İyi seyirler…


Bir Paragraf ve Bir Fotografın Hatırlattıkları

“Hayatımızdaki tüm değişimler ve gelişimler radikal olaylardan sonra olmuştur. Belli bir farkındalık ve aydınlanma seviyesinden sonra belki buna gerek yoktur ama o an için ‘negatif’ değerlendirdiğimiz olayları çok sonraları sağduyuyla incelediğimizde ‘iyi ki olmuş’ diyeceğimiz bir noktaya kadar varır konu.”
Bu paragraf ve bir ara paylaştığım üzerinde Dalai Lama’dan bir alıntının olduğu fotografın altına gelen yorumların düşündürdükleriyle birleşince, kafamdakileri yazıya dökmeye karar verdim.

Dalai Lama
Yaşadıklarımdan dersler çıkarmaya başlamam yazıda söz edildiği gibi radikal bir olaydan sonra gelişti. Çok kısa sürede ağır maddi kayıplara uğrayınca, yaşama ve düşünce biçimimi değiştirip, kendimi yeniden keşfetmem gerektiğinde, o zamana kadar fark etmediğim güçlü bir tarafım olduğunu gördüm “değişime uyum sağlayabilmek”. Uyum süreci hiç kolay değildi, öğrenilmiş çaresizlik yıkıcı, silkelenmek oldukça zorlayıcı oldu, ama imkansız değildi. Kimimiz bir haftada atlatır bu durumları, kimimiz bir ayda. Panik duygusu, kendini değersiz hissetmek, başarısız olduğunu düşünmek yavaşça uzaklaşır hayatınızdan, hem sizin çabalarınız, hem sevdiklerinizin ve  dostlarınızın desteğiyle uçar gider uzaklara. Eskiden olduğu gibi her istediğinizi yapmanız mümkün olmayabilir; mesela evladınız dünyanın diğer ucunda hastanede yatarken siz yanına uçamazsınız, maddi gücünüz olduğu zamanlarda yaptığınız gibi yüzme havuzu olan spor salonlarına gidemezsiniz, çok sevdiğiniz parfümü satın alamazsınız, bazen öyle gün olur ki, o çok sevdiğiniz simitin bile sadece kokusunu içinize çekip yanından geçmeniz gerekir. Hepsi geçici duygular, ilk zamanların paniğiyle “ne yapacağım ben” duygusu sizden uzaklaşmaya başladığında; yaşadığı her andan keyif almayı deneyen birine dönüşeceksiniz. Güneşli bir günün sabahına uyandığınızda, sağlam olduğunuz için şükretmeyi öğreneceksiniz. Sizi seven ve yeniden ayakta durduğunuzu görmekten mutluluk duyan dostlarınız olduğu için de şükredeceksiniz. Alışveriş etmenin çılgınca büyüsünden kurtulduğunuzda, az paranız olması fikri sizi eskisi kadar korkutmayacak. 2 yıldan fazla süredir giymediğiniz kıyafetlerinizi, ayakkabı ve çantalarınızı  ihtiyacı olanlara verdiğinizde kendinizi çok şanslı hissedeceksiniz. Arada şapşalın biri çıkıp “hep bu kırmızı hırkayı giyiyorsun” dediğinde içiniz acıyabilir tabii, ama gülümseyecek ve aslında ne kadar büyük bir aşama kaydettiğinizi görüp kendinizle gurur duyacaksınız. Daha büyük evler, daha yeni model telefonlar, en havalısından giysilere çok da ihtiyacınız yok, eşyaların kölesi olmayı bıraktığınızda, kendinizde hissedeceğiniz hafiflik ve mutluluğu daha önce neden fark etmediğinizi düşünüp yine gülümseyeceksiniz. Bazen 5 liraya bulduğunuz bir fular, katıldığınız toplantıdaki en dikkat çekici kadın olmanıza yardım edebilir, yeter ki en önemli aksesuarınız olan gülümsemenizi yanınıza almayı unutmayın. Ezber bozmak zor iş, hayat sizi zorlamadan, yıkıcı darbeler almadan, düşünce biçiminizi değiştirmeye bakın. Bir başka dünya mümkün; uyum sağlamaya çalışmak da mümkün. Öğretilmiş zorunluluklardan kurtulmaya başlayın; sevmediğiniz bir işte itilip kakılmaktan vazgeçin, kullanmadığınız eşyaları paylaşın, paranın karşılayamayacağı bir şeyler yapmaya çalışın. Çevrenize daha dikkatli bakın, sevdiklerinize daha fazla vakit ayırın. Kimse size iş yerinde fazla kaldığınız saatler için madalya takmayacak, buna karşılık 2 sayfa daha masal okuduğunuz için çocuğunuzun yüzünde göreceğiniz mutluluk ikramiyelerin en büyüğü değil mi sizce de.
Daha yazacak çok cümlem var, onları da başka bir yazıya saklayayım ve sizlere birkaç link önereyim. Lütfen vakit ayırıp okuyun, belki bir sonraki adımınızda yardımı olur.

http://zumbara.com
http://esyakutuphanesi.com
http://www.ortakkullanimhareketi.com/
http://www.moneylessmanifesto.org/
http://zerocurrency.blogspot.com/
http://www.reconomy.org/


Günlük Tuz Tüketiminde Avrupa Birincisiyiz

Başlığı bir başarı gibi algılayanlar varsa çok yanılıyorlar. Kişi başı 18 gramlık günlük tuz tüketimi, ülkemizdeki yüksek tansiyon hastalıklarının ve buna bağlı olarak da kronik böbrek hastalıklarının artmasında büyük rol oynuyor. 18-21 mayıs tarihleri arasında dünyanın en önemli bilim insanlarını İstanbul’da ağırlayan ERA-EDTA 50. yıl kongresi; bu konuda son yıllarda kaydedilen ilerlemelerin görüşe sunulacağı toplantılara ev sahipliği yapıyor.
Kongre acilisSevgili Zeyno Tüzkan’ın davetiyle katıldığım bilgilendirme toplantısında, açılış konuşmasını yapan ERA-EDTA başkanı Belçika’lı Prof. Raymond Vanholder; kronik böbrek hastalıklarının her ülkede çok yüksek rakamlara ulaştığını belirtti. Bu hastalıkların tedavisinin ülke bütçelerine önemli yükler getirdiğini ve önleyici tıbbın da burada devreye girdiğini sözlerine ekleyen Vanholder, bilgilendirmenin öneminin de altını çizdi. Daha sonra söz alan kongre başkanı Prof. Gültekin Süleymanlar; erken tanısı zor olan KBH nın ülkemizde her altı kişiden birinde görüldüğünü belirtti. Giderek artan sıklığı, yol açtığı yüksek sakatlık ve ölüm oranları, yaşam kalitesini ciddi şekilde etkilemesi, farkındalığının düşük olması ve tedavisi için gereken böbrek işlevini yerine koyma tedavilerinin yüksek maliyetleri nedeniyle toplumsal yükü büyük olan bir hastalık olduğunu da sözlerine ekledi. Geçtiğimiz 10 yılda diyaliz ve transplantasyonun kümülatif global maliyetinin 1 trilyon doları geçtiği hesaplanmış. Ülkemizde diyabet sıklığı son 10 yılda iki kat artmış ve gelecekte diyabetik böbrek hastalığı sıklığı ve ilişkili sorunlarda daha da artacağı öngörülüyor. KBH nın diyabetten başka önemli bir nedeni de hipertansiyon olduğunu belirten Süleymanlar; dünyadaki sıklığı değişmekle birlikte ülkemizde yetişkin nüfusun yaklaşık 1/3 ünde hipertansiyon bulunduğunu, hipertansiyonun böbrek hastalığının nedeni olduğu kadar böbrek hastalığının ilerlemesinde de rol oynayan en önemli faktör olduğunu da sözlerine ekledi. tuz tuketimiProf. Cengiz Utaş ise böbrek dostu beslenme konusunda ipuçları verdi konuşmasında. Yemeğin tadına bile bakmadan tuz ekme alışkanlığımızdan vazgeçerek bile fayda sağlayabileciğinizi biliyor muydunuz? Beyaz peynir, zeytin, salça, turşu, beyaz ekmeğin ve lokantalarda pişirilen yemeklerin baş suçlular olarak sahneye çıkarıldığı konuşmalarda; sanayileşmiş gıdaların kullandığı MSG den (monosodyum glutamat) ve mısır şuruplu, suni tatlandırıcılı gıdalardan hiç söz edilmemesi beni oldukça rahatsız etti. Kolalı içecekler, çipsler, şekerli gıdalarla giderek obezleşen toplumlarda; kronik böbrek hastalıklarının sadece fazla tuz tüketiminden olduğundan söz etmek, bazı bilgileri görmezden gelmek gibi geliyor bana. ERA_EDTA Bilim Komitesi Başkanı ve Avrupa Pediyatrik Nefroloji Topluluğu (ESPN) Başkanı Prof. Rosanna Coppo; ERA-EDTA bilimsel programının Pediyatrik Nefrolojiye odaklandığını, kongre boyunca sempozyum, mini-dersler, ücretsiz bilgilendirmeler ve uzmanlık dersleri düzenleneceğini belirtti. Program dahilinde üriner sistem bozukluklarının önlenmesi ve erken teşhisten, böbrek fonksiyonlarının kaybı ve diyalize doğru ilerlemeyi önlemek için en iyi terapötik araçların kullanımıyla ciddi vakaların teşhisi ve yönetimine kadar Pediyatrik Nefrolojinin çeşitli alanlarında katılımcıların bilgilendirileceğini de sözlerine ekledi. VURProf. Oğuz Söylemezoğlu da çocuklarda tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonlarının uzun dönemde büyüme geriliği, hipertansiyon, renal skarlaşma ve böbrek yetmezliği gibi komplikasyonlara neden olacağından söz etti. Ev dışında idrar yapamamanın ciddi bir sorun olduğunu ve böbreklerde hasara yol açtığını da belirten Söylemezoğlu; Türkiye’deki nefrologların Avrupa’daki meslektaşlarından çok ileri düzeyde olduklarını da sözlerine ekledi.


19 Mayıs Neden Önemli

Ataturk-meclis

19 Mayıs 1919 Kurtuluş Savaşı’nın başladığı gündür. Emperyalist güçler tarafından unutturulup, silinmeye çalışılan, Atatürk’ü anma günüdür. Atamızın; geleceğin ışık saçan çiçekleri olduğuna inandığı ve bütün ümidinin onlarda olduğunu söylediği gençlere armağan ettiği bayramdır 19 Mayıs. İzlerini silmeye çalışsalar da, başaramayacaklar. Dünya liderlerinin örnek gösterdiği Atatürk’e sevgimiz ve saygımız artarak sürecek.

“Muhterem Gençler, hayat mücadeleden ibarettir. Bundan dolayı hayatta yalnız iki şey vardır. Kazanmak, yenilmek. Size, Türk Gençliği’ne terk edip bıraktığımız vicdani emanet, yalnız ve daima kazanmaktır ve eminim daima kazanacaksınız. Milleti yükseltmek için yapılacak şeylerde, atılacak adımlarda kesinlikle tereddüt etmeyin. Milleti yükseltmek için dikilecek engellere hep birlikte engel olacağız. Bunun için beyinlerinize, irfanlarınıza, bilgilerinize, gerekirse bileklerinize, pazularınıza, bacaklarınıza başvuracak, fakat sonuçta mutlaka ve mutlaka o amaca varacağız… Bu millet, sizin gibi evlatlarıyla layık olduğu olgunluk derecesini bulacaktır.”

Mustafa Kemal Atatürk
(1923,Tarsus) (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi, C. II, Ankara, 1997, s. 137)


Baz Luhrmann Yorumuyla The Great Gatsby Sinemalarda

Dün sabah Warner Bros öngösterimiyle The Great Gatsby‘ yi izledim. Baz Luhrmann filmlerini seviyorum ve bu filmi de keyifle izledim. F. Scott Fitzgerald’ın The Great Gatsby romanının yeni uyarlaması; diğer Luhrmann filmlerinde olduğu gibi hem göze, hem kulağa hitap eden bir şölen tadındaydı. Leonardo DiCaprio; Jay Gatsby rolüne de J.Edgar Hoover gibi uyum sağlamıştı. gatsby1

Robert Redford’ın başrolünde olduğu filmi de izlemiştim. İkisini karşılaştırmak saçmalık olur. Bu çok farklı bakış açısı ve yaratıcılıkla işlenmiş bir film, önyargılarınızı evde bırakıp öyle izleyin lütfen. Nick Carraway rolünde unutulmaz Spidey’imiz Tobey Maguire var. Filmin başlarında bu karakteri başka biri canlandırsa daha mı iyi olurdu acaba desem de, koca mavi gözleriyle çok sayıda duyguyu yansıtmaya çalıştığı sahnelerle bu düşüncemden vazgeçtim. Gatsby’nin tutkuyla sevdiği Daisy Buchanan rolünde “An Education” ile tanıdığımız Carey Mulligan var ve filmin kostümlerini tasarlayan Catherine Martin sayesinde ışıldayarak dolaşıyor ortalıkta. Isla Fisher ise Myrtle rolüyle yine ilginç bir tip çizmiş. Gatsby malikanesinde düzenlenen parti sahneleri, üç boyut tekniğiyle çekilmesinin hakkını veriyor. gatsby
Kitabın filme uyarlanmasında Luhrmann’ın sıkça birlikte çalıştığı Craig Pierce adını görüyoruz. Filmin yapımcıları arasında Luhrmann dışında; Catherine Martin, Douglas Wick, Lucy Fisher ve Catherine Knapman var.
Moulin Rouge’da olduğu gibi bu filmde de müzikler oyunculardan rol çalmaya devam ediyor. Dönemin müzikleriyle, rap ve cazın harmanlaması benim çok hoşuma gitti. Filmin müzikleri Moulin Rouge ve Australia’da olduğu gibi yine Craig Armstrong’a ait. Tabii muhteşem JayZ dokunuşları ve filmin aynı zamanda yönetici müzik süpervizörü ve ortak yapımcısı olan Anton Monsted’i de atlamamak gerek. Müziklere ŞURAYA, filmin fragmanına ise BURAYA tıklayarak erişebilirsiniz. Müzikler ile ilgili ŞU yazıya da mutlaka göz atın derim. İyi seyirler hepinize.


Sayfalar:1...12131415161718...50