:::: MENU ::::

Bir Paragraf ve Bir Fotografın Hatırlattıkları

“Hayatımızdaki tüm değişimler ve gelişimler radikal olaylardan sonra olmuştur. Belli bir farkındalık ve aydınlanma seviyesinden sonra belki buna gerek yoktur ama o an için ‘negatif’ değerlendirdiğimiz olayları çok sonraları sağduyuyla incelediğimizde ‘iyi ki olmuş’ diyeceğimiz bir noktaya kadar varır konu.”
Bu paragraf ve bir ara paylaştığım üzerinde Dalai Lama’dan bir alıntının olduğu fotografın altına gelen yorumların düşündürdükleriyle birleşince, kafamdakileri yazıya dökmeye karar verdim.

Dalai Lama
Yaşadıklarımdan dersler çıkarmaya başlamam yazıda söz edildiği gibi radikal bir olaydan sonra gelişti. Çok kısa sürede ağır maddi kayıplara uğrayınca, yaşama ve düşünce biçimimi değiştirip, kendimi yeniden keşfetmem gerektiğinde, o zamana kadar fark etmediğim güçlü bir tarafım olduğunu gördüm “değişime uyum sağlayabilmek”. Uyum süreci hiç kolay değildi, öğrenilmiş çaresizlik yıkıcı, silkelenmek oldukça zorlayıcı oldu, ama imkansız değildi. Kimimiz bir haftada atlatır bu durumları, kimimiz bir ayda. Panik duygusu, kendini değersiz hissetmek, başarısız olduğunu düşünmek yavaşça uzaklaşır hayatınızdan, hem sizin çabalarınız, hem sevdiklerinizin ve  dostlarınızın desteğiyle uçar gider uzaklara. Eskiden olduğu gibi her istediğinizi yapmanız mümkün olmayabilir; mesela evladınız dünyanın diğer ucunda hastanede yatarken siz yanına uçamazsınız, maddi gücünüz olduğu zamanlarda yaptığınız gibi yüzme havuzu olan spor salonlarına gidemezsiniz, çok sevdiğiniz parfümü satın alamazsınız, bazen öyle gün olur ki, o çok sevdiğiniz simitin bile sadece kokusunu içinize çekip yanından geçmeniz gerekir. Hepsi geçici duygular, ilk zamanların paniğiyle “ne yapacağım ben” duygusu sizden uzaklaşmaya başladığında; yaşadığı her andan keyif almayı deneyen birine dönüşeceksiniz. Güneşli bir günün sabahına uyandığınızda, sağlam olduğunuz için şükretmeyi öğreneceksiniz. Sizi seven ve yeniden ayakta durduğunuzu görmekten mutluluk duyan dostlarınız olduğu için de şükredeceksiniz. Alışveriş etmenin çılgınca büyüsünden kurtulduğunuzda, az paranız olması fikri sizi eskisi kadar korkutmayacak. 2 yıldan fazla süredir giymediğiniz kıyafetlerinizi, ayakkabı ve çantalarınızı  ihtiyacı olanlara verdiğinizde kendinizi çok şanslı hissedeceksiniz. Arada şapşalın biri çıkıp “hep bu kırmızı hırkayı giyiyorsun” dediğinde içiniz acıyabilir tabii, ama gülümseyecek ve aslında ne kadar büyük bir aşama kaydettiğinizi görüp kendinizle gurur duyacaksınız. Daha büyük evler, daha yeni model telefonlar, en havalısından giysilere çok da ihtiyacınız yok, eşyaların kölesi olmayı bıraktığınızda, kendinizde hissedeceğiniz hafiflik ve mutluluğu daha önce neden fark etmediğinizi düşünüp yine gülümseyeceksiniz. Bazen 5 liraya bulduğunuz bir fular, katıldığınız toplantıdaki en dikkat çekici kadın olmanıza yardım edebilir, yeter ki en önemli aksesuarınız olan gülümsemenizi yanınıza almayı unutmayın. Ezber bozmak zor iş, hayat sizi zorlamadan, yıkıcı darbeler almadan, düşünce biçiminizi değiştirmeye bakın. Bir başka dünya mümkün; uyum sağlamaya çalışmak da mümkün. Öğretilmiş zorunluluklardan kurtulmaya başlayın; sevmediğiniz bir işte itilip kakılmaktan vazgeçin, kullanmadığınız eşyaları paylaşın, paranın karşılayamayacağı bir şeyler yapmaya çalışın. Çevrenize daha dikkatli bakın, sevdiklerinize daha fazla vakit ayırın. Kimse size iş yerinde fazla kaldığınız saatler için madalya takmayacak, buna karşılık 2 sayfa daha masal okuduğunuz için çocuğunuzun yüzünde göreceğiniz mutluluk ikramiyelerin en büyüğü değil mi sizce de.
Daha yazacak çok cümlem var, onları da başka bir yazıya saklayayım ve sizlere birkaç link önereyim. Lütfen vakit ayırıp okuyun, belki bir sonraki adımınızda yardımı olur.

http://zumbara.com
http://esyakutuphanesi.com
http://www.ortakkullanimhareketi.com/
http://www.moneylessmanifesto.org/
http://zerocurrency.blogspot.com/
http://www.reconomy.org/


Günlük Tuz Tüketiminde Avrupa Birincisiyiz

Başlığı bir başarı gibi algılayanlar varsa çok yanılıyorlar. Kişi başı 18 gramlık günlük tuz tüketimi, ülkemizdeki yüksek tansiyon hastalıklarının ve buna bağlı olarak da kronik böbrek hastalıklarının artmasında büyük rol oynuyor. 18-21 mayıs tarihleri arasında dünyanın en önemli bilim insanlarını İstanbul’da ağırlayan ERA-EDTA 50. yıl kongresi; bu konuda son yıllarda kaydedilen ilerlemelerin görüşe sunulacağı toplantılara ev sahipliği yapıyor.
Kongre acilisSevgili Zeyno Tüzkan’ın davetiyle katıldığım bilgilendirme toplantısında, açılış konuşmasını yapan ERA-EDTA başkanı Belçika’lı Prof. Raymond Vanholder; kronik böbrek hastalıklarının her ülkede çok yüksek rakamlara ulaştığını belirtti. Bu hastalıkların tedavisinin ülke bütçelerine önemli yükler getirdiğini ve önleyici tıbbın da burada devreye girdiğini sözlerine ekleyen Vanholder, bilgilendirmenin öneminin de altını çizdi. Daha sonra söz alan kongre başkanı Prof. Gültekin Süleymanlar; erken tanısı zor olan KBH nın ülkemizde her altı kişiden birinde görüldüğünü belirtti. Giderek artan sıklığı, yol açtığı yüksek sakatlık ve ölüm oranları, yaşam kalitesini ciddi şekilde etkilemesi, farkındalığının düşük olması ve tedavisi için gereken böbrek işlevini yerine koyma tedavilerinin yüksek maliyetleri nedeniyle toplumsal yükü büyük olan bir hastalık olduğunu da sözlerine ekledi. Geçtiğimiz 10 yılda diyaliz ve transplantasyonun kümülatif global maliyetinin 1 trilyon doları geçtiği hesaplanmış. Ülkemizde diyabet sıklığı son 10 yılda iki kat artmış ve gelecekte diyabetik böbrek hastalığı sıklığı ve ilişkili sorunlarda daha da artacağı öngörülüyor. KBH nın diyabetten başka önemli bir nedeni de hipertansiyon olduğunu belirten Süleymanlar; dünyadaki sıklığı değişmekle birlikte ülkemizde yetişkin nüfusun yaklaşık 1/3 ünde hipertansiyon bulunduğunu, hipertansiyonun böbrek hastalığının nedeni olduğu kadar böbrek hastalığının ilerlemesinde de rol oynayan en önemli faktör olduğunu da sözlerine ekledi. tuz tuketimiProf. Cengiz Utaş ise böbrek dostu beslenme konusunda ipuçları verdi konuşmasında. Yemeğin tadına bile bakmadan tuz ekme alışkanlığımızdan vazgeçerek bile fayda sağlayabileciğinizi biliyor muydunuz? Beyaz peynir, zeytin, salça, turşu, beyaz ekmeğin ve lokantalarda pişirilen yemeklerin baş suçlular olarak sahneye çıkarıldığı konuşmalarda; sanayileşmiş gıdaların kullandığı MSG den (monosodyum glutamat) ve mısır şuruplu, suni tatlandırıcılı gıdalardan hiç söz edilmemesi beni oldukça rahatsız etti. Kolalı içecekler, çipsler, şekerli gıdalarla giderek obezleşen toplumlarda; kronik böbrek hastalıklarının sadece fazla tuz tüketiminden olduğundan söz etmek, bazı bilgileri görmezden gelmek gibi geliyor bana. ERA_EDTA Bilim Komitesi Başkanı ve Avrupa Pediyatrik Nefroloji Topluluğu (ESPN) Başkanı Prof. Rosanna Coppo; ERA-EDTA bilimsel programının Pediyatrik Nefrolojiye odaklandığını, kongre boyunca sempozyum, mini-dersler, ücretsiz bilgilendirmeler ve uzmanlık dersleri düzenleneceğini belirtti. Program dahilinde üriner sistem bozukluklarının önlenmesi ve erken teşhisten, böbrek fonksiyonlarının kaybı ve diyalize doğru ilerlemeyi önlemek için en iyi terapötik araçların kullanımıyla ciddi vakaların teşhisi ve yönetimine kadar Pediyatrik Nefrolojinin çeşitli alanlarında katılımcıların bilgilendirileceğini de sözlerine ekledi. VURProf. Oğuz Söylemezoğlu da çocuklarda tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonlarının uzun dönemde büyüme geriliği, hipertansiyon, renal skarlaşma ve böbrek yetmezliği gibi komplikasyonlara neden olacağından söz etti. Ev dışında idrar yapamamanın ciddi bir sorun olduğunu ve böbreklerde hasara yol açtığını da belirten Söylemezoğlu; Türkiye’deki nefrologların Avrupa’daki meslektaşlarından çok ileri düzeyde olduklarını da sözlerine ekledi.


19 Mayıs Neden Önemli

Ataturk-meclis

19 Mayıs 1919 Kurtuluş Savaşı’nın başladığı gündür. Emperyalist güçler tarafından unutturulup, silinmeye çalışılan, Atatürk’ü anma günüdür. Atamızın; geleceğin ışık saçan çiçekleri olduğuna inandığı ve bütün ümidinin onlarda olduğunu söylediği gençlere armağan ettiği bayramdır 19 Mayıs. İzlerini silmeye çalışsalar da, başaramayacaklar. Dünya liderlerinin örnek gösterdiği Atatürk’e sevgimiz ve saygımız artarak sürecek.

“Muhterem Gençler, hayat mücadeleden ibarettir. Bundan dolayı hayatta yalnız iki şey vardır. Kazanmak, yenilmek. Size, Türk Gençliği’ne terk edip bıraktığımız vicdani emanet, yalnız ve daima kazanmaktır ve eminim daima kazanacaksınız. Milleti yükseltmek için yapılacak şeylerde, atılacak adımlarda kesinlikle tereddüt etmeyin. Milleti yükseltmek için dikilecek engellere hep birlikte engel olacağız. Bunun için beyinlerinize, irfanlarınıza, bilgilerinize, gerekirse bileklerinize, pazularınıza, bacaklarınıza başvuracak, fakat sonuçta mutlaka ve mutlaka o amaca varacağız… Bu millet, sizin gibi evlatlarıyla layık olduğu olgunluk derecesini bulacaktır.”

Mustafa Kemal Atatürk
(1923,Tarsus) (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi, C. II, Ankara, 1997, s. 137)


Baz Luhrmann Yorumuyla The Great Gatsby Sinemalarda

Dün sabah Warner Bros öngösterimiyle The Great Gatsby‘ yi izledim. Baz Luhrmann filmlerini seviyorum ve bu filmi de keyifle izledim. F. Scott Fitzgerald’ın The Great Gatsby romanının yeni uyarlaması; diğer Luhrmann filmlerinde olduğu gibi hem göze, hem kulağa hitap eden bir şölen tadındaydı. Leonardo DiCaprio; Jay Gatsby rolüne de J.Edgar Hoover gibi uyum sağlamıştı. gatsby1

Robert Redford’ın başrolünde olduğu filmi de izlemiştim. İkisini karşılaştırmak saçmalık olur. Bu çok farklı bakış açısı ve yaratıcılıkla işlenmiş bir film, önyargılarınızı evde bırakıp öyle izleyin lütfen. Nick Carraway rolünde unutulmaz Spidey’imiz Tobey Maguire var. Filmin başlarında bu karakteri başka biri canlandırsa daha mı iyi olurdu acaba desem de, koca mavi gözleriyle çok sayıda duyguyu yansıtmaya çalıştığı sahnelerle bu düşüncemden vazgeçtim. Gatsby’nin tutkuyla sevdiği Daisy Buchanan rolünde “An Education” ile tanıdığımız Carey Mulligan var ve filmin kostümlerini tasarlayan Catherine Martin sayesinde ışıldayarak dolaşıyor ortalıkta. Isla Fisher ise Myrtle rolüyle yine ilginç bir tip çizmiş. Gatsby malikanesinde düzenlenen parti sahneleri, üç boyut tekniğiyle çekilmesinin hakkını veriyor. gatsby
Kitabın filme uyarlanmasında Luhrmann’ın sıkça birlikte çalıştığı Craig Pierce adını görüyoruz. Filmin yapımcıları arasında Luhrmann dışında; Catherine Martin, Douglas Wick, Lucy Fisher ve Catherine Knapman var.
Moulin Rouge’da olduğu gibi bu filmde de müzikler oyunculardan rol çalmaya devam ediyor. Dönemin müzikleriyle, rap ve cazın harmanlaması benim çok hoşuma gitti. Filmin müzikleri Moulin Rouge ve Australia’da olduğu gibi yine Craig Armstrong’a ait. Tabii muhteşem JayZ dokunuşları ve filmin aynı zamanda yönetici müzik süpervizörü ve ortak yapımcısı olan Anton Monsted’i de atlamamak gerek. Müziklere ŞURAYA, filmin fragmanına ise BURAYA tıklayarak erişebilirsiniz. Müzikler ile ilgili ŞU yazıya da mutlaka göz atın derim. İyi seyirler hepinize.


VitrA’dan Yeni Bir Seri: Nest ve Nest Trendy

Bu sabah; A&B Halkla İlişkiler davetiyle, hoş bir kahvaltılı toplantıya katıldım. Gri havaya rağmen baharı hissettiğimiz güzel bir sabahtı. VitrA’nın, günümüzün çocuklu ailelerinin alışkanlık ve ihtiyaçlarını analiz ederek geliştirdiği Nest ve Nest Trendy adı verilen yeni banyo serilerinin tanıtıldığı toplantıda, konuklar ağırlıkla kadınlardı.    Vitra Nest bahce

Eczacıbaşı Yapı Ürünleri Grubu Banyo Grubu Pazarlama Direktörü Arzu Uludağ Elazığ’ın kısa anlatımıyla; Finlandiyalı tasarım ofisi Pentagon Design’ın imzasını taşıyan yuvarlak hatlı, işlevsel ve iyi tasarımı ile piyasa sunulan Nest ve Nest Trendy serileriyle, ulaşılabilir rakamlarla modern banyolara sahip olunabileceğini öğrendik.  Nest Trendy Main_Set_02 with LED lighting&cast

Red Dot, iF ve Design Plus ödüllerine sahip tasarım ofisi Pentagon Design’ın eseri olan seride; çocuk basamağı, gece aydınlatması, geniş saklama alanlı çamaşır sepeti, yavaş kapanan dolap ve klozet kapakları gibi hayatı kolaylaştıran ayrıntılar var. Parçaların ayrı ayrı da satın alınabilmesi, bana göre güzel bir ayrıntı. Lavabo altına yerleştirilebilen tekerlekli dolaba bayıldım. Saklama amaçlı da kullanabilirsiniz, kirli çekmecesi olarak da, size kalmış. Diş fırçalığının, bulaşık makinasında yıkanabilen polikarbon malzemeden olması da hijyenik bir kullanım sağlıyor. Banyo bataryasının dijital ekranlı olması fikrine de bayıldım, suyun sıcaklığını göstererek, aşırı sıcak sudan kaynaklanabilecek ev kazalarını önlüyor. Enerjisini dinamosundan alan ekran, duş sonunda harcanan suyun miktarını da göstererek, tasarruf yapmayı kolaylaştırıyor. Arzu Hanım’ın anlatımıyla, duş yaparken eskiden 3 şarkı söylüyorsanız gösterge sayesinde, fazla su harcamamak için ikinci şarkıda duşu terketme ihtimaliniz büyük 🙂  Vitra Nest paket

Mekandan ayrılırken de bizlere zarif birer armağan kutusu vermeyi de ihmal etmediler.

Daha detaylı bilgiler ve görseller için BURAYA tıklayınız.


Dört Anlaşma : Toltek Bilgelik Kitabı

4 yıl önce bu kitabı hızla okuyup bitirip, sonra satırların altını çizerek tekrar okumuştum. Sabah bir arkadaşımın telaşlı mesajıyla yeniden hatırladım ve sizlerle paylaşmak istedim.
Basit gibi görünen, uygulamaya çalıştığınızda epey zorlanacağınız, ama çabaladıkça faydasını göreceğiniz dört anlaşmadan söz ediyor kitap. Belki bu satırlar bazılarınızın hayatına dokunup, daha huzurlu ve sakin yaşamalarına yardımcı olur.  toltek

İlk anlaşma: Sözlerinize Dikkat Edin
Kullandığınız sözcüklere, yargılarınıza dikkat edin. Hem kendinizle, hem de başkalarıyla ilgili seçtiğiniz sözcüklere, yargılarınıza önem verin. Bu sözler ve yargılar sizin gerçekliğiniz olacaktır.
Başkalarının size yakıştırdığı sıfatlarla, yargılamalarla sizi değişmeye zorlamalarına izin vermeyin. Anlaşmaya katılmazsanız, imzalamış da olmazsınız. Şu andan itibaren bilerek veya bilmeyerek katıldığımız bütün kötü anlaşmaları bozalım.

İkinci anlaşma: Kişisel Almayın
Size söylenenleri ve yapılanları kişisel almayın. Kişisel algıladığınızda; haklı çıkmak için, onaylanmak için ve hatta sevilmek için çabalar durursunuz. Korkusuz yaşadığımızda, incinmemiz mümkün değildir. Sevdiğinizi söylemekten, eleştirilmekten, sormaktan korkmadan yaşayın. Yaşamınızın başrolünde kendiniz olun.

4anlasma-bÜçüncü Anlaşma: Varsayımda Bulunmayın
Varsayım; kendimizi dünyanın merkezine koyup, herşeyi kişisel algıladığımızda ve kişisel önemi abarttığımızda ortaya çıkar. İnsanlar her olumsuz durumda geçmiş hatalarını anımsayıp, defalarca kendlerini suçlayıp ceza çekiyorlar. Evrenin merkezi olmadığımızı kendimize sık sık hatırlatıp, her konuda varsayımda bulunmaktan vazgeçmeliyiz.

Dördüncü Anlaşma: Yapabildiğimizin En İyisini Yapmak
En zorlayıcı koşullarda bile elimizden gelenin en iyisini yapmaya odaklanmalıyız. Bunu başardığımızda; hem suçluluk duygusu denen eziyetten kurtulur, hem de kendimize daha çok saygı duyarız. Eğer gerekli gücü ve enerjiyi hissetmiyorsak, harekete geçmemek en doğrusu. En basit işi yaparken de göstereceğimiz özen ve alacağımız keyif, bize kendimizi daha iyi hissettirecektir.

Kitabı okurken hangi anlaşmaları ihlal ettiğinizi fark edip, bir adım sonrasında, daha önce yaşadığınız sorunların nedenlerini de bulabileceksiniz.
Akışta olun, kendiniz olun, huzurlu olun.
Sevgi ve ışıkla kalın…
Kitabı online almak isterseniz ŞURAYA tıklayın.


Kritik Kavşaklar TEDxReset 2013 İkinci Gün

İkinci günün konuklarını izlemek için enfes bir İstanbul sabahında erkenden yola çıkıp, henüz ekip bile yerini almadan ben kapıda yerimi almıştım. Tam gün sürecek çok sayıda konuşmacının yer aldığı toplantıyı izlemek için heyecanla beklemeye başladım.

Melek Pulatkonak
İkinci günün ilk konuğu sevgili Melek Pulatkonak idi. “Gerçekten Seçer miyiz?” başlıklı üçüncü oturumun ilk sunumunda, bizlere kendi hikayesinden yola çıkarak networkun önemini anlatıp, TurkishWIN hakkında da kısa bilgi verdi.   Leonard Mlodinov

Leonard Mlodinov ise bizlere “Biliçaltınız Davranışı Nasıl Belirliyor” başlıklı sunumunu ilginç bir şekilde deneyimletti.  Sarihan Ailesi

Sarıhan çifti H+H+H+(H/2)=Hayat formulüyle (Hayal Et, Harekete Geç, Hak Et, Hayret Et) aklımızı çelip, Tibet Çınar isimli oğullarıyla gönlümüzü fethettiler. Yaşayan ölüler olmaktansa, ölmeyecekmiş gibi yaşamamızı öğütlediler. Doğaya zarar vermeden sürdürülebilir bir yaşam kuran çift bisikletleriyle 17 ülkeyi dolaşmış. Tabii sözlerini bitirirken Neyzen’den alıntıladığı “Hayat 3 ile 4 arasındadır. Ya üçbuçuk atarsın, ya dört dörtlük yaşarsın” cümlesi de çok alkış aldı.  Sedef Erken
Sedef Erken; otistik aklın insanlığa mucizevi bir bakış açısı kazandırdığının kanıtıydı sahnede. Anlattıklarına müziğiyle eşlik eden Nada (Evrenin Sesi) grubunun performansı da güzeldi. “Otizm’i bir ‘hastalık’ olarak değil bir ‘farklılık’ olarak görüyorum. Böyle çalışan beyinler olmasa, normal bir insan sıkılmadan yüzlerce kez taşları birbirine sürtmeyi deneyip ateşi bulamazdı.” diyen Sedef Erken, hayat boyu öğrenciliği seçenlerden.  Kacie Lyn Kocher
“Sessizlik Bir Seçimdir” başlıklı sunumuyla sahne alan Kacie Lyn Kocher, İstanbul merkezli bir organizasyon olan “Canımız Sokakta- Hollaback Istanbul” kurucusu bir genç kadın. Hepimizin yaşadığı, çoğunluğun sustuğu, hatta susturulduğu bir konuda sesimizi yükseltmek gerektiğine inanan, sokak tacizlerine karşı yerel ve topluluk temelli çözümler üretmeye çalışan bir isim. Bu topraklarda kadınlara sürekli başını önüne eğmesi ve susması öğütlenirken; bir yabancıdan sokak tacizine karşı seslerini yükseltmeleri gerektiğini dinlemek salondaki erkek çoğunluğa ne hissettirdi bilemem ama kadınlara iyi geldiği kesin.  Levent Erden
Levent Erden her zaman olduğu gibi kafa karıştıran bir sunumla sahnedeydi. Kendisine verilen sürenin kısalığından yakınmasına rağmen; “Tekil Sosyallik”, “Kitle, nişlerin kümülatifidir”, “YIK=Yakalayamayıp Iskalama Korkusu” kavramlarıyla fırtına gibi esip, kahkahalarla ve alkışlarla ayrıldı.  Agah Ugur
Borusan CEO’su Agah Uğur ise “Sophie’nin Seçimi” başlıklı sunumuyla sahne aldı, Bizlere “Dev olasılıklar havuzu içindeki küçük damlalar olduğumuzu” hatırlattı. Toplum tarafından “Doğru Karar Alma” zorlaması içinde olduğumuzu söyleyen Uğur; “Evren bizim başarı ya da başarısızlığımızla ilgilenmiyor” diye devam etti. Hayat boyu yaklaşık 776.000 karar aldığımızı ve sadece %18’inden pişmanlık duyduğumuzu da sözlerine ekledi. Bas Verhart
Yaratıcı bir girişimci olan Bas Verhart’ın sunum başlığı “Meraklı Bir Beynin İçinde” olmasına rağmen pek sarmamış beni not almamışım ve hiç birşey de hatırlayamadım yazarken. Belki video yayınlandığında aydınlanma yaşar eklerim düşündüklerimi.  Selin Girit
Selin Girit; BBC Türkçe Servisi’nde Dünya Gündemi programını hazırlayıp sunan başarılı bir gazeteci. Ülkeye dışarıdan bakınca “Tutuklu Gazeteciler Ülkesi” olarak göründüğünü söyleyen Girit; soru sormanın meydan okumak olduğunu ekledi sözlerine. “Doğru Ne, Yanlış Ne” başlıklı sunumuyla bu soruları kim soracak? Bu soruları soranlara ne olacak* dediğinde salondaki gençlerin bir anda ayağa fırlayıp “biz soracağız” demesini hayal ettim kendimce.  Can Yucel Metin
Can Yücel Metin; “Asansöre Binen Kedi” başlığıyla, oturumların en eğlenceli sunumlarından birini yaptı. “Hatalarınızdan pişman olmayın, denemeden bilemezsiniz” diyen genç sanatçı “Ortak asansörlerle hareket etmek yerine, kendi asansörümüze binmemizi” önerdi.  Taghi Amirani
“Yaratıcı Seçimler-Aklının ve Beyninin/Doğu ve Batının Arasında Sıkışmak” başlıklı sunumuyla sahne alan Taghi Amirani İranlı bir fizikçi ve yönetmen. Bizleri ana dilimizle selamlayan, piyano çalmayı isteyen ama öğrenemeyince babasından daktilo isteyen bu ünlü yönetmenin, zarif tavırlarıyla anlattıkları arasından cımbızla seçtiğim şu cümle çok hoşuma gitti “I don’t have any plan when I start a film, but only know how I want you to feel in the end”  SATTAS
Sattas performansı başlayınca arkalarından ordu kovalıyormuş gibi salondan çıkanları görünce, yine bir önceki yazımda paylaştığım düşünceler üşüştü aklıma. Sahnede bir konuşmacı veya performans var ise, hayati bir tehlike olmadığı takdirde (çıkan bir ya da iki kişi olsa bu seçeneğe ikna olabilirim) salonu terk etmek saygısızlıkların en büyüğü gibi geliyor bana. Nasıl bir yere geldiğinizi biliyorsunuz, ne kadar süreceğini de biliyorsunuz, 5 holding sahibi filan da değilsiniz (öyle bile olsanız özür olamaz) ya adam gibi oturup, performansın bitmesini, iki söyleşi arasını bekleyin, ya da hiç katılmayın.  Hakan Bilginer
Zaytung’un kurucusu HakanBilginer’in kariyer çizgisini gülümseyerek dinledim. Okurken çalışmaya başlayıp iş hayatını daha çok seven birilerini tanıyınca, yalnız olmadığımı görüp hınzırca sevindiğimi itiraf etmeliyim 🙂  “Hayaliniz işiniz olduğunda eğlenceli oluyor” diyen Bilginer; çabuk sıkılanlara hayatın göz ucuyla bakılması gereken bir şey olduğunu anlatmaya çalıştı.  Burak Ulman
Burak Ülman’ın 30 yıldan fazla eğitim sistemini içindeki sorunların hemen hemen hepsiyle yüzleşmesiyle beraber nasıl “Bir Başka Okul Mümkün” demesini de ilgiyle dinledim. Merak duygusunu teşvik etmek gerektiğini söyleyen Ülman; “Merak yoksa, heyecan da yoktur, heyecan yoksa öğrenme de olmaz” diyen Ülman, eğitimin kar amacıyla örgütlenmemesi gerektiğini de sözlerine ekledi. Sir Ken Robinson’un “Okul Yaratıcılığı Öldürür mü?” başlıklı videosunu da mutlaka izlememizi önerdi.  Heidemarie Schwermer
Heidemarie Schwermer’in konuşmasına salondaki çok kişinin hazır olmadığını düşündüm. Hatta aralarından bazılarının alay ettiğine bile tanık oldum. Yeni dünya düzenine; okkalı bir darbe yemeden hazırlanmaları için güzel ipuçları veren bu konuşmadan anlam çıkarmaları için, kendi kritik kavşaklarına gelmeleri gerekecek, yazık. “Give&Take” çıkartmalarımı her an görebileceğim yerlere yapıştırdım bile, kendi kritik kavşağımdan öğrendiğim “almayı ve şükretmeyi” bana sık sık hatırlatması için.  Selim Zafer Ellialti
Suvla Şarapları kurucusu Selim Zafer Ellialtı, uzun yıllar farklı global şirketlerde üst düzey yöneticilik yaptıktan sonra; “Evladım Sen Ne İş Yapıyorsun” diye sorulduğunda kolayca cevap verebilmek adına kendisine alternatif bir hayat yaratmış. Sunumu da güzel derslerle doluydu. Toprağa sevgiyle ve saygıyla yakalaşan herkes gibi, o da alçakgönüllü ve huzur dolu görünüyordu. Mantığımızın bizi A noktasından B noktasına götüreceğini, ama hayallerimiz sayesinde her yere gidebileceğimizi vurgulayan konuşmasında, gerçekleşen her hayalin ardında iyi planlanmış uzun bir çalışma süreci olduğunu da hatırlattı.  Kolektif Istanbul
Veee sonra sevdiğim bir grup sahne aldı Kolektif İstanbul, TED tarihinde ilk kez neredeyse tam kadro göbek atılması da bu ekibe nasip oldu 🙂
Richard Laniepce’i sahnede usta bir şekilde göbek atarken izleyenler arasındakilere, onun Sulukule’de büyümüş bir Roman olduğunu söyleseler inanacak yüzlerce kişi bulunabilir 🙂 Hakan Habip
Bilim Kahramanları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Habip müthiş biri, derneğin etkinliklerini anlatırken gözlerinden ışıklar saçtı sanki. Gelecek için umutlanmanın yolunun çocuklardan geçtiğini anlatan Habip, çocuklara imkan verildiğinde daha güzel bir dünyada yaşanabileceğini söyledi. Olumlu sonuçlar istiyorsak; daha çok fikir üretmeli, paylaşmalı, sevgi ve güvenle, samimiyet ile el ele, hür irademizle yol almamız gerektiğini anlattı.  Serdar Paktin
Ve değerli dost Serdar Paktin sahne aldı. Change.org ile nasıl değişim yaratıldığını anlattı hızlıca. Bir şeylerin yolunda gitmediğini gördüğümüzde, zihinlerimizde kavşaklar oluştuğunu ve bu kavşaklardan adım attığımızda da değişimin başladığını hatırlattı. Gerçekleşen her değişimin de, daha büyük değişimler için ilham kaynağı olacağını belirtti. Aysegul Guzel
Zumbara’nın kurucusu Ayşegül Güzel’de salondaki gençlerin kafasını karıştıran sunumlardan birini yaptı. Zumbara; bilgi, beceri ve yeteneklerini paylaşarak para yerine zamanlarını kullanarak ihtiyaçlarını karşılayan insanlardan oluşan, güvene dayalı bir topluluk. “Düş zamanlarınızın peşinden gidin, belki de hayat düşlerinizdedir” diyen Güzel’i dinlerken; “armağan ekonomisi”ni daha çok genç insanın öğrenmesi için Zumbara’nın harika bir yol olduğunu düşündüm.  Dietmar Dahmen
Dietmar Dahmen de bir reklamcı, yaratıcı yönetmen, alışkanlıkları ve rakamları anlamlandırmak işi olmanın ötesinde, değişimi gözlemlemenin de yolu olmuş onun için. Paylaştığı sunumdaki rakamsal veriler, tüketim ekonomisi adlı dev hakkında fikir verirken ürkütücüydü de. 2020 yılnda 50 milyar kişinin “connected” olacağını görünce sevinç yerine ürkmek de sadece bana özgüydü sanırım.  Deniz Alnitemiz
2 günün muhasebesini yapmak da genç sanatçı Deniz Alnıtemiz’e düşmüştü. O da kendi kritik kavşağına, 10 yıllık reklam ajansı deneyimiyle gelmiş, daha sonra başka heyecanlara adım atmış. Görüntü yönetmenliği, aktörlük, radyo programı, podcastler vs. on parmağında on marifet olan bu genç adamı ıskalamayın derim.
Biraz da rakamsal veri paylaşayım sizlerle; iki günlük maraton süresince 2 bin 285 adet hashtagli tweetle iki kez 8. sıradan trending topic olan TEDxReset2013, Twitter’da 11 milyon 464 bin 88 kişiye ulaşmış.
Emeği geçen herkesin ellerine sağlık, 2014 organizasyonunu heyecanla beklemeye başladım.
Not: TED de ne ola ki? diyenler için harika bir anlatım linki, ŞURAYA tıklayınız

İki günlük etkinliğe ait videoları izlemek için BURAYA tıklayınız


Kritik Kavşaklar, TEDxReset 2013 Birinci Gün

Geçtiğimiz yıllarda da konuşmacılarının zihin açıcı sunumlarını ilgiyle izlediğim, kendimce dersler çıkardığım TEDxReset; bu yıl hem toplantı tarihini, hem de mekanı değiştirmekle doğru bir karar vermişti bana göre. Yüzlerce kişinin binbir emekle hazırlandığı, her aşamasının düzgün gitmesine gönül verildiği belli olan organizasyona emeği geçen herkese teşekkür ederim.

Banu GüvenBu yılın teması “Kritik Kavşaklar” olarak belirlenmişti. Ali Üstündağ’ın açılış konuşmasıyla başlayan maratonun ilk konuğu gazeteci Banu Güven oldu. Medyanın içinde bulunduğu ortam nedeniyle işine son verildiğinde bir kavşağa geldiğini ve verdiği karardan mutlu olduğunu söyleyen Güven; geleneksel medya ile yeni medyanın kesişme noktasında olduğundan söz etti ve sürdürülebilir modeller yaratılmadıkça geleneksel medyanın hızla yara alacağını da sözlerine ekledi.

Open UrbanBir sonraki konuşmacılar Jesse Honsa ve Ali Onat Türker oldular. Kentsel girişimler konusunda bilgi ve fikirlerin paylaşıldığı bir ortam olan Open Urban‘ı anlattılar. İstanbul’un artık bir kritik kavşakta olduğunu belirterek; şehrimizde yapılan ve yapılacak projeler konusunda artık geç kalınmaması için, semt bazında bilgi paylaşımının önemini aktaran konuklar; Taksim projesi gibi bir facianın kamuoyunun geç haberdar olmasından kaynaklandığını hatırlatıp, halkın yararına olmayacak çalışmalara karşı çıkılabilmesi için bu platformu hayata geçirdiklerini tekrarladılar.

WallitMilyon dolarlık yolculuğunu anlatmak üzere sahneye gelen Veysel Berk, alçakgönüllü davranışlarıyla salondaki hemen herkesin gönlünü fethediverdi. Sıkışık bir alanda, uzun saatler geçirdiği çalışma ortamında, kendini nasıl daha iyi hissedeceğini düşünürken bulduğu fikirle yola çıkan, vakitsizlikten 10 yaşındaki yeğeninin yardımıyla hazırladığı sunumla, beklemediği bir anda milyonlarca dolarlık bir işin sahibi olan genç bilim insanının hikayesini dinlerken, konu başlığı olan “Basit Kararlar Fark Yaratır” cümlesinin anlamını yoğun olarak hissettik.

Gizem A.Nance“Yaşam Dönüşümdür” başlıklı sunumu anlatmak için sahne alan Gizem Altın Nance’i dinlerken yüzüme kocaman bir gülümseme yerleşti, konuşması süresince bir yandan da gözlerimden yaşlar boşalmasına engel olamadım. Öyle güzel anlattı ki bisikletli hayatını, yüklerden kurtulup özgürleşmeyi. Eşiyle birlikte Amsterdam’dan Kazakistan’a kadar yaptıkları yolculukta, Aral Gölü yakınında yaşadıklarını dinlerken, doğaya verdiğimiz zararların boyutları hakkında da dersler vardı. Yolculuğunun sonunda kendi dönüşümünü tamamlayıp; inandığı şeyler için, iyi şeyler yapan iyi insanlar için çalışmaya karar vermiş ve Buğday Derneği‘nde yöneticilik yapmaya başlamış.

Batuhan Aydagul Batuhan Aydagül aldı sonra sahneyi ve bizlere “Çocuklar İçin Büyükler Tarafından Zor ve Kritik Seçimler” i anlattı. Üç kuşak eğitimle uğraşan bir aileden gelen Aydagül; eğitim sistemimizin çarpıklıklarından söz edip kendimizi ifade etmeyi öğrenemediğimiz için tartışmayı bilmediğimizi ve hemen öfkeye kapılıp sesimizi yükselltiğimizi söyledi. Yetiştireceğimiz nesillerin hem kendi haklarını hem de insan haklarını bilen bireyler olmaları için çaba harcanması gerektiğini belirten Aydagül, okullardan mezun olanların söylediklerini duyan hayatın içinde aktif vatandaşlar olmaları yönünde çaba harcanması gerektiğini de sözlerine ekledi.

Alp ErsonmezSahneyi kısa bir performans için müzisyen Alp Ersönmez ve ekibi aldı. Cereyanlı projesinden parçaları paylaşan ekipte, sevgili Bulut Gülen’i görmek de hoş bir sürprizdi benim için.

Diğer konuğa geçmeden önce bu tip organizasyonlarda beni çok rahatsız eden bir durumdan söz etmek istiyorum. Sahnede bir konuşmacı veya performans var ise, hayati bir tehlike olmadığı takdirde (çıkan bir ya da iki kişi olsa bu seçeneğe ikna olabilirim) salonu terk etmek saygısızlıkların en büyüğü gibi geliyor bana. Nasıl bir yere geldiğinizi biliyorsunuz, ne kadar süreceğini de biliyorsunuz, 5 holding sahibi filan da değilsiniz (öyle bile olsanız özür olamaz) ya adam gibi oturup, performansın bitmesini, iki söyleşi arasını bekleyin, ya da hiç katılmayın.

Bogazici Caz KorosuKahve arasından sonra TTGV Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Ultav, Peter Pan Kavşağı isimli sunumla sahnedeydi. Tam sunumuna başlayacakken Masis Aram Gözbek yönetimindeki Boğaziçi Caz Korosu’nun sürpriziyle sahneyi onlara bıraktı ve hep birlikte yine enfes bir performans izledik.

Cengiz UltavKoronun salonu terk etmesinden sonra Cengiz Ultav yine sahneyi aldı. Arada bir Truman Show’da yaşıyor hissine kapılıp kapılmadığımızı soran Ultav, kafa karıştırıcı konuları bizleri eğlendirecek şekilde Peter Pan üzerinden anlatıverdi. Satır aralarına sıkıştırdığı bilgilerden belki de komik bulduğum için aklımda kalıveren rakamlardan en ilginci, araştırma yapan ekipler arasında 1 sıtma uzmanına karşılık 20 kellik uzmanının olduğuydu.

Daan Roosegaarde Daan Roosegaarde en ilginç sunumlardan birini yaptı ve bizlere “Interaktif Peyzajlar” dan söz etti. Sunumu sırasında etkileşimli yollardan bahsederken, sevgili Kozan Demircan’ın kulaklarını çınlattım. Onun yazıları sayesinde, bilim ve teknoloji alanındaki çok sayıda yenilikten herkesten önce haberim olmasının keyfini yaşadım. Roosegaarde’nin anlattıkları arasında, salondakilerin en hoşuna giden projelerinden biri de yalan söylendiğinde ele veren teknolojiye sahip giysiler oldu.

Volkan ÖzgüzNanoteknoloji konusunda uzman konuk Volkan Özgüz bizlere beynimizdeki nöronların bağlantılarını anlattı. “Kavşaktaki Beyin” isimli sunumunda; 1 nöronun 1000 nöron ile konuşuyor olması, tek bir nöronun görevinin ömür boyu bir kişi hakkındaki bilgileri bize hatırlatması olduğunu belirtmesi, 5 yıl içinde kedi beyninin 10 yıl içinde de insan beyninin haritasının çıkarılacağını söylemesi hepimizin ilgisini çekti.

Bedia Ceylan Güzelce Bedia Ceylan Güzelce 1982 doğumlu bir gazeteci-yazar. 68 kuşağını bir cümlede dövüverdi “Özgürlükten, hayallerden dem vurdunuz ama Lennon’a sahip çıkamadınız” dedi. “Hippiler sevgi dünyası kurmaya çalışırken, bizim sinemalarımızda seks furyası vardı”, “Dünya evreni konuşurken, burada Evren bize dünyayı dar etti”. Sunumunda 80 kuşağını anlatan Güzelce; “OLSUN” kelimesinin, hem emir hem de kabullenme ifade eden iki anlamlı kullanımının Y kuşağına hakimiyetini anlatırken, bu kuşağa kendisinin önemli olduğunun söylendiğini, bilge kişinin Ferrarisini satmak için bu kuşağı seçtiğini de sözlerine ekledi.

Osman UlagaySon konuşmacı ünlü gazeteci yazar Osman Ulagay’dı. “Batı’nın Modası Geçti mi?” başlıklı sunumunda; bizim de aralarında bulunduğumuz sekiz ülkenin bir süre sonra büyümeden %57 pay alacağını belirtti. Verdiği bilgiler arasında beni en çok etkileyeni, Çin’in 60 milyon çocuğa klasik müzik eğitimi veriyor olmasıydı.

123İlk gün maratonunun kapanışını da genç bir grup olan 123 konseriyle yaptık.

İkinci günü de ayrı bir yazıda anlatmaya çalışacağım. Videolar henüz eklenmemiş ama BURAYA tıklayarak sık kullanılanlarınıza ekleyebilir ve izleyebilirsiniz.


CampusWINner olmak ister misiniz?

TurkishWIN büyük bir keyifle desteklediğim oluşumlardan. Başarılarıyla diğer kadınlara ilham veren isimlerle tanışabileceğiniz, konuşmalarından kendinize yeni yol haritaları çizebileceğiniz müthiş insanlarla bir arada olabileceğiniz, iş hayatı ve sosyal hayatta birbirini destekleyen başarılı kadınların buluştuğu bir oluşum. 3 yıl önce, Murat Kaya dostumun aracılığıyla tanıştığım sevgili Melek Pulatkonak’ın zarif jestiyle dahil olduğum bu topluluk, benim için zihin açıcı aktivitelerle dolu günler anlamına geldi hep. Bu yazımda sizlere; TurkishWIN’in üniversitelerdeki genç kızların bu aktivitelerin içinde olmalarını sağlayacak, gelecek yıllarda iş hayatında başarılı adımlar atmalarına yardımcı olacak, onlara mentorluk edecek rehberlik programlarından biri olan CampusWIN’den söz etmek istedim. Türkiye’de kampüs bazında kurulan ilk Women in Business oluşumu; Boğaziçi Üniversitesi Women in Business Proje Grubu hakkında, başarılı bir CampusWINner olan sevgili Pınar Yalçın ile yaptığım söyleşiyi paylaşmak istiyorum. Enerjisi yüksek, algısı açık, yenilikçi ve başarılı bir genç Pınar Yalçın. Belki bu söyleşiyle, diğer üniversitelerde de genç kızların CampusWINner olmalarına ışık tutarız birlikte. CampusWINner olmak veya kulüp kurmak isteyen öğrencilerin tek yapması gereken, TurkishWIN ekibiyle info@turkishwin.com adresine mesaj yazarak bağlantıya geçmeleri olacak. Bu güzel söyleşi için sevgili Pınar’a, destekleri için Melek Pulatkonak ve Elif Tukin’e teşekkür ederim.

Pınar önce seni biraz tanıyalım ve Women in Business Proje Grubu’nun çıkış noktası nedir, senden dinleyelim.
“Merhaba ben Pınar Yalçın, Boğaziçi Endüstri Mühendisliği 4. Sınıf öğrencisiyim. 4 yıl boyunca kendimi geliştirmek adına bir çok başarılı uluslararası şirkette staj yaptım ve aynı zamanda 2 yıldır TurkishWIN (Turkish Women’s International Network)’in kampüs liderliğini yapmaktayım.
TurkishWIN’de görev aldığım süre boyunca, katıldığım bir çok etkinlikte kadınların iş hayatı ve sosyal hayatta birbirlerine destek olmalarının gerekliliğini anlatan konuşmaları dinleme fırsatım oldu. Konuşmalarda vurgulanan bir başka nokta ise; kadınların kendilerini geliştirmek, iş hayatı ve sosyal hayatta paylaşımlarda bulunmak, hedeflerine ulaşabilmek için destek alacakları bir kaynağın, sosyal çevrenin eksikliğini hissetmeleriydi. Çalışan kadınlar için TurkishWIN ve KAGİDER gibi organizasyonlar bu networkü sağlıyorlardı fakat üniversite kampüslerinde böyle oluşumlar yoktu. Yurtdışındaki üniversitelerde çok sayıda örneğini gördüğümüz Women in Business kulüplerinden/gruplarının ilkini, yine ilklerin okulu Boğaziçi Üniversitesi’nde kurulabilirdi.
TurkishWIN’in kurucusu Melek Pulatkonak ve mentorum Nilüfer Durak bu süreçteki en büyük destekçilerim oldular.”

Pinar YalcinBu düşünce kampüse nasıl taşındı? Ekibinizi nasıl kurdunuz?
“Kampüste kulüp olarak kurulmak istiyorduk fakat gerçekleştirmek istediğimiz etkinlikler için mezunlarla iletişimimizin güçlü olması gerekiyordu. Bu nedenle BÜMED’den ve BÜMED Kariyer Merkezi’nden desteklerini istedik. BÜMED Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Zihnioğlu ve BÜMED Kariyer Merkezi Yöneticisi Gaye Beydoğan fikirlerimizi çok olumlu karşıladılar ve BÜMED Kariyer Merkezi’nin altında Women in Business Proje Grubu olarak çalışmaya başladık.
Ekip, kurucu üyeler, güvendiğim yakın arkadaşlarımdan oluşuyor; Sezin Kulaç, Dicle Ağdaş, Rabia Dilara Cumhur, Candan Ereser ve Esra Erkuş. Geçen yıl onlarla fikirlerimi paylaştığımda hepsi bana içtenlikle destek oldular. Sonrasında attığımız her adımı beraber planladık ve beraber çalıştık. Zamanla aramıza katılmayı isteyen yeni ekip arkadaşlarımızla, etkinliklerimizi ve networkümüzü büyütmeyi istiyoruz.”

bounwib ilk etkinlikNasıl etkinlikler yapıyorsunuz, yapmayı planlıyorsunuz? Gelecekteki amaçlarınız nelerdir?
“İlk etkinliğimiz Women in Business 101: Art and Power of Networking, kendi alanlarında başarılı ve güçlü üç kadının konuşmacı olarak katılımıyla gerçekleşti; Melek Pulatkonak, Gülden Türktan ve Neslihan Nigiz Ulak. Etkinliğimize ilgi büyüktü, yaklaşık 80 katılımcımız vardı. Yoğun ilgi gösterilen etkinliğimizden sonra ise öğrencilerden, mezunlarımızdan, konuşmacılarımızdan ve BÜMED’den çok güzel tepkiler aldık. Aldığımız bu olumlu tepkiler bizi cesaretlendirdi ve daha çok çalışmamız için güç verdi.
İlerleyen zamanlarda BÜMED ve TurkishWIN’in desteğiyle mezunlar ve öğrenciler tarafında bir çok etkinlik yapmayı planlıyoruz. Kısa dönem amaçlarımız, organizasyonumuzun yapısını sağlam bir şekilde kurmak, kampüs içi ve dışında bilinirliğimizi arttırmak. Uzun dönem amaçlarımız ise mezunlar ve öğrenciler arasındaki bağları güçlendirmek, bağlantı ağımızı genişletmek, ekibimizle beraber gelişmek ve büyümek.”


Bir Dosta Veda:Murat Demiroğlu

Filmlerde olur ya bazen, oyuncu bir haber okur aklı almaz, algılayamaz, birileri şaka yapıyor zanneder. Aynı ruh halini yaşadım ben bu sabah. Değerli dost Murat Demiroğlu’nun profiline yazılmış birkaç satırı kötü bir şaka olarak düşündüm. Ölümü yakıştıramazsınız ya bazı insanlara, Murat da öyleydi. Bir haberde adını ve fotografını görünce de inanmak istemedim. Ama ne yazık ki gerçekti. MuratD
1994 yılının sonlarına doğru Milliyet gazetesinde yaptığımız bir toplantıda tanıştığım; gülüşü gözlerinde başlayıp yüzüne yayılan, güçlü el sıkışıyla güven veren, sakin ve aklı başında konuşmasıyla dikkat çeken bir genç adamdı Murat. Yıllar boyu da başım sıkışınca aradığım, fikir aldığım, keyifli zamanlar paylaştığım bir dost oldu hep.
Geçtiğimiz günlerde babasını toprağa vermişti, başsağlığı dilemiştim. Aklıma gelir miydi bir iki gün sonra da onu yolcu edeceğimiz.

Hayatına dokunduğu bütün dostlarının ve yakınlarının başı sağolsun.
Işıklarla git değerli dost, mekanın cennet olsun.


Sayfalar:1...12131415161718...49