:::: MENU ::::

Kritik Kavşaklar TEDxReset 2013 İkinci Gün

İkinci günün konuklarını izlemek için enfes bir İstanbul sabahında erkenden yola çıkıp, henüz ekip bile yerini almadan ben kapıda yerimi almıştım. Tam gün sürecek çok sayıda konuşmacının yer aldığı toplantıyı izlemek için heyecanla beklemeye başladım.

Melek Pulatkonak
İkinci günün ilk konuğu sevgili Melek Pulatkonak idi. “Gerçekten Seçer miyiz?” başlıklı üçüncü oturumun ilk sunumunda, bizlere kendi hikayesinden yola çıkarak networkun önemini anlatıp, TurkishWIN hakkında da kısa bilgi verdi.   Leonard Mlodinov

Leonard Mlodinov ise bizlere “Biliçaltınız Davranışı Nasıl Belirliyor” başlıklı sunumunu ilginç bir şekilde deneyimletti.  Sarihan Ailesi

Sarıhan çifti H+H+H+(H/2)=Hayat formulüyle (Hayal Et, Harekete Geç, Hak Et, Hayret Et) aklımızı çelip, Tibet Çınar isimli oğullarıyla gönlümüzü fethettiler. Yaşayan ölüler olmaktansa, ölmeyecekmiş gibi yaşamamızı öğütlediler. Doğaya zarar vermeden sürdürülebilir bir yaşam kuran çift bisikletleriyle 17 ülkeyi dolaşmış. Tabii sözlerini bitirirken Neyzen’den alıntıladığı “Hayat 3 ile 4 arasındadır. Ya üçbuçuk atarsın, ya dört dörtlük yaşarsın” cümlesi de çok alkış aldı.  Sedef Erken
Sedef Erken; otistik aklın insanlığa mucizevi bir bakış açısı kazandırdığının kanıtıydı sahnede. Anlattıklarına müziğiyle eşlik eden Nada (Evrenin Sesi) grubunun performansı da güzeldi. “Otizm’i bir ‘hastalık’ olarak değil bir ‘farklılık’ olarak görüyorum. Böyle çalışan beyinler olmasa, normal bir insan sıkılmadan yüzlerce kez taşları birbirine sürtmeyi deneyip ateşi bulamazdı.” diyen Sedef Erken, hayat boyu öğrenciliği seçenlerden.  Kacie Lyn Kocher
“Sessizlik Bir Seçimdir” başlıklı sunumuyla sahne alan Kacie Lyn Kocher, İstanbul merkezli bir organizasyon olan “Canımız Sokakta- Hollaback Istanbul” kurucusu bir genç kadın. Hepimizin yaşadığı, çoğunluğun sustuğu, hatta susturulduğu bir konuda sesimizi yükseltmek gerektiğine inanan, sokak tacizlerine karşı yerel ve topluluk temelli çözümler üretmeye çalışan bir isim. Bu topraklarda kadınlara sürekli başını önüne eğmesi ve susması öğütlenirken; bir yabancıdan sokak tacizine karşı seslerini yükseltmeleri gerektiğini dinlemek salondaki erkek çoğunluğa ne hissettirdi bilemem ama kadınlara iyi geldiği kesin.  Levent Erden
Levent Erden her zaman olduğu gibi kafa karıştıran bir sunumla sahnedeydi. Kendisine verilen sürenin kısalığından yakınmasına rağmen; “Tekil Sosyallik”, “Kitle, nişlerin kümülatifidir”, “YIK=Yakalayamayıp Iskalama Korkusu” kavramlarıyla fırtına gibi esip, kahkahalarla ve alkışlarla ayrıldı.  Agah Ugur
Borusan CEO’su Agah Uğur ise “Sophie’nin Seçimi” başlıklı sunumuyla sahne aldı, Bizlere “Dev olasılıklar havuzu içindeki küçük damlalar olduğumuzu” hatırlattı. Toplum tarafından “Doğru Karar Alma” zorlaması içinde olduğumuzu söyleyen Uğur; “Evren bizim başarı ya da başarısızlığımızla ilgilenmiyor” diye devam etti. Hayat boyu yaklaşık 776.000 karar aldığımızı ve sadece %18’inden pişmanlık duyduğumuzu da sözlerine ekledi. Bas Verhart
Yaratıcı bir girişimci olan Bas Verhart’ın sunum başlığı “Meraklı Bir Beynin İçinde” olmasına rağmen pek sarmamış beni not almamışım ve hiç birşey de hatırlayamadım yazarken. Belki video yayınlandığında aydınlanma yaşar eklerim düşündüklerimi.  Selin Girit
Selin Girit; BBC Türkçe Servisi’nde Dünya Gündemi programını hazırlayıp sunan başarılı bir gazeteci. Ülkeye dışarıdan bakınca “Tutuklu Gazeteciler Ülkesi” olarak göründüğünü söyleyen Girit; soru sormanın meydan okumak olduğunu ekledi sözlerine. “Doğru Ne, Yanlış Ne” başlıklı sunumuyla bu soruları kim soracak? Bu soruları soranlara ne olacak* dediğinde salondaki gençlerin bir anda ayağa fırlayıp “biz soracağız” demesini hayal ettim kendimce.  Can Yucel Metin
Can Yücel Metin; “Asansöre Binen Kedi” başlığıyla, oturumların en eğlenceli sunumlarından birini yaptı. “Hatalarınızdan pişman olmayın, denemeden bilemezsiniz” diyen genç sanatçı “Ortak asansörlerle hareket etmek yerine, kendi asansörümüze binmemizi” önerdi.  Taghi Amirani
“Yaratıcı Seçimler-Aklının ve Beyninin/Doğu ve Batının Arasında Sıkışmak” başlıklı sunumuyla sahne alan Taghi Amirani İranlı bir fizikçi ve yönetmen. Bizleri ana dilimizle selamlayan, piyano çalmayı isteyen ama öğrenemeyince babasından daktilo isteyen bu ünlü yönetmenin, zarif tavırlarıyla anlattıkları arasından cımbızla seçtiğim şu cümle çok hoşuma gitti “I don’t have any plan when I start a film, but only know how I want you to feel in the end”  SATTAS
Sattas performansı başlayınca arkalarından ordu kovalıyormuş gibi salondan çıkanları görünce, yine bir önceki yazımda paylaştığım düşünceler üşüştü aklıma. Sahnede bir konuşmacı veya performans var ise, hayati bir tehlike olmadığı takdirde (çıkan bir ya da iki kişi olsa bu seçeneğe ikna olabilirim) salonu terk etmek saygısızlıkların en büyüğü gibi geliyor bana. Nasıl bir yere geldiğinizi biliyorsunuz, ne kadar süreceğini de biliyorsunuz, 5 holding sahibi filan da değilsiniz (öyle bile olsanız özür olamaz) ya adam gibi oturup, performansın bitmesini, iki söyleşi arasını bekleyin, ya da hiç katılmayın.  Hakan Bilginer
Zaytung’un kurucusu HakanBilginer’in kariyer çizgisini gülümseyerek dinledim. Okurken çalışmaya başlayıp iş hayatını daha çok seven birilerini tanıyınca, yalnız olmadığımı görüp hınzırca sevindiğimi itiraf etmeliyim 🙂  “Hayaliniz işiniz olduğunda eğlenceli oluyor” diyen Bilginer; çabuk sıkılanlara hayatın göz ucuyla bakılması gereken bir şey olduğunu anlatmaya çalıştı.  Burak Ulman
Burak Ülman’ın 30 yıldan fazla eğitim sistemini içindeki sorunların hemen hemen hepsiyle yüzleşmesiyle beraber nasıl “Bir Başka Okul Mümkün” demesini de ilgiyle dinledim. Merak duygusunu teşvik etmek gerektiğini söyleyen Ülman; “Merak yoksa, heyecan da yoktur, heyecan yoksa öğrenme de olmaz” diyen Ülman, eğitimin kar amacıyla örgütlenmemesi gerektiğini de sözlerine ekledi. Sir Ken Robinson’un “Okul Yaratıcılığı Öldürür mü?” başlıklı videosunu da mutlaka izlememizi önerdi.  Heidemarie Schwermer
Heidemarie Schwermer’in konuşmasına salondaki çok kişinin hazır olmadığını düşündüm. Hatta aralarından bazılarının alay ettiğine bile tanık oldum. Yeni dünya düzenine; okkalı bir darbe yemeden hazırlanmaları için güzel ipuçları veren bu konuşmadan anlam çıkarmaları için, kendi kritik kavşaklarına gelmeleri gerekecek, yazık. “Give&Take” çıkartmalarımı her an görebileceğim yerlere yapıştırdım bile, kendi kritik kavşağımdan öğrendiğim “almayı ve şükretmeyi” bana sık sık hatırlatması için.  Selim Zafer Ellialti
Suvla Şarapları kurucusu Selim Zafer Ellialtı, uzun yıllar farklı global şirketlerde üst düzey yöneticilik yaptıktan sonra; “Evladım Sen Ne İş Yapıyorsun” diye sorulduğunda kolayca cevap verebilmek adına kendisine alternatif bir hayat yaratmış. Sunumu da güzel derslerle doluydu. Toprağa sevgiyle ve saygıyla yakalaşan herkes gibi, o da alçakgönüllü ve huzur dolu görünüyordu. Mantığımızın bizi A noktasından B noktasına götüreceğini, ama hayallerimiz sayesinde her yere gidebileceğimizi vurgulayan konuşmasında, gerçekleşen her hayalin ardında iyi planlanmış uzun bir çalışma süreci olduğunu da hatırlattı.  Kolektif Istanbul
Veee sonra sevdiğim bir grup sahne aldı Kolektif İstanbul, TED tarihinde ilk kez neredeyse tam kadro göbek atılması da bu ekibe nasip oldu 🙂
Richard Laniepce’i sahnede usta bir şekilde göbek atarken izleyenler arasındakilere, onun Sulukule’de büyümüş bir Roman olduğunu söyleseler inanacak yüzlerce kişi bulunabilir 🙂 Hakan Habip
Bilim Kahramanları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Habip müthiş biri, derneğin etkinliklerini anlatırken gözlerinden ışıklar saçtı sanki. Gelecek için umutlanmanın yolunun çocuklardan geçtiğini anlatan Habip, çocuklara imkan verildiğinde daha güzel bir dünyada yaşanabileceğini söyledi. Olumlu sonuçlar istiyorsak; daha çok fikir üretmeli, paylaşmalı, sevgi ve güvenle, samimiyet ile el ele, hür irademizle yol almamız gerektiğini anlattı.  Serdar Paktin
Ve değerli dost Serdar Paktin sahne aldı. Change.org ile nasıl değişim yaratıldığını anlattı hızlıca. Bir şeylerin yolunda gitmediğini gördüğümüzde, zihinlerimizde kavşaklar oluştuğunu ve bu kavşaklardan adım attığımızda da değişimin başladığını hatırlattı. Gerçekleşen her değişimin de, daha büyük değişimler için ilham kaynağı olacağını belirtti. Aysegul Guzel
Zumbara’nın kurucusu Ayşegül Güzel’de salondaki gençlerin kafasını karıştıran sunumlardan birini yaptı. Zumbara; bilgi, beceri ve yeteneklerini paylaşarak para yerine zamanlarını kullanarak ihtiyaçlarını karşılayan insanlardan oluşan, güvene dayalı bir topluluk. “Düş zamanlarınızın peşinden gidin, belki de hayat düşlerinizdedir” diyen Güzel’i dinlerken; “armağan ekonomisi”ni daha çok genç insanın öğrenmesi için Zumbara’nın harika bir yol olduğunu düşündüm.  Dietmar Dahmen
Dietmar Dahmen de bir reklamcı, yaratıcı yönetmen, alışkanlıkları ve rakamları anlamlandırmak işi olmanın ötesinde, değişimi gözlemlemenin de yolu olmuş onun için. Paylaştığı sunumdaki rakamsal veriler, tüketim ekonomisi adlı dev hakkında fikir verirken ürkütücüydü de. 2020 yılnda 50 milyar kişinin “connected” olacağını görünce sevinç yerine ürkmek de sadece bana özgüydü sanırım.  Deniz Alnitemiz
2 günün muhasebesini yapmak da genç sanatçı Deniz Alnıtemiz’e düşmüştü. O da kendi kritik kavşağına, 10 yıllık reklam ajansı deneyimiyle gelmiş, daha sonra başka heyecanlara adım atmış. Görüntü yönetmenliği, aktörlük, radyo programı, podcastler vs. on parmağında on marifet olan bu genç adamı ıskalamayın derim.
Biraz da rakamsal veri paylaşayım sizlerle; iki günlük maraton süresince 2 bin 285 adet hashtagli tweetle iki kez 8. sıradan trending topic olan TEDxReset2013, Twitter’da 11 milyon 464 bin 88 kişiye ulaşmış.
Emeği geçen herkesin ellerine sağlık, 2014 organizasyonunu heyecanla beklemeye başladım.
Not: TED de ne ola ki? diyenler için harika bir anlatım linki, ŞURAYA tıklayınız

İki günlük etkinliğe ait videoları izlemek için BURAYA tıklayınız


Kritik Kavşaklar, TEDxReset 2013 Birinci Gün

Geçtiğimiz yıllarda da konuşmacılarının zihin açıcı sunumlarını ilgiyle izlediğim, kendimce dersler çıkardığım TEDxReset; bu yıl hem toplantı tarihini, hem de mekanı değiştirmekle doğru bir karar vermişti bana göre. Yüzlerce kişinin binbir emekle hazırlandığı, her aşamasının düzgün gitmesine gönül verildiği belli olan organizasyona emeği geçen herkese teşekkür ederim.

Banu GüvenBu yılın teması “Kritik Kavşaklar” olarak belirlenmişti. Ali Üstündağ’ın açılış konuşmasıyla başlayan maratonun ilk konuğu gazeteci Banu Güven oldu. Medyanın içinde bulunduğu ortam nedeniyle işine son verildiğinde bir kavşağa geldiğini ve verdiği karardan mutlu olduğunu söyleyen Güven; geleneksel medya ile yeni medyanın kesişme noktasında olduğundan söz etti ve sürdürülebilir modeller yaratılmadıkça geleneksel medyanın hızla yara alacağını da sözlerine ekledi.

Open UrbanBir sonraki konuşmacılar Jesse Honsa ve Ali Onat Türker oldular. Kentsel girişimler konusunda bilgi ve fikirlerin paylaşıldığı bir ortam olan Open Urban‘ı anlattılar. İstanbul’un artık bir kritik kavşakta olduğunu belirterek; şehrimizde yapılan ve yapılacak projeler konusunda artık geç kalınmaması için, semt bazında bilgi paylaşımının önemini aktaran konuklar; Taksim projesi gibi bir facianın kamuoyunun geç haberdar olmasından kaynaklandığını hatırlatıp, halkın yararına olmayacak çalışmalara karşı çıkılabilmesi için bu platformu hayata geçirdiklerini tekrarladılar.

WallitMilyon dolarlık yolculuğunu anlatmak üzere sahneye gelen Veysel Berk, alçakgönüllü davranışlarıyla salondaki hemen herkesin gönlünü fethediverdi. Sıkışık bir alanda, uzun saatler geçirdiği çalışma ortamında, kendini nasıl daha iyi hissedeceğini düşünürken bulduğu fikirle yola çıkan, vakitsizlikten 10 yaşındaki yeğeninin yardımıyla hazırladığı sunumla, beklemediği bir anda milyonlarca dolarlık bir işin sahibi olan genç bilim insanının hikayesini dinlerken, konu başlığı olan “Basit Kararlar Fark Yaratır” cümlesinin anlamını yoğun olarak hissettik.

Gizem A.Nance“Yaşam Dönüşümdür” başlıklı sunumu anlatmak için sahne alan Gizem Altın Nance’i dinlerken yüzüme kocaman bir gülümseme yerleşti, konuşması süresince bir yandan da gözlerimden yaşlar boşalmasına engel olamadım. Öyle güzel anlattı ki bisikletli hayatını, yüklerden kurtulup özgürleşmeyi. Eşiyle birlikte Amsterdam’dan Kazakistan’a kadar yaptıkları yolculukta, Aral Gölü yakınında yaşadıklarını dinlerken, doğaya verdiğimiz zararların boyutları hakkında da dersler vardı. Yolculuğunun sonunda kendi dönüşümünü tamamlayıp; inandığı şeyler için, iyi şeyler yapan iyi insanlar için çalışmaya karar vermiş ve Buğday Derneği‘nde yöneticilik yapmaya başlamış.

Batuhan Aydagul Batuhan Aydagül aldı sonra sahneyi ve bizlere “Çocuklar İçin Büyükler Tarafından Zor ve Kritik Seçimler” i anlattı. Üç kuşak eğitimle uğraşan bir aileden gelen Aydagül; eğitim sistemimizin çarpıklıklarından söz edip kendimizi ifade etmeyi öğrenemediğimiz için tartışmayı bilmediğimizi ve hemen öfkeye kapılıp sesimizi yükselltiğimizi söyledi. Yetiştireceğimiz nesillerin hem kendi haklarını hem de insan haklarını bilen bireyler olmaları için çaba harcanması gerektiğini belirten Aydagül, okullardan mezun olanların söylediklerini duyan hayatın içinde aktif vatandaşlar olmaları yönünde çaba harcanması gerektiğini de sözlerine ekledi.

Alp ErsonmezSahneyi kısa bir performans için müzisyen Alp Ersönmez ve ekibi aldı. Cereyanlı projesinden parçaları paylaşan ekipte, sevgili Bulut Gülen’i görmek de hoş bir sürprizdi benim için.

Diğer konuğa geçmeden önce bu tip organizasyonlarda beni çok rahatsız eden bir durumdan söz etmek istiyorum. Sahnede bir konuşmacı veya performans var ise, hayati bir tehlike olmadığı takdirde (çıkan bir ya da iki kişi olsa bu seçeneğe ikna olabilirim) salonu terk etmek saygısızlıkların en büyüğü gibi geliyor bana. Nasıl bir yere geldiğinizi biliyorsunuz, ne kadar süreceğini de biliyorsunuz, 5 holding sahibi filan da değilsiniz (öyle bile olsanız özür olamaz) ya adam gibi oturup, performansın bitmesini, iki söyleşi arasını bekleyin, ya da hiç katılmayın.

Bogazici Caz KorosuKahve arasından sonra TTGV Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Ultav, Peter Pan Kavşağı isimli sunumla sahnedeydi. Tam sunumuna başlayacakken Masis Aram Gözbek yönetimindeki Boğaziçi Caz Korosu’nun sürpriziyle sahneyi onlara bıraktı ve hep birlikte yine enfes bir performans izledik.

Cengiz UltavKoronun salonu terk etmesinden sonra Cengiz Ultav yine sahneyi aldı. Arada bir Truman Show’da yaşıyor hissine kapılıp kapılmadığımızı soran Ultav, kafa karıştırıcı konuları bizleri eğlendirecek şekilde Peter Pan üzerinden anlatıverdi. Satır aralarına sıkıştırdığı bilgilerden belki de komik bulduğum için aklımda kalıveren rakamlardan en ilginci, araştırma yapan ekipler arasında 1 sıtma uzmanına karşılık 20 kellik uzmanının olduğuydu.

Daan Roosegaarde Daan Roosegaarde en ilginç sunumlardan birini yaptı ve bizlere “Interaktif Peyzajlar” dan söz etti. Sunumu sırasında etkileşimli yollardan bahsederken, sevgili Kozan Demircan’ın kulaklarını çınlattım. Onun yazıları sayesinde, bilim ve teknoloji alanındaki çok sayıda yenilikten herkesten önce haberim olmasının keyfini yaşadım. Roosegaarde’nin anlattıkları arasında, salondakilerin en hoşuna giden projelerinden biri de yalan söylendiğinde ele veren teknolojiye sahip giysiler oldu.

Volkan ÖzgüzNanoteknoloji konusunda uzman konuk Volkan Özgüz bizlere beynimizdeki nöronların bağlantılarını anlattı. “Kavşaktaki Beyin” isimli sunumunda; 1 nöronun 1000 nöron ile konuşuyor olması, tek bir nöronun görevinin ömür boyu bir kişi hakkındaki bilgileri bize hatırlatması olduğunu belirtmesi, 5 yıl içinde kedi beyninin 10 yıl içinde de insan beyninin haritasının çıkarılacağını söylemesi hepimizin ilgisini çekti.

Bedia Ceylan Güzelce Bedia Ceylan Güzelce 1982 doğumlu bir gazeteci-yazar. 68 kuşağını bir cümlede dövüverdi “Özgürlükten, hayallerden dem vurdunuz ama Lennon’a sahip çıkamadınız” dedi. “Hippiler sevgi dünyası kurmaya çalışırken, bizim sinemalarımızda seks furyası vardı”, “Dünya evreni konuşurken, burada Evren bize dünyayı dar etti”. Sunumunda 80 kuşağını anlatan Güzelce; “OLSUN” kelimesinin, hem emir hem de kabullenme ifade eden iki anlamlı kullanımının Y kuşağına hakimiyetini anlatırken, bu kuşağa kendisinin önemli olduğunun söylendiğini, bilge kişinin Ferrarisini satmak için bu kuşağı seçtiğini de sözlerine ekledi.

Osman UlagaySon konuşmacı ünlü gazeteci yazar Osman Ulagay’dı. “Batı’nın Modası Geçti mi?” başlıklı sunumunda; bizim de aralarında bulunduğumuz sekiz ülkenin bir süre sonra büyümeden %57 pay alacağını belirtti. Verdiği bilgiler arasında beni en çok etkileyeni, Çin’in 60 milyon çocuğa klasik müzik eğitimi veriyor olmasıydı.

123İlk gün maratonunun kapanışını da genç bir grup olan 123 konseriyle yaptık.

İkinci günü de ayrı bir yazıda anlatmaya çalışacağım. Videolar henüz eklenmemiş ama BURAYA tıklayarak sık kullanılanlarınıza ekleyebilir ve izleyebilirsiniz.


CampusWINner olmak ister misiniz?

TurkishWIN büyük bir keyifle desteklediğim oluşumlardan. Başarılarıyla diğer kadınlara ilham veren isimlerle tanışabileceğiniz, konuşmalarından kendinize yeni yol haritaları çizebileceğiniz müthiş insanlarla bir arada olabileceğiniz, iş hayatı ve sosyal hayatta birbirini destekleyen başarılı kadınların buluştuğu bir oluşum. 3 yıl önce, Murat Kaya dostumun aracılığıyla tanıştığım sevgili Melek Pulatkonak’ın zarif jestiyle dahil olduğum bu topluluk, benim için zihin açıcı aktivitelerle dolu günler anlamına geldi hep. Bu yazımda sizlere; TurkishWIN’in üniversitelerdeki genç kızların bu aktivitelerin içinde olmalarını sağlayacak, gelecek yıllarda iş hayatında başarılı adımlar atmalarına yardımcı olacak, onlara mentorluk edecek rehberlik programlarından biri olan CampusWIN’den söz etmek istedim. Türkiye’de kampüs bazında kurulan ilk Women in Business oluşumu; Boğaziçi Üniversitesi Women in Business Proje Grubu hakkında, başarılı bir CampusWINner olan sevgili Pınar Yalçın ile yaptığım söyleşiyi paylaşmak istiyorum. Enerjisi yüksek, algısı açık, yenilikçi ve başarılı bir genç Pınar Yalçın. Belki bu söyleşiyle, diğer üniversitelerde de genç kızların CampusWINner olmalarına ışık tutarız birlikte. CampusWINner olmak veya kulüp kurmak isteyen öğrencilerin tek yapması gereken, TurkishWIN ekibiyle info@turkishwin.com adresine mesaj yazarak bağlantıya geçmeleri olacak. Bu güzel söyleşi için sevgili Pınar’a, destekleri için Melek Pulatkonak ve Elif Tukin’e teşekkür ederim.

Pınar önce seni biraz tanıyalım ve Women in Business Proje Grubu’nun çıkış noktası nedir, senden dinleyelim.
“Merhaba ben Pınar Yalçın, Boğaziçi Endüstri Mühendisliği 4. Sınıf öğrencisiyim. 4 yıl boyunca kendimi geliştirmek adına bir çok başarılı uluslararası şirkette staj yaptım ve aynı zamanda 2 yıldır TurkishWIN (Turkish Women’s International Network)’in kampüs liderliğini yapmaktayım.
TurkishWIN’de görev aldığım süre boyunca, katıldığım bir çok etkinlikte kadınların iş hayatı ve sosyal hayatta birbirlerine destek olmalarının gerekliliğini anlatan konuşmaları dinleme fırsatım oldu. Konuşmalarda vurgulanan bir başka nokta ise; kadınların kendilerini geliştirmek, iş hayatı ve sosyal hayatta paylaşımlarda bulunmak, hedeflerine ulaşabilmek için destek alacakları bir kaynağın, sosyal çevrenin eksikliğini hissetmeleriydi. Çalışan kadınlar için TurkishWIN ve KAGİDER gibi organizasyonlar bu networkü sağlıyorlardı fakat üniversite kampüslerinde böyle oluşumlar yoktu. Yurtdışındaki üniversitelerde çok sayıda örneğini gördüğümüz Women in Business kulüplerinden/gruplarının ilkini, yine ilklerin okulu Boğaziçi Üniversitesi’nde kurulabilirdi.
TurkishWIN’in kurucusu Melek Pulatkonak ve mentorum Nilüfer Durak bu süreçteki en büyük destekçilerim oldular.”

Pinar YalcinBu düşünce kampüse nasıl taşındı? Ekibinizi nasıl kurdunuz?
“Kampüste kulüp olarak kurulmak istiyorduk fakat gerçekleştirmek istediğimiz etkinlikler için mezunlarla iletişimimizin güçlü olması gerekiyordu. Bu nedenle BÜMED’den ve BÜMED Kariyer Merkezi’nden desteklerini istedik. BÜMED Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Zihnioğlu ve BÜMED Kariyer Merkezi Yöneticisi Gaye Beydoğan fikirlerimizi çok olumlu karşıladılar ve BÜMED Kariyer Merkezi’nin altında Women in Business Proje Grubu olarak çalışmaya başladık.
Ekip, kurucu üyeler, güvendiğim yakın arkadaşlarımdan oluşuyor; Sezin Kulaç, Dicle Ağdaş, Rabia Dilara Cumhur, Candan Ereser ve Esra Erkuş. Geçen yıl onlarla fikirlerimi paylaştığımda hepsi bana içtenlikle destek oldular. Sonrasında attığımız her adımı beraber planladık ve beraber çalıştık. Zamanla aramıza katılmayı isteyen yeni ekip arkadaşlarımızla, etkinliklerimizi ve networkümüzü büyütmeyi istiyoruz.”

bounwib ilk etkinlikNasıl etkinlikler yapıyorsunuz, yapmayı planlıyorsunuz? Gelecekteki amaçlarınız nelerdir?
“İlk etkinliğimiz Women in Business 101: Art and Power of Networking, kendi alanlarında başarılı ve güçlü üç kadının konuşmacı olarak katılımıyla gerçekleşti; Melek Pulatkonak, Gülden Türktan ve Neslihan Nigiz Ulak. Etkinliğimize ilgi büyüktü, yaklaşık 80 katılımcımız vardı. Yoğun ilgi gösterilen etkinliğimizden sonra ise öğrencilerden, mezunlarımızdan, konuşmacılarımızdan ve BÜMED’den çok güzel tepkiler aldık. Aldığımız bu olumlu tepkiler bizi cesaretlendirdi ve daha çok çalışmamız için güç verdi.
İlerleyen zamanlarda BÜMED ve TurkishWIN’in desteğiyle mezunlar ve öğrenciler tarafında bir çok etkinlik yapmayı planlıyoruz. Kısa dönem amaçlarımız, organizasyonumuzun yapısını sağlam bir şekilde kurmak, kampüs içi ve dışında bilinirliğimizi arttırmak. Uzun dönem amaçlarımız ise mezunlar ve öğrenciler arasındaki bağları güçlendirmek, bağlantı ağımızı genişletmek, ekibimizle beraber gelişmek ve büyümek.”


Bir Dosta Veda:Murat Demiroğlu

Filmlerde olur ya bazen, oyuncu bir haber okur aklı almaz, algılayamaz, birileri şaka yapıyor zanneder. Aynı ruh halini yaşadım ben bu sabah. Değerli dost Murat Demiroğlu’nun profiline yazılmış birkaç satırı kötü bir şaka olarak düşündüm. Ölümü yakıştıramazsınız ya bazı insanlara, Murat da öyleydi. Bir haberde adını ve fotografını görünce de inanmak istemedim. Ama ne yazık ki gerçekti. MuratD
1994 yılının sonlarına doğru Milliyet gazetesinde yaptığımız bir toplantıda tanıştığım; gülüşü gözlerinde başlayıp yüzüne yayılan, güçlü el sıkışıyla güven veren, sakin ve aklı başında konuşmasıyla dikkat çeken bir genç adamdı Murat. Yıllar boyu da başım sıkışınca aradığım, fikir aldığım, keyifli zamanlar paylaştığım bir dost oldu hep.
Geçtiğimiz günlerde babasını toprağa vermişti, başsağlığı dilemiştim. Aklıma gelir miydi bir iki gün sonra da onu yolcu edeceğimiz.

Hayatına dokunduğu bütün dostlarının ve yakınlarının başı sağolsun.
Işıklarla git değerli dost, mekanın cennet olsun.


Modern Sanat ve Perili Köşk

Dün sabah saatlerinde, harika bir hava eşliğinde, TurkishWin ekibinin düzenlediği bir organizasyonla Borusan Contemporary ‘de Segment#3 ve Anima sergilerini gezdim. BC view

Uzun yıllar Perili Köşk olarak önünden geçip gittiğimiz bu ilginç binanın, Borusan tarafından böyle keyifli bir amaca dönüştürülmesi harika olmuş. Hafta içi Borusan ekibine ofislik ederken, haftasonları halka açık bir sergileme alanına dönüşüyor olması pek hoş. Binanın en üst katından başlayarak rehberimiz eşliğinde leziz bir tur yaptık. İtiraf etmeliyim, özellikle çağdaş eserlerin yer aldığı sergileri koşaradım dolaşmaktan hoşlanmıyorum. Bazı eserlerin etrafında daha fazla vakit geçirip, sanatçının anlatmaya çalıştıklarını sindirmek istiyorum. Bu nedenle 14 nisanda sona erecek olan Anima sergisine ait eserleri bir kez de kendi başıma dolaşacağım.  Morellet

Borusan Çağdaş Sanat Kolleksiyonu; ağırlıklı olarak 1990 sonrasına ait farklı tekniklerde gerçekleştirilmiş çalışmalara yer veren homojen bir yapıya sahipmiş. Yılda iki kez düzenlenen “Segment” sergileri, Borusan Contemporary bünyesindeki farklı yatay ve dikey ilişkileri Perili Köşk’ün mimarisinden kaynaklanan özellikleri de gözeterek sunuyormuş.
Farklı sunuş tekniklerinin denendiği “Spot On” projesi, hem koleksiyon profilinin, hem de temsil edilen sanatçıların farklı eğilimlerinin bir arada sunulması için gerçekleştirilmiş. Üç ve dördüncü katlarda yer alan “Gören Gözler İçin François Morellet” başlıklı eserler bu kapsamdalar.  Morellet2

Morellet’nin eserlerini; neon tekniği kullanılarak gerçekleştirilmiş birer tür “Işık Heykelleri” olarak da adlandırılabilirsiniz. 1926 doğumlu sanatçının hala aktif olarak eser vermesi de hepimize ders olmalı.  Una Lumino Portentum

Anima başlığıyla sergilenen eserlerin büyük bölümü Choe U-Ram’a ait. Sanatçı, eserlerinde fizik kanunlarıyla estetiği öyle müthiş harmanlamış ki, sistemli olarak çalışan makineye baktığınızda onda yer alan harika yaratığı izlemeye doyamıyorsunuz.  Merry-Go-Round

Choe U-Ram’ın eserlerindeki yaratıklar denizlerin en derin çukurlarından ya da uzayın en karanlık köşelerinden gelmiş gibiler. Jet Hiatus, Una Lumino Portentum, Arbor Deus Pennatus benim ilk görüşte ilgimi çekenler oldular.   Pavillon

Anima sergisinin küratörü olan Choi Doo Eun’un ikinci ve dördüncü katta yer alan Pavillon, Ouroboros ve Merry-Go-Round isimli çalışmalarına da bayıldım. Çeşitli katlarda yer alan Türk sanatçıların eserlerini de ıskalamayın derim.

Sergi ile ilgili daha fazla görsele BURAYA tıklayarak erişebilirsiniz.


18 Mart 1915 Çanakkale

18 mart
Bir Yolcuya

Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın,
Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.
Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın,
Bir vatan kalbinin attığı yerdir.

Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda,
Gördüğüm bu tümsek, Anadolu’nda,
İstiklal uğrunda, namus yolunda,
Can veren Mehmed’in yattığı yerdir.

Bu tümsek, koparken büyük zelzele,
Son vatan parçası geçerken ele,
Mehmed’in düşmanı boğduğu sele,
Mübarek kanını kattığı yerdir.

Düşün ki, hasrolan kan, kemik, etin
Yaptığı bu tümsek, amansız, çetin,
Bir harbin sonunda, bütün milletin,
Hürriyet zevkini tattığı yerdir.

NECMETTİN HALİL ONAN

Çanakkale Savaşı

 


Jack The Giant Slayer

Jack-the-Giant-Slayer

Bu haftasonu yine bir masal uyarlaması giriyor vizyona, Jack The Giant Slayer. Küçükken dinlemeye bayıldığımız Jack ve Sihirli Fasulyeler masalının Imax ekranında üç boyutlu olarak canlanmasını keyfile izledim bu sabah. Çok sayıda film seçeneği arasında ilk tercihiniz olmayabilir. İlginç karakterlerle zenginleştirilmiş, görsel efektlerin bolca kullanıldığı Bryan Singer imzalı filmin hikayesi; Darren Lemke ve David Dobkin’e, senaryosu ise Darren Lemke ile Christopher McQuarrie ve Dan Studney’ye ait. Yapımcılığını Neal H. Moritz, David Dobkin, Bryan Singer, Patrick McCormick ve Ori Marmur, yönetici yapımcılığını ise Thomas Tull, Jon Jashni, Alex Garcia, Toby Emmerich, Richard Brener, Michael Disco ve John Rickard gerçekleştirmiş. Filmin yaratıcı ekibi ise şöyle; görüntü yönetiminde Newton Thomas Sigel, yapım tasarımında Gavin Bocquet, kurguda John Ottman ve Bob Ducsay, kostüm tasarımında Joanna Johnston var. Filmin müziği ise John Ottman’ın imzasını taşıyor.  JACK-THE-GIANT-SLAYER2
About a Boy filmiyle çocuk oyuncu olduğu zamanlardan tanıdığım Nicholas Hoult delikanlı olmuş ve Jack rolünü üstlenmiş, Prenses Isabelle’i Eleanor Tomlinson canlandırmış (imdb de oynadığı filmler listesinden bile asla hatırlayamadığım bir aktris), sırma saçlı haliyle ve her zamanki hınzır oyunculuğuyla Roderick rolünde Stanley Tucci var. Isabelle’in babası Kral Brahmwell’i yine bir başka güçlü oyuncu Ian McShane canlandırmış. Devler ordusunun iki başlı vahşi lideri General Fallon rolünde Bill Nighy ve sadık şövalye Elmont rolünde de beni biraz hayal kırıklığına uğratan sıradan oyunculukla Ewan McGregor vardı. Savaş sahnelerinin ve felaketlerin sonrasında bile Ewan McGregor’un jöleli saçlarının hep aynı şekilde kalması da oyunculuğuna gölge düşürmüş olabilir tabii 🙂  Spoiler vermekten hoşlanmam ama bunu da yazmazsam olmaz, finale yakın şişkin İngiliz egosuna kocaman sırıtma garantiniz var 🙂
Filmin interaktif ve oldukça keyifli hazırlanmış web sitesine BURAYA tıklayarak erişebilirsiniz. El kadar bebelere göre olmadığını belirteyim, benim ölçeğimde 13 yaş altı için epey rahatsız edici sahneler var. Tabii tekrar hatırlatayım, bu filmi 3D ve Imax olarak izlerseniz daha iyi vakit geçireceksiniz. İyi seyirler.


Geleceğinizin Yok Edilmesine İzin Vermeyin

Çocuklarınızın, torunlarınızın geleceğini ipotek altına alan kanun yolda, kendinize gelin, silkelenin, çaba harcayın. Bunca zaman sustunuz, köşenize çekilip oturdunuz, yeter artık. Çocuklarınızın ve torunlarınızın geleceğinin yok edilmesine göz yummayın, haklarınızı koruyun.#dogaicinsesver in
sari ciceklerDünyanın en zengin florasına ve faunasına sahip topraklarımızı betona çevirme hamlesinde son kararı da devreye soktular. Lütfen birazcık da olsa hamle edin, hiç olmazsa Nasuh Mahruki‘ nin başlattığı online bir kampanyaya destek olun, bilinmesini duyulmasını sağlayın. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” felsefesiyle geldiğimiz nokta ortada, nefes alacak yer kalmayacak yakında. Ülkenin en verimli, doğası emsalsiz bölgelerinde hidro elektrik santraller, nükleerler ve termiksantraller yükselecek. Avrupa’da yapılamayanları bizim topraklarımızda yapmak için salyaları akarak sıraya girenlere dur deyin. Kendi ülkelerinde zararlı bulunanları; denetim yokluğu, akıl zaafiyeti ve hırstan kararmış vicdanlar sayesinde bizim ülkemizde gerçekleştiriyorlar. Son aymazlık milli parkların doğal alanların imara açılması oldu. Üstün kamu yararı saçmalığıyla, tabiat harikası bölgeler, ormanlık alanlar para hırsından gözü dönmüşlere kurban ediliyor. Güzelim ormanlara beton yığını rezidanslar, örneği olmayan göllere havaalanları yapılmasına göz yummayın. “Dünyayı biz kirletmedik ya ” mantığındaki yöneticilere geçit vermekten vazgeçin artık. Lütfen Nasuh Mahruki’nin başlattığı ve Change.org adresinde yer alan kampanyaya BURAYA tıklayarak destek verin, sizler olmadan bu yok edici kararları durdurmak mümkün değil. Haydi, şimdi hemen çocuklarınız ve torunlarınızın geleceği için bir adım atın ve dilekçeyi imzalayın.
Doğa İçin Ses Verin


11 Mart 2011 Saat 14.46 Yer Japonya (2)

İki yıl önce Japonya’yı sarsan büyük ölçekli deprem ve tsunami sonrası yaşanan nükleer felaket haberleriyle doluydu gündemimiz.

Japan1

17 bine yakın kayıp, 12 bine yakın da ölü vardı bilançoda. Geçen sürede bizler unuttuk yaşananları, ama onların unutması mümkün değil. Kısa sürede yaralarını sarıp hayatlarına devam etmeye çalıştılar.

Japan2

Nükleer lobicileri şu aralar yine başlamış ortalığı karıştırmaya, umarım aklı başında Japon vatandaşları yaşananları unutmazlar ve izin vermezler bu saçmalığın bir kez daha yaşanmasına. Boston.com’un Big Picture bölümünde 1 yıl sonrasında nasıl toparlandıklarını fotografların üzerine tıklayarak görebilirsiniz. Geçen yıl yazdığım yazıyı da ŞURADAN okuyabilirsiniz.
Bizim paragöz ve hırslı lobicilerimiz de yeşili, ormanı, gölü denizi neyi bulursa yok eden canavarlara dönüşmüş durumdalar. Karadeniz’in doğasını nükleere ve madencilere, dünyanın hayran kaldığı Ege-Akdeniz kıyılarını balık çiftliklerine beton yığını otellere peşkeş çekerek yok etmeye devam ediyorlar.

Fotograflar: Boston.com Big Picture sayfasından alıntıdır.


Senede bir gün değil, hep kadınız 2013

Bu yılın 8 martında da yazacak olumlu bir gelişme yok. Kadına şiddet ve kimliksizleştirme hamleleri, şiddeti ve kadın ölümlerini meşrulaştırma çabaları tam gaz devam ediyor. “Kadınkırım” konusunda arpa boyu yol alınmadı. 550 kişilik meclisin sadece 76 tanesi kadın olduğu sürece de değişeceği yok. Yazacak çok şey var ama elim varmıyor. Geçen yıl da elim varmadı bir önceki yıl yazdığımı paylaştım. Yazıda geçen rakamsal verilerin daha da arttığını hepimiz biliyoruz. Senede bir gün hamasi laflarla geçiştirilen bir gün değil her gün kadın olunabilen bir ülkede uyanacağımız günler için çabalamaya devam.
Yazıma 1934 yılında çekilmiş bir fotografı koyuyorum. O yıllarda yaşayan kadınlara bakın ne kadar gururlu ve kendilerinden eminler. Bir de etrafınıza bakın, göreceğiniz kadınlar 21. yüzyıla koşan kadınlar mı sizce?
Kadinlar 1934

Geçtiğimiz yıl kadınlarla ilgili arpa boyu yol alınmadığı gibi; hepimizin saçlarını diken diken eden mahkeme kararları, cinayetler, dayaklarla “Kadınkırım” tam gaz devam etti ve bunlar yetmezmiş gibi 4+4+4 saçmalığı orrtalığa saçıldı. Enerjim yok yeni cümleler kurmaya, geçen yıl yazıp paylaştığım bilgileri ve yazıyı aşağıya ekledim. Okuduğunuz zaman hak vereceksiniz, rakamsal verilerde azalma değil artış olduğu da hepimizin malumu. Daha çok çaba sarf etmeliyiz, bizi yönetenlerden beklentimiz sıfıra indi, erkeklerin bilinç düzeyini yükseltecek çalışmalara önayak olalım, kişisel çabalarımızı artırıp daha çok kız çocuğun eğitimine, kişsel gelişimine katkıda bulunacak kampanyalara destek verelim. Bunları yapalım ki, gelecek nesillere verecek hesabımız olsun.

Her yıl 8 martta akıllara düşer kadınlar. Kocaman kocaman laflar edilir, devleti yönetenlerden, sanatçısına, öğretmenine, sokaktaki insanına kadar herkes hamasi laflar eder, bir gün sonra ettiği lafları unutur gider. 2002 den bu yana sistemli bir şekilde ötekileştirilmeye çalışılan kadınların, hayatın içinde aktif rol almaları istenmemekte. Taciz ve tecavüz durumlarında suçlu sadece kadın olarak gösteriliyor, hem de devletin yüce mahkemeleri, ilahiyat mezunu din bilginleri tarafından bile. Dekolte giyindin, saçın açık, boyandın, gece sokağa çıktın, bara gittin, içki içtin, sevgilin var e o zaman suçlusun, sorguya gerek yok, doğrudan infaz. Hükümetin yüksek kademesindekiler, kadına ikinci sınıf vatandaş olması yönünde tebliğlerde bulunup duruyor. Çocuk doğur, evinde otur, kocanın sözünü dinle, haklarından feragat et…. liste uzuyor gidiyor. Her gün 5 kadının öldürüldüğü ülkemde “Kadınkırım” hızla devam ediyor. Yaşam hakkı hepimizin en önemli anayasal hakkı olmaktan çoktan çıkarılmış durumda. 2002 yılında cinayetlerle katledilen kadınların sayısı 66 iken, 2007 yılında bu sayının katlanarak arttığını ve 1077’ye yükseldiğini görüyoruz. 2009 yılının ilk yedi ayında ise 953 kadın katledilmiş. 2010 yılında ise, 337 kadın en acımasız işkencelerle, kafaları baltayla, testereyle kesilerek, diri diri toprağa gömülerek,yakılarak, kurşunlanarak çok basit nedenlerle erkekler tarafından katledilmiş. Devlet ise dayak yediği, işkence gördüğü, ölümle tehdit edildiği için polise defalarca şikayette bulunan kadınları korumayarak kadın cinayetlerini meşrulaştırıyor. Erkek egemen sistem, son yılların en baskıcı ve kahredici günlerini yaşatıyor biz kadınlara. Meclisin yüzde 92si erkek, 275 koltukta kadın oturmadıkça da bu sorunlar çözülmeyecek. Nefret cinayeti, namus cinayeti, töre cinayeti … seç beğen al her model var. Kadınların artık bu konuda daha duyarlı ve aktif olmaları gerek. Güneydoğu’da yapılan bir araştırmada, araştırmaya katılan kadınların yüzde 46 sı erken yaşta zorla evlendirilmiş daha da acısı yüzde 20 si 12 yaşında bu küçük kadınların. Ülkenin yönetim kademesindekilerin, çeşitli yayın organlarında kendi karılarını neredeyse çocuk yaşta aldıklarını gerine gerine anlatmaları ise durumu daha da vahimleştiriyor.
2010 yılında Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü’nce 24 bin 48 hane ziyareti ve 12 binden fazla kadınla yüz yüze görüşmelerle gerçekleştirilen bir araştırma sonucuna göre;
-Türkiye’de kadınların yüzde 41.9’u fiziksel ve cinsel şiddete uğruyor.
-Yüzde 49.9’la en fazla şiddete maruz kalan kadınlar ‘düşük gelir’ grubunda. Orta gelir durumunda bu oran yüzde 41.8, ‘yüksek gelir düzeyin’de de yüzde 28.7.
‘-Çalışan’ kadınların yüzde 44.1’i, çalışmayanların yüzde 41.1’i şiddet mağduru.
-Eğitimsiz kadınların yüzde 55.8’i, lise ve üzeri eğitim alan kadınların yüzde 27.2’si şiddet mağduru.
-En az bir kez gebe kalmış her 10 kadından biri gebeliği sırasında şiddet yaşıyor.
-Kadınların yüzde 57.6’sı, üç veya daha fazla kez yaralandığını söylüyor.
-Erkeklerin ‘işten çıkmaya neden olma veya çalışmaya engel olma’ oranı düşük gelir seviyesindeki kadınlarda yüzde 21.5 iken, yüksek gelir düzeyindeki kadınlarda neredeyse aynı: Yüzde 21.2.
-Yaşadığı şiddetini kimseye anlatmayan kadın oranı yüzde 48.5. Düşük gelir düzeyinde bu oran yüzde 54.1, yüksek gelir düzeyindeyse yüzde 37.5.
-Şiddet yaşamış kadınların yüzde 33.7’si ‘hayatına son vermeyi düşündüğünü’ söylüyor. Düşük ve yüksek gelir grubunda bu fikri aklından geçiren kadın oranı aynı, yani yüzde 34.6.
Şiddet görenlerin yüzde 12.4’ü intiharı denemiş. Düşük gelir düzeyinde bu oran 12.4 iken, yüksek gelir düzeyinde yüzde 11
Utanç verici rakamlar bunlar, yürek burkan rakamlar. Lafa gelince herkes coşuyor, ama eylem yok.
Bu yıl biraz çaba gösterelim, aktif olarak derneklerde görev alalım, yakın çevremizden başlayarak, “Kadına Şiddete Hayır” kampanyalarına destek verelim. Kız çocuklarının eğitimine gönül veren herkese yardım etmeye çalışalım. Cinsiyetinden dolayı doğduğu günden başlayarak horlanan, yaşam hakkı elinden alınan kadınlara yardım edenlere destek olalım.
Sadece bir gün değil, yaşadığımız her an kadın olma hakkının, ülkemizde yaşayan her kadına tanınması için elimizden ne geliyorsa yapalım.


Sayfalar:1...12131415161718...49