:::: MENU ::::

Moran Reklam günleri

İşe alındık, alındık ya gel gör ki, senin “Küçük Prenses” havaların sökmez buralarda. Herkes çok meşgul, çok sinirli, çok kibirli, çok bilgili, çok dağınık, çok gürültücü… ya da bana öyle geliyor ilk gün. İki büyük patronun sekreterliği, telefonlar, kuryelerin trafiği… amma çok iş verdiler, ben daha çok yeniyim, nasıl biter bunlar, bu adamın adı neydi yahu, of bu insanlar neden yerlerinde oturmuyorlar ki, nereden bulacağım şimdi iki kat arasında. Bir ay göz açıp kapayıncaya kadar geçti. İşleri öğrenmekle kalmadım, üstüme vazife olmayanlarına bile bulaştım. Akşamları iş bitince, Grafik Bölümüne çıkıp sevgili dostlar Lotte’den, Ahmet’den, Galip’den, Akın’dan, Ekin’den mesleklerinin inceliklerini öğrenmeye çalışırdım. O zamanlar bilgisayar kullanımı yok, klişe tekniği var. İlanlar milimetrik kartonlara hazırlanıyor, Nail Gülçer’e yollanıyor klişe için. Bilgisayarlı dizgi tekniği yeni yeni devrede. Yazılar letrasetle eklenir, hatalı gelen dizgilere, hep telaş vardır. En olmadık zamanda milimetrik karton bitiverir, pikaj yarım kaldı diye insanlar birbirine girer. O zamanlar sinirleri geren birçok durumun şimdi tatlı birer anıya dönüşmesi ne ilginç.


Yıllar öncesine bakmak

Yıl 1975 Eylül ayının sıcaklığı dozunda, güneşi kıvamında bir günü. Bendeniz; o zamanlar adı Reklam Moran olan ajansta işe başlıyorum. Yüreğim kuş gibi çırpınıyor. Hani sınava girerken çok iyi hazırlansanız da garip bir heyecan olur ya öyle işte. Saray adabı ile yetiştirilmiş bir küçük hanımefendi, işteki ilk gününe, sabahın ışıkları odasına vurmadan hazırlanmaya başlamış, ütülü keten elbisesi, güzelce toplanmış beline kadar uzun tertemiz kokan dalgalı saçları, pırıl pırıl parlatılmış ayakkabıları, yüzünde heyecanlı bir ifade… Geriye bakınca ilginç geliyor bunları hatırlıyor olmak. İnsan zihni ne ilginç, olmadık anıları nasıl da capcanlı tutuyor bir köşelerde.


Sonbahar sinsice giriverdi yine hayatımıza

Yine gri günler, yine yağmur, yine soğuklar… Yaz yaşamadan kışa koşmak hiç de adil değil. Depresyona mağlup olmak bize yakışmaz, sarılalım tuşlara. Ne garip kaleme sarılmak eylemini elektronik ortama taşıyıvermek. Tam gün PC kölesiyiz bari bir işe yarasın. 33 yıldır dur durak vermeden çalışıyorum. Seviyorum da çalışmayı, insanlarla bir arada olmayı, elektrik alıp vermeyi, bilgiyi paylaşmayı, konuşmayı, gülmeyi… Nedeni? Bilmem öyle işte. Lise bittikten sonra girdiğim ilk ÜSS sınavının kurbanlarından biriyim. Sorular çalındı diye sınavı yenilediler, aklınız alıyor mu? Ben de şımarık genç kız havalarında “a bir daha giremem tatilimi bozup da dönemem” dedim ve girmedim gerçekten de sınava. O yılı, annemin beni zorla postaladığı “daktilo” “mankenlik” “düzgün konuşma” gibi kurslarla geçirdim. Tabii buhranlı günleri bir daha yaşamaktansa tekrar girdim sınava. Bu kez de rehberlik edecek biri olmadığından 584 fen puanıyla ikinci tercihim olan Boğaziçi Bilgisayar bölümünde paşa paşa okumak varken, ilk tercihim olan Gazetecilik ve Halkla İlişkiler’de okumak zorunda kaldım. Diyeceksiniz ki kendi salaklığın neden yüksek puanlıdan başlamadın yazmaya, haklısınız ama “kader” diye birşey var inanın. Size yolunuzu değiştirten öyle anlar oluyor ki, yıllar sonra geriye baktığınızda seçebiliyorsunuz, gölgeler arasından.


Hello world!

Welcome to WordPress. This is your first post. Edit or delete it, then start blogging!


Sayfalar:1...4142434445464748