:::: MENU ::::
Posts tagged with: mutluluk

İnsanız; Kolayca Unutuyoruz

Bu sabah suret kitabında bir dostun sayfasında gözüme ilişen güzel bir kartı paylaşmak istedim sizlerle. Şimdi derin bir nefes alın, sahip olduklarınıza şükredin ve bunu her gün tekrarlamayı da alışkanlık edinin.
Sevgiyle ve muhabbetle…

“Buzdolabınızda yiyecekleriniz, sırtınızda giysiniz, başınızın üzerinde bir çatı ve uyuyacak bir yeriniz varsa dünyanın %75 inden çok daha varlıklısınız.
Bankada birikiminiz, cüzdanınızda paranız, hatta bozukluklarınız bile varsa dünyadaki %8 in üstündesiniz.
Eğer bu sabah her hangi bir hastalık yerine sağlıklı olarak uyanabildiyseniz, bu haftayı sağ çıkaramayacak milyonlardan çok daha şanslısınız.
Eğer savaş tehlikesiyle karşılaşmadınızsa, hapisane acısı nedir bilmiyorsanız, açlık korkusu çekmedinizse; dünya üzerinde yaşayan ve acı çeken 500 milyon insandan çok daha şanslısınız.
Ve eğer bu yazılanları okuyabiliyorsanız, dünya üzerindeki 3 milyar insandan çok daha talihlisiniz.”

Görsel kaynağı https://www.facebook.com/tia.sal


Şükredebilmek…

bebek

Mutsuz olmak için kendinize binlerce sebep yaratabilirsiniz, gayet kolay bir eylem bu. Gelin birlikte başka bir yol seçelim; ne kadar zor durumda olsak da mutlu olacak ve yaşadığımız için şükredecek sebepler bulmayı deneyelim.
Her sabah uyandığınızda hiç olmazsa sağ salim uyandığınız için şükredebilirsiniz. Kendinize ait temiz ve rahat bir yatakta uyuyabildiğiniz için şükredebilirsiniz. Başınızın üzerinde bir çatı olduğu, etrafınızda sizi hava şartlarından koruyabilecek duvarlar olduğu için şükredebilirsiniz. Musluklarınızdan akan su için şükredebilirsiniz. Üzerinize giyecek temiz eşyalarınız olduğu için şükredebilirsiniz. Bedenen ve ruhen sağlıklıysanız; nefes alabildiğiniz, görebildiğiniz, duyabildiğiniz, konuşabildiğiniz, yediklerinizi yutabildiğiniz, lezzetlerini alabildiğiniz, kollarınızı oynatabildiğiniz, nesneleri ellerinizle tutabildiğiniz, yürüyebildiğiniz, hatta koşabildiğiniz için şükredebilirsiniz. Etrafınızda sizi seven, önemseyen, özleyen, koruyan, kollayan yakınlarınız ve dostlarınız olduğu için şükredebilirsiniz. Okuyabildiğiniz, anlayabildiğiniz, öğrenebildiğiniz için şükredebilirsiniz. Kendiniz olabildiğiniz için şükredebilirsiniz. Düşüncelerinizi özgürce ifade edebildiğiniz için şükredebilirsiniz.
Maddeleri arttırabiliriz tabii, ama ana fikir; öfürdene pöfürdene mutsuz ve huzursuz yaşamak yerine, sahip olduklarımıza şükredebilmek, gerçekten ihtiyacımız olduğunu düşündüğümüz şeyler ve arzu ettiklerimiz için çaba harcamaya devam edebilmek.
İçinizi ısıtacağını ve biraz da olsa daha huzurlu bir hayata adım atmanıza yardım edeceğini düşündüğüm bir kısa film videosu ekledim. İzleyin lütfen.
Hepinize keyifle geçecek harika bir yeni hafta diliyorum.
Sevgiyle ve muhabbetle..

The Present from Jacob Frey on Vimeo.


Canlı olma armağanı… Osho’dan

Herkes seni geliştirmek için, *seni daha iyi yapmak için* çalışıyordu.
Herkes insanın başına gelmesi mümkün olan defoları, hataları, yanlışlıkları, zayıflıkları, kırılganlıkları işaret ediyordu.
Hiç kimse senin güzelliğini vurgulamadı, hiç kimse senin zekanı vurgulamadı, hiç kimse senin görkemini vurgulamadı.
Sadece canlı olmak öylesine büyük bir armağandır ki, ancak hiç kimse hiçbir zaman sana varoluşa müteşekkir olmanı söylemedi.
Tam aksine herkes homurdanıyor, şikayet ediyordu.
Doğal olarak hayatının en başından beri seni çevreleyen her şey, olman gereken şey olmadığını sürekli işaret ederse, olman gereken ve izlemen gereken büyük idealler vermeye devam ederse…
Senin oluşun asla onurlandırılmaz.
Senin geleceğin onurlandırılır; şayet güçlü, saygın, zengin, entelektüel; sıradan birisi değil, bir şekilde meşhur birisi olabilirsen.
Sana karşı olan sürekli koşullanma sende,
“Olduğum halimle bir şey eksik. Başka bir yerde olmalıyım, burada değil.
Olmam gereken yer burası değil; daha yüksek, daha güçlü, daha baskın, daha saygın, daha çok tanınan bir yerde olmalıyım,” düşüncesini yarattı.
*Senin başın, senin zihnin;* onların senin nasıl olman hakkındaki düşünceleri doğrultusunda, pek çok şekilde *pek çok insan tarafından dönüştürüldü.
*Kötü bir niyet yoktu. Anne baban seni sevdi, öğretmenlerin seni sevdi, toplumun senin birisi olmanı istedi.
Onların niyetleri iyiydi ancak, onların anlayışları çok sınırlıydı.
Onlar bir gülü, bir marigold yapmayı ve bunun tersini başaramayacaklarını unuttular.
*Yapabileceğin tek şey güllerin daha büyük, daha renkli, daha hoş kokulu olmasına yardım etmektir.*
Rengi ve hoş kokuyu oluşturacak tüm elementleri – ihtiyaç duyulan gübreyi, doğru toprağı, doğru zamanda doğru sulamayı – verebilirsin ama gül goncalarının nilüfer üretmesini sağlayamazsın.
*Ve şayet sen gül goncalarına,* “nilüfer üretmek zorundasın” fikrini vermeye
başlarsan – elbette ki nilüferler güzel ve büyüktürler – yanlış bir koşullanma veriyorsun.
Bu gonca, sadece *hiçbir zaman nilüfer üretememekle kalmayacak*;
onun tüm enerjisi yanlış bir yola yönlendirileceği için gül bile üretemeyecek çünkü *gül üretecek enerjiyi nereden bulacak*?
Ve onun nilüfer, gül üretmeyeceği meydana çıktığında elbette zavallı gonca
kendisini devamlı boş, engellenmiş, çıplak, değersiz hissedecektir.
İnsanların başına gelen şey budur.
Hep iyi niyetlerle insanlar senin zihnini çeliyor.
Daha iyi bir toplumda, daha çok anlayış sahibi insanlarla hiç kimse seni değiştirmeye çalışmayacak.
Herkes senin kendin olmana yardım edecek*; ve kendin olmak dünyadaki en zengin şeydir.*
*Kendin olmak;* hayatını anlamlı, önemli yapacak her şeyi, doymuş hissetmek için ihtiyacın olan her şeyi sana verir.
Sadece kendin olmak ve doğana uygun şekilde gelişmek hayatını doygunluğa eriştirir.
Gerçek zenginlik budur.
Gerçek güç budur.
*Herkes kendisi olarak gelişirse*
*bütün yeryüzünün* muazzam dayanıklılıkta, zekada ve eve dönmüş olmanın verdiği bir tamamlanmışlık halinde, bir coşku sahibi olan güçlü insanlarla dolu olduğunu göreceksin.
OSHO

Başkalarının “çöp”lerini yüklenmeyin

Etrafımızda o kadar çok mutsuz ve huzursuz insan var ki, bana hep usta yazar Aydın Boysan’ın “Leke Bırakan Gölgeler” adlı kitabında okuduklarımı hatırlatıyor. Çevrenizde sevgisiz, saygısız, huzursuz birileri varsa  aşağıya alıntılayacağım bölümü sıklıkla aklınıza getirin. Başkalarının çöplerini yüklenmeyin.

“Bir gün bir taksiye atladım ve hareket ettik. Sağ  şeritte yol alırken, siyah bir araba park ettiği yerden aniden yola, önümüze çıktı. Taksi şoförü sert bir şekilde frene bastı, kaydı ve diğer arabaya çarpmaktan milim farkıyla kurtuldu. Diğer arabanın sürücüsü camdan başını çıkartıp bağırmaya ve küfretmeye başladı. Taksi şoförü ona gülümsedi ve içten bir şekilde el salladı. Ve gerçekten çok arkadaşçaydı.
Sordum: ‘Neden bunu yaptınız? Adam neredeyse arabanızı mahvedip ikimizi de hastaneye gönderecekti.’
Taksi şoförü bana, şimdi artık ‘Çöp Kamyonu Kanunu’ dediğim şeyi öğretti.
Şoför, pek çok insanın çöp kamyonu gibi olduğunu açıkladı.
“Her tarafta çöp dolu olarak dolaşıyorlar; kızgınlık, öfke ve hayal kırıklığı dolular.
Çöpleri biriktikçe onu bırakacak bir yere ihtiyaç duyuyorlar ve bazen sizin üzerinize bırakabilirler.
Kişisel almayın. Sadece gülümseyin, onlar için iyi şeyler temenni edin ve yolunuza devam edin.
Onların çöpünü alıp işyerinize, evinize veya sokaktaki diğer insanlara dağıtmayın.”

İşin ana fikri şu ki, başarılı insanlar çöp kamyonlarının günlerini mahvetmesine ve ellerine geçirmesine izin vermezler.
Hayat; sabahları pişmanlıklarla uyanmak için çok kısa,

Dolayısıyla “Size iyi davranan insanları sevin,  iyi davranmayanlar için dua edin, ve o insanları hayatınızda tutmayın.”

Her sabah uyandığımda, önce; sağlıkla nefes alarak uyandığım için, aklım başımda olduğu için, 5 duyumu sağlıklı oarak kullanabildiğim için, seven ve sevilen biri olduğum için, bana iyi ve saygın bir insan olmayı öğreten bir aileye sahip olduğum için, başımın üzerinde bir çatı olduğu  için, karnım doyduğu için, gurur veren başarılı bir evlada sahip olduğum için, dünyanın en güzel şehirlerinden birinde yaşadığım için şükrediyorum. Gün içerisinde de ne zaman aklıma gelse, teşekkür edip, şükrediyorum. Mutlu olmak, cenneti bulmak bir adım ötemizde şükretmeyi bilen herkesin, dünyanın en mutlu ve zengin insanları olduğuna inanıyorum.

Sevgi ve ışıkla kalın…


Evladıma…

EmirCerman 1985

EmirCerman 1985

Canım Oğlum;
Eğer sana sahip olmasaydım;Topuksuz ayakkabılarla da şık olunabileceğini bilmeyecektim. Hamileliğim esnasında 90’lı kilolara kadar çıkıp kendi çapımda ilk defa bir alanda rekorumu kıramayacaktım. O küçücük ellerle renkli kartonlardan yapılmış bir kâğıt parçasının bu kadar değerli olabileceğini öğrenemeyecektim. Kan yapsın diye dana dili haşlayıp üzerine yumurta kırıp ağzının tadına da uysun diye çikolatalı pudingle karıştırmak gibi yaratıcılığın sınırlarını zorlayan tarifler keşfedemeyecektim hiç. Su almak için elimde kumanda ile buzdolabını açtığımda kumandayı buzdolabına koyacak kadar ya da evden çıkarken telsiz telefonu çantama atacak kadar kendimden geçmeyecektim. Birinin canı yandığında ötekinin bu acıyı hissedebilmesinin sadece ikiz kardeşlerde olduğunu sanacaktım. Sabahın köründe gözü kapalı mutfağa kadar gidip, süt ısıtıp yine gözü kapalı dönme yeteneğini kazanamayacaktım. Üzümün çekirdeklerini tek tek çıkarmak için insanüstü bir uğraşa asla girmeyecektim. Bir insanın gaz çıkarması beni bu kadar mutlu edemeyecekti. Büyüdüğünde arkadaşlarınla birlikte partilerde Süper Anne olarak eğlenmeyi hayal edemeyecektim. Babanla belki daha az kavga edecek ama sevginin evlat denilen başka bir boyutuna giremeyecektik. Sevginin böylesine karşılıksız olanını hiç tadamayacaktım. Telaşsız sevişmenin hayalini kuramayacaktım. Annemi bu kadar çok sevdiğimi anlamayacaktım. Annesinden zorla ayırdılar diye ‘Uçan Fil Dumbo!’ çizgi filminde böğürerek ağlamayacaktım. Geceleri kesintisiz uyuyacak, hafta sonunda sabahları istediğim saatte kalkacaktım ama, uyandığımda yanağıma konmuş minik ellerin sıcaklığı ve ıslak bir öpücük ısıtmayacaktı yüreğimi. Çantamda sürekli bisküvi, ıslak mendil, bir adet oyuncak, düşer bir yerin kanar diye ayıcıklı yara bandı taşımayacaktım. Acıyı geçiren öpücüğün gücüne inanmayacaktım. 38,5 derece ateş beni de yakıp kavurmayacaktı. Yağmur sonrası çamurlu sularda zıplamanın keyfine varamayacak, sen bir lokma daha fazla yiyesin diye kalabalığın ortasında kafamda peçete dansı yapmayacaktım. Sen olmasaydın eğer yaşamın karmaşıklığını unutup, tekrar basit yaşamayı

EmirCerman2007

EmirCerman2007

öğrenemeyecektim. Sen olmasaydın eğer, ben asla ‘anne’ olmayacaktım. Bir çocuk doğduğu anda, bir anne doğarmış… Bu lafın doğruluğuna inanmayacaktım!

Hamiş: Boston’da Berklee Müzik akademisinde eğitim gören oğlumla 11 aydır sadece internet üstünden görüşmek özlemimi kesmiyor. O artık genç bir adam, ama ben bebekliğinden bu yana geçen her anı net bir şekilde hatırlıyorum. Bu yazıyı görünce her satırını yaşamış bir anne olarak sizlerle paylaşmak istedim. Bana gelen bir e-posta mesajından alıntıdır. Ne yazık ki yazarın ismi yoktu. Bilen varsa lütfen yazsın, bu keyifli yazıyı emek verip yazdığı için kendisine ismen de teşekkür etmek isterim.
Sevgi ile kalın…


Kayıplarımızdan çıkaracağımız kazançlarımız…

Yarım saat önce Friendfeed’de bir başlık vardı sevgili Üstad Ferruh Mavituna eklemiş, altında da genç Üstad’ların yorumları var. Oradaki kısıtlı alana hissettiklerimi ve yaşadıklarımdan aldığım dersleri sığdırmam mümkün değildi. Palahniuk’ un “Invisible monsters” kitabından bir cümleyi alıntılamış Üstad Mavituna. Konu değil beni üzen, genç dinamik insanların, ne kadar maddi değerlere önem verdiğini ve kaybederse ilk aklına gelen şeyin utanç duygusu olduğunu görmekti. Yaşadım ben bunları. İşimi kaybettim, çalışarak kazandığım paramı da bana ait olmayan borçları ödemeye harcamak zorunda kaldım. Parasız kalınca kiramı ödeyemez duruma düştüm. Evden ayrılıp birilerinin yanında yaşamak zorunda kaldığım için bütün eşyalarımı  dağıttım. Hiç kolay değil hazmetmek. Üstad’lar herşeyini kaybetmekten ne anladığınız çok önemli. Parasal gücünüzü, işinizi, bunlara bağlı olarak oturduğunuz evi, eşyalarınızı kaybediyorsunuz. İnanın bir şey olmuyor. Eğer aileniz, sizi seven dostlarınız varsa, çaresiz hissetmenize izin vermiyorlar. Önceleri çok ağırınıza gidiyor, uzun süre yalnız kalmak istiyorsunuz. Yürüş yapıyorsunuz, kimseye göstermeden katılana kadar ağlamak için. Ama hayat devam ediyor. Sağlıklıysanız her şeye yeniden başlayabileceğinizi biliyorsunuz. İşte o noktada soruyorsunuz kendinize “ben ne istiyorum aslında?”. Bunca yıl şan, şöhret, ünvan, para hepsine sahiptin, sana daha farklı ne hissettirecek bunlar. Ve sonra yeni bir “ben” keşfettim, her zamankinden daha güçlü daha hırslı, ama bu kez hayata dört elle sarılmaktı hırsın nedeni. Başardım da, kolay olmadı çok uğraştım, üzüldüm, depresyona girdim, hasta oldum. Sonra “dur” dedim ve kendime yeni bir hayat çizdim, daha çok mutlu olduğu şeyleri yapacak, daha basit yaşayacak, varsa yer, yoksa yemez biri olmaya karar verdim. Daha az eşyaya sahibim, dünya üzerinde daha az yer kaplıyor çevreye daha az zarar veriyorum. Küçük şeylerle mutlu olmayı çok iyi başarıyorum.  Akıllı ve başarılı bir evlada sahip olduğum için, beni seven ve düşünen dostlarım, sağlam duruşlu ve güçlü olmamı sağlayan bir ailem olduğu için her gün şükrediyorum. Her yeni gün benim için yeni bir macera, beni mutsuz eden ve üzen hiç bir olayın veya kişinin yakınında uzun süre geçirmiyorum. Kendime mutlaka kısa da olsa nefes alabileceğim zamanlar yaratıyorum. Korkmayın, kayıplar her zaman yıkım demek değildir. Bazen kendinizi bulmanıza yardımcı olur. Bir arkadaş demiş ki”kaybetmek için herşeye sahip olmak gerekmez mi ?” Hayır sevgili dost, gerekmez, sahip olduğun en önemli şeyleri; aklını, yüreğini ve umudunu kaybedersen kork, dünyevi şeyleri kaybedersen gerçekten daha “hür ve güçlü” oluyorsun. Utanç duygusunu ise dürüst davranmayanlara, hırsızlara ve döneklere bırakalım. Hepinize daha huzurlu, daha sağlıklı, daha özgür bir yaşam diliyorum.