:::: MENU ::::
Posts tagged with: sevgi

Birbirimizi Tamamen ve Derinden Sevip, Kabul Edelim

“In Lak’ech Ala’kin” Maya kültüründe insanlar ellerini kalplerinin üzerine koyup böyle diyerek selamlarmış birbirini. “Ben bir başka Sen’im, sen de Ben’sin”
“Sen ve ben. Biz Bir’iz. Senin canını acıtamam kendimi yaralamadan…” der Mahatma Gandhi de.
Bizler; birbirimizi tamamen ve derinden kabul edip sevemedikçe, Bir’lik bilincini içselleştirmedikçe; hayatlarımıza huzurun, bolluk-bereketin, coşkunun gelmeyeceği, değişimin gerçekleşemeyeceği, kendi yarattığımız cehennemlerde yaşamaya devam edileceği aşikar.

Sükünet ve sabırla çabalamaya; yüreklerimizde endişe, kızgınlık, düşmanlık yerine huzur ve sevgi beslemeye devam etmeliyiz. Değişim önce kendimizle başlıyor; düşüncelerimiz, davranışlarımız, söylemlerimiz, kelimelerimizle. #Barış #Kardeşlik #Birlik #Sevgi #Dostluk #İyilik #Huzur #Saygı #Dürüstlük #Bolluk #Bereket bu kelimelere günlük hayatımızda bolca yer vermeye niyet edelim. Güzellikleri, dostluğu, sevgiyi, huzuru paylaşalım ve çoğaltalım.
Sevgiyle ve muhabbetle…

Yazıya görüntü olarak kullandığım fotografları geçtiğimiz günlerde farklı zamanlarda Konyaaltı sahilinde çektim. O muhteşem maviliğe bakmak bana hem huzur veriyor, hem de daha güzel bir dünya hayal etmek için güç veriyor. Sizlerin de ruhuna iyi gelmesi dileğiyle paylaşıyorum.

 


Sevgiyle ve muhabbetle…

baharlar

yine çiçekteyiz
işte yine meyvedeyiz
bin kez korkuya boğdular zamanı
bin kez ölümlediler
yine doğumdayız işte,
yine sevinçteyiz.
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

Adnan Yücel

Değerli dost İrem Afşin’e, bu harika dizeleri hatırlattığı için teşekkür ederim.


Dostlara vasiyetimdir, sevgiyle ve muhabbetle…

istanbul sunrise

İlginç zamanlardayız; gördüklerimiz, düşündüklerimiz, hissetiklerimiz, kokular, olaylar bizlere değişmemiz ve dönüşmemiz gerektiğini hatırlatıyor. Bu sabah İstanbul’da yüksek sayılacak ölçekte bir deprem oldu. Yine bir hatırlatma diye düşündüm ve hemen Facebook sayfamdan, aşağıya eklediğim gönderiyi paylaştım.

“Bütün dostlarımı seviyorum, iyi ki yollarımız kesişmiş, ola ki sizleri incitip kalbinizi kırdımsa affedin lütfen. Yıllar içinde kalbimi kırıp üzenleri de ben affediyorum. Sağlam vurdu deprem dipten, az önce hatırlattı kendini yine. Hani olur da bir daha rastlaşmazsak diye kayıt altına alayım dedim.
Sevgiyle ve muhabbetle… ”

Bir kaç dakika sonra sevgili Deniz Öztaş’ın paylaştığı bir yazı ilişti gözüme “Affetmek” başlıklı, o da ayrı bir işaretti sanki, hemen onu da paylaştım sizler de mutlaka okuyun vakit ayırıp.

Sonra kendime not olarak yazdığım vasiyetimi hatırladım, hemen dosyaları karıştırdım ve onu da yazarak sizlerle paylaşmak ve kayıt altına almak istedim. Uzun yıllar önce karar vermiştim alışıldık usulde ağlaşılan ve hüzünlü bir şekilde bu dünyaya veda etmek istemediğime, New Orleans tarzı bir tören istediğimi söyler dururum yıllardır.

Dostlarımın arkamdan ağlamalarını istemiyorum. Paylaştığımız güzel “an”ları hatırlasınlar istiyorum. Güzel bir hayat yaşadığımı, sevdiğim ve sevildiğim için çok mutlu olduğumu, “iyi ki” lerimin “keşke” lerimden çok daha fazla yer tuttuğunu, gurur duyduğum bir evlada sahip olduğum için hep şükrettiğimi, gerçekten kayda değer bir hayat yaşadığımı bilerek beni coşkulu müzikler eşliğinde, mutlaka bir deniz kenarında, huzurla, neşeyle ve gerçekten kahkahalarla uğurlamalarını istiyorum.

Hepinize teşekkür ederim bana hayat yolculuğumda sevgilerinizle, maddi ve manevi bütün desteklerinizle, dostluklarınızla, sabrınızla eşlik ettiğiniz için. Sizleri de sevenler, destekleyenler ve sabırla yanınızda yürüyenler çok olsun.
Sevgiyle ve muhabbetle…
Follow my blog with Bloglovin


Aşk, aşk dedikleri…


Hemen her köşede kırmızı kalplerin, pembe pelüşlerin, vitrinlerde allı morlu hediyeliklerin uçuşmaya başladığı şu günlerde; sağda solda solda gözüme ilişenleri yazıverdim.
Birbirini tanıyalı iki hafta olmuş gençlerin “aşkım, cicişim” gibi hitapları; sevgiyi anlatmaktan çok, vıcık vıcık bir his veriyor bana. Saçını, kaşını gözünü, hatta diğer uzuvlarını beğendiği anda aşkından öleceğine karar verenlerle doldu ortalık. Bu kadar basit mi “aşk”, bu denli maddeleşip kolayca tüketilir olması mı gerekiyor.
Her on dakikada bir telefonla arayıp ulaşamayınca, kıskançlık krizlerine girmeler, neden baktınlarla hayatı hem kendine, hem sevdiğine hem de etraftakilere zehir etmelerle geçiyor günler. Kendilerini yeterince sevmedikleri için, bir başkasını sevmeyi de bilemiyorlar. Anın keyfini çıkarmayı düşünemiyorlar. Birlikteliğin; aslında bütün olmayı gerektirdğini sindiremiyorlar.
Hayallerindeki kadına/erkeğe aşık olup, yanlarındaki kişiyi ona benzetmeye ve kalıplara sokmaya çalışıyorlar. Dişi olan hemen evlilik planlarına girişiyor, erkek olanın aklında böyle bir düşünce tabii yok. Sonuç iki taraf için de hüsran oluyor.
Cinsel çekicilik ile aşkı karıştırmak kabul edilebilir bir hatadır. Hormonların tavan yaptığı genç yaşlarda anlaşılabilir ve hoşgörülebilir. Kabul edemediğim ve kızdığım tarafı, “aşk” denilen düşüncenin ucuzlaştırılıp, yozlaştırılması. Trend olanı kullanalım, eskiyi atalım derken duyguları da işin içine katıverdiler sanırım.
Mevlana Celaleddin-i Rumi’den dizelerle “aşk” ı yeniden hatırlamaya çalışalım. Beklentilerimizle değil, duygularımızla sevmeye çalışalım. An’ın keyfini çıkaralım.

Bir insan bir insana aşık olmuşsa;
Bu aşk, aşık olanda değildir..
Aşık olunandadır..!
Aşık olunan, aşık olunmayı istemediği sürece,
Ve bu ateşi içinde yakmadığı sürece,
Hiç kimse ona aşık olamaz!..
Eğer ki birini sevdiysen,
Fakat o seni, senin onu sevdiğin gibi sevmemişse,
Bil ki ; Asıl olan düşündüğünün tam tersidir..
Sevilmeyi seçen o,
Sevilmeyi seçmeyen sen..
Sürüyü arayan çobandır, Koyun değil..
Aşk ateşi önce sevilene düşer,
Ondan sevene sıçrar!


Mevlana Celaleddin Rumi

 

Görsel için http://piyuninopamrat.files.wordpress.com adresinden yararlandım.


Aradığını bulmak

Aradığın şey o kitaplarda değil, aradığın şeyi OKUYARAK bulamazsın. Sende eksik olan şeyi GÖZLERİNLE tamamlayamazsın. Aradığın şeyi Dünya’da arayacaksın, AMA aradığın şeyi YÜREĞİNLE bulacaksın. Dünya’daki tüm kitaplar, tüm hesaplar, akıl oyunları, sayfalarca laflar, SEVGİNİN yerini tutmaz. OKUYARAK öğreneceksin ama SEVEREK anlayacaksın.

Şems Tebrizi


Sevginin endazesi olmaz

Vitrinlerin kırmızı kalpler ve balonlarla donatıldığı günlerdeyize yine. “Sevgililer Günü” alışveriş çılgınlığı dönemindeyiz. Sevginin metalaştırıldığı durumlardan hoşlanmam, çocukken de garip gelirdi. Sorarlar ya çocuklara “ne kadar seviyorsun beni, göster bakalım”, garibancık da kollarını omuzlarının elverdiğince iki yana açarak cevap vermeye çalışır “işte bu kadar” diyerek.
Sevginin endazesi olmaz, yüreğinizin büyüklüğüdür onun ölçüsü. Öyle zamanlar olur ki, sevginizi taşıyamayacak gibi olur yüreğiniz, o kadar yoğundur duygularınız. Bunları kelimelerle ifade etmekte bile zorlanırken, cisimlerle ifade etmeye çabalamak, olsa olsa ticarete yardımcı olur, sizin hislerinizi anlatmanıza değil. Karşınızdakinin beklentilerini karşılayacak bir hediye bulacağım diye çırpınmak yerine, duygularınızı kağıda dökmeyi deneyin, bütün açık yürekliliğinizle ama. Zor mu geldi hislerinizi anlatıvermek, bütün saflığı ve yoğunluğuyla sevginizi dile getirivermek… Tamam o zaman, siz de diğer milyonlarca insan gibi kolaya kaçıp, bir kırmızı gül alıverin. Ya da sarılın sevdiklerinize, sıkıca, gözlerinin tam içine bakın, ona iyi ve kötü günde yanında olacağınızı hissettirin, sevdiğinizin gözbebeklerinde kendinizi gördüğünüzde, bilin ki en güzel hediyeyi veriyorsunuz ve alıyorsunuz.
Birazdan, önce türkçesini sonra orijinal dilinde olanını okuyacağınız bu güzel satırlar, Oriah © Mountain Dreaming’e ait. Bu satırları yürekten söyleyebilecek ve uygulayabilecek insan sayısı arttığında, dünya gerçekten yaşanacak bir yer olacak.
Aşkla kalın, hayata ve onun tüm ifadelerine aşkla…

Davet
Geçinmek için ne yaptığın beni ilgilendirmiyor
Neyi özlediğini,
Kalbinin arzuladığı şeye kavuşmanın hayalini kurmaya cesaret edip edemediğini bilmek istiyorum
Kaç yaşında olduğun beni ilgilendirmiyor
Aşk için, hayallerin için, yaşıyor olma serüveni için
Bir aptal gibi görünme riskini göze alıp almayacağını bilmek istiyorum
Ay’ının etrafında hangi gezegenlerin döndüğü beni ilgilendirmiyor
Kederinin merkezine dokunup dokunmadığını, hayatın ihanetlerince açılıp açılmadığın, daha fazla acı korkusundan kapanıp kapanmadığını bilmek istiyorum
Saklamaya, azaltmaya ya da düzeltmeye çalışmadan benim ya da kendi acınla oturup oturamayacağını bilmek stiyorum
Benim ya da kendi neşenle olup olamayacağını, insan olmanın sınırlılığını hatırlamadan, bizi dikkatli ve gerçekçi olmamız için uyarmadan çılgınca dans edip coşkunun seni parmak uçlarına kadar doldurmasına izin verip vermeyeceğini bilmek istiyorum
Bana anlattığın hikayenin doğru olup olmaması beni ilgilendirmiyor
Kendi kendine dürüst olmak için bir başkasını hayal kırıklığına uğratıp uğratamayacağını; ihanetin suçlamasına dayanıp, kendi ruhuna ihanet edip etmeyeceğini bilmek istiyorum
Güvenebilir ve güvenilebilir olup olamayacağını bilmek istiyorum
Her gün sevimli olmasa da güzelliği görüp göremeyeceğini bilmek istiyorum
Benim ve kendi hatalarınla yaşayıp yaşayamayacağını;
Bir gölün kenarında durup gümüş Ay’a “Evet!” diye bağırıp bağırmayacağını bilmek istiyorum
Nerede yaşadığın ya da ne kadar paran olduğun beni ilgilendirmiyor
Keder ve umutsuzlukla geçen bir gecenin ardından, yorgun, bitap da olsan, çocuklar için yapılması gerekenleri yapıp yapmayacağını bilmek istiyorum
Kim olduğun, buraya nasıl geldiğin beni ilgilendirmiyor
Çekinmeden benimle ateşin ortasında durup durmayacağını bilmek istiyorum
Nerede, kiminle, ne okuduğun beni ilgilendirmiyor
Diğer her şey bittiğinde seni ayakta tutan şeyin ne olduğunu bilmek istiyorum
Kendinle yalnız kalıp kalamadığını, ve o boş anlarda sana arkadaşlık eden kendini gerçekten sevip sevmediğini bilmek istiyorum..
Oriah © Mountain Dreaming

The Invitation
It doesn’t interest me
what you do for a living.
I want to know
what you ache for
and if you dare to dream
of meeting your heart’s longing.
It doesn’t interest me
how old you are.
I want to know
if you will risk
looking like a fool
for love
for your dream
for the adventure of being alive.
It doesn’t interest me
what planets are
squaring your moon…
I want to know
if you have touched
the centre of your own sorrow
if you have been opened
by life’s betrayals
or have become shrivelled and closed
from fear of further pain.
I want to know
if you can sit with pain
mine or your own
without moving to hide it
or fade it
or fix it.
I want to know
if you can be with joy
mine or your own
if you can dance with wildness
and let the ecstasy fill you
to the tips of your fingers and toes
without cautioning us
to be careful
to be realistic
to remember the limitations
of being human.
It doesn’t interest me
if the story you are telling me
is true.
I want to know if you can
disappoint another
to be true to yourself.
If you can bear
the accusation of betrayal
and not betray your own soul.
If you can be faithless
and therefore trustworthy.
I want to know if you can see Beauty
even when it is not pretty
every day.
And if you can source your own life
from its presence.
I want to know
if you can live with failure
yours and mine
and still stand at the edge of the lake
and shout to the silver of the full moon,
“Yes.”
It doesn’t interest me
to know where you live
or how much money you have.
I want to know if you can get up
after the night of grief and despair
weary and bruised to the bone
and do what needs to be done
to feed the children.
It doesn’t interest me
who you know
or how you came to be here.
I want to know if you will stand
in the centre of the fire
with me
and not shrink back.
It doesn’t interest me
where or what or with whom
you have studied.
I want to know
what sustains you
from the inside
when all else falls away.
I want to know
if you can be alone
with yourself
and if you truly like
the company you keep
in the empty moments.
By Oriah © Mountain Dreaming,

Yazıda kullandığım fotografı güncelledim, Ekim 2017 de Burhaniye Artur’da çekmiştim.


Başkalarının “çöp”lerini yüklenmeyin

Etrafımızda o kadar çok mutsuz ve huzursuz insan var ki, bana hep usta yazar Aydın Boysan’ın “Leke Bırakan Gölgeler” adlı kitabında okuduklarımı hatırlatıyor. Çevrenizde sevgisiz, saygısız, huzursuz birileri varsa  aşağıya alıntılayacağım bölümü sıklıkla aklınıza getirin. Başkalarının çöplerini yüklenmeyin.

“Bir gün bir taksiye atladım ve hareket ettik. Sağ  şeritte yol alırken, siyah bir araba park ettiği yerden aniden yola, önümüze çıktı. Taksi şoförü sert bir şekilde frene bastı, kaydı ve diğer arabaya çarpmaktan milim farkıyla kurtuldu. Diğer arabanın sürücüsü camdan başını çıkartıp bağırmaya ve küfretmeye başladı. Taksi şoförü ona gülümsedi ve içten bir şekilde el salladı. Ve gerçekten çok arkadaşçaydı.
Sordum: ‘Neden bunu yaptınız? Adam neredeyse arabanızı mahvedip ikimizi de hastaneye gönderecekti.’
Taksi şoförü bana, şimdi artık ‘Çöp Kamyonu Kanunu’ dediğim şeyi öğretti.
Şoför, pek çok insanın çöp kamyonu gibi olduğunu açıkladı.
“Her tarafta çöp dolu olarak dolaşıyorlar; kızgınlık, öfke ve hayal kırıklığı dolular.
Çöpleri biriktikçe onu bırakacak bir yere ihtiyaç duyuyorlar ve bazen sizin üzerinize bırakabilirler.
Kişisel almayın. Sadece gülümseyin, onlar için iyi şeyler temenni edin ve yolunuza devam edin.
Onların çöpünü alıp işyerinize, evinize veya sokaktaki diğer insanlara dağıtmayın.”

İşin ana fikri şu ki, başarılı insanlar çöp kamyonlarının günlerini mahvetmesine ve ellerine geçirmesine izin vermezler.
Hayat; sabahları pişmanlıklarla uyanmak için çok kısa,

Dolayısıyla “Size iyi davranan insanları sevin,  iyi davranmayanlar için dua edin, ve o insanları hayatınızda tutmayın.”

Her sabah uyandığımda, önce; sağlıkla nefes alarak uyandığım için, aklım başımda olduğu için, 5 duyumu sağlıklı oarak kullanabildiğim için, seven ve sevilen biri olduğum için, bana iyi ve saygın bir insan olmayı öğreten bir aileye sahip olduğum için, başımın üzerinde bir çatı olduğu  için, karnım doyduğu için, gurur veren başarılı bir evlada sahip olduğum için, dünyanın en güzel şehirlerinden birinde yaşadığım için şükrediyorum. Gün içerisinde de ne zaman aklıma gelse, teşekkür edip, şükrediyorum. Mutlu olmak, cenneti bulmak bir adım ötemizde, şükretmeyi bilen herkesin dünyanın en mutlu ve zengin insanları olduğuna inanıyorum.

Sevgi ve ışıkla kalın…

Yazıda kullandığım görsel, Bebek-Anadolu Hisarı-Emirgan arasında sefer yapan motorlardan birinden tarafımdan çekilmiştir.


Sevgi… Osho’dan

(Kitaptan alıntıdır)

İlk ve öncelikli şey kendine karşı sevecen olmaktır.
Katı olma; yumuşak ol.
Kendine  özen göster.
Kendini affetmeyi öğren.  Yeniden ve yeniden  ve yeniden ve yeniden … yetmiş
yedi kere , yediyüz yetmiş yedi kere..
Kendini affetmeyi öğren. Sert olma, kendine karşı çatışmacı olma.

O zaman çiçek açacaksın.
Ve bu çiçek açma sayesinde başka bazı çiçekleri cezb edeceksin.
Bu doğaldır.
Taşlar taşları çeker; Çiçekler çiçekleri  çeker.
Ve o zaman zarafeti olan, güzelliği olan, rahmeti olan bir ilişki vardır.
Ve öyle bir ilişki bulabilirsen ilişkin ibadete dönüşecek,
sevgin seni kendinden geçirecek
ve sevgi aracılığıyla Tanrı’ nın ne olduğunu bileceksin…
. . .
Bir  kez varlığının en derinine indiğinde gözlerine inanamazsın:
O kadar çok coşku, o kadar çok mutluluk, o kadar çok sevgi taşıyordun…
ve sen kendi hazinelerinden kaçıyordun.
Bu hazineleri ve onların tükenmezliğini bilerek, ilişkilerin içine,
yaratıcılığın içine girebilirsin.
İnsanlarla, sevgini paylaşarak onlara yardımcı olacaksın.
Sevginle insanlara değer  katacaksın;  onların saygınlığını yok
etmeyeceksin.
Ve hiçbir çaba sarfetmeden  onların da kendi hazinelerini bulabilmeleri için
bir kaynağa dönüşeceksin.
Ne yaparsan yap, ne üretirsen üret, mümkün olan her şeyin içine
sessizliğini, huzurunu yayacaksın.
Ancak  bu temel şey hiçbir ailede, hiçbir toplumda, hiçbir üniversitede
öğretilmez.
İnsanlar azap içinde yaşamaya devam eder ve kanıksanır.
Herkes mutsuzdur, o yüzden sen  de mutsuzsan hiçbirşey olmaz; sen bir
istisna olmazsın.
Fakat ben sana diyorum ki;
Sen bir istisna olabilirsin.
Sadece doğru yönde çaba sarf etmemiş durumdasın..

Osho


Hepinize, sevdiklerinizle ve ağız tadıyla iyi bayramlar…

“Aaah ah nerede o eski bayramlar” bu cümleden oldum olası hoşlanmam. Bayramların bir yere gittiği yok, hep bizimle birlikteler. Sadece algılar, ihtiyaçlar ve öncelikler değişiyor. Aile fertlerim ve ben eski adetleri, her bayram elimizden geldiğince sürdürmeye çalışıyoruz. Olabildiğince aile büyüklerinden birinin evinde toplanıp yemekler yenir, herkes kendi ile ilgili güncellemeleri yapar diğerlerini bilgilendirir, çocuklarla şakalaşılır, gülünür eğlenilir.  Bayramın manası da bu değil mi zaten. Son yıllarda bir furya başladı, tatile gidenlere kendini kötü hissetirme kampanyaları diyorum ben bunlara. Ne yapsın insanlar, yoğun bir tempoda, stress içinde, krizlerle, it dalaşlarıyla savaşıyorlar, uzun bir tatil fırsatı görünce de biraz hava değişimi istiyorlar. Önemli olan herkesin mutluluğu değil mi zaten. Tatile gidenler, zaten bir kaç gün önceden aile büyüklerine uğrayıp hayır dualarını alırlar genellikle. Bütün bir yıl arayıp sormayan, ama bayramın ilk günü yarım saat uğrayıp, eğreti kutlamasını yapıp kaçan bir aile ferdi yerine, bana sevgiyle sarılacak, vakit ayırıp söyleşecek birini daima tercih ederim. Sevgili dostlarım hepinize ağız tadıyla, sevdiklerinizle, sağlıklı ve huzurlu güzel bir bayram tatili dilerim.
Sevgi ile kalın…