:::: MENU ::::
Monthly Archives: Eylül 2011

1. Kök Hücre Araştırmaları Kongresi

Sokaktaki insanın günlük hayhuy arasında farkında bile olmadığı tıbbi gelişmelere imza atılıyor ülkemizde. Geçtiğimiz günlerde; 28 Eylül-2 Ekim tarihleri arasında Sapanca’da gerçekleştirilecek kongrenin duyurusunun yapıldığı bir toplantıya katıldım. Prof.Dr. Erdal Karaöz (Kocaeli Üniversitesi Kök Hücre ve Gen Tedavileri Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü ve Sağlık Bilimleri Enstitüsü Kök Hücre Anabilim Dalı Başkanı) yaptığı açılış konuşmasında kök hücre ve kordon kanı gibi konularda kamuoyunun bilinçlendirilmesi ve doğru bilgilendirilmesinin önemine değindi. Disiplinler arası işbirliği anlayışıyla birçok hasta/hastalık ve uzmanlık derneklerinin katkılarıyla, Kocaeli Üniversitesi Rektörlüğü’nün himayelerinde gerçekleştirilecek kongrenin ana temalarını “Nöromusküler (Miyopatiler, vb.), Nörodejeneratif (Parkinson hastalığı, vb.), Omurilik Yaralanmaları, Kardiyovasküler, Göz ve otoimmun hastalılar, Kısırlık, Plastik ve rekonstruktif cerrahi, Doku mühendisliği, Gen tedavileri, Diş hekimliğinde kök hücre ve kanser kök hücresi olarak belirlediklerini söyleyen Dr. Karaöz, bu konu başlıklarını içeren oturumlarda 35’i yurt dışından 37’si yurt içinden olmak üzere 72 bilim insanının gerçekleştirdikleri çalışmalara ilişkin klinik öncesi ve klinik verilerini anlatacaklarını belirtti.

Kongre süresince her oturumda alanında yetkin bilim insanlarının konuşmacı olarak yer alacağını ve yaptıkları son klinik ve preklinik çalışmalarının sonuçlarını kongrede açıklayacaklarını belirten kongre başkanı Prof. Dr. Erdal Karaöz, ilk gün dünyada ilk kez kadavradan elde edilip hücrelerden arındırıldıktan sonra hastanın kendi kök hücreleriyle donatılarak elde edilen nefes borusunu 30 yaşındaki bir kadın hastaya naklederek yaşamasını sağlayan ekibin başkanı Prof. Dr. Paolo Macchiarini’nin konferansıyla başlayacak süreçte hem
ülkemizden hem de dünyanın farklı kurumlarından çok önemli bilim insanlarının çalışma sonuçlarına tanık olunacağını sözlerine ekledi. “Günümüzde, modern tıbbın güncel yöntemlerle kesin olarak tedavi edemediği bazı hastalıklar vardır. Bu tür hastalıkların kesin tedavilerinin sağlanması hasar gören hücre-doku veya organların biyolojik işlevlerini yerine koymak (rejeneratif tıp) ya da tamir etmek (reparatif tıp) ile mümkün olabileceğini düşünülmektedir.Bu sürecin önemli biyolojik unsuru “Kök Hücreler”dir. Son yıllarda, bu alanda klinik öncesi araştırma ve klinik denemelere ilişkin birçok rapor yayımlanmaktadır. Ülkemizdede kök hücre
alanında Ar-Ge çalışmaları yürüten birçok merkez faaliyete geçti ve birçoğu da kurulma aşamasındadır.” diyerek sözlerine devam eden Prof.Dr. Karaöz, ülkemizde kök hücre, doku/ organ mühendisliği ve gen tedavileri konusunda çalışan ve konuya ilgi duyan bilim insanları/genç araştırmacılar, hasta ve hasta yakınları ile bu alanda şimdiye kadar evrensel bilime önemli katkılar sağlamış temel ve klinik bilimcilerin bir araya gelmesini sağlayarak oldukça geniş kapsamlı paylaşım ve tartışma platformu oluşturacak olan bir kongre düzenlenmesini hedeflediklerini belirtti. Ayrıca, Göz hastalıklarında kök hücre, kardiyo-vasküler hastalıklarda kök hücre, plastik cerrahide kök hücre, plastik cerrahide kök hücre uygulamaları, kök hücreden dişi yumurta- insülin hücresi üretimi, ve kanser tedavisinde kök hücre gibi başlıkları içeren
oturumlarda da yurt dışı ve ülkemizden çok önemli araştırmacılar sunular yapacaklarını sözlerine ekledi.  

Yapılan çalışmalar anlatılırken zaman zaman heyecandan not almayı bile unutmuşum. Kısaca söz etmek istediğim bazı önemli noktalar şunlar;

-Kök hücre ile 3 boyutlu organ inşa edilebiliyor, nefes borusu ve mesane yapmayı başarmışlar

-Kök hücre ile kas yapımında çok önemli adımlar atılmış, karaciğer ve kalp de yakında müjdesi verildi,

-Tip 1 diyabet ve MS gibi hastalıklar için çok umut verici sonuçları kongrede paylaşacaklar

-Omurilik hasarları, Parkinson, ALS gibi nörodejeneratif hastalıkların tedavisine yönelik önemli çalışmaları Prof.Dr.Guido Nikkah ve Prof.Dr.Jan Puszak aktaracaklar

-Orta yaşı geçenlerde eklem ve kıkırdak yenilenmesi çok zor dize kök hücre verilerek kıkırdak yapılması konusunda ilerlemeler kaydedilmiş.

-Kanser hastaları için normalden 4 kat daha güçlü hücre üretilebiliyor,

-Kök hücre çok hızla çoğalıyor, hastalık tedavilerinde yüksek hızda üremesi tabii ki çok önemli,-İnsan kök hücresinde ilaç üretilebiliyor.

-Omurilik hasarı konularında kök hücre çalışmalarında çok umut verici sonuçlar alınmış,

-Glokom denen illet göz hasarı için sinir hücrelerini 3 kat koruyacak çalışmalar yapılıyor,

-Erkek kısırlığında devrim niteliğinde bir çalışma ile embriyon kök hücreleri üretilmeye çalışılıyor.

-Rejenerasyon konusunda kök hücre çalışmaları ile müthiş başarılara ulaşılmış.

Bütün bu konularda ilerleme kaydedilmesi ve hızla kamu kullanımına sunulabilmesi için de ilaca ödenen patent gibi kök hücre ve kordon kanı için de patent ödenebilmesi için bir an önce kordon kanı ve kök hücre bankası oluşturulmalı, bu konuda kamuoyuna mutlaka doğru ve eksiksiz bilgi ulaştırılmalı.

Kanımca şu sıralarda, Sapanca’da gerçekleştirilen, çok istediğim ama katılamadığım oturumlarda daha pek çok mucize diye adlandırılabilecek tıbbi yenilikten söz ediliyor. Kongre sonrası sunulacak açıklamaları da sizlerle paylaşacağım.

Linkler
http://kokhucrekongresi2011.org http://stemcell2011.org

Hepinize sağlıklı günler dilerim


Yaşlanmak…

gun batimiYaşlanmak sadece aynada gördüğünüz yabancıdan hoşlanmamak değildir.

Yaşlanmak; sizi arayıp soranların sayısının hızla azalması demektir. Sizi aradıklarında bilirsiniz ki, soracakları bir konu veya dinlemenizi istedikleri bir sorunları vardır.

Birlikte eğlenilecek yerlere çağrılma miktarınız sıfıra yaklaşmışsa, yaşlandığınıza inanabilirsiniz.

Gündemi takip etmeniz, çokça konuda onlardan daha yeni bilgiye sahip olmanız da hayatınızı kolaylaştırmaz, hatta size düşman bile olabilirler.

Nasihat etmek istediğinizde çoğu zaman ukalalık olarak algılarlar, sizin daha önce bu konuda canınızın yandığını ve onların canı yanmasın diye uyardığınızı akıllarına bile getirmezler.

Gençliğin nasıl olduğunu hatırlamadığınızı düşünürler, ama bilmezler ki aslında yaşlanan sadece bedenlerdir, ruhlar kendini hep genç hisseder.

Yaşlanınca; gittiğiniz bir mekanda sevdiğiniz bir melodi çalarken, içinizde bir yerlerde, çılgınlar gibi dans etmek isteyen genç ruhunuzu hızla engellemezseniz, uzaylı görmüş köylü vatandaş bakışlarına maruz kalırsınız. Boynunuzu büküp yerinizde oturun, ayağınızla tempo tutmakla yetinin.

Öyle canınızın her istediğini giymeniz, fazla aksesuar kullanmanız da uygun değildir. Saçınızı atkuyruğu yapmanız, arkanızdan kikirdeşmelere neden olabilir.

Tatil yörelerinin sakin olanlarında konaklamanız beklenir sizden, eskaza gündemdeki adreslerden birine yolunuz düşmüşse, neredeyse iğrenir bakışlarla karşılaşırsınız “ne işi var bunun burada” der gibidirler.

Yaşlanmak, bir anlamda da görünmez olmaya başlamaktır. Yirmilerinizdeki ışıldayan görünüşünüze, sağlıklı bedeninize sahip olmadığınız için başkaları tarafından farkedilmeniz de zorlaşır.

Gençliğinizde size yol vermek için çekilip gülümseyenler, yaşlıysanız neredeyse bulundukları yerden geçmeye çalıştığınız için sizi tokatlar gibi bakarlar.

Karşıdan karşıya geçerken yaya geçidinde bile kornalarla protesto edilirsiniz. Toplu taşıma araçlarına binerken size yol vermelerini asla beklemeyin, ezmemeleri ve kenara itmemeleri için dua edin.

Sokağa çıkmanızı yasaklamaları mümkün olsa yapacak binlerce genç insan var etrafta. Bunu da huzur içerisinde sağa sola not olarak yazıyorlar. Sanıyorlar ki hep yirmilerinde kalacaklar.

Bizler; 50, 60, 70 li yıllarda doğanlar, farklı dünya görüşleriyle yetiştirildik ve eğitildik diye düşünüp hoşgörmeye çalışıyorum, zorlansam da deniyorum.

38 yaşımı çok sevmiştim, ruhumu oraya sabitledim, bedenime ise çare yok, hızla yaşlanıyor.

Keşke bir yolu olsa da insanlar hep genç kalsalar; gözleri bozulmasa, hastalanmasalar, elden ayaktan düşmeseler, bunamasalar. Süreleri dolunca fişi çekilmiş elektronik alet gibi ölüverseler. Hayal işte hoşgörün, ne de olsa sizlere göre epey yaşlıyım 🙂