:::: MENU ::::
Monthly Archives: Ekim 2011

Peter Economides…Alçakgönüllü bir pazarlama dahisi

Geçtiğimiz haftalarda; Management Centre Turkey ve MarjinalPN davetiyle katıldığım bir toplantıda, MCT’nin 7-8 aralık 2011 tarihlerinde düzenleyeceği “Müşteri Çağında Pazarlama Zirvesi 2011” de konferans başkanlığı yapacak olan Peter Economides ile tanıştım.
Yüzüne yayılan kocaman gülümsemesi, dostça ve alçakgönüllü tavırlarıyla hepimizin kalbini kazanan Economides, bizim topraklardan sayılır. Aile büyükleri yıllar önce Ege’den göç etmis Yunanistan’a.
4 kıtada yaşamış; çok sayıda önemli firmaya, adını duyduğunuzda saygı duruşuna geçeceğiniz markalara hizmet vermiş olan Economides’le sohbet etmek pek keyifliydi. Hepimizin sorularına sabırla ve güleryüzle, hatta aralara espriler serpiştirerek cevap verdi. İsminin anlamı Ekonomist’in oğlu olan bu müthiş ustayı dinlerken, gözümün önünden bizim gazlı isimler geçiverdi. Yanlarına destursuz yanaşabilmek mümkün olmayan, tanıdığınız ve birlikte iş yaptığınız halde lütfen kabilinden selamınızı bile almayan bu zatları düşününce, sadece üzüntüyle gülümseyebiliyorum.
3 yıl önce tanıma fırsatı bulduğum Guy Kawasaki de son derece alçakgönüllü ve sevecen tavırlıydı. Sanırım kalibreleri bu derece yüksek olan adamların hayata bakışları ve yaşama biçimleri de çok önemli.
Adam gibi adam olmak için ne iş yaptığın, kaç para kazandığın, kaç kişiyi peşinden koşturduğunun önemi yok, hayatına değebildiğin insanların önemi var.


29 Ekim Cumhuriyet Bayramınız Kutlu Olsun

29 Ekim 2011. Cumhuriyetin ilanından bu yana 88 yıl geçmiş. Fikri ve vicdanı hür vatandaşlar olarak yaşamamızı sağlayan Atatürk ve silah arkadaşlarına; kimsenin kölesi olmadan yaşayabilmemiz için kendilerini siper eden gazilere ve şehitlerimize teşekkür ederiz. Kutlama yapmak için kimsenin iznine ve icazetine ihtiyacımız yok. Emperyalist devletlerin kuyruk acıları nedeniyle silip yok etmeye çalıştıkları bu zaferi; millet olmayı ümmet olmaya tercih edenlere inat, her zamankinden daha coşkuyla kutlayacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın. Cumhuriyet Bayramınız Kutlu Olsun.


Mahrumiyet nedir bilir misiniz?

Mahrumiyet; bir iki kırıkla canlı kurtulduğun göçük altından çıkıp, hastane hastane dolaştırılırken iç kanamadan ölmektir.
Habibe Yılmaz Öğretmen ne kadar sevinmiş tayini çıktığında, ailesi yakınları diyorlar ki hayat doluymuş, öğrencileri onu çok seviyormuş. O meşum günde 22 öğretmene mezar olan Buse Cafe’ye öğle yemeğine gitmiş. Habibe Öğretmen ecelle orada selamlaşmış, önce nanik yapıp kaçıvermiş, gel gör ki mahrumiyet yapışmış genç öğretmenin yakasına, ecelle el ele tutuşup peşine düşmüşler. Hastane hastane dolaştırılırken iç kanamadan hayatını kaybetmiş Habibe öğretmen.
Koca koca adamlar, devlet erkanımız çıkıp “yapıyoruz, ediyoruz, hallediyoruz” diyorlar ya inanmayın, bir halt ettikleri yok. Her zaman olduğu gibi sadece konuşuyorlar, bir sonraki seçimde alacakları oyun telaşındalar. Sizin canınız yanmış umurlarında bile değil. Öyle olsaydı geri çevirirler miydi bunca yabancı ülke yardımını, hesabını sorduğumuzda alınan deprem vergilerinin, çemkirmek yerine sayfa sayfa verirlerdi hesabını.
Nur içinde yat Habibe Öğretmen, seni unutmayacağız, unutulmana izin vermeyeceğiz.
Habibe Öğretmenin arkadaşı DerinlikSarhosu rumuzlu dost; sen yüreğini ferah tut, o şimdi daha iyi bir yerde. Başın sağolsun, başka acı yaşama, hep iyi günler gör.
Habibe Yılmaz Öğretmen ile ilgili haber için TIKLAYINIZ 

 


Bir gün sen düşersen, ben de seni kaldıracağım…

Friendfeed üzerinde bir paylaşım sayesinde gördüm bu yazıyı. Ekşi Sözlük üzerinden yazılmış ŞURAYA tıklayınız
Lütfen yazılanların tamamını okuyun, orada burada şov yapanlara ibret olsun, insanlık budur işte. Siyasi arenada bir sonraki seçim hamlesine hazırlanmak, vay be neymiş dedirtmek değildir yardım etmek, sağ elin verdiğini sol elin görmemesidir. Ben ve yakın çevrem büyüklerimizden böyle öğrendik. Yazıyı okurken gözyaşlarıma engel olamadım. Helal olsun bu arkadaşa ve aynı düşüncedeki bütün insan gibi insanlara. Bir şeylerin düzeleceğine olan inancımı tazeliyorsunuz, iyi ki varsınız.
Sadece yapacağım şu alıntıyı bile okusanız, içiniz titreyecek ve yazının tamamını okumak isteyeceksiniz.
“mesajın gerçek sahibi de, ben de herhangi bir yayın organıyla görüşmeyi düşünmüyoruz. ekşi sözlük, facebook ve twitter yeterince geniş kitlelere ulaşıyor. zaten benim amacım bu mesajı birçok insanın duymasını sağlamaktı, onu da başardığımı düşünüyorum. haber yapmak isteyen herkes sözlükte yazdığı kadarıyla yapabilir. sonuçta bu olayda önemli olan nokta kişiler değil, ana fikir. yardımla ilgili bir konu şahsi olarak konuşulmamalı. burada takma ismimizle var olduğumuz için, bir de o mesaj çok anlamlı olduğu için yazabiliyorum bunları. ama bana biri “evet bksibk bey, bu yardımı yaparken…” gibi bi cümle kurarsa utancımdan ölürüm. o yüzden kimse kusura bakmasın, bu işin röportajı falan olmaz.
Kimin ne yaptığına değil, Van’da kardeşimizin ne söylediğine bakalım, emin olun ki tek ihtiyacımız bu.”


Anneme veda

Olmadı, yazamadım, yüreğimden geçenleri bir türlü kelimelere dökemedim, neler hissettiğimi anlatmak istiyorum ama hala tam anlatamıyorum.

4 Eylül 2011 sabaha karşı yine erkenden uyandım, elektriklerin kesik olduğunu fark ettim. Bir gece önce oldukça keyifsiz ve bilinci kapalıya yakın olan anneme bakmak için odasına gittim. Yüzünde garip bir ifade vardı, gözleri kapalıydı ama uyur gibi değildi sanki. Mantığım algıladı ama hislerim kabullenmedi, hemen nabız bulmaya çalıştım, bedeni soğuktu, terlemiştir belki ondandır diye düşünmeye çalıştım. Sonra hemen teyzemi uyandırıp 112 den ambulans çağırdım. İkimiz de aslında ne olduğunun farkındaydık ama birbirimizi doğrulamazsak gerçek olmayacaktı sanki.

Annem ve Babam 1978 Philips kokteyl parti

Uzun yıllardır bu duruma hazırlıklı olduğumu düşünüyordum, mantığım
devreye girmişti ve mekanik olarak yapmam gerekenleri yapıyordum ama ruhumda fırtınalar kopuyordu. 112 doktoruna “ne olur tekrar bakın, ben baktığımda az da olsa nefes alıyordu” diyen ses benimki miydi? Size de olur mu kendi sesinizi duyup yadırgar mısınız? Öyle bir andı işte.

Evren yine garip bir şaka yapmış, tam da doğduğum günün sabahında, beni doğuran annemi geri almıştı. Daha önce yazmıştım, uzun süredir Alzheimer denen menhus illetle yaşıyordu annem. Otoriter, şöyle bir bakışla yanlış yaptığınızda sizi kendine getiren o güçlü kadın gitmiş, onun yerine çevresiyle olan ilişkisi minimuma inmiş bir yabancı gelmişti. Beni; olduğum kişi olabilmem için sabırla eğiten, hayattaki duruşumu, toplum içindeki davranışlarımı şekillendiren, rehberim, ilk öğretmenim oydu. Kendime güvenmeyi, kendime saygı duymayı, değer yargılarımı geliştirmeyi ondan öğrendim. Yıllar içinde aldığım eğitimlerle pekişen kimliğimi temelde hep ona borçluyum.Hiç çocuk sevmediği halde; 3 çocuğunu da iyi insanlar olmaları için eğiten, kişiliklerini geliştirmeleri için destek olan, denizci olan kocasının evden uzakta olduğu yıllar boyunca otorite olan, bizleri vıcık vıcık kucaklamasa da, sevgisini gözlerinden okuyabildiğimiz, kelimenin tam anlamıyla yemeyip yediren giymeyip giydiren bir anneydi o. Kızkardeşim ve ben zaman zaman onun yönlendirmelerine vızıldandığımızda “anne olunca beni daha iyi anlayacaksınız” derdi hep. Öyle de oldu, neler demek istediğini, nasıl bizleri hayata hazırladığını anne olunca çok daha iyi anladım.

Daha fazla yazamıyorum, ışıklar içinde yat anacığım, yaşarken bulamadığın huzuru orada bulduğunu umuyorum.

Anneme
Hasta Yakını Olmak
Alzheimer Denen Menhus İllet


Entrepreneurs Roundtable Istanbul 5

Bu akşamüstü Microsoft Türkiye ofisinde düzenlenen Entrepreneurs Roundtable Istanbul 5  toplantısına katıldım. 2007 den beri E Tohum toplantılarına katılıp pek çok heyecanlı girişimci adayını dinledim. Uzun süredir dikkatimi çeken birkaç detay, bu toplantıda da gözüme ilişti ve yazmaya karar verdim.

Girişimci olmak demek yaka paça bir yerde, özensiz görünümlü olmak değildir. Öğrenci olabilirsiniz, maddi olanaklarınız sınırlı olabilir kabul. Ama hiç olmazsa, yüzlerce kişiye ve en önemlisi melek yatırımcılarınıza sunum yapacağınız zaman kendinize özen gösterin.

Fikriniz ve emekleriniz mutlaka çok değerlidir, unutmayın ki dinleyicilerinizin çoğu dünyayı da takip eden insanlar, benzer iş modelleri olabilir, olumsuz anlamda soru sorduklarında da bunu bir ders olarak not edin. Hatta daha iyisi, çevrenizden birini şeytanın avukatı yapıp, toplantıdan günler önce size acımazca sorular yöneltmesini isteyin.

Katılacağınız toplantıdaki kişileri önceden mutlaka araştırın, paylaşımlarını birikimlerini okuyun. Topluluk önünde konuşma yeteneğinizi geliştirin. Kendinizden emin değilseniz, heyecanlanıyorsanız, göz teması kuramayacaksanız, sizin yerinize konuyu tutkuyla anlatabilecek birini görevlendirin.

Paranoya girişimcilerin hepsinde olur, ama abartmayın, bir işi bir kişi yapıyorsa başkaları da yapabilir, bunu asla aklınızdan çıkartmayın. Sonuçta uzayda yeni bir karadelik keşfetmiyorsunuz.

Heyecanınızın gözünüzü kör etmesine izin vermeyin. İyi bir dinleyici olun, notlar alın, değerlendirin.

Topluluk içinde kendinizi herkese tanıştırın, sizi olumlu hatırlamalarını sağlayacak şekilde kısa bir tanıtım yapın. Tanışacağınız her kişi sizi 4 kişinin daha hatırlamasını sağlayacaktır.Bağlantılarınızı hafife almayın, kiminle yolunuzun nerede kesişeceği belli olmaz.

Bir çift sözüm de dinleyiciler arasından heyecanla soru yöneltenlere; konuşmacının yarım saat içerisinde defalarca altını çizdiği noktaları soru olarak yöneltmeniz sizi akıllı ve girişken göstermez, tam tersine anlatılanlara kulak vermediğinizi veya dinlediklerinizi anlamadığınızı gösterir. Toplantı sırasında oraya buraya checkin yapacağınıza, aklınza gelen parlak soruyu önce google arama çubuğuna yazmayı deneyin.

Herşey bir yana, dakikaları binlerce dolar eden üst düzey bir yöneticiyi dinlerken, kulaklarınızı dört açın, satır aralarında pek leziz notlar, tecrübeler olabilir.