:::: MENU ::::
Posts tagged with: Cumhuriyet

Atatürk’ün Öğretmenleri …

Bugün 16 mayıs.  Atatürk’ün; Bandırma vapuru ile Samsun’a hareket ettiği gün. Sizlerle, Ata’mızın az bilinen yönlerinden birini, kimlerden esinlendiğini, kimlerin fikirlerine değer verdiğini okuyabileceğiniz bir yazıyı paylaşacağım. Bu yazı, fikirlerine çok değer verdiğim, ruhu ve düşünceleri aydınlık, hep genç kalacak bir öğretmen olan Mahiye Morgül’ün  24.11.2008 tarihli bir yazısıdır. Teşekkürler Mahiye Öğretmenim; 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramınız Kutlu Olsun.

ataturk2

Atatürk’ün matematik öğretmenini biliriz, minik bir öyküsü vardır. Fakat, onun geleceğini etkileyen, vatansever duygularını tetikleyen, aydınlanmasına kıvılcım yakan, yeteneğini keşfeden öğretmeni olmuş mudur, bunları hiç bilmeyiz, yazılmadı. Çok kitap okurdu, her gece kitap okumadan uyumazdı, kitapları altını çizerek okurdu, bunları biliyoruz, ama okuduğu yazarların veya kitapların listesini bilmeyiz, yazılmamıştır.

Atatürk’ün örnek aldığı insanlar, fikirlerinden yararlandığı insanlar var mıdır, varsa kimlerdir, bunları biliyor muyuz?

Doğrusu, Orhan Karaveli’yi Edebiyat Cephesi programında dinleyene kadar bu konuyu pek merak etmemiştim. Orhan Karaveli 1930 doğumlu, Ankaralı, Cumhuriyetimizin 1.kuşak tanığı, Atatürk’ü görmüş, Mehmet Akif Ersoy’u sık sık evlerinde misafir eden bir ailenin oğlu. Hatta M.A.Ersoy, İstiklâl Marşının şiirini onların evinde yazmış. Karaveli’nin yazdığı kitaplar arasında “Ziya Gökalp’i Doğru Tanımak” ve “Nazımla Anılar” gibi belge kitaplar var.

Atatürk’ün saygı duyduğu tarihi şahsiyetler arasında Timur Han varmış.  Hani hepimize onu küçük düşürecek şekilde “Aksak Timur” diye anlatılan… Sarayı Karabağ’da idi. (Karabağ Kafkas-Basra-Bakü hattında stratejik merkezdir.) Asya’nın ve Avrupa’nın en büyük hükümdarı ve bilim adamlarının hamisi idi, sayısız okul açmıştı. (Bilimevi açmak Oğuz töresidir.)

Mustafa Kemal’in Timur Han hakkında düşüncesini Orhan Karaveli’den öğrenelim:

“Ben, Emir Timur zamanında yaşasaydım, onun yaptıklarını yapabilir miydim, emin değilim, ancak o benim zamanımda yaşasaydı, eminim, benim yaptıklarımdan daha fazlasını yapardı.”

Demek ki Atatürk, Timur Han’ı biliyor, onu seviyor. Atatürk, onu seviyorsa, biz de onu öğrenmeliydik, ama öyle olmadı. Timur Han’a, önemsiz biri muamelesi yapıldı. Birileri buna engel oldu! Tarihi doğru öğrenmemeli,  merak da etmemeliydik, aksak bir adamın nesini merak edecektik…

Dediler ki, Milattan önce taşlar var, madenler var, onları ezberle, işte size tarih… Tarihi, insanlar değil, taşlar tunçlar yaratırmış gibi, “insansız tarih” felsefesiyle büyütüldük. Ama ne masal!

İşte, merak etmeniz için, Atatürk’ü etkileyen üç cümle, üç büyük isim.

“Heyecanlarımın babası Namık Kemal’dir.”

“Fikirlerimin babası Ziya Gökalp’tir.”

“İnkilâplarımın babası Tevfik Fikret’tir.”

Üç büyük isim, yani Atatürk’ün üç öğretmeni!

Atatürk, daha savaş devam ederken Ankara’da topladığı öğretmenlere hitaben yaptığı konuşmasında, Tevfik Fikret’ten alınmış şu satırları kullanır:

“Muallimler, millet sizden fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür nesiller ister!”

Ziya Gökalp’in fikirlerinin,  Atatürk üzerinde ne kadar tesirli olduğuna örnektir: Atatürk kalp krizi geçirir ve artık istirahate çekileceği beklenirken, Ziya Gökalp ona, “Eserini bitireceksin, istirahate çekilemezsin” der.

Anlaşılmaktadır ki, Mustafa Kemal’in de öğretmenleri vardı. O, çağının bütün ilerici Türk aydınlarının fikirlerinden feyz almış, bir sentez yapmıştı. Onda, bütün Türk aydınlanma hareketine emek verenlerin toplamını görürüz.

Böyle bir “yüce toplam, ulu akıl”, elbetteki hepimizin öğretmenidir, ondan öğrenmeye devam ediyoruz. Sadece biz değil, dünya öğrenmeye devam ediyor.

Latin Amerikalı devrimci Kumandan Che Guevera, Bolivya’da öldürüldüğünde, sırt çantasından Asyalı devrimci Kumandan Mustafa Kemal Atatürk’ün  NUTUK’u çıkmıştır.

Kabul edilmelidir ki, yalnızca karatahtanın başına geçip yeni harfleri öğrettiği için değil, O, bin yılın, bağımsızlığın ve aydınlanmanın en büyük öğretmenidir!

Ne mutlu bize ki, O, bizim baş öğretmenimizdir!


I will share my blog to children at 23th April

Every year, the children in Turkey celebrate this “23 April Sovereignty and Children’s Day” as a national holiday.
The importance of April 23 as a special day of children has been recognized by the international community. UNICEF decided to recognize this important day as the International Children’s Day.
I will share my blog to children at 23th April 🙂

Thnx to my dear friend Cankız Onur Kum for this marvellous idea and amazing widget.

23-eng

23-horz

Bu yıl 23 Nisan’da blogumda yeğenlerim yazacak. Sizler de blogunuza bir yakınınızı konuk edin. Yarınlar onlardan sorulacak erkenden görüşlerini alalım. Bu keyifli proje ve şirin widget için sevgili dostum Cankız Onur Kum’a çok teşekkürler.

23-yatay-tr 23-kare-tr


Gençliğe Hitabe

Ey Türk gençliği ! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti’ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahilî ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve Cumhuriyet’i müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

Gazi Mustafa Kemâl ATATÜRK
20 Ekim 1927


Mustafa belgeseli ve Cumhuriyet’in 85. yılı

Bu sabah Can Dündar’ın yeni belgeseli Mustafa’nın basın gösterimine katıldım. Bir kaç zamandır etrafta dolaşan görüşlere kulaklarımı kapatarak tamamen tarafsız bir şekilde izledim. Can Dündar söylenilmeye çalıştığı gibi Ata’nın imajına leke sürmek vs değil tam tersine onun ne kadar büyük bir insan olduğunu, bu vatanın nasıl bir cehennemden kurtarılıp, nasıl yoktan var edildiğini gözümüze sokan, bu arada onun da bizler gibi bir insan olduğunu, ama çok akıllı ve ileri görüşlü bir lider olduğunu anlatmış. Benim okumak ve görmek istediklerim bunlardı. Çanakkale harbini gösteren sahnelerde gözyaşlarına boğuldum, nelere mal olduğunu kendi aile büyüklerimden de dinlediğim Sakarya harbini izlerken oradaymışım gibi hissettim. Latife Hanım’a çapkın bakışlarla bakan o adama bir kez daha hayran oldum. Ülkesindeki yükselişin kadınlarla olacağını görüp, Avrupa’da bile bir çok ülkede olmayan seçme ve seçilme hakkını vermiş onlara. 85 yıl içinde “Demokrat” olduğunu iddia eden bir takım aymazlar ise bu hakkı kadınlardan almak  için türlü yol deneyip sonunda Arap adetlerini sardılar başımıza. Özgürlüğün başörtüsü olduğunu zanneden bir sürü kadıncık türedi. Babaları, ağabeyleri ve kocalarının kendilerine bulaşmaması için boyunduruğu kabullenip, eski devirde yahudi kadınlarına belletilen ezberi vazife edindiler. Huzur içinde yatın Ata’m ve silah arkadaşları, bizler “Cumhuriyet Kadınları” yaşadıkça sizlerden devr aldığımız bayrağı gururla taşıyacağız. Hepinizin Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun. Sizlere oğlum Emir Çerman’ın “Atatürk, Yüzyılın Lideri” isimli bestesini, dönemin görüntüleriyle hazırlanmış video eşliğinde sunuyorum.


Can Dündar’dan Mustafa Kemal Atatürk belgeseli…

Ebru Baranseli arkadaşım eklemişti bu notu, 11 Eylül 2008 saat 01.54’de. Bu kadar keskin bir hafızam elbette yok, Friendfeed sağolsun hafıza sorunlarına bire bir. Linke tıklayıp fragmanı izlediğimde; hem görüntüler, hem müzik tüylerimi diken diken etti. Atatürk’ü ilkokullarda gencecik zihinlere sadece karga kovalayan biri işte” diye anlatanlara inat, keyifli bir belgesel geliyor. Mustafa bizlerden biri, babasını genç yaşta kaybeden bir çocuk. Heyecanları, coşkuları olan, biraz da sıra dışı bir çocuk. İşte Can Dündar bizlere Sarı Zeybek’te Ata’nın ulusuyla geçirdiği son günlerini anlattığı belgeselden sonra, yine tutkunu olacağımıza inandığım; Atatürk’ün çocukluk ve ilk gençlik yıllarını anlatan bir belgeselle geliyor beyazperdeye. NTV sponsorluğunda gösterilecek bu güzel belgeseli mutlaka izleyin. Ailenizdeki, yakın çevrenizdeki çocuklar ve gençlerin de izlemesini sağlayın. Kendilerine rol modeli olarak Polat Alemdar’ı değil de; kralların, prenslerin devlet başkanlarının hayranlığını kazanmış, hatta” Atatürk gibi bir lider yüz yılda bir gelir, o da bizim karşımıza çıktı”  dedirtmeyi başaran  bu muhteşem lideri örnek almalarını sağlayın.  Linke tıklayın; fragmanları, kamera arkası görüntüleri izleyin. İyi seyirler.

http://www.mustafa.com.tr


Alışmayacağım, uyuşmayacağım…

Değerli yazar Erdal Atabek’in bir yazısını hatırladım gazete başlıklarına bakarken. “Alışırsınız, uyuşursunuz tepki  vermemeye başlarsınız” diyordu Üstad. Yaşadığımız son 8 yıla bakınca neleri görmezden gelip, başımıza ne çoraplar örülmesine sebep olduğumuzu, yürek daralmasıyla fark ediyorum. Yine aynı yazısında der ki Atabek Hocam; “Korkmayın her yerde konuşun, konuyu siz açın; takside taksiciye konuşun, apartmanda kapıcıyla konuşun, sakallı gazete bayinizle konuşun, eve gelen gündelikçiye konuşun.”  Ben de her fırsatta, kulaktan dolma yanlış ve yanlı bilgilerle donatılmış insanlara rastladığımda, gücümün yettiği, dilimin döndüğü kadarıyla gerçekleri görmelerini sağlamaya çalışıyorum. Atatürk’e dil uzatıp, izlerini silmeyi başaramadılar ya, uzunca bir süredir “Büyük Şef” dönemini eleştiriyor gafiller. Neymiş efendim “, şeker karaborsaymış, karneyle ekmek yedirmiş, adaları vermiş, atak davranmamış, karlı çıkabilirmişiz halbuki”  bu kadar yüreksiz ve cahil olmayı nasıl başardıklarını çok merak ediyorum. İkinci Dünya savaşı sırasında Yunan komşularımızın açlıktan kırıldığı yıllar birçok ülke için kıtlık yıllarıydı. Genç Cumhuriyetimiz; bir yandan üzerinden çok kısa süre geçmiş bir büyük savaşın yaralarını sarmaya çalışıyor, bir yandan da kapı komşularını vuran bir savaşta taraf olmamaya çalışıyordu. O  günleri tek bir vatan evladı kaybetmeden atlatabildikse bunu “Büyük Şef” ve kabine arkadaşlarına borçlu olduğumuzu hatırlayalım. Lütfen sizler de yakın tarihimiz konusunda ileri geri konuşanlara belgelerle laflarını yutturun. Beyazıt Kütüphanesi’nde bütün kayıtlar halka açık, dileyen ulaşır, okur. İnternet bilgileri yönlendirilebilen  bilgiler, ama o günlere ait gazeteleri değiştirmek mümkün değil.


Sayfalar:1234567