:::: MENU ::::
Posts tagged with: Duygu Kutlu

Underworld Awakening sinemalarda

Bu hafta gösterime giren bir filmden Underworld Awakening‘den söz etmek istiyorum sizlere. İlk filmi; oğlum Emir’in arşivinden DVD olarak izlemiştim. Benim pek de hoşlandığım bir film türü olmamasına rağmen, oyuncuları olan Serendipty filmiyle sevdiğim Kate Beckinsale ve Felicity isimli dizide tanıyıp sevdiğim Scot Speedman sayesinde katlanmıştım.
Underworld Awakening için sevgili Duygu Kutlu’dan öngösterim daveti gelince bir durup düşündüğümü itiraf etmeliyim. Sonra IMAX ve 3D deneyiminin aklımı çeldiğini de eklersem öngösterimi heyecanla beklediğimi anlayabilirsiniz.
Hep yazıyorum ve söylüyorum, sinema benim için bir eğlencedir. İzlediğim filmleri eleştirmek için değil eğlenmek için izlerim. Bu filmi de merakla izledim ve etkilendiğimi belirtmeliyim.
Film RED Epic kameralarla çekilmiş. Bu kameraların olağanüstü 5K (5 bin) çözünürlüğü HD’nin yaklaşık beş katı imiş. Imax sinemada 3D izlemek oldukça ilginç bir deneyimdi benim için. Tamam kabul, çok vahşi sahnelerde gözümü kapadım itiraf ediyorum.  
Oyuncu seçimi bana göre gayet başarılıydı; hatta Denek 2 rolündeki India Eisley ile David rolündeki Theo James’i bir yerlere not edin derim. Bir zamanların muhteşem Juliet’i Olivia Hussey’in kızı olan India; oyunculuğunu geliştirirse, gelecekte aksiyon filmlerinde Kate Beckinsale ve Milla Jovovich’in tahtına oturacaktır. Theo James’in ise oyunculuktan yana gelişimini tahmin etmem zor, fakat görsel açıdan yabana atılmayacak bir yakışıklı.
Filmin başında ilk üç filmin kısaca özetinin yapılması da diğer filmleri izlememiş olanların bile bu filmi izlemesini kolaylaştırıyor.
Bu hafta değişik bir deneyim yaşamak istiyorsanız, Underworld Awakening’i izleyin. Filmin keyfini çıkartmak isterseniz IMAX olarak izlemenizi öneririm.
Ve sevgili Mars/Cinebonus ekibi; sizden rica ediyorum, en az bir sinemanızı IMAX yapın da, bir an önce İstinye Park eziyeti çekmekten kurtarın bizi.
Film hakkında detaylı bilgiye BURAYA tıklayarak ulaşabilirsiniz


Soul Kitchen, Whatever Works ve Sherlock Holmes. İzleyin, eğlenin

Sinemalarda “halk günü” uygulamasının devam etmesi pek iyi bir durum. Böylece görmek istediğim filmleri indirimli tarifeyle rahatça izliyorum. Geçtiğimiz haftalarda hem Whatever Works’ü hem de Soul Kitchen’i izledim.

Fatih Akın’ın son filmi üzerine pek çok yazı ve eleştri okudum. Fikrine güvendiğim arkadaşlarımın olumlu yazıları, izlediğim fragmanlar ve arka plandaki müzikler de film hakkında güzel ipuçlarıydı. Rahat izlenen bir film Soul Kitchen, hem de almanca olmasına rağmen. Oyuncuların performansları kadar filmin müziklerinin de etkisi büyük.

Fatih Akın filmlerinin vazgeçilmezi Birol Ünel’in canlandırdığı tırlak şef  Shayn Weiss , Soul Kitchen’in sahibi genç Yunanlı oyuncu, kiracı  yaşlı kaptan, ağabey rolünde Im Juli’nin sevimli oyuncusu Moritz Bleibtreu de başarılı portreler çiziyorlar. Sevgili rolündeki kız biraz sırıtsa da, filmin  geneline hakim olan “akıp gidiyor” duygusu sarıveriyor sizi izlerken. Herkes gibi ben de film sonrası, çıkışta filmin müziklerinin cd leri satılsaydı diye düşündüm.

Görsel  http://stanzedicinema.wordpress.com/2009/09/12/venezia-2009-ix-giorno-2/  adresinden alınmıştır.

Gelelim Whatever Works’e; yine sürenin nasıl geçtiğini anlamadığım filmlerden biri de bu. Bir Woody Allen filmi.  

Larry David; Seinfeld izlediğim günlerden takibe aldığım bir isim. Hınzır zekası, kastırmadan oynaması, oyuncu seçimiyle hep saygı duyduğum biri. ComedyMax kanalını izleyebildiğim zamanlarda Curb Your Enthusiasm dizisinden de büyük keyif alırdım. Film ve dizilerindeki kaba esprileri bile sükunetle izleten Larry David, bu filmde de arızalı birini canlandırıyor. Kendinden çok da farklı biri değil sanırım bu tiplemeler, o nedenle de daha yakın buluyor insan izlerken. Rol arkadaşlarından Patricia Clarkson‘ın performansı da pek iyiydi. Yüzünüzde gülümsemeyle vakit geçirmek istiyorsanız, çıktığınızda da dünyayı kurtarmış gibi hissetmeniz gerekmiyorsa kaçırmayın bu filmi derim.

Görsel http://rthktheworks.wordpress.com/2009/10/18/movie-review-whatever-works/  adresinden alınmıştır.

Ve geldik Sherlock Holmes’a. Sevgili Duygu Kutlu’nun öngösterim davetini görüp de sevinmediğim zaman pek yok ama bu film ile ilgili daveti gördüğümde evin içinde dans da ettim 🙂 Emir’in Boston’a dönüş uçağına bindiği günün akşamındaydı öngösterim. Bu kez ben ona nispet yaptım “senden önce izleyeceğim” diye 🙂 Aynı gün TED xReset toplantısına da katıldığım için çıkışta sevgili Doktor ile koştura koştura gittik Cevahir’e. Pek çok tanıdıkla kısa sohbetin ardından, yerlerimize kurulup izlmeye başladık. Burada bir yakınmam olacak, ses sisteminin sınırlarını zorlamak gerekmeyen filmlerden biriydi Sherlock Holmes, hangi akla hizmet ses düğmesi sonuna kadar itiliydi anlamadım açıkçası. Ama Robert Downey JR ve Jude Law gibi adamlar perdeye yansıyorsa, pek çok şey anında siliniveriyor 🙂 Her ikisi de yine çok iyiydi. Ama Robert Downey JR. küllerinden yeniden doğmanın tadını dibine kadar çıkartmıştı bu filmde de. Kötü adam rolünde Stardust’ın Septimus’u Mark Strong döktürüyordu yine. Filme renk katan Holmes’un gözdelerinden Irene Adler rolünde de Red Eye’da bizleri gerim gerim geren Rachel McAdams var. Vizyondan kalkmadan izleyin, eğleneceksiniz.

Görsel  http://lamoviedriver.blogspot.com/2009_12_01_archive.html adresinden alınmıştır.


The Hangover…

hangoverDaha önce belki onlarca benzer konulu film izlediniz, “bekarlığa veda partisi” etrafında dönen konulardan beslenen. İşte Hangover’da yine bu konu üzerine çekilmiş bir film, ama ne film. Anlatılmaz yaşanır diye bir cümle var ya tam bu duruma uygun işte.
Dizilerden ve filmlerden çeşitli rollerde izleyip, kimi zaman sevip kimi zaman kızdığımız aktörler bu kez bizi kahkahadan kırıp geçirmek için sözleşmişler sanki. Beni tanıyanlar bilir, film hakkında yazılan yazılarda spoiler görmekten de yazmaktan da hoşlanmam, o nedenle konuyu kısaca “damada hazırlanan sürpriz bekarlığa veda partisi sırasında olanlar” diye özetleyip, oyunculara odaklanalım.
Filmde rol alan pek çok ünlü yıldız var. Başroldeki 4 oyuncudan biri National Treasure filminde gözüme kestirdiğim Justin Bartha, kayıp damadı oynuyor. Alias isimli dizide tanıdığım pek çok filmde yan rollerde, bir çok dizide başrolde oynayan Bradley Cooper, damadın fırlama arkadaşı rolünde harikalar yaratıyor. Egzantrik kayınbirader rolünde Into the wild ve What happend in Vegas’taki rollerinden hatırlayacağınız çok yönlü oyuncu Zach Galifianakis var. Pısırık dişçi rolünü ise, bu güne dek oynadığı belirtilen hiç bir filmden hatırlmadığım, ama bu filmdeki performansıyla asla aklımdan çıkmayacak olan Ed Helms canlandırmış. Gelinin zengin babası rolünde Arrested Developement’ın üç kağıtçı babası Jeffrey Tambor var. Esrarengiz sarışın Jade rolünde The Guru ve Anger Management filmlerindeki performansıyla dikkatimi çeken Heather Graham vardı.
Film Las Vegas’ta geçtiği için aralarda pek çok ünlüyü de çerez kabilinden görebilirsiniz, tabii Mike Tyson dışında, o ciddi ciddi rol kesiyor.
Gelelim en favori oyuncuma Mr Chow’u canlandıran Ken Jeong bundan sonra adını gördüğüm her filmi izlememe neden olacak derecede iyi bir oyuncu, kırdı geçirdi beni performansıyla.
Tabii filmde önemli rolleri paylaşan şaşkın suratlı bir bebek, müthiş bir kaplan ile nereden geldiğini şu anda hatırlayamadığım bir de tavuk var.
Hem kahkahaya doymak, hem de arka planda çalan müthiş müziklerle (mesela; who let the dogs out) coşmak isterseniz bu filmi kaçırmayın. Filmin linkine buradan, fragmanına ise şuradan ulaşabilirsiniz.


Benjamin Button’ın tuhaf hikayesi

Warner Bros’un davetlisi  olarak olağanüstü keyifli bir film izledim. “Benjamin Button’ın tuhaf hikayesi” Bu filmin fragmanlarını izlediğim zaman konusundan çok etkilenmiştim. Filmi yurt dışında izleyen oğlum da ballandıra ballandıra anlatınca, içimi bir heyecan sarmıştı. Sevgili Duygu Kutlu’dan davet mesajı gelince çocuklar gibi zıp zıp zıpladığımı itiraf edebilirim. Filmle ilgili pek çok şey yazılacak mutlaka. İzlerken keyif alabilmeniz için, sadece oyuncuların muhteşem performanslarından, yönetmenden ve usta yazar F.Scott Fitzgerald‘dan bahsetmek istiyorum. Bu film, şimdiden birkaç dalda ödüle aday; en iyi erkek oyuncu dalında Sean Penn ile başa çıkabilir mi tartışılır ama, Brad Pitt olağanüstü bir oyun çıkarmış. Cate Blanchett için nefes kesiciydi demem yeterli olmayacak ama sanki bir şeyler anlatıversem filmin büyüsünü bozacakmışım gibi geliyor. En iyi yardımcı kadın oyuncu olarak Quennie rolünde Taraji P. Henson kesinlikle benim adayım. Bir insan bu kadar mı rolüyle bütünleşir, rahat ve akıcı oynar. Filmde dizilerden ve diğer filmlerden hemen hatırlayacağınız birçok ünlü oyuncu size resmi geçit yapıyor sanki. Saatçi Gateau rolünde Elias Koteas (Ninja Kaplumbağalar’ı, oğlum Emir yüzünden defalarca izlemekten, sanırım onu en çok bu rolle hatırlıyorum) Tizzy rolünde 4400 adlı diziden hatırlayacağınız Mahershalalhashbaz Ali, Cate Blanchett’in kızını oynayan Julia Ormond (Son Şövalye’de Richard Gere’in prensesi ) , Brad Pitt’in Rusya’da aşık olduğu Elizabeth Abbott rolünde; soğuk ingiliz kadın rollerinin vazgeçilmezi Tilda Swinton ve filme en bunaltıcı anlarda bir meltem esintisi veren, 7 kez yıldırım çarpan adam Mr Daws rolünde Ted Manson(Sweet home Alabama ve Runaway Jury filmlerinden). Yönetmen David Fincher; benim kalbimi, The Game ile feth etmişti. Daha sonra Fight Club ve Panic Room’la da sarsarak hayran etmeye devam etti. Bu filmle ise ona saygı duyuyorum. Böyle uzun süren ve olay örgüsü karışmadan sizi sonuna kadar istim üstünde tutan bir film çekmiş olması muhteşem. Tabii F.Scott Fitzgerald’ın dehasından söz etmeden geçemeyeceğim. Eğer onun bu harika kısa öyküsü olmasaydı sanırım bu film bu denli keyifli olmazdı. Fazla uzatmadan ekleyeyim, bu film gösterime girdiğinde kaçırmayın. Süresi gözünüzü korkutmasın, ilk yarının nasıl geçtiğini anlamayacaksınız bile.