:::: MENU ::::
Posts tagged with: Zumbara

Dünyayı Kurtarmak İçin 3 Adım Yeter

paylas3Yarım saat kadar önce Slow Food Türkiye/ Fikir Sahibi Damaklar Facebook sayfasında 3 tane çok güzel görselle karşılaştım. “Kolay mı değil mi, imkanlı mı imkansız mı demeden deneyeceklere muhabbetle…” başlığıyla paylaşılmıştı.

” 3 Adımda Dünyayı Kurtarmak” başlıklı bu görselleri mutlaka iyice inceleyin. Daha güzel bir dünyada yaşamak mümkün, yeter ki bizler isteyelim ve başarmak için çaba harcayalım.
Daha büyük evler, daha yeni model telefonlar, en havalısından giysilere çok da ihtiyacınız yok, eşyaların kölesi olmayı bıraktığınızda, kendinizde hissedeceğiniz hafiflik ve mutluluğu daha önce neden fark etmediğinizi düşünüp gülümseyeceksiniz.  paylas2
Bir başka dünya mümkün; uyum sağlamaya çalışmak da mümkün. Öğretilmiş zorunluluklardan kurtulmaya başlayın; sevmediğiniz bir işte itilip kakılmaktan vazgeçin, kullanmadığınız eşyaları paylaşın, paranın karşılayamayacağı bir şeyler yapmaya çalışın. Çevrenize daha dikkatli bakın, sevdiklerinize daha fazla vakit ayırın.
Çevre felaketlerine üzülüyorsanız, daha dikkatli ve tutumlu yaşamanız gerektiğini de bilmelisiniz. Ne yardan, ne serden vazgeçmeden değişim mümkün olmuyor.

paylas1Defne Koryürek’in “İndirimden Aldığımız Sekizinci Tişört ile 3. Köprü Arasında Dümdüz Bir Bağ Var” başlıklı yazısını da BURAYA tıklayarak mutlaka okumanızı öneririm. Düşünmeden tüketmek bizi giderek daha fazla tutsaklaştırıyor.
Alışveriş etmenin çılgınca büyüsünden kurtulduğunuzda, kendinizi daha huzurlu, daha hafif ve özgür hissedeceksiniz.
Haydi şimdi sizler de önce kendiniz, sonra daha güzel bir dünya için 3 adım atın.


Bir Paragraf ve Bir Fotografın Hatırlattıkları

“Hayatımızdaki tüm değişimler ve gelişimler radikal olaylardan sonra olmuştur. Belli bir farkındalık ve aydınlanma seviyesinden sonra belki buna gerek yoktur ama o an için ‘negatif’ değerlendirdiğimiz olayları çok sonraları sağduyuyla incelediğimizde ‘iyi ki olmuş’ diyeceğimiz bir noktaya kadar varır konu.”
Bu paragraf ve bir ara paylaştığım üzerinde Dalai Lama’dan bir alıntının olduğu fotografın altına gelen yorumların düşündürdükleriyle birleşince, kafamdakileri yazıya dökmeye karar verdim.

Dalai Lama
Yaşadıklarımdan dersler çıkarmaya başlamam yazıda söz edildiği gibi radikal bir olaydan sonra gelişti. Çok kısa sürede ağır maddi kayıplara uğrayınca, yaşama ve düşünce biçimimi değiştirip, kendimi yeniden keşfetmem gerektiğinde, o zamana kadar fark etmediğim güçlü bir tarafım olduğunu gördüm “değişime uyum sağlayabilmek”. Uyum süreci hiç kolay değildi, öğrenilmiş çaresizlik yıkıcı, silkelenmek oldukça zorlayıcı oldu, ama imkansız değildi. Kimimiz bir haftada atlatır bu durumları, kimimiz bir ayda. Panik duygusu, kendini değersiz hissetmek, başarısız olduğunu düşünmek yavaşça uzaklaşır hayatınızdan, hem sizin çabalarınız, hem sevdiklerinizin ve  dostlarınızın desteğiyle uçar gider uzaklara. Eskiden olduğu gibi her istediğinizi yapmanız mümkün olmayabilir; mesela evladınız dünyanın diğer ucunda hastanede yatarken siz yanına uçamazsınız, maddi gücünüz olduğu zamanlarda yaptığınız gibi yüzme havuzu olan spor salonlarına gidemezsiniz, çok sevdiğiniz parfümü satın alamazsınız, bazen öyle gün olur ki, o çok sevdiğiniz simitin bile sadece kokusunu içinize çekip yanından geçmeniz gerekir. Hepsi geçici duygular, ilk zamanların paniğiyle “ne yapacağım ben” duygusu sizden uzaklaşmaya başladığında; yaşadığı her andan keyif almayı deneyen birine dönüşeceksiniz. Güneşli bir günün sabahına uyandığınızda, sağlam olduğunuz için şükretmeyi öğreneceksiniz. Sizi seven ve yeniden ayakta durduğunuzu görmekten mutluluk duyan dostlarınız olduğu için de şükredeceksiniz. Alışveriş etmenin çılgınca büyüsünden kurtulduğunuzda, az paranız olması fikri sizi eskisi kadar korkutmayacak. 2 yıldan fazla süredir giymediğiniz kıyafetlerinizi, ayakkabı ve çantalarınızı  ihtiyacı olanlara verdiğinizde kendinizi çok şanslı hissedeceksiniz. Arada şapşalın biri çıkıp “hep bu kırmızı hırkayı giyiyorsun” dediğinde içiniz acıyabilir tabii, ama gülümseyecek ve aslında ne kadar büyük bir aşama kaydettiğinizi görüp kendinizle gurur duyacaksınız. Daha büyük evler, daha yeni model telefonlar, en havalısından giysilere çok da ihtiyacınız yok, eşyaların kölesi olmayı bıraktığınızda, kendinizde hissedeceğiniz hafiflik ve mutluluğu daha önce neden fark etmediğinizi düşünüp yine gülümseyeceksiniz. Bazen 5 liraya bulduğunuz bir fular, katıldığınız toplantıdaki en dikkat çekici kadın olmanıza yardım edebilir, yeter ki en önemli aksesuarınız olan gülümsemenizi yanınıza almayı unutmayın. Ezber bozmak zor iş, hayat sizi zorlamadan, yıkıcı darbeler almadan, düşünce biçiminizi değiştirmeye bakın. Bir başka dünya mümkün; uyum sağlamaya çalışmak da mümkün. Öğretilmiş zorunluluklardan kurtulmaya başlayın; sevmediğiniz bir işte itilip kakılmaktan vazgeçin, kullanmadığınız eşyaları paylaşın, paranın karşılayamayacağı bir şeyler yapmaya çalışın. Çevrenize daha dikkatli bakın, sevdiklerinize daha fazla vakit ayırın. Kimse size iş yerinde fazla kaldığınız saatler için madalya takmayacak, buna karşılık 2 sayfa daha masal okuduğunuz için çocuğunuzun yüzünde göreceğiniz mutluluk ikramiyelerin en büyüğü değil mi sizce de.
Daha yazacak çok cümlem var, onları da başka bir yazıya saklayayım ve sizlere birkaç link önereyim. Lütfen vakit ayırıp okuyun, belki bir sonraki adımınızda yardımı olur.

http://zumbara.com
http://zerocurrency.blogspot.com/
http://www.reconomy.org/


Kritik Kavşaklar TEDxReset 2013 İkinci Gün

İkinci günün konuklarını izlemek için enfes bir İstanbul sabahında erkenden yola çıkıp, henüz ekip bile yerini almadan ben kapıda yerimi almıştım. Tam gün sürecek çok sayıda konuşmacının yer aldığı toplantıyı izlemek için heyecanla beklemeye başladım.

Melek Pulatkonak
İkinci günün ilk konuğu sevgili Melek Pulatkonak idi. “Gerçekten Seçer miyiz?” başlıklı üçüncü oturumun ilk sunumunda, bizlere kendi hikayesinden yola çıkarak networkun önemini anlatıp, TurkishWIN hakkında da kısa bilgi verdi.   Leonard Mlodinov

Leonard Mlodinov ise bizlere “Biliçaltınız Davranışı Nasıl Belirliyor” başlıklı sunumunu ilginç bir şekilde deneyimletti.  Sarihan Ailesi

Sarıhan çifti H+H+H+(H/2)=Hayat formulüyle (Hayal Et, Harekete Geç, Hak Et, Hayret Et) aklımızı çelip, Tibet Çınar isimli oğullarıyla gönlümüzü fethettiler. Yaşayan ölüler olmaktansa, ölmeyecekmiş gibi yaşamamızı öğütlediler. Doğaya zarar vermeden sürdürülebilir bir yaşam kuran çift bisikletleriyle 17 ülkeyi dolaşmış. Tabii sözlerini bitirirken Neyzen’den alıntıladığı “Hayat 3 ile 4 arasındadır. Ya üçbuçuk atarsın, ya dört dörtlük yaşarsın” cümlesi de çok alkış aldı.  Sedef Erken
Sedef Erken; otistik aklın insanlığa mucizevi bir bakış açısı kazandırdığının kanıtıydı sahnede. Anlattıklarına müziğiyle eşlik eden Nada (Evrenin Sesi) grubunun performansı da güzeldi. “Otizm’i bir ‘hastalık’ olarak değil bir ‘farklılık’ olarak görüyorum. Böyle çalışan beyinler olmasa, normal bir insan sıkılmadan yüzlerce kez taşları birbirine sürtmeyi deneyip ateşi bulamazdı.” diyen Sedef Erken, hayat boyu öğrenciliği seçenlerden.  Kacie Lyn Kocher
“Sessizlik Bir Seçimdir” başlıklı sunumuyla sahne alan Kacie Lyn Kocher, İstanbul merkezli bir organizasyon olan “Canımız Sokakta- Hollaback Istanbul” kurucusu bir genç kadın. Hepimizin yaşadığı, çoğunluğun sustuğu, hatta susturulduğu bir konuda sesimizi yükseltmek gerektiğine inanan, sokak tacizlerine karşı yerel ve topluluk temelli çözümler üretmeye çalışan bir isim. Bu topraklarda kadınlara sürekli başını önüne eğmesi ve susması öğütlenirken; bir yabancıdan sokak tacizine karşı seslerini yükseltmeleri gerektiğini dinlemek salondaki erkek çoğunluğa ne hissettirdi bilemem ama kadınlara iyi geldiği kesin.  Levent Erden
Levent Erden her zaman olduğu gibi kafa karıştıran bir sunumla sahnedeydi. Kendisine verilen sürenin kısalığından yakınmasına rağmen; “Tekil Sosyallik”, “Kitle, nişlerin kümülatifidir”, “YIK=Yakalayamayıp Iskalama Korkusu” kavramlarıyla fırtına gibi esip, kahkahalarla ve alkışlarla ayrıldı.  Agah Ugur
Borusan CEO’su Agah Uğur ise “Sophie’nin Seçimi” başlıklı sunumuyla sahne aldı, Bizlere “Dev olasılıklar havuzu içindeki küçük damlalar olduğumuzu” hatırlattı. Toplum tarafından “Doğru Karar Alma” zorlaması içinde olduğumuzu söyleyen Uğur; “Evren bizim başarı ya da başarısızlığımızla ilgilenmiyor” diye devam etti. Hayat boyu yaklaşık 776.000 karar aldığımızı ve sadece %18’inden pişmanlık duyduğumuzu da sözlerine ekledi. Bas Verhart
Yaratıcı bir girişimci olan Bas Verhart’ın sunum başlığı “Meraklı Bir Beynin İçinde” olmasına rağmen pek sarmamış beni not almamışım ve hiç birşey de hatırlayamadım yazarken. Belki video yayınlandığında aydınlanma yaşar eklerim düşündüklerimi.  Selin Girit
Selin Girit; BBC Türkçe Servisi’nde Dünya Gündemi programını hazırlayıp sunan başarılı bir gazeteci. Ülkeye dışarıdan bakınca “Tutuklu Gazeteciler Ülkesi” olarak göründüğünü söyleyen Girit; soru sormanın meydan okumak olduğunu ekledi sözlerine. “Doğru Ne, Yanlış Ne” başlıklı sunumuyla bu soruları kim soracak? Bu soruları soranlara ne olacak* dediğinde salondaki gençlerin bir anda ayağa fırlayıp “biz soracağız” demesini hayal ettim kendimce.  Can Yucel Metin
Can Yücel Metin; “Asansöre Binen Kedi” başlığıyla, oturumların en eğlenceli sunumlarından birini yaptı. “Hatalarınızdan pişman olmayın, denemeden bilemezsiniz” diyen genç sanatçı “Ortak asansörlerle hareket etmek yerine, kendi asansörümüze binmemizi” önerdi.  Taghi Amirani
“Yaratıcı Seçimler-Aklının ve Beyninin/Doğu ve Batının Arasında Sıkışmak” başlıklı sunumuyla sahne alan Taghi Amirani İranlı bir fizikçi ve yönetmen. Bizleri ana dilimizle selamlayan, piyano çalmayı isteyen ama öğrenemeyince babasından daktilo isteyen bu ünlü yönetmenin, zarif tavırlarıyla anlattıkları arasından cımbızla seçtiğim şu cümle çok hoşuma gitti “I don’t have any plan when I start a film, but only know how I want you to feel in the end”  SATTAS
Sattas performansı başlayınca arkalarından ordu kovalıyormuş gibi salondan çıkanları görünce, yine bir önceki yazımda paylaştığım düşünceler üşüştü aklıma. Sahnede bir konuşmacı veya performans var ise, hayati bir tehlike olmadığı takdirde (çıkan bir ya da iki kişi olsa bu seçeneğe ikna olabilirim) salonu terk etmek saygısızlıkların en büyüğü gibi geliyor bana. Nasıl bir yere geldiğinizi biliyorsunuz, ne kadar süreceğini de biliyorsunuz, 5 holding sahibi filan da değilsiniz (öyle bile olsanız özür olamaz) ya adam gibi oturup, performansın bitmesini, iki söyleşi arasını bekleyin, ya da hiç katılmayın.  Hakan Bilginer
Zaytung’un kurucusu HakanBilginer’in kariyer çizgisini gülümseyerek dinledim. Okurken çalışmaya başlayıp iş hayatını daha çok seven birilerini tanıyınca, yalnız olmadığımı görüp hınzırca sevindiğimi itiraf etmeliyim 🙂  “Hayaliniz işiniz olduğunda eğlenceli oluyor” diyen Bilginer; çabuk sıkılanlara hayatın göz ucuyla bakılması gereken bir şey olduğunu anlatmaya çalıştı.  Burak Ulman
Burak Ülman’ın 30 yıldan fazla eğitim sistemini içindeki sorunların hemen hemen hepsiyle yüzleşmesiyle beraber nasıl “Bir Başka Okul Mümkün” demesini de ilgiyle dinledim. Merak duygusunu teşvik etmek gerektiğini söyleyen Ülman; “Merak yoksa, heyecan da yoktur, heyecan yoksa öğrenme de olmaz” diyen Ülman, eğitimin kar amacıyla örgütlenmemesi gerektiğini de sözlerine ekledi. Sir Ken Robinson’un “Okul Yaratıcılığı Öldürür mü?” başlıklı videosunu da mutlaka izlememizi önerdi.  Heidemarie Schwermer
Heidemarie Schwermer’in konuşmasına salondaki çok kişinin hazır olmadığını düşündüm. Hatta aralarından bazılarının alay ettiğine bile tanık oldum. Yeni dünya düzenine; okkalı bir darbe yemeden hazırlanmaları için güzel ipuçları veren bu konuşmadan anlam çıkarmaları için, kendi kritik kavşaklarına gelmeleri gerekecek, yazık. “Give&Take” çıkartmalarımı her an görebileceğim yerlere yapıştırdım bile, kendi kritik kavşağımdan öğrendiğim “almayı ve şükretmeyi” bana sık sık hatırlatması için.  Selim Zafer Ellialti
Suvla Şarapları kurucusu Selim Zafer Ellialtı, uzun yıllar farklı global şirketlerde üst düzey yöneticilik yaptıktan sonra; “Evladım Sen Ne İş Yapıyorsun” diye sorulduğunda kolayca cevap verebilmek adına kendisine alternatif bir hayat yaratmış. Sunumu da güzel derslerle doluydu. Toprağa sevgiyle ve saygıyla yakalaşan herkes gibi, o da alçakgönüllü ve huzur dolu görünüyordu. Mantığımızın bizi A noktasından B noktasına götüreceğini, ama hayallerimiz sayesinde her yere gidebileceğimizi vurgulayan konuşmasında, gerçekleşen her hayalin ardında iyi planlanmış uzun bir çalışma süreci olduğunu da hatırlattı.  Kolektif Istanbul
Veee sonra sevdiğim bir grup sahne aldı Kolektif İstanbul, TED tarihinde ilk kez neredeyse tam kadro göbek atılması da bu ekibe nasip oldu 🙂
Richard Laniepce’i sahnede usta bir şekilde göbek atarken izleyenler arasındakilere, onun Sulukule’de büyümüş bir Roman olduğunu söyleseler inanacak yüzlerce kişi bulunabilir 🙂 Hakan Habip
Bilim Kahramanları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Habip müthiş biri, derneğin etkinliklerini anlatırken gözlerinden ışıklar saçtı sanki. Gelecek için umutlanmanın yolunun çocuklardan geçtiğini anlatan Habip, çocuklara imkan verildiğinde daha güzel bir dünyada yaşanabileceğini söyledi. Olumlu sonuçlar istiyorsak; daha çok fikir üretmeli, paylaşmalı, sevgi ve güvenle, samimiyet ile el ele, hür irademizle yol almamız gerektiğini anlattı.  Serdar Paktin
Ve değerli dost Serdar Paktin sahne aldı. Change.org ile nasıl değişim yaratıldığını anlattı hızlıca. Bir şeylerin yolunda gitmediğini gördüğümüzde, zihinlerimizde kavşaklar oluştuğunu ve bu kavşaklardan adım attığımızda da değişimin başladığını hatırlattı. Gerçekleşen her değişimin de, daha büyük değişimler için ilham kaynağı olacağını belirtti. Aysegul Guzel
Zumbara’nın kurucusu Ayşegül Güzel’de salondaki gençlerin kafasını karıştıran sunumlardan birini yaptı. Zumbara; bilgi, beceri ve yeteneklerini paylaşarak para yerine zamanlarını kullanarak ihtiyaçlarını karşılayan insanlardan oluşan, güvene dayalı bir topluluk. “Düş zamanlarınızın peşinden gidin, belki de hayat düşlerinizdedir” diyen Güzel’i dinlerken; “armağan ekonomisi”ni daha çok genç insanın öğrenmesi için Zumbara’nın harika bir yol olduğunu düşündüm.  Dietmar Dahmen
Dietmar Dahmen de bir reklamcı, yaratıcı yönetmen, alışkanlıkları ve rakamları anlamlandırmak işi olmanın ötesinde, değişimi gözlemlemenin de yolu olmuş onun için. Paylaştığı sunumdaki rakamsal veriler, tüketim ekonomisi adlı dev hakkında fikir verirken ürkütücüydü de. 2020 yılnda 50 milyar kişinin “connected” olacağını görünce sevinç yerine ürkmek de sadece bana özgüydü sanırım.  Deniz Alnitemiz
2 günün muhasebesini yapmak da genç sanatçı Deniz Alnıtemiz’e düşmüştü. O da kendi kritik kavşağına, 10 yıllık reklam ajansı deneyimiyle gelmiş, daha sonra başka heyecanlara adım atmış. Görüntü yönetmenliği, aktörlük, radyo programı, podcastler vs. on parmağında on marifet olan bu genç adamı ıskalamayın derim.
Biraz da rakamsal veri paylaşayım sizlerle; iki günlük maraton süresince 2 bin 285 adet hashtagli tweetle iki kez 8. sıradan trending topic olan TEDxReset2013, Twitter’da 11 milyon 464 bin 88 kişiye ulaşmış.
Emeği geçen herkesin ellerine sağlık, 2014 organizasyonunu heyecanla beklemeye başladım.
Not: TED de ne ola ki? diyenler için harika bir anlatım linki, ŞURAYA tıklayınız

İki günlük etkinliğe ait videoları izlemek için BURAYA tıklayınız