:::: MENU ::::
Posts tagged with: Emir Cerman

Çok Yönlü ve Başarılı Bir Genç Sanatçı : Ece Müniroğlu

Ece portre

Bu yazımda sizlere genç, başarılı ve çok yönlü bir sanatçıdan Ece Müniroğlu’ndan söz edeceğim. 2013 yılında oğlum Emir Cerman ve arkadaşlarının Boston Outside of the Box Festivali’nde Rhythm of The Universe konseri öncesinde tanıştım besteci, aranjör, piyanist Ece Müniroğlu ile. Güler yüzüyle, yüksek enerjisiyle bir yandan sahnedeki performansına hazırlanırken, yardım gereken herkese de koşturmasıyla kalbimi kazanmıştı. Her fırsatta keyifle sohbet etmiştik ben dönene kadar. Sonra da Istanbul’da olduğu sürelerde, vakit yaratıp sohbetlerimize devam ettik. Ocak ayının ilk günlerinde Boston’a dönerken Emir’ime gidecek bir iki paketi vermek üzere buluştuk. Hazırlıkları tamamlanan web sitesinden, geleceğe dair planlarından söz ederkenki coşkusuna ve heyecanına bayılmıştım. Geçen hafta web sitesini görünce, konuşmalarımızı hatırladım ve sizleri Ece ile tanıştırmak istedim.

Ece piyano

7 yaşında piyano çalmaya başlayan Ece Müniroğlu müzikle hep iç içe yaşamış. Öğrenciliği süresince severek çalıştığı geometri ve matematik dersleri ona İTÜ Mimarlık bölümünün yolunu açmış. Okulun son yılında bitirme projesi hazırlarken; Berklee College of Music’ in Ankara’da öğrenci seçmeleri düzenlediğini duyunca bu fırsatı değerlendirmiş ve sınavı kazanmış. İTÜ Mimarlık diplomasını cebine koyan Ece; aldığı eğitimin kendisine kazandırdığı farklı bakış açılarıyla bu kez de Boston’a yeni okuluna koşmuş.

“Atılan her adım, yaşanılan her deneyim, bir sonraki adımımızı şekillendiriyor, Berklee’den önceki eğitimim ve çalışmalarım benim bu noktada olmama yardımcı oldu.” diyen Ece Müniroğlu; Berklee College of Music’ten Mayıs 2016 da “Çagdaş Bestecilik ve Prodüksiyon” bölümünden mezun oldu. Berklee’deki eğitimi süresince Ece’nin beste ve aranjmanları çeşitli konserlerde seslendirildi. Futura Productions’ta kaydedilen ve Ece tarafından yönetilen son orkestra parçası “Memory Land”i BURAYA tıklayarak izleyebilirsiniz. Mezun olduktan hemen sonra Boston Üniversitesi’nde “The Cradle Will Rock” müzikalinde Catherine Stornetta’ya müzikal direktör asistanlığı yaptı. Aynı zamanda; Boston’da devlet okullarında okuyan çocukların müzikal gelişimini sağlamayı ve okulda ders veren öğretmenleri bu anlamda bilinçlendirmeyi amaçlayan “Disney Musicals in Schools” isimli bir programda da müzik direktörü olarak çalışmaya başladı . The Lion King’den “Can you Feel the Love Tonight”, Pocahontas’tan “Just Around the Riverbend” müzikal aranjmanlarını yaptı. Bu alandaki bir sonraki projesi Toy Story’den “When She Loved Me”nin stüdyo kaydını yapmak ve yönetmek. Bu proje, Singapur’lu şarkıcı/besteci ve yine Berklee mezunu Enya Lim ile beraber yürütecegi bir çalışma olacak.

Ece studyo

Berklee’deki eğitimi sırasında reklam müzikleri de besteleyen Ece, bu alandaki çalışmalarına Türkiye ve Amerika’da devam ediyor. Berklee Radyosu “The BIRN” de Visual Media Director olarak çalışan Ece aynı zamanda grafik tasarımı yapıyor, posterler hazırlıyor. Her sanatçı gibi onun da hayalinde Los Angeles var. Pixar ve Disney filmlerine müzik yazmak, yönetmek, özetle hikayeye müzik yazmak var. Yolun da, bahtın da hep açık olsun sevgili Ece Müniroğlu.

Web sitesi: http://www.ecemun.com


Doğum Günün Kutlu Olsun Emir Cerman

3 Haziran 1984 sabahı, güzel bir pazar günü, 9 aylık heyecanlı bekleyişin sonunda, biricik oğlum Emir ’i kucağıma aldığım gündü. Sabaha karşı başlayan ve gaz sancısını andıran ağrıların doğum sancısı olduğunu anlamam zor olmuştu. Nereden bilebilirdim, doğurmaya hazırlandığım ilk bebeğimdi. Filmlerde izlediğimiz kadınların “amanın, yetişiiin, yandıım, öldüüm” diye bağırdıkları türden ağrılar da değildi.

Oturduğumuz evin terasında dakikalarca yürüyüp, hala “gaz” dan kurtulamayınca saat tutmak aklıma gelmişti. Tabii ağrı aralarının 5 dakikada bir olması kafamda şimşekler çaktırmış, hemen günler öncesinden hazırladığım küçük bavulu kapının dibine koyup beklemeye başlamıştım. Ne mi bekliyordum, “haydi vakit geldi” dediğimde aynı filmlerde görülen tepkiyi veren rahmetli kocamın telaşla hazırlanmasını 🙂 Evet sonunda tam hazırlanıp kapıya çıkarken asansör bizim katta durdu ve o anda en son görmem gereken kişi babam çıkmaz mı asansörden, haydi bakalım bir şey anlamasın diye tornistan eve geri dönüş ve “kahve içer misin babacığım” sorusuna verdiği cevabı duymadan mutfağa kaçış ve ağrıya katlanmak için nefes alıp vermeye devam.

O günlerde kalp damarlarındaki tıkanıklık nedeniyle ani üzüntüler yaşamaması gereken annemin kulağına gitmesin diye babama binbir şaklabanlık yaptım. Adamcağızın da keyfi yerinde, anlatıyor da anlatıyor. Ben ise ne oturabiliyorum ne kalkabiliyorum, durum git gide vahimleşiyor. En sonunda aklıma, bir arkadaşımızın bizi kahve içmeye davet ettiğini söyleyip müsaade istemek geldi. Tabii bavulu almadan birlikte indik asansörle. O evlerine yürüdü, ben arabaya attım kendimi, kocam son hızla geri çıkıp bavulu aldı ve nihayet yola çıktık. Hastaneye girdik, ilk kontrol yapıldı, beni bir odaya aldılar ve sürpriz, sancılarım duruverdi. O kadar kasmışım ki kendimi, ortalık süt liman. Hemen doktorumu aradılar, kadıncağız tatili nedeniyle Tuzla’daki kardeşine ziyarete gitmiş. Bana ” Zeynep Doktor seni tekrar kontrol edecek ve bana durumu bildirecek gerekirse eve gidersin” der demez, can havliyle haykırdım “kesinlikle olmaz. Eve girince bir daha çıkamayabilirim, bakarsınız yine babam uğrar, ben en iyisi şurada bekleyeyim” dediğimde, sakin olmamı, akşamüstüne doğru yanıma geleceğini söyleyip beni rahatlattı.

Saatler geçmek bilmiyordu, gazeteler, dergiler, TV programları vs derken nihayet doktorum geldi ve kontrolü bitince de müjdeyi verdi “haydi hazırlan suni sancı ile başlayacağız” bende bir sevinç bir sevinç. Hemşire hanım elinde lavmanla gelene kadar da keyfime diyecek yoktu 🙂 Bundan sonrası hızlandırılmış film gibiydi. Suni sancı ile normal sancı arasındaki tek fark sadece süreleri, buna inanın, acı aynı derecede can yakıcı. Nasıl bir acı diye merak ediyorsanız şöyle diyebiliriz; şiddetle bağırsaklarınız bozulmuş ama asla çıkış yolu yok, hayal edebildiniz mi ağrının şiddetini? Bütün bu keşmekeşte bana can yoldaşlığı eden arkadaşım Jale de ikinci bebeğine hamileydi “ya hu ben bu fasılları unutup neden tekrar hamile kalmışım” demez mi, onca can acısına rağmen gözümden yaşlar gelerek gülmüştüm.

Sonunda, “vakit geldi” diyerek beni sedyeye koyup doğumhaneye doğru yola çıkardılar. İşte o an yaşanan acı, ağrı her neyse sanki bir anda hafifledi, kaybolmadı, ama aylardır heyecanla beklediğim bebeğime kavuşacağım anın yaklaşmış olması fikri harikaydı.

Doğumhanede yattığım yerin tam karşısında kocaman bir saat vardı. Oğlumun doğduğu ve sağlam olduğunun söylenmesi sırasında saat tam 18.05 idi. Yer yüzündeki hiç bir örnek o anda hissettiklerimi anlatmaya yetmez.

Yine birbirimizden kilometrelerce uzakta geçecek bir doğum günü olacak. Garip bir şekilde Boston’a gittiğinden beri ancak 5 yılda bir beraber kutlayabiliyoruz Emir’in doğum günlerini 🙂

Canım oğlum; iyi ki doğmuşsun, teşekkür ederim beni hep mutlu eden ve gururlandıran bir evlat olduğun için. Doğum günün kutlu olsun, karşına hep iyi insanlar çıksın, yaşayacağın her gün bir öncekinden daha mutlu olsun, bedenin ve ruhun her daim sağlıklı olsun, ihtiyacı olanlarla sevgiyle paylaşacağın kadar da çok paran olsun.
Emir neler yapıyor merak eden olursa:
http://www.emircerman.com
http://www.rotu.com


Dünyanın Akciğerleri Elden Gidiyor #amazonanthem

Yeryüzündeki en büyük ekosistem Amazon ormanları; bu hızla katledilmeye devam edilirse 40 yıl sonra tamamen tükenecek. 

Oğlum Emir Cerman’ın kurucusu olduğu Rhythm Of The Universe (ROTU), Amazon Aid Foundation işbirliği ile bu konuya dikkat çekmek ve destek sağlamak için kolları sıvadılar, Anthem for the Amazon isimli yeni bir projeye başladılar.

amazon

Amazon yağmur ormanlarının önemi hakkında küresel izleyicileri bilgilendirmek için bir müzik video projesi üretecekler. Yüzden fazla ülkeden öğrenciler, sanatçılar ve bilim adamları, dünyanın en büyük ormanını kurtarmak, ülkeleri yöneten karar mekanızmalarını zorlayıcı bir eylem çağrısı yaratmak için el ele veriyorlar.

Amazon Yağmur Ormanlarını korumak için, bugünün ve yarının liderlerine; müzik, dans, şiir, multimedya ve sanat yoluyla kendi fikirleri ve düşünceleriyle bir çağrı yapacaklar.
Tanıtım videosunu çekebilmek için kaynak yaratmak üzere de Kickstarter üzerinde bir destek kampanyası başlattılar. Ve bizlere soruyorlar:
“Okyanuslara %20 taze su taşıyan, dünya üzerindeki türlerin %30 una yaşam alanı sağlayan, binlerce kabileye ev sahipliği yapan dünyanın akciğerlerini kurtarma fırsatı elinizde olsa sizler de destek olur musunuz?”
Aşağıdaki yazıya tıklayıp olanaklarınız ölçüsünde sizler de katılın, tanıtım videosunu izleyin ve çevrenizle paylaşın lütfen.

Anthem for the Amazon

Daha fazla ROTU projesi için de BURAYA tıklayabilirsiniz.


3 Haziran Emir Cerman’ın Doğum Günü…

Emir Cerman Yedi tepeden yedi kitaya konser

Bundan 30 yıl önce, 1984 yılının güzel bir pazar günü, 9 aylık heyecanlı bekleyişin sonunda, biricik oğlum Emir ’i kucağıma aldığım gündü. Sabaha karşı başlayan küçük gaz sancısını andıran ağrıların doğum sancısı olduğunu anlamam pek zor olmuştu. Nereden bilebilirdim, bu benim ilk bebeğimdi. Filmlerde izlediğimiz kadınların “amanın yetişin yandıım öldüüm” diye bağırdıkları türden ağrılar da değildi.

Oturduğumuz çatı katının boğazı gören manzarasına bakarak terasta dakikalarca yürüyüp, hala “gaz” dan kurtulamayınca saat tutmak aklıma gelmişti. Tabii ağrı aralarının 5 dakikada bir olması kafamda şimşekler çaktırmış, hemen günler öncesinden hazırladığım küçük bavulu kapının dibine koyup beklemeye başlamıştım.Ne mi bekliyorum  “haydi vakit geldi” dediğimde aynı filmlerde görülen tepkiyi veren kocamın telaşla hazırlanmasını 🙂 Evet sonunda tam hazırlanıp kapıya çıkarken asansör bizim katta durdu ve içinden o anda en son görmem gereken kişi babam çıkmaz mı, haydi bakalım bir şey anlamasın diye tornistan eve geri dönüş ve “kahve içer misin babacığım” sorusuna verdiği cevabı duymadan mutfağa kaçış ve ağrıya katlanmak için nefes egzersizi yapmaya devam.

O günlerde kalp damarlarındaki tıkanıklık nedeniyle ani üzüntüler yaşamaması gereken annemin kulağına gitmesin diye babama binbir şaklabanlık yaptım. Adamcağızın da keyfi yerinde, anlatıyor da anlatıyor. Ben ise ne oturabiliyorum ne kalkabiliyorum, durum git gide vahimleşiyor. En sonunda aklıma, bir arkadaşımızın bizi kahve içmeye davet ettiğini söyleyip müsaade istemek geldi. Tabii bavulu almadan birlikte indik asansörle. O evlerine yürüdü, ben arabaya attım kendimi, kocam son hızla geri çıkıp bavulu aldı ve nihayet yola çıktık. Hastaneye girdik, ilk kontrol yapıldı, beni bir odaya aldılar ve sürpriz, sancılarım duruverdi. O kadar kasmışım ki kendimi, ortalık süt liman. Hemen doktorumu aradılar, kadıncağız tatili nedeniyle Tuzla’daki kardeşine ziyarete gitmiş. Bana ” Zeynep Doktor seni tekrar kontrol edecek ve bana durumu bildirecek gerekirse eve gidersin” der demez, can havliyle haykırdım “kesinlikle olmaz. Eve girince bir daha çıkamayabilirim, bakarsınız yine babam uğrar, ben en iyisi şurada bekleyeyim” dediğimde, akşamüstüne doğru geleceğini söyleyip beni rahatlattı.

Saatler geçmek bilmiyordu, gazeteler, magazinler, TV programları vs derken nihayet doktorum geldi ve kontrolü bitince de müjdeyi verdi “haydi hazırlan suni sancı ile başlayacağız” bende bir sevinç bir sevinç. Yaşlı bebek hemşiresi elinde lavmanla gelene kadar da keyfime diyecek yoktu 🙂 Bundan sonrası hızlandırılmış film gibiydi. Suni sancı ile normal sancı arasındaki tek fark sadece süreleri, buna inanın, acı aynı derecede can yakıcı. Nasıl bir acı diye merak ediyorsanız şöyle diyebiliriz; şiddetle bağırsaklarınız bozulmuş ama asla çıkış yolu yok, hayal edebildiniz mi ağrının şiddetini? Bütün bu keşmekeşte bana can yoldaşlığı eden arkadaşım Jale de ikinci bebeğine hamileydi “ya ben bu fasılları unutup neden tekrar hamile kalmışım” demez mi, onca can acısına rağmen gözümden yaşlar gelerek gülmüştüm.

Sonunda, “vakit geldi” diyerek beni sedyeye koyup doğumhaneye doğru yola çıkardılar. İşte o an yaşanan acı, ağrı her neyse sanki bir anda hafifledi, kaybolmadı, ama aylardır heyecanla beklediğim bebeğime kavuşacağım anın yaklaşmış olması fikri harikaydı.

Doğumhanede yattığım yerin tam karşısında kocaman bir saat vardı. Oğlumun doğduğu ve sağlam olduğunun söylenmesi sırasında saat tam 18.05 idi. Yer yüzündeki hiç bir örnek o anda hissettiklerimi anlatmaya yetmez.

Canım oğlum; iyi ki doğmuşsun, teşekkür ederim beni hep mutlu eden ve gururlandıran bir evlat olduğun için. Doğum günün kutlu olsun, karşına hep iyi insanlar çıksın, yaşayacağın her gün bir öncekinden daha mutlu olsun, bedenin ve ruhun her daim sağlıklı olsun, ihtiyacı olanlarla sevgiyle paylaşacağın kadar da çok paran olsun.

 


Başarı Nedir Sizce?

Başarı göreceli bir kavram. Herkes için farklı bir anlamı var başarının. Kimi zaman bir çocuk için kurabiye kavanozuna erişmektir. Yaşlanınca da, epey yüksek bir kaldırıma yardımsız çıkmak olabilir başarı.
Ülkemizde yaşanan son olaylara bakınca; her türlü şartta onuruyla yaşayabilmek, bana başarıların en büyüğü gibi geliyor.
Başarı tanımları arasında en sevdiğim, ünlü Amerikalı yazar ve şair Ralph Waldo Emerson’un satırları:

“Başarı, sık sık gülmek ve çok sevmektir. Akıllı insanların saygısını, çocukların sevgisini kazanmaktır. Dürüst eleştirmenlerin onayını almak, sahte dostların arkadan vurmalarına dayanmaktır. Güzeli sevmektir. Herkesteki en iyiyi bulmaktır. Karşılık beklemeyi hiç düşünmeden, kendiliğinden vermektir. Geride ister sağlıklı bir çocuk, ister kurtarılmış bir ruh, ister bir parça yeşil bahçe, ister iyileştirilen bir sosyal durum bırakarak dünyanın iyileşmesine katkıda bulunmaktır. Gönlünce eğlenmek ve gülmek, kendinden geçerek şarkı söylemektir. Tek bir kişi bile olsa, birinin sizin varlığınızdan dolayı daha rahat nefes aldığını bilmektir…”

Emir bebeEmir stage tuxYukarıda sıralananlardan çoğunu yapabildiğim, ilk fotograftaki minik sarı kafanın diğer fotograftaki genç adama dönüştüğünü görebildiğim ve Emerson’un yazısındaki maddelerin hemen hemen hepsini tamamlamış dostlara sahip olduğum için de kendimi başarılı sayıyorum.
Haydi şimdi siz de bir kağıt kalem alıp kendi başarı ölçülerinizi ve ne kadarını tamamlayabildiğinizi sıralayın, kolay gelsin.


Holiday Season Message From A Musician

Emir Cerman is a musican and he is my son. I’m proud of him and want to share his message to whole world. Please read and spread this message to your friends and loved ones. Happy Holidays to all.


I LOVE MY LIFE AND I LOVE YOU MUSICIANS SO MUCH.
I HAVE TO SHARE WITH YOU GUYS.

Please take a moment and Read this !, Im sure it will change your day too, if you do what I did this morning.

I had a most amazing experience of my life this morning at Boston metro.

10:00am Green Line,

I was going to prudential E line and I got out of from the metro. I went to upstairs and I saw this huge crowd of high school kids, and I didn’t pay attention and start to walking,
then I start to hear a huge choir sound. And i stopped!
The moment when I looked back and 60 kids singing and their teacher was start to conducting!!

They were singing this beautiful Christmas choir piece ! And I was the only one listening to them….
people was too SCARED to stay and STOP in the morning and listen to them I guess????? How ??

It was so magical at 10:00 am in the morning with huge energy with amazing smile!

By the time they finish the piece, we were 2 people clapping them…. and I saw there was a hat on the floor with bunch of dollars..

I start to walking to them to give money and THAT WAS THE MOMENT !! One of the performer said .

OMG HE IS COMING HE IS THE FIRST ONE ! Everybody starts to clapping cheering up screamiiing and I put there 10$. And they screamed at me MERRY CHRISTMAS we love you so muuuch. THAT WAS A MESSAGE FOR ME FOR 2013 :))

The appreciation was unbelievable!!

Please support the musicians. Because you don’t know how hard this journey is.
If you are a musician and if any people playing on the street professional or amateur, Doesn’t really matter give them something please!!

Don’t you forget how hard this journey is ?? Don’t you remember how much you were excited when you started first time ??

If you are not musician, oh that’s another story of course ! that means you are missing the most amazing elements of your life !! Don’t walk away, im sure you have couple minutes in your life to stop and breathe with the music!!

if you don’t have money at least stay and smile and watch them. Because they will see on you face that you are appreciating their art! And they will appreciate you too.

Musicians!!! don’t ever forget we are the one’s giving rest of the world for a living reason! and Healing to the world!

Some people just forget how to listen!!! And lets show them how to listen!!

I believe this will innovate the world.

I love you all, I love my life and appreciating every single moment because of I’m HUMAN and MUSICIAN!!

HAPPY HOLIDAYS
Emir Cerman


Yıldırım Çerman’a Veda


Bir yaz akşamı geç kararan bir havada Etiler’de Dünya pastanesi yanındaki duvara dizilmiş otururken dikkatimi çekmişti. Sırım gibi bir delikanlıydı, kat kat kesilmiş aslan yelesi gibi saçları, çelik gibi keskin bakışları, çakır gözlerine yayılan geniş gülümsemesiyle etrafta aklını başından almadığı kız yoktu.
O zamanlar 17 yaşındaydık ikimiz de. Hem aynı semtte oturup, hem de bir sürü ortak arkadaşa sahip olduğumuzdan sık sık aynı gruplarda birlikte vakit geçirirdik. Onun yanında hep bir başka alımlı kız olurdu ben de satranç arkadaşı ya da dert ortağı olurdum. Hydromel’e gittiğimiz zamanlarda da kız kardeşimi ve beni kollar, korurdu ona ne kadar hayran olduğumu bilmeden. Aradan yıllar geçti eğitim için yurt dışına gitti, oradan da mektuplar yazar, kızlarla olan maceralarını anlatırdı. Yurda dönünce gittiği askeri görevinden de beni eğlendiren ama kıskandıran mektuplar yollamaya devam etti.

Uzun zaman sonra bir akşam yine Hydromel’de karşılaştık, askerden dönmüş, kendi işinin başına geçmiş çalışıyordu. Uzun uzun sohbet ettik, eski günleri andık. Ertesi gün beni iş yerimden aradı “çıkışta birşeyler içelim mi” dedi ve sonraki günler de böyle devam etti. Yıllardır birbirimizin dert ortağı ve arkadaşı olmuştuk, sohbet zorluğu çekmiyorduk. Bir süre sonra ikimiz de arkadaşlık dışında duygularımız olduğunu fark ettik ve evlenmeye karar verdik.

Birlikte çok gezdik, eğlendik, sıkıntı çektik, sevdik birbirimizi ve harika bir evladımız oldu. 24 yıl sonra yollarımızı ayırdığımzda, kalbimi çok kırmış olmasına rağmen yine dost kalmıştık.   

Bu sabah; ben en eski ve en yakın arkadaşımı kaybettim, canımdan çok sevdiğim oğlumun babasını kaybettim, en önemlisi de bir zamanlar çok sevdiğim bir adamı kaybettim. Yaşarken bir türlü huzur bulamamıştı, umarım gittiği yerde huzurla ve ışıklar içinde uyur.


Hayalinde müzik, müziğinde hayalleri olan bir genç… Emir Cerman


Hayalindeki müzikle yola çıkan, müziğinde hayallerini canlandıran bir gencin hikayesi bu. Müzik tutkusunun peşini bırakmayan, aklına koyduğu; “Arif Mardin” olma yolunda emin adımlarla ilerleyen Emir Cerman’ın hikayesi. 2008 yılı ocak başında Boston’da Berklee College of Music’te başladığı eğitimini bitiren ve 6 mayıs 2011 günü diploma töreninde göğsümü gururla dolduran bir evladın hikayesi.  
Henüz karnımdayken, dinlediğim müziklerle mutlu olduğunu hissettiğim, bebekken uykuya dalması için o zamanlar en güzel radyo istasyonu olan TRT3 ten klasik müzik dinlettiğim, büyüdükçe müziğe olan tutkusu artan, ama maddi olanaklarım yeterli olmadığı için bu konuda eğitim almasını sağlayamadığım kuzum, kendi kendine gitar ve klavyeyi çalmasını öğrendi. Sonra sevgili dost Sebla’nın babası rahmetli Erol Pekcan’ın davulunu odasının baş köşesine koyunca da müzik onun için farklı bir noktaya yerleşti. O günlere kadar rock müzikle haşır neşir olan oğlum, jazz dinleyip yeni tınılar keşfetmeye başlamıştı. Birlikte müzik yaptığı arkadaşlarıyla farklı bir müzik türünü keşfediyorlardı. Sonra besteler, denemeler, ufak konserler derken 2002 yılında AKM sahnesinde Erol Pekcan anma gecesinde çok sayıda ünlü sanatçıyla sahneye çıktı. Sanırım gerçek sahne tozunu ilk kez o akşam yuttu. 2003 yılında İstanbul Caz Festivali kapsamında grubuyla Genç Caz kapanış konserinde sahne aldılar. Çeşitli etkinliklerde konuk grup oldular, Roxy Müzik ödüllerinde finale bile kaldılar. Grubuyla beraber uzunca süre barlarda, tatil merkezlerinde kalabalık izleyici gruplarını eğlendirdiler. Besteler, düzenlemeler stüdyosunun ayrılmaz parçalarıydı. “Yüzyılın Lideri Atatürk” bestesi için sevgili dost Erhan Cerrahoğlu ve Demo Production desteğiyle yaptığı klip, kısa sürede dikkat çekti ve özel günlerde televizyonlarda yayınlanır oldu. İşte tam bu aralarda Berklee konusu gündeme gelmeye başladı. Müzik eğitiminin olmaması onu durdurmuyordu, ama kendine çizdiği yolda ilerlemesini zorlaştırabilirdi. İki yıl hayal kırıklığı ile sonuçlanan başvurular nedeniyle, hayaline ancak 2007 de kavuşabildi.
Dünyanın diğer ucunda, Kuala Lumpur’da sınava gitmek için Dubai havaalanında sabahlayıp, aktarma uçağını beklerken beni arayıp “Anne ben o sınavı kazanacağım biliyorum, sonra da o okula gideceğim, bunu da biliyorum, ilk işim hemen bu sınavı İstanbul’da da yapmaları için kiminle görüşmem, kimi ikna etmem gerekiyorsa etmek olacak ve başkalarının bu sıkıntıları çekmemesini sağlayacağım” diyen sesi kulaklarımda yankılanıyor. Yaptı da, 2009 yılı kasımında Berklee yetkilileri Istanbul’a geldi ve onlarca Türk öğrenciye dünyanın en keyifli okulunda öğrenim yapma şansı tanıdı. Şimdi her yıl, Türkiye’de hem seçme sınavı yapıyorlar, hem de sertifika programları uyguluyorlar.
Emir’in hayalinin gerçek olmasına yardımcı olan çok sayıda dosta da teşekkür etmek istiyorum buradan. Hepsinin tek tek adlarını yazamıyorum; hem Emir, hem de ben onlara hep minnettar kalacağız. Her başımız darlandığında yanımızda oldukları , bize kendimizi yalnız ve çaresiz hissettirmedikleri için hepsine tekrar tekrar teşekkürler.
Bir ebeveyn için en mutlu anlar; yetiştirdikleri evlatların başarılarına tanık oldukları anlardır. Bana bu mutluluğu oğlumun yanında olarak yaşama şansı sağlayan dostlarıma da ne kadar teşekkür etsem az. Diploma töreninden bir gece önce hem öğrencilerin, hem de ünlü sanatçıların sahne aldığı bir konser vardı. Konserin sonlarına doğru Emir; Rhythm Of The Universe projesinin detaylarının ve Berklee hakkındaki düşüncelerinin yer aldığı kısa bir konuşma yaptı. Binlerce kişinin yer aldığı o devasa salonda sahnenin iki yanında ve arkasında yer alan büyük perdelere görüntüsü yansıdığında, daha konuşmasına başlamadan ben gözyaşlarına boğulmuştum bile. Zaman ne çabuk geçivermişti ve sahneye çok yakışan, kendinden emin duruşlu bu genç adama ne çabuk dönüşmüştü benim sarı kafalı bebeğim. Sözlerini bitirdiğinde, salon alkıştan inlerken ben de boğazımdaki yumruları temizlemeye çalışıyordum.
Ertesi gün aynı salonda, yüzlerce öğrenci ile diplomasını alan ve kep fırlatan oğlum yine göğsümü gururla doldurmuştu. Ona hayallerini gerçekleştirmesi için en büyük fırsatı veren, yıllardır kendi evlatlarından ayrı tutmayıp inanan, destek olan manevi anne babası Canan ve Doğan Bolak da aynı duyguları paylaşıyorlardı. Onlara teşekkür etmeye, duygularımı anlatmaya kelimelerim yetmez, hep iyi günler görmelerini ve kendi evlatlarının da hep başarılarına tanık olmalarını diliyorum. Evladı olan bütün dostlarım da bu mutlu anları yaşarlar umarım.
Şimdi; Emirimin yolculuğunun en zorlu bölümü başladı. Kafasındaki iş planlarını gerçekleştirmek, hayallerine onu bir adım daha yaklaştıran projesini tamamlayıp, sponsor desteğiyle dünyanın çeşitli noktalarında sahne almasını sağlamak.
Hem oğluma, hem de manevi evladım kabul ettiğim bütün yetenekli arkadaşlarına başarılar diliyorum.
Yolunuz ve bahtınız açık olsun evlatlarım.

Edit:Başlık cümlesi sevgili Hakan Tükkuşu‘nun Emir için hazırladığı bir yazıdan alıntıdır, kredi belirtmeyi atlamışım özür dilerim.


Evrenin Ritmi ve Şükretmek

Canım oğlum Emir Cerman ve her biri birbirinden yetenekli yüzlerce manevi evladım; Şükran Günü kutlayacağınız bu akşam, ne kadar çok şükredeceğim şey var diye düşündüm ve bu satırları yazdım.

Başımın üzerinde bir dam olduğu için; sağlıklı, kocaman yürekli ve yetenekli bir evlada sahip olduğum için, ayaklarımın üzerinde durup nefes alabildiğim için, ihtiyacım olduğunda yanı başımda bulduğum çok sayıda dostum olduğu için, dünyanın en güzel şehirlerinden birinde doğup büyüdüğüm için, beni iyi ve dürüst bir insan olarak yetiştiren ailem olduğu için şükürler olsun.

Rhythm Of The Universe ekibindeki manevi evlatlarım; günlerdir büyük özveriyle ve heyecanla çalışıp ortaya çıkardığınız Van Türküsü için hepinize çok teşekkür ederim, sizlerle gurur duyuyorum. Şükürler olsun bu günleri gördüğüm için.

Sevgili okurlarım ve dostlarım sizler de şükredeceğiniz ne kadar çok şey olduğunun ayırdına varın ve hayatı doya doya yaşayın.


Yeni Arif Mardin’in ayak sesleri

Bu yazıyı sizlere hem gururlu bir anne, hem de veteran bir iletişimci olarak yazıyorum. 2008 yılı başında yeni Arif Mardin olmak üzere Berklee College of Music’te eğitim almaya giden oğlum Emir Cerman, bu yolculuğun ilk sinyalini 2009 yılı sonunda İstanbul’da Lütfi Kırdar’da sahnelenen” Yedi Tepeden Yedi Kıtaya İstanbul’un Ritmi” konseriyle vermişti.  

2010 yılında hazırladığı Rhythm Of the Universe adlı proje ile de bu yolculuğun hızla sürdüğünü gösterdi.

90 ülkeden 200 gencin görev aldığı bu proje, 1 nisan akşamı dünyanın en önemli konser salonlarından biri olan Boston Symphony Hall’da düzenlenecek ve Oscar ödüllü ünlü müzisyen Alan Sivestri’nin de yer alacağı bir konserde sahnelenecek. 200 gencin her biriyle tek tek ilgilenen projesini anlatıp destek isteyen ve hepsini ikna edip dünyanın ilk Birleşmiş Milletler Müzik topluluğunu kuran, Grammy ödülllü öğretmenleri ünlü müzisyen Prince Charles Alexander’dan destek alan Emir, ilk prova sonrası, hissettiği coşkuyla  ağlamamak için kendini zor tuttuğunu söylemişti. Siyaset olarak birbiriyle kanlı bıçaklı olan milletlere mensup gençler, müziğin yarattığı dostlukla çok güzel bir projede buluştular. Şu saatlerde yüreğim kuş gibi, sabah erken saatlerden beri bir sürü işle uğraştım sokaklarda koşturdum farkına varmadım ama şimdi evdeyim ve heyecanım dorukta. Ben bu durumdaysam 90 ülkeden 200 genç ve tabii Emirim ne ne kadar heyecanlıdır tahmin bile edemiyorum. Yolunuz açık olsun oğlum ve yetenekli arkadaşları. Ve Emir’in projeye başlarken sorduğu soruyu sizlere de sorayım;

“What if everyone became a musician”

Trailerı Youtube da izlemek için tıklayınız


Sayfalar:12