:::: MENU ::::
Browsing posts in: Hayata dair paylaşımlar

Sorumlu Olmak

Aşağıda okuyacağınız satırlar Osho’nun Farkındalık adlı kitabından alıntıdır.

İyi hissediyorsun, kötü hissediyorsun ve bu hisler kendi bilinçaltından, kendi geçmişinden kabarıp yükseliyor.Senden başka kimse sorumlu değil. Kimse seni kızdıramaz ve kimse seni mutlu edemez.Kendi kendini mutlu ediyorsun, kendi kendini kızdırıyorsun ve kendi kendini üzüyorsun. Bunu fark etmediğin sürece bir köle olarak kalacaksın.
“Başıma gelen ne olursa olsun kesinkes ben sorumluyum. Koşulsuz olarak her ne olursa olsun kesinlikle ben sorumluyum.” Kişi bunu fark edince kendi kendisinin efendisi haline gelir.
Başlangıçta bu senin canını sıkıp üzecek çünkü sorumluluğu başkasına atabilirsen yanlış yapmadığın için kendini iyi hissedebilirsin. Hayat arkadaşın saldırgan davranışlarda bulunuyorsa ne yapabilirsin ? Kızmak zorundasın. Ama unutma o kendi ruhsal mekanizmaları nedeniyle saldırgan davranıyor. O sana karşı saldırgan değil. Sen orada olmasaydın çocuklara saldıracaktı. Çocuklar orada olmasaydı bulaşıklara saldıracaktı; onları yere çarpmış olacaktı. Radyoyu kırmış olacaktı. Bir şey yapmış olması gerekiyordu; saldırganlık geliyordu. Gazete okurken bulunman ve sana karşı saldırması sadece bir rastlantıydı. Yanlış bir zamanda elinin altında bulunman sadece bir rastlantıydı.
Kızgınsın, o sana saldırganlaştığı için değil; o sadece uygun durumu sana sağladı hepsi bu. O sana kızman için bir olasılık, kızman için bir bahane vermiş olabilir ama kızgınlık kabarmaktaydı. O orada olmasaydı aynı şekilde kızmış olacaktın; başka bir şeye, bir fikre ama kızgınlık orada olmak zorundaydı. O senin kendi bilinçaltından gelmekte olan bir şeydi.
Herkes kendi varlığından ve davranışlarından sorumludur, tamamıyla sorumlu. Sorumlu olmaktan başlangıçta çok canın sıkılacak çünkü sen her zaman mutlu olmak istiyor olduğunu düşünmüştün; o halde nasıl olur da kendi mutsuzluğundan sorumlu olabilirsin? Her zaman mutluluktan uçmayı arzuluyorsun, nasıl olur da kendi kendine kızabiliyorsun? Ve bu yüzden sorumluluğu başkalarının üzerine atıyorsun.
Eğer sorumluluğu başkalarının üzerine atmaya devam edecek olursan şunu unutma ki bir köle olarak kalacaksın çünkü hiç kimse başka birisini değiştiremez. Başka birini nasıl değiştirebilirsin? Hiç birisi başka birini değiştirmiş midir? Dünyadaki en az yerine gelmiş dileklerden birisi başka birisinin değişmesini istemektir. Bunu hiç kimse bugüne kadar yapamadı, bu imkansızdır çünkü başka bir insan da kendinden menkul bir varoluş sürer; onu değiştirmezsin. Sorumluluğu başkalarının üzerine atmaya devam edersin ama diğerini değiştiremezsin. Ve sorumluluğu başkalarına attığın için de temel sorumluluğun sana ait olduğunu hiç göremezsin. Temel değişiklik kendi içinde gereklidir.
Tuzağa şu şekilde düşersin: Şayet tüm eylemlerinden, tüm ruh hallerinden sorumlu olduğunu düşünmeye başlarsan başlangıçta depresyona gireceksin. Ama bu depresyonun içinden geçebilirsen hemen sonra ışığı hissedeceksin çünkü artık başkalarından özgürleştin. Artık kendi kendine çalışabilirsin. Özgür olabilirsin, mutlu olabilirsin. Bütün dünya özgür ve mutlu olmasa bile farketmez. Ve ilk özgürlük başkalarına sorumluluğu atmayı bırakmaktır ve ilk özgürlük sorumlu olduğunu bilmektir. O zaman pek çok şey birden mümkün hale gelir.


Yaşlandıkça Gençleşebilmek

“Gençlik bir hayat devresi değil, bir akıl halidir.
Yıllar cildi buruşturabilir, ancak heyecanların bitişiyle ruh buruşur.
İnsan kendine olan güveni kadar genç,
Kuşkusu kadar yaşlı,
Cesareti kadar genç,
Korkuları kadar yaşlı,
Umudu kadar genç,
Bezginliği kadar yaşlıdır.
Hiç kimse fazla yaşamış olmakla yaşlanmaz.
İnsanları yaşlandıran, ideallerinin bitmesidir.
Kalbi sevdikçe, neşe duydukça, güzellikleri fark ettikçe, beyni yeni şeyler keşfettikçe, herkes gençtir.
İnsanlar yaşadıkça yaşlandıklarını sanırlar,
Halbuki yaşamadıkça yaşlanırlar.
İnsan, yaşlı olmaya karar verdiği gün yaşlanır.”

Değerli gazeteci-yazar Meral Tamer’in eski bir yazısından alıntıyı (ŞURADAN yazıya ulaşabilirsiniz) bana yollayan dostum Rengin Serdaroğlu’na teşekkür ederim. Hem harika bir sabaha başladım, hem de ruhumu 38 yaşına sabitlemekle ne güzel bir karar verdiğimi hatırladım. Bedenimin yaşlanmasına çare yok, ama ruhumun yaşlanmasına izin vermemek benim elimde. Hepinize harika bir hafta dilerim.
Sevgi ve ışıkla kalın…


Hayat İçin Bir Paket

Sevgili dost Yeşim Mutlu sayesinde haberim oldu “Hayat İçin Bir Paket” projesinden. Ülkemizde ceza evlerinde bulunan hükümlü ve tutukluların % 4′ ü kadın % 2’si ise 12-18 yaş arası gençlerden oluşuyormuş. “Hayat İçin Bir Paket” projesi de; ceza infaz kurumlarında bu nedenle yaşamak zorunda olan çocuklara, annelerine ve 12-16 yaşları arasındaki gençlere temel kişisel bakım ve temizlik ürünlerini sağlamak üzere çalışıyormuş.
Türkiye’ de toplam beş kadın ceza infaz kurumu varmış. Bunlardan Denizli Bozkurt Açık ceza infaz kurumuymuş; burada ortalama 0-6 yaş arası 30 çocuk ve 300’e yakın kadın bulunuyormuş. Diğerleri Kapalı ceza infaz kurumu olup Ankara’ da , 0-6 yaş arası 15 çocuk ve 350 kadın , Adana Karataş’ ta 0-6 yaş arası 30 çocuk ve 300 kadın Eskişehir Çifteler’ de 0-6 yaş arası 10 çocuk ve 75 kadın bulunuyormuş. Burada bulunan kadınların büyük çoğunluğu aileri ve çevreleri tarafından dışlandığı için veya gelir düzeyi oldukça düşük ailelerden geldikleri için çok temel kişisel sağlık ve temizlik malzemelerinden mahrum kalmışlar.
“Hayat İçin Bir Paket” projesi kapsamında 2011 yılında; Adalet Bakanlığı ve Ankara, Eskişehir Çifteler, Denizli Çardak,Adana Cumhuriyet Başsavcılığından alınan resmi izinlerle birlikte bu çocuk ve kadınların ihtiyaçları doğrultusunda hazırlanan listeye uygun olarak gerek duyulan malzemeler bir yıllık ihtiyaca cevap verecek şekilde karşılanmış. Şimdi sıra bizlerde; aşağıda paylaştığım ihtiyaç listesi için sizlerin desteğini rica ediyorum sevgili dostlar. Karınca kararınca gücümüz yettiğince desteklemeye çalışalım.
31 mayıs tarihine kadar ihtiyaç listesinden temin edeceklerinizi aşağıdaki adrese gönderebilirsiniz. Destekleriniz için şimdiden kucak dolusu teşekkürler.
“Eskişehir Anadolu Üniversitesi Yunus Emre Kampüsü Gönüllü Toplumsal Hizmetler Kulübü Eskişehir”
Adres : Eskişehir Anadolu Üniversitesi
Yunus Emre Kampüsü Öğrenci Merkezi
Kat : 3 Gönüllü Toplumsal Hizmetler Kulübü
Eskişehir

İhtiyaç Listesi :
1- Şampuan: Bebek, yetişkin için normal ve bit şampuanı
2- Sabun: Bebek ve yetişkinler için
3- Krem: Bebek kremi ve yağlı el kremi
4- Diş macunu ve fırçası (çocuk ve yetişkinler için)
5- Fırça ve tarak (bebek ve yetişkinler için)
6- Bebek pudrası ve pişik kremi
7- Bebek bisküvisi
8- Çocuk bezi 2, 3, 4, 5 numara
9- Yeni doğan bebekler için çocuk maması
10- Çocuk maması 1, 2 numara
11- Biberon
12- Emzik
13- Banyo havlusu her boy ve ölçü, banyo lifi
14- Kadınlar için terlik, spor ayakkabı
15- Başörtüsü, yazma, yemeni
16- Yetişkin kadın (yeni) iç çamaşırı ve çorap
17- Yetişkin tişört, eşofman altı veya takımı
18- Etek, elbise, pijama, gecelik
19- Kadın pedi
20- Çocuk oyuncakları ve eğitim araçları 0-6 yaş arası
21- Çocuk kitapları 0-6 yaş arası
22- 0-6 yaş arası çocuk giyim, ayakkabı, iç çamaşırı, çorap
23- Kalem, kağıt, zarf, not defteri
24- Çocuklar için derece ölçme aleti
25- Tansiyon aleti, şeker ölçme aleti
26- Çamaşır yıkama d


Annesiz Geçecek İlk Anneler Günü

Hayattaki duruşumu, kişiliğimi, kariyerimi ve daha bir çok konudaki yeteneğimi borçlu olduğum, ilk öğretmenim anneciğimi 2011 eylülünde kaybettim. Beni; olduğum kişi olabilmem için sabırla eğiten, toplum içindeki davranışlarımı şekillendiren, rehberimdi annem. Kendime güvenmeyi ve saygı duymayı, değer yargılarımı geliştirmeyi ondan öğrendim. Yıllar içinde aldığım eğitimlerle pekişen kimliğimi temelde hep ona borçluyum.

3 çocuğunu da iyi insanlar olmaları için eğiten, kişiliklerini geliştirmeleri için destek olan, kelimenin tam anlamıyla yemeyip yediren, giymeyip giydiren bir anneydi o.
Bu yıl Anneler Günü bir garip geliyor bana, hüzünlü… Aile büyüklerinden hayatta kalan teyzemi kutlayacağız bundan sonra. Uzun yıllardır eğitim için yurt dışında olan oğlumun İstanbul’da ve yanımda olması tek tesellim.
Hayatta olmayan bütün annelerin nurlar içinde uyumalarını diliyorum. Anne olan, olmaya hazırlanan ve çevrelerindeki bütün canlılara anneliği görev edinmiş dostlarıma da; sevdikleriyle birlikte, ağız tadıyla geçirecekleri nice Anneler Günleri diliyorum.
Sevgi ve ışıkla kalın…


Pazarlama Şenliklerinin En Büyüğü, Anneler Günü

Pazarlama şenliklerinin en büyüğü olan Anneler Günü için markalar ve ajanslar yaratıcılıkta sınır tanımamışlar bu yıl da. Hediye seçenekleriniz ise ya pırlantalı takılar ya da küçük mutfak aleti olacak. Bu saçmalıkları anlatmak için de komik videolar çekip, sosyal medyada paylaşmak pek revaçta. Aklı başında diye düşündüğüm çok sayıda insan da, anneler ile ilgili hashtagler yaratıp twitterda rüzgar gibi esiyor. Büyük olasılıkla henüz anneleri hayatta olduğu için sosyal ortamlarda onlarla maytap geçmeyi marifet sanıyorlar. Yeniliklere ayak uydurmakta zorlanan ebeveynlerine destek olup, yeni çağa uyum sağlamalarına yardımcı olmak epey emek istiyor tabii. Halbuki 2 komik tweet atarak maskaralık yapmak gayet kolay.
Anneleri ev işlerine hapseden hediyelere oldum olası sinirlenirim, kadıncağız zaten bıkmış ev işi yapmaktan, sen de ona hediye diye mutfak robotu ya da ütü alıyorsun, aferin yıldızlı pekiyi verelim bu harika düşüncen için. Kendi el emeğiyle, özenle ve sevgiyle hazırlanmış armağanlara ne oldu. Bir gün de olsa annenizin istediği gibi davranmak; mesela odanızı derli toplu yapmak, birlikte neşeyle kahvaltı etmek, yürüyüş yapmak, hatta uzun zamandır sizi götürmeye çalıştığı sevmediğiniz akraba ziyaretine gitmek ona vereceğiniz hediyelerin en güzeli olabilir.
Annelerinize yılın bir günü hediyeler alıp sahte gülücüklere boğmak yerine, sizinle konuşurken laflarını ağızlarına tıkmamayı, yanlış olduğunu düşündüğünüz davranışlarında sevgiyle sarılarak birlikte çözüm aramayı, sizi yapmaya zorladıkları işlerden kurtulmak için kırmadan söylemeyi deneyin. Böylelikle aradan yıllar geçip de kendiniz ebeveyn olunca, birlikte geçirdiğiniz zamanları gülümseyerek hatırlayacaksınız.
Mor çiçeklerim, içleri açılsın diye bütün annelere armağandır.


Pazar Sabahı İstanbul Gezisi

Bu şehri tenha saatlerinde daha çok seviyorum. Umarsız şekilde seyrediyorum onu, sükunetle dolaşıyorum sahillerinde ve yollarında. Emekli Gezisi adını verdim bu gezilerime. Kısıtlı bütçeyle de yapılabildiği için, yeter ki karar verin ve erken uyanın.
Erken saatte binin otobüse, inin Beşiktaş’a. Üsküdar İskelesi’nden kalkan vapurla geçin karşı kıyıya. Orada güne başlayan insanların yuvalarına gıda taşıyan karıncaları andıran telaşına aldırmayın ve Beykoz yönüne giden bir minibüs ya da otobüse atıverin kendinizi. Denizi görecek şekilde oturun.
Dün sabah aynen böyle yaptım. 6 mayısın içimi daraltan anlamını göz ardı edip, yol boyunca artık vakti geçmeye başlayan güzelim erguvan ağaçlarını, mor salkımları hayranlıkla seyrettim. Beykoz’a kadar; çoğu yeniden elden geçirilmiş yalılara bakarak çocukluğumu hatırladım. Beykoz’da inip biraz parkta oturduktan sonra, kalkma saati gelen Yeniköy motoruna attım kendimi. Hınzırca esen rüzgarın ürpertmesine aldırmadan dışarıda oturdum. Hava puslu da olsa Boğaz’ın sırtına saplanmış hançerler gibi görünen sevimsiz binaları görüntüledim. Yeniköy sahilinde inince, çınarlı yolu takip edip, yürüyüşe çıkan semt sakinlerinin gülümseyerek günaydınlaşmalarıyla içim açıldı ve neşeyle ilerledim. Pazar keyfimi tamamlasın diye gazete de aldım ve doksanların sonlarına doğru İstinye sahilinde çalışırken sıklıkla gelip yemek yediğimiz Yeniköy Spor Kulübüne ait çay bahçesine gittim.
Benim gibi erkenci bir iki aile ve spor kulübü yönetiminde olduklarını , birazdan kulüp yönetimi için seçime gideceklerini konuşmalarından öğrendiğim yaşlıca beyler vardı.
Sabahın pusu iyice kalkmaya başlamıştı ve Boğaz sahillleri de iyice hareketleniyordu. Simit peynir çay üçlüsü ve gazetelerimle güzel havanın keyfini çıkardım. Çoluk çombalak gürültücü aileler gelmeye başlayınca da palamarları çözüp, İstinye sahilinden geçerek, Emirgan’a doğru yürümeye başladım. Lale zamanını fırsat bilenlerin pikniğe geldiği ve izdiham yarattığı Emirgan Parkı önünde, belediye zabıtaları araçların içeri alınamayacağını anons ediyorlardı. Baltalimanı’na kadar keyifle yürüdüm. Araç trafiği iyice kafa şişirmeye başladığı için, oradan sonrasında bir taksiye binerek Hisarüstü’ne çıktım.
Eskilerin “erken kalkan yol alır” deyişini haklı çıkarır bir İstanbul gezisi yapmıştım. Taksi kısmını saymazsanız da oldukça hesaplı bir emekli gezmesiydi. Arada sırada erken uyanın ve bu güzel şehrin sizi kucaklamasına izin verin.
Güzel ve verimli bir yeni hafta dilerim hepinize…

Beykoz Yeniköy geçiş tarifesi için ŞURAYA tıklayınız.


Mare Nostrum

En uzun koşuysa elbet
Türkiye’de de devrim
o, onun en güzel yüz metresini koştu
en sekmez lüverin namlusundan fırlayarak…
en hızlısıydı hepimizin,
en önce göğüsledi ipi…
Acıyorsam sana anam avradım olsun
ama aşk olsun sana çocuk,
aşk olsun…

Can Yücel

Deniz


Yaşlanmak

Yaşlanmayı; gençliğin yitişi değil de fırsatların ve gücün yeni bir aşaması olarak kabullenmek huzur verici olacaktır.


Dün akşam okuduğum yabancı bir makalede buldum bu cümleyi, çok hoşuma gitti ve sizlerle paylaşmak istedim.
Sevgi ve ışıkla kalın

Hamiş: Fotografın konuyla ilgisi yok, renkler içimizi açsın diye 2009 ocak ayında çektiğim bu kareyi seçiverdim.


İçimdeki Çocuk, Oğlum ve 23 Nisan


Birazdan içimdeki çocuğu ve oğlumu da alıp 23 Nisan’ı gönlümce kutlamaya gidiyorum. Sizler de öyle yapın lütfen. Çocukları olanlar özellikle sizler, haydi uyanın en güzel giysilerinizi geçirin üzerinize ve çıkın dışarıya. Havanın güzelliğinden de yararlanıp çocuklarınızla çocuk olun, onlara bu bayramın önemini ve neden çocuklara armağan edildiğini de eklemeyi unutmayın. 4+4+4 için söylenen anneler, babalar haydi kımıldayın; kapın çocuğunuzu çıkın dışarı, hem ona hem kendinize hatırlatın çocukluğunuzu. Varsın resmi kutlamaların önünü kapasınlar; meydanlar, parklar, deniz kenarları hala bizim.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramınız Kutlu Olsun


Seviyorum Seni İstanbul

Bütün çirkinleştirme hamlelerine gururla karşı koyan bu şehri seviyorum. Değişik açılardan bakıp hayranlığımı sürdürürüyorum.
Şimdilerde İstanbul’un özellikle Boğaz kıyısının en güzel zamanları, kendinize fırsat yaratın bu güzellikleri sindirin. Çarıklı erkan-ı harbin ne zaman perişan edeceği belli olmaz. Baksanıza, Donald Amcaya Boğaz’da otel izni vermeye hazırlanıyorlar.    

Yalıların zarif mimarisinin karşısına, geçmişi olmayan tapon Amerikalı’nın zevksiz binasını konduracaklar. Kendilerinin de geçmişi yok, zaten o nedenle bu kadar zevksiz ve haşinler, bu güzel şehirden her fırsatta intikam alıyorlar.   
İstanbul da onlara inat, her bahar daha bir vakur, daha bir güzel oluyor.


Sayfalar:1...12131415161718...29