:::: MENU ::::
Browsing posts in: Hayata dair paylaşımlar

Ebeveyn Olmak Zor İştir

Bunca bilgiye, kitaba, videoya rağmen hala çocuklarına saçma sapan davranan ebeveynleri gördükçe içim acıyor. Üstelik de bunlar eğitimli sayılan kesimdekiler ise durum daha da üzücü oluyor. Teyzemin iki kat üstünde 2 yaşında oğlu olan genç bir çift yaşıyor. Çiftler arasında sorun olabilir normaldir, normal olmayan kısmı annenin çocuğuna çok kötü davranması. Mutsuz ve huysuz bir genç kadın, el kadar bebeye çığlık çığlığa bağırıyor. Ne yapmış olursa olsun, çocuk bu kadar kötü davranılmayı hak etmez. Bir değil, iki değil her zaman durum bu. Kendimi zor tutuyorum yukarı fırlayıp kadını yakasından tutup “ne halt ediyorsun sen” diye sarsmamak için. Amerika’da bu kadını çoktan hapse tıkıp, çocuğunu da alırlardı elinden. Teyzemin hatırı olmasa gerçekten müdahele edeceğim, apartman komşuları arasında kötü olmak istemiyor, ne de olsa evin sahibi o, bana da görüşüne saygı duymak kalıyor. Bu sabah yine aynı tantana vardı, sonra sevgili dost Dilara Erdem‘in bir paylaşımını gördüm ve bloga aktarıp daha çok kişinin görmesini sağlamak istedim. Aşağıda okuyacağınız yazıyı, Aylin Kotil 2004 yılında kaleme almış. Çok uğraştım ama gazete arşivinden aslına ulaşamadım. Çocuk yetiştiren herkesin arada sırada yeniden okuması dileğiyle…
Önemli not: Yazıya görsel olarak kullandığım bebek, doğum fotografçısı sevgili dost Alev Durmuşoğlu‘ nun web sayfasından alıntıdır.
bebek
Hayat Bir Çocuğa Nasıl Anlatılmalı?

Arkadaşımın kızı bir yaşına gelmişti, ‘Sen eğitimcisin, neler öğretmem gerekiyor, bazen kendimi çok çaresiz hissediyorum’ dedi. Sorusu kolaydı ama yanıtı zordu, akıl vermesi basitti ama uygulaması karmaşıktı, anlatmaya başladım:

Annelik uzun zaman alan ve günün yirmi dört saati devam eden adı ‘insan yetiştirmek’ olan bir iş. Bir kere bilmelisin ki, zaman alacak. Neye zaman harcarsan onun karşılığını alırsın. İşine zaman harcarsan işinden, eşine zaman harcarsan eşinden, çocuğuna zaman ayırırsan da ondan karşılığını alırsın.

Yapabiliyorsan gözyaşlarını tutmamasını öğret, acı çekmeden olgunlaşamayacağını…

Kıskanmamayı öğret ona, arkadaşının başarısından mutlu olmayı, birlikte sevinçleri paylaşmayı, içinden ‘neden ben değil de o?’ demeden…

Kazanmaktan mutluluk duyup içine sindirmeyi, ama aynı zamanda kaybetmeyi öğrenmesini. Çünkü bir adım sonrasında görünüşte galip olanları gösterecek hayat ona.

Her şeyin bir sonu olduğunu öğret. Sahip olduğu bütün değerlerin bir gün keyif vermeyebileceğini, kazanılan ve harcananın bir sonu olduğunu.

Gidilen yerlerin zamanla bıkkınlık verebileceğini, her şeyi tüketebileceğini, tüketemeyeceği tek şeyin bilgi olduğunu öğret.
Kitaplardan keyif almasını.

Ders çalışmak istemiyorsa zorlanmamasını, ama okumayı sevmesini öğret ona. Elbet er ya da geç alacaksın biliyorum, ama mümkün olduğunca geç al ona bilgisayarı. Ona kendisi ile kalacağı sakin zamanlar ver, sıkılmayı öğret ona, sıkılıp da kendini yönlendirmeyi bulmasını.

Doğaya götür onu, hayvanlardan korkmaması gerektiğini öğret. Arıların bizi sokmasından çok, nasıl bal yaptığını anlat. Doğanın kendi içindeki gizemini bulmasına yardımcı ol, yağmurdan sonraki toprak kokusundan keyif almasını sağla.

Soğuk kış gecesinde ateş yakmayı öğret, belki büyüdüğünde bir gece sevgilisine ateş yakar ve belki binlerce yıldızın altında birbirlerine sarılırlar, bunu öğretmemiş diğer sevgililerin aksine…

Şartlar çok zor olsa da yalan söylememesi gerektiğini öğret ona. Kazandığı elli milyonun piyangodan çıkan beş yüz milyardan çok daha keyifli olduğunu öğret. Alın terine saygıyı öğret ona.

Aşk acısı çekmenin hiç aşık olmamaktan daha güzel bir duygu olduğunu öğret. Kendi doğruları üzerinden kimsenin onu yargılamasına izin vermemesi gerektiğini öğret,başkalarını da kendi doğruları üzerinden yargılamamayı…

Bunun başkalarını dinlememek olduğunu değil, söylenenleri kendi eleğinden geçirmesi gerektiğini öğret.
Kendi fikirlerine inanmanın güzelliklerini anlat. Hayatı sorgulamayı öğret ona…

Bilginin en büyük güç olduğunu öğret.Yapabilirse bunu en büyük fiyata satmasını, ama kalbini ve ruhunu kendisine saklaması gerektiğini öğret. Haklı olduğu konuda sonuna kadar diretmesini öğret ve haklıyken dik durmasını.

Günün birinde yaptıkları değil yapmadıkları için pişmanlık duyabileceğini öğret.

Basit yaşaması gerektiğini öğret ona, çay içmekten keyif almayı…
‘İstemiyorum’, ‘hayır’ demeyi öğret ona, istediğinde ise ‘istiyorum’ demeyi.

Sevdiğinde ise ‘seni seviyorum’ diyebilmeyi öğret ona. Bir pantolon ve tişörtle üniversiteyi bitirmeyi öğret ona. Temiz kokmasını…

Sorgusuz sevmeyi…
El yazısı ile notlar yazmayı…
Lafı dolandırmamayı…
Sevdiklerinin hiçbir zaman çantada keklik olmadığını, dostluğa yatırım yapması gerektiğini, kıymetini bilmeyenlerden uzaklaşmasını öğret ona.
Müziği sevmesini, sporla barışık yaşamasını.

İşlerin hiçbir zaman bitmediğini söyle ona, en yoğun zamanda bile kendine vakit ayırması gerektiğini öğret…
Ama en çok da kendini sevmesini öğret…
Kendini sevmezse kimsenin onu sevmeyeceğini…
Kendine çiçek almazsa kimseden çiçek beklememesi gerektiğini… Kendine özenli yemekler yapıp sofralar kurmazsa kimsenin onun için yemek hazırlamayacağını…

Hayatta her şeyden çok kendisinin önemli olduğunu öğret ona…

Aylin Kotil


Yeni Bir Yıla Merhaba

Yine, yeni bir yıla doğru koşaradım ilerliyoruz. Bilinmezliklerden mi, umutlardan mı olduğunu çözemediğimiz ürpermeler var ruhlarımızda. Yüreklerimiz hayallerimizin gerçek olabileceği heyecanıyla çarpıyor. Gençler arkadaşlarıyla katılacakları eğlencelerin, çocuklar açacakları hediye paketlerinin heyecanında, yaşlılar ise sağlıkla geçirecekleri yeni bir yılın umudundalar.

2012 yorucu bir yıl oldu çoğumuz için; kayıplar yaşadık, sağlık sorunlarıyla cebelleştik, belki işsiz kalanlar da oldu aranızda. Şimdi yeni bir yılın getireceklerine odaklanma zamanı; geçmişe takılıp kalmanın yararı yok, gelecek günlerin belirsizliğini coşkuya çevirmek elimizde. Her sabah sağlıkla uyanıyorsanız umudunuzu kaybetmek anlamsız. Sağlıkla nefes aldığınız her an, zorluklarla başa çıkabileceğiniz anlamına geliyor, yeter ki isteyin ve çaba harcayın. Hayatınıza dışarıdan bakmaya çalışın, tabii objektif olarak bakın; varlığına şükredeceğiniz her şeyi not edin, aklınıza her geldiğinde sahip olduklarınız için teşekkür edin ve daha iyilerini istemeye, onlara ulaşmak için çalışmaya devam edin. Kendinizde değiştirmek istedikleriniz için de ayrı bir liste yapın ve yıl boyunca bunlar üzerinde çalışın.
Kızdıklarınız, hırslandıklarınız, sinirlendikleriniz olabilir; şimdi onları affetme zamanı, ruhunuzda ve bedeninizde yarattıkları yıkıcı etkilerden kurtulma zamanı. Kolay olacak mı, tabii ki olmayacak, ama deneyeceksiniz adım adım ilerleyeceksiniz. Affetmeyi başardıkça üzerinizdeki yükler hafifleyecek, ruhunuz özgürleşecek, huzuru hissedeceksiniz.
Güne aynada size gülümseyerek başlamaya çalışın, kendinizi sevin, siz tek ve biriciksiniz, sizden bir tane daha yok, bana inanmazsanız parmak izinize sorun, retinanıza sorun 🙂
An’da kalmaya çalışın, geçmiş yaşandı bitti geri getiremeyiz, gelecek bir gizem; nelerle karşılaşacağımızı bilemeyiz, ama “an” tamamen bize ait, onunla ne yapacağımıza karar vermek de bize ait.
Yeni yılda mutsuzlukları görev edinmek yerine, yaşadığınız her an’a şükredin ve “Sonsuz Şimdide Olmaya” gayret edin.
Hepinize; sevdiklerinizle birlikte ağız tadıyla ve bereketle geçecek harika bir yıl diliyorum.
Sevgi ve Işıkla Kalın…


Holiday Season Message From A Musician

Emir Cerman is a musican and he is my son. I’m proud of him and want to share his message to whole world. Please read and spread this message to your friends and loved ones. Happy Holidays to all.


I LOVE MY LIFE AND I LOVE YOU MUSICIANS SO MUCH.
I HAVE TO SHARE WITH YOU GUYS.

Please take a moment and Read this !, Im sure it will change your day too, if you do what I did this morning.

I had a most amazing experience of my life this morning at Boston metro.

10:00am Green Line,

I was going to prudential E line and I got out of from the metro. I went to upstairs and I saw this huge crowd of high school kids, and I didn’t pay attention and start to walking,
then I start to hear a huge choir sound. And i stopped!
The moment when I looked back and 60 kids singing and their teacher was start to conducting!!

They were singing this beautiful Christmas choir piece ! And I was the only one listening to them….
people was too SCARED to stay and STOP in the morning and listen to them I guess????? How ??

It was so magical at 10:00 am in the morning with huge energy with amazing smile!

By the time they finish the piece, we were 2 people clapping them…. and I saw there was a hat on the floor with bunch of dollars..

I start to walking to them to give money and THAT WAS THE MOMENT !! One of the performer said .

OMG HE IS COMING HE IS THE FIRST ONE ! Everybody starts to clapping cheering up screamiiing and I put there 10$. And they screamed at me MERRY CHRISTMAS we love you so muuuch. THAT WAS A MESSAGE FOR ME FOR 2013 :))

The appreciation was unbelievable!!

Please support the musicians. Because you don’t know how hard this journey is.
If you are a musician and if any people playing on the street professional or amateur, Doesn’t really matter give them something please!!

Don’t you forget how hard this journey is ?? Don’t you remember how much you were excited when you started first time ??

If you are not musician, oh that’s another story of course ! that means you are missing the most amazing elements of your life !! Don’t walk away, im sure you have couple minutes in your life to stop and breathe with the music!!

if you don’t have money at least stay and smile and watch them. Because they will see on you face that you are appreciating their art! And they will appreciate you too.

Musicians!!! don’t ever forget we are the one’s giving rest of the world for a living reason! and Healing to the world!

Some people just forget how to listen!!! And lets show them how to listen!!

I believe this will innovate the world.

I love you all, I love my life and appreciating every single moment because of I’m HUMAN and MUSICIAN!!

HAPPY HOLIDAYS
Emir Cerman


Yardımseverlik Çaba İster

Bir zamanlar katıldıkları ortamlarda kulaktan kulağa yardımseverlik oynamayı sevenler, şimdilerde “klavye yardımseveri” olmuşlar. Buldukları ve duydukları her bilgiyi; bir iki dakikalarını ayırıp doğruluğunu, kaynağını, varlığını, daha da önemlisi güncelliğini araştırmadan heyecanla paylaşanlar canımı sıkıyor artık.
Aylar ya da yıllar önce kaybedilmiş hastalara kan arayanlar mı istersiniz, bölüm başkanına sinirlenen çalışanın yazdığı “duyma engellilere ücretsiz tedavi yapılır” başlıklı sahte umut mesajını paylaşanlar mı istersiniz, 99 depremi sonrasında başlayan ve hala ortada dolaşan Amerika’dan gemi dolusu geldiği söylenen tekerlekli sandalye mesajını gönderenler mi istersiniz.
Zor değil doğrulama yapmak, paylaşma düğmesine basmadan önce size ulaşan metni iki kez okuyun lütfen. Sonra var ise, telefon numarasını arayıp ihtiyacın devam edip etmediğini sorun. Elinizdeki bilgide telefon numarası veya danışılacak bir mercii yok ise; önce size yollayanı arayıp doğrulatmaya çalışın, olmadı mı o zaman bir zahmet Google arama çubuğuna mesajdan bir cümleyi kopyala yapıştır yapıp aratın, bakalım güncel mi, inandırıcı görünüyor mu bulduklarınız.
Lütfen elinizi yüreğinize koyun ve düşünün azıcık, “gönder” ya da “paylaş” tuşuna bastığınızda kendinizi çok mu yardımsever hissediyorsunuz, sanırım öyle hissediyorsunuz ki yapmaya devam ediyorsunuz. Yapmayın lütfen, klavye yardımseveri olmayın. Kendinizi daha iyi hissetmek için yapacağınız başka işler bulun. Engelleri yüzünden bu ülkede hayatları cehenneme dönen insanlara, hastasını toprağa vermişlere darbe üstüne darbe vurmayın artık.
İyilik yapmanın çok çeşitli yolları var, ama her biri çaba gerektiriyor. Tuşlara basarak iyilik timsali olmaya devam edecekseniz, bir zahmet Change.org yazısına tıklayın ve orada yer alan kampanyalara destek verin de tıklamanız işe yarasın.

Bütün bunları yazmama sebep Facebook’da gördüğüm, yukarıda görsel olarak koyduğum ve “binlerce” evet doğru gördünüz binlerce kişinin; incelemeden ve kaynak vermeden paylaşıp durduğu “Görme Engelliler İçin Navigasyon Cihazı” mesajıydı. Bu da başka bir yazımın konusu olacak, şimdilik araştırmaya devam ediyorum.


3-9 Kasım Organ Bağışı ve Nakli Haftası

3-9 Kasım tarihleri arasında Organ Bağışı/Nakli Haftası olarak geçiyor takvimlerde. Ülkemizde bu konuda yapılan çalışmalar; çoğu zaman insanlarımızın bilgi eksikliği, inanç sistemi gibi duvarlara çarpıp çaresiz kalıyor. Tabii hastalar da şifa bulabilecek yerde, ölüp gidiyorlar sevdiklerinin gözü önünde tükenerek. Unutmamalıyız, hepimiz bir gün organ nakline ihtiyaç duyabiliriz.

On sekiz yaşını doldurmuş ve doğru ile yanlışı ayırabilme yeteneğine sahip herkes, başta kalp olmak üzere, akciğer, böbrek, karaciğer ve pankreas gibi organlar; kalp kapağı, göz kornea tabakası, kas ve kemik iliği gibi dokuları bağışlayabilmektedir. Bir kişi organlarını bağışlayarak bir çok insana yaşama şansı verebilir. Ülkemizde çok sayıda devlet ve üniversite hastanesinde organ bağışı işlemleri yapılmaktadır.

Ülkemizde kadavradan nakillere göre canlıdan canlıya gerçekleştirilen nakil operasyonları daha sık yapılmakta. Avrupa’da organ nakillerinin yüzde 80’i kadavra, yüzde 20’si canlıdan canlıya yapılmakta. Türkiye’de ise nakillerin yüzde 75‘i canlı, yüzde 25’si kadavradan yapılmaktadır. Organ bağışının az olması bunun en önemli nedenidir. Kadavradan nakillerin artması için hastaların beyin ölümünün gerçekleştiği merkezlere ve organ nakli koordinatörlerine büyük sorumluluklar düşmekte. Bireylerin ve hasta yakınlarının bilgilendirilmesi, yanlış bilinenlerin değiştirilmesi konularında çok yol almamız gerekiyor.

Türk Nefroloji Derneği verilerine göre ülkemizde diyaliz uygulanan veya böbrek nakli yapılmış yaklaşık 60.000 hasta bulunmakta. Bu sayının, gelişmiş birçok ülkenin neredeyse 2 katı olan yıllık % 10 artış oranı ile 2015 yılında 100.000’i aşacağı ve halen 1.5 milyar dolar olan tedavi maliyetinin iki katına çıkacağı tahmin edilmekte. Sağlık Bakanlığı verilerine göre ülkemizde diyaliz uygulanan veya böbrek nakli yapılmış 65.000’e yakın hasta bulunmakta ve toplam sağlık bütçesinin % 5.2’si bu hastaların tedavisi için harcanmakta. Bu sayının yakın gelecekte 100.000’e ulaşacağı ve tedavi maliyetinin 3 milyar doları aşacağı tahmin edilmekte.

Böbrek nakli, hastalara daha uzun ve kaliteli yaşam olanağı sunmasının yanı sıra, tedavi maliyetinin de önemli ölçüde azalmasını sağlamakta. 65.000’e yakın son dönem böbrek yetmezlikli hastanın ancak % 12.5’i böbrek nakilli, % 87.5’lik büyük hasta grubu diyaliz ile yaşamını sürdürmek zorunda. Üzücü kısmı, ülkemizde böbrek nakillerinin büyük kısmı canlı vericiden yapılmakta, kadavradan böbrek nakli sayısı yeterli değil.

Ulusal Organ Bekleme Listesine kayıtlı 19.000’e yakın hastanın böbrek beklemesine karşın, son yılda ancak 521 hasta bu şansa erişebilmiş (tüm böbrek nakillerinin % 18.5’i). Çaba harcanması ve dikkat çekilmesi gereken bir alan. Yapılacak çok iş ve alınması gereken çok mesafe var. En önemlisi de organ bağışı konusunda farkındalığın artırılması ve bağışçı sayısının artırılmasıdır. 2011 yılında toplam 1319 beyin ölümü bildirimi yapılmış olmasına karşın, sadece 343 kadavra vericisinin ailesinden organların kullanımı için izin alınabilmiş (% 26). Nüfusu 75 milyona ulaşan bir ülkede yıllık beyin ölümü bildirimi sayısı ve bağış oranı Batı ülkelerinin çok gerisinde. Toplumun bilinçlendirilmesinin ve sağlık personelinin bu konuda özel olarak eğitilmesinin önemi büyük.

Organ Bağışı ve Nakli Hakkında Bilmek İstedikleriniz
Türkiye’de Organ Bağışı


Mâdem ki insansın…

“Mâdem ki insansın, mâdem ki duyuyor, düşünüyor ve seziyorsun, büyük hakikati bulmak için gönlünü ve idrakini yoracaksın. Duyduklarını ve bulduklarını söyleyeceksin. Sen söyleyemezsen, ruhunun vâsıl olduğu sırları şiirlere, sazlara ve sema’lara söyleteceksin. Bütün bunlarla dahi söyle…”

Mevlana 

Dünden beri internet üzerinde Fazıl Say hakkında çok sayıda yazıyı, eleştiriyi, protesto mesajlarını okuyordum. Bu sabah sevgili dost Ahmet Fazıl Ayan ‘ın paylaştığı Mevlana dizeleri gözüme ilişti. Orada kalmasınlar sizler de okuyun istedim. Bu da benim “söyleme” yolum sanırım.

Sevgi ve ışıkla kalın…

 

Kullandığım görsel de sevgili dost Hülya Özbudun’un çektiği bir kare.


Blog Action Day 2012 #BAD12

Blog Action Day; brings together bloggers from different countries, interests and languages to blog about one important global topic on the same day since 2007.
This year’s theme is “The Power of We“, a celebration of people working together to make a positive difference in the world, their countries or for people they will never meet all around the world. Thousands of bloggers, from hundreds countries have registered for this day.

I would like to use this opportunity to tell you about the project  “Semra Is Calling”

After last October’s earthquake destroyed the southeastern Turkish city of Van and a majority of the buildings at Yuzuncu Yil University, Turkish Philantrophy Funds and donors reacted.

Funds were raised and ground was broken to rebuild the heart of the university. As classes resume, only students with the means to commute to school can attend. It has been brought to attention, that the students need dorms. Without a safe place to sleep and study, students cannot attend school. Semra is a student at the university, and she is calling you for help.

Answering Semra’s Call: Rebuilding dorms at Van’s Yuzuncu Yil University. Turkish Philantrophy Funds’s Young Professionals are hosting an event to answer her call.
Please join them HERE  and show the world “The Power of We”

“Semra Is Calling”
http://www.tpfund.org/en/semraiscalling.aspx


Annesiz geçen bir yıl


4 eylül 2011 sabahın erken saatlerinde vefat etmişti annem. Uzun süredir kendinin farkında olmadığı menhus hastalık Alzheimer ile yaşamıştı. Onun için “an” lar fark etmiyordu ama sevenleri için olanları sindirmek çok zordu. Gözleri çakmak çakmak yanan cin gibi kadının, bir köşede sakince bulmaca “çözmeye çalışması”, bazen boş gözlerle uzaklara dalıp gitmesi, aynı cümleleri defalarca kurması ne kadar üzücüydü tahmin bile edemezsiniz.
İlk öğretmenimdi o benim. Şu anda olduğum kişi olabilmem için sabırla eğiten, toplum içindeki davranışlarımı şekillendiren rehberimdi annem. Kendime güvenmeyi ve saygı duymayı, değer yargılarımı geliştirmeyi ondan öğrendim. Hayattaki duruşumu, kişiliğimi, kariyerimi ve daha bir çok konudaki yeteneğimi ona borçluyum.
Kelimeleri toparlamak, bir araya koymak hiç bu kadar zor gelmemişti.
Huzur ve ışıklar içinde yat anneciğim.


Akide tadında bayramlara…

Bu yıl bayram kutlaması yazmaya elim varmıyor, içim buruk, ülkemde yaşananları düşününce “kutlanacak ne var?” diye soruyorum kendime. Yine de gelecek günler için umut beslemek ve iyilikler dilemek gerek diyerek yazmaya karar verdim. Bu bayramla beraber hem güzel ülkeme, hem de dünyanın diğer ülkelerinde yaşayanlara; barışla, sevgiyle, kardeşlikle, bereketle ve akide şekerinin damağımızda bıraktığı keyifli tadla geçecek bayram kadar neşeli günler diliyorum.

Sevgi ve ışıkla kalın…


Buluşmak Üzere… Can Yücel’i Anıyoruz

Buluşmak Üzere…

Diyelim yağmura tutuldun bir gün
Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek
Öbür yanda güneş kendi keyfinde
Ne de olsa yaz yağmuru
Pırıl pırıl düşüyor damlalar
Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın
Dar attın kendini karşı evin sundurmasına
İşte o evin kapısında bulacaksın beni

Diyelim için çekti bir sabah vakti
Erkenceden denize gireyim dedin
Kulaç attıkça sen
Patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan
Ege denizi bu efendi deniz
Seslenmiyor
Derken bi de dibe dalayım diyorsun
İçine doğdu belki de
İşte çil çil koşuşan balıklar
Lapinalar gümüşler var ya
Eylim eylim salınan yosunlar
Onların arasında bulacaksın beni

Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya
Çakmak çakmak gözleri
Meydan ya Taksim ya Beyazıt meydanı
Herkes orda sen de ordasın
Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından
Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim
Özgürlüğe mutluluğa doğru
Her işin başında sevgi diyor
Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili
Bi de başını çeviriyorsun ki
Yanında ben varım
CAN YÜCEL


Sayfalar:1...11121314151617...29