Okumakta olduğunuz, Türkiye’nin ilk Fütürist Manifestosu Fütüristler Derneği tarafından hazırlanmıştır. Türkiye Fütüristler Derneği, ‘olumlu Gelecek Tasarımı’nın temel ilkelerini 2009 Fütürist Manifestosu ile belirledi.
Fütürist Manifesto – 2009 İnsanlık tarihinin en önemli değişimlerinden birini geçiriyoruz. Dünyada, her anlamda tıkanıklık, mutsuzluk ve karamsarlık hâkim. Kendimize yeni hedefler koymalı, yeni motivasyon unsurları belirlemeliyiz. Geleceğin nasıl olacağını değil, sahip olduğumuz bilgiyi doğru kullandığımızda kurabileceğimiz yenidünya uygarlığının nasıl olabileceğini uzgörebilir, onu şekillendirebiliriz. Bilgi ve teknolojiyi kullanarak muhtelif gelecekler oluşturulabileceğini kabul etmeli ve yaşamın tüm boyutları için alternatif senaryolar, olumlu gelecek tasarımları yapılabileceğini benimsemeliyiz. Açlık, fakirlik, savaş gibi büyük insanlık sorunlarının engellenebilir ve kabul edilemez olduğuna inanan bir kültürü inşa etmeliyiz. Bu konuda taviz vermek, geleceğe kalacak mirasımızda, bu sorunların aynen tekrarlanması demektir. Sürdürülebilir küresel gelecek için etik değerlere olan duyarlılığın artırılmasını ve uluslararası ortak bir hukuki düzenin kurulmasını sağlamalıyız. Dünya zengin kaynaklara sahiptir. Bu kaynakların belli sayıda ülke ve/veya toplum tarafından kontrol edilmesini engellemeli, çalışmak-üretmek için yeni teşvik mekanizmaları ve sistemleri hayata geçirmeliyiz. Dünyayı ve kaynaklarını tüm insanlığın ortak mirası olarak kabul eden anlayış ve uygulamalar geliştirmeliyiz. Çok gelişmiş teknolojilere sahibiz. Daha da gelişmişlerini yaratacağız. Yeni teknolojilerin evrene zarar vermemesi için sosyal ve ekonomik sistemlerimizin refahımızı artıracak olan teknoloji ile aynı hızda gelişmesini sağlamalıyız. Barışçı ve sürdürülebilir küresel uygarlığın kurulmasını sağlayacak uygulanabilir planlar geliştirmeli, kâğıt üzerinde kalan insan haklarını yaşamın merkezine oturtmalıyız. Doğal kaynakları temel alarak sosyal adaleti en insani ve en etkili biçimde sağlamalıyız. Tüm mal ve hizmetler herkes için kolay ulaşılabilir hale getirmeliyiz. İnsanın akıl ve zekâsını kullanarak; yaratıcılığını teşvik etmek için teknolojiden yararlanmasını sağlamalıyız.
21’inci yüzyıl fütüristleri; – Farklı olma cesaretine sahiplerdir – Kendisi ve tüm insanlık için olumlu, ilerici, yenilikçi vizyon geliştirir. – Kişi, kurum ve toplumların yararlı, etkin yol haritası oluşturmalarına yardımcı olur. – İnsanlıktan sorumlu olduğunu bilir. – Geleceğin seyircisi değil, tasarımcısı olması gerektiğinin farkındadır. – Çağdaşlık sözcüğünün günü yaşamakla sınırlı olmadığını bilir ve davranışlarıyla bunu yansıtır. – Geleceği uzgörür. – Dünyayı kendine, kendini dünyaya ait hisseder. – Dünyanın örgütlenmesinde yer almak ister. – Fütürist yaklaşımları kullanarak, kitlelerin fütürist bilinç geliştirmesine önderlik eder.
Bu gün 11 Mayıs 2009… İnternet sansürüne son verebilmek, yetkililerin ilgisini çekebilmek, sansür konusunda kamuoyunu bilinçlendirmek, daha fazla bilinirlik yaratmak için blogların hep birlikte hareket ettiği gün.
Hayattaki duruşumu, kişiliğimi, kariyerimi ve daha bir çok konudaki yeteneğimi borçlu olduğum, ilk öğretmenim canım annem, yıllar sonra anne olunca ne demek istediğini anlayabildim. Sağduyunuz size bir çok konuda yardımcı oluyor ama, anne olunca sanki başka bir sürü güç de yanı başınızda beliriveriyor hayatı omuzlayabilmeniz için. Ne yazık ki; annem, bu müthiş kadın, alzheimer denen illetin pençesinde, bir hayal aleminde yaşıyor uzun süredir. Aidse bile deva bulan tıp ilmi, bu amansız derde çare bulmaktan uzak. Sadece yavaşlatıp, etkilerini azaltmaya çalışıyorlar. İnsanların yaşlandıkça kendi kendinin karikatürü olması hep içimi acıtmıştır. Bu hastalığa yakalanların ise kendileriyle olan ilişkilerinin yavaş yavaş yok olması içimi acıtıyor. Tam da birlikte en keyifli zamanları geçirecekken, sadece temel ihtiyaçlarını karşıladığım bir hastaya dönüşmesi çok üzücü. Tabii hayata huzurla devam edebilmek için kendimce yollar bulmaya çalışıyorum. Ama her an bana hastalığı hatırlatacak yeni bir davranış biçimi veya cevapla geliyor annem. Olgunlaşma mezunu olduğu için yıllarca özel dikim giysilerle göz kamaştırmamı sağlayan, ama şimdilerde bu el becerisini de yitiren annemin, tek tük eğlenceleri bilmeceler (onları da artık eskisi kadar çözemiyor, görüp üzülmesin diye o yatınca yarım yamalak yapılmış eskileri yok edip yenilerini koyuyorum) televizyondaki müzik kanalları, birlikte vakit geçirdiğimiz iskambil oyunları. Hastalanmadan önce de gezip dolaşmaktan hoşlanan biri değildi, araç tutması nedeniyle pek uzun mesafelere gitmezdi. Ama son zamanlarda ben veya kızkardeşim olmadan hiç bir yere gitmek istemiyor. Geçtiği yerleri eskiden çok iyi bilmesine rağmen yüzünde genellikle sanki oradan ilk kez geçiyormuş gibi bir ifade oluyor.
Annelerinizin kıymetini bilin. Hayatın hayhuyu içinde onlarla geçirebileceğiniz keyifli zamanları hoyratça harcayıvermiş olmak sonradan üzebilir sizleri. Annem ve hepinizin annelerine sağlık ve bereket diliyorum. Canım annem, “Anneler Günü” kutlu olsun.

Bu şenlik ve aktiviteler spor dallarını da kapsamaktadır. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamında düzenlenen bir spor aktivitesinde, eskrim sporuyla uğraşan biri olarak, 20-22 Nisan 2007 tarihinde bir eskrim turnuvasına katılmıştım. Turnuva Antalya’nın Kemer ilçesinde düzenlenmişti.Turnuvaya Türkiye dışından,Amerika Birleşik Devletleri,Gürcistan,Ürdün,KKTC,Bulgaristan ve Romanya’dan sporcular da katılmıştı.Turnuva sonucunda 13 yaş altı erkek epe branşında şampiyon olmuştum ve çok mutluluk duymuştum.
Turnuva bizim yeni dostluklar edinmemizi sağlamıştı.Gelen çocuklarla; kültürlerimiz,bu bayramın nasıl ortaya çıktığı ve spor yaşantımız gibi çeşitli konular hakkında konuşmuştuk.Birbirlerini belki de hayatları boyunca göremeyecek kişiler orada toplanmış ve dost olmuşlardı.
Yaz günleri pek çok konuğun keyifle yararlandığı TroyAqua su parkı Truva’nın simgesi olan tahta atın birebir uygulamasına sahip.Yapımı sırasında DDY’den alınan, ray aralarında kullanılan ve ıskartaya çıkarılan tahtalardan yararlanılmış, İhtişamlı bir kale girişiyle başlanan park keyfi, meraklılarının aklını başından alacak su kaydıraklarıyla renklenmiş.
Sezon süresince Truvalı Helen giysili kızların sizi karşılayıp ağırladığı bu bölümde, bir de Dolphinarium var. Her ne kadar hayvanların doğal alanlarından ayrılmasına sıcak bakmasam da; bu tesiste otistik ve SP hastaları için terapiler uygulandığını öğrenip, yaşam alanlarını görüp, eğitmenleriyle olan muhabbetlerine tanık olunca içim rahatladı. Oteldeki diğer konuklarla çok eğlenceli bir gösteri izledik. Yunuslar aklımı başımdan alan yaratıklardır. Onlarla yüzebilmek en büyük hayalimdi. Ancak grubun kalabalık olması nedeniyle eğitmenler izin veremeyeceklerini belirttiler. Üzüldüm ama, içim de rahatladı onlar adına. Gösterinin fotoğraflarını sevgili Dinçer Keskinpala’nın çektiği karelerle paylaşıyorum sizlerle. Gezimizin en keyifli bölümlerinden biri de otelin içinde yer alan Spa’da geçirdiğimiz zamandı. Uzun yıllardır masajla haşır neşir olan biriyim, bu kez yüz masajı ve bakımını seçtim, çok da iyi etmişim, aynı akşam yemekte herkes 5 yaş gençleştiğimi söyledi 🙂


Eğlenceli bir uçak yolculuğu ve otele transferimizle mecera başladı. Rixos Belek’e Premium demek fazla alçakgönüllülük olmuş. Girişten başlayarak, herkes güleryüzlü ve ilgili. Kapıdan giren her konukla aynı sıcaklıkla ilgileniliyor, size evlerine konuk olmuşsunuz gibi davranıyorlar. Tesisin neredeyse tamamı gün ışığından faydalanacak şekilde düzenlenmiş. Odalar da geniş ve aydınlık. Bavulumu açıp kendimi balkonuma attım. Hava harikaydı.
Manzaramda öyle. Hemen çevreyi keşfe çıktım. Bahçelerin içinden, devasa süs havuzlarının üzerine kurulmuş köprülerden geçerek, önce yüzme havuzu kenarına, daha sonra da sahile indim. Sezon dışı olduğu için hüzünlü görünüyordu sahil. İskeleler bakıma alınmıştı. Çevre düzenlemelerine, sezon öncesi son dokunuşlar yapılıyordu. Uzun bir yürüyüşten sonra, ev sahibimiz Eyüp Kaplan’ın katılacağı akşam yemeği için lobbye indim. Hep birlikte otelin alakart restoranlarından biri olan, İtalyan mutfağını tatmaya gittik. Leziz bir menü ve sohbetle geçen yemek sırasında, Eyüp Bey’i soru yağmuruna tuttuk. Sükunetle hepimizi cevapladı. Yemek sırasında izlediğimiz su gösterisi de muhteşemdi. Yemek sonrası yaş ortalamasını arttırma riskini de göze alarak genç dostlarla beraber ben de otelin diskosuna gittim. Kapalı alanlarda yer alan eğlence ve oyun alternatiflerinin çokluğu beni etkiledi. Bowling alanı, elektronik oyunlar, basket squash gibi aktif sporların yapılacağı alanlar ve kağıt oyunları, tavla oynayabileceğiniz geniş salonlara sahipler. Gün boyunca, su sporları dışında katılabileceğiniz onlarca aktivite var. Ertesi sabah ezan vakti uyanıp uzun bir yürüyüş yaptım sahilde. Denizin sesini dinlemek, yavaşça gökyüzünde yükselen güneşi izlemek ruhumu dinlendirdi. Acıktığımı hissedip otele döndüm. Kahvaltıya “açık büfe” demek haksızlık, kuş sütü dışında herşey vardı. Sırayla uyanan dostlarla, neşeli bir kahvaltıdan sonra, onlar havuz ve deniz keyfine, ben de bütün kış sıkıntıdan aldığım kilolarla rostoya benzer biçimde mayo giymek istemediğim için, yanımda getirdiğim kitapları okuyup dinlenmek üzere odama çıktım. Oda servisi günde iki kez odaları ziyaret ediyor. Özenle, temzileyip, havlularınızı değiştirip, yatağınızı düzeltiyor üzerine minik lokum paketleri ve kırmızı gül bırakıyorlar. Karar verdim ben otelde yaşamak istiyorum 🙂
Güçlü oyunculuklarıyla; Andy Garcia, Jean Reno, Lilly Tomlin, Alfred Molina, Aishwarya Rai ve John Cleese gibi isimler Steve Martin’e eşlik ediyorlardı. Lily Tomlin’in canlandırdığı karakterle; işyerlerinde her fırsatta taciz ve ırkçılık konularında dava açmaya çalışanlar, inceden ti ye alınmışlardı. Bir zamanların efsane müzisyeni Johnny Halliday ve muhteşem adam Jeremy Irons’da filme renk katan aktörler. Emily Mortimer,
Hatta teknolojiye olan hakimiyetimi kazanmamı sağlayan da onun zorlamalarıdır. “Bu bilgisayar yine saçmaladı yaaa” diye serzenişlerime “ablacığım o senin kölen, sen ne emir verirsen onu yapar, verdiğin emirleri gözden geçir” diyerek sakinleşmemi sağlar, sonra da hatamı gösterip bir daha yapmamam için nelere dikkat etmem gerektiğini anlatırdı. Camel Trophy Man olarak da adlanırırız kendisini. Odasına girdiğinizde duvarında bildiğiniz tüm aktivitelerin yer aldığı tebrik mektupları, sertifikalar ve adrenalin sporlarına ait objeler karşılar sizi. Gözlerinin içi gülen, öfkelendiğinde ya da sevindiğinde aşırıya kaçmayan, şaka kaldıran, çalışkan, bilgi bağımlısı, titiz, matematiğe tapan, analiz yeteneği zirve yapmış bir adamdır. Uzun yıllar basın sektöründe muhabirlik ve editörlük yapmış, sonra aktif hayatı daha çok sevdiği için alan değiştirmiştir. İşten kalan vakitlerinde yazılım geliştiren, 