:::: MENU ::::
Browsing posts in: Beğendiklerim

Bu Bayram LÖSEV Bağışınızla Çocuklara Hayat Verin

rumeysa

Dostlar bayram yaklaşıyor, hayvanları öldürmek yerine bu bayram bağışınızı Lösev‘e yapın; onbinlerce lösemili ve kanserli çocuk için umut olun. Lösev, kar amacı gütmeyen ve kamu yararına çalışan bir vakıf. Tek gelir kaynağı bizlerin bağışları.

Bağış yapabilirsiniz, Lösev Ispanak mağazasından çeşitli armağanlar seçerek destek olabilirsiniz. Haydi bu bayram da geleneklerimizin en önemli parçasını gerçekleştirelim ve desteğimizi bekleyenlerden ilgimizi esirgemeyelim.

Sizlerle Lösev sayesinde hayata umutla bakıp, sağlıklı yaşamaya yeniden merhaba diyen Rümeysa’nın öyküsünü paylaşmak istiyorum. 8 yaşında lösemi hastalığına yakalanan Rümeysa; zorlu tedavisinde 3 seneden fazla direnmiş. Tam iyileştiği sırada çok sevdiği annesini ve teyzesini trafik kazasında kaybeden Rümeysa’nın öyküsünün onun ağzından dinleyelim.

“Babam inşaat işçisiydi. Bu canavarla 8 yaşında iken tanıştım. Bir devlet hastanesinde tedavi oluyordum. 6. ay sonra hastanede enfeksiyon kaptım. Tüm hastaneyi mikroplar sardı ve dışarı konuldum. Hasta hastane dolaşırken bize LÖSEV sahip çıktı. Tedavime Lösante Lösemili Çocuklar Hastanesinde devam ettim.

Ama O kadar iyi bakılıyordum ve o kadar çok ilgileniyorlardı ki tedavimin 3 sene sürdüğünü farketmedim bile. Mart 2008 de tamamen iyileşmiştim. Ama Azrail peşimizi bırakmadı 2008’deki bir trafik kazasında annemi ve teyzemi kaybettim. Bana yine LÖSEV sahip çıktı. Psikologlar, doktorlar, hemşireler, iyileşmiş gençler acımı paylaştılar. Hep yanımdaydılar. Dr. Üstün amcam hemen beni Amerika’ya kampa yolladı. Rüya gibi bir tatil yaptım.

Babam şimdi temizlik işçisi olarak çalışıyor. Bir küçük kardeşim daha var. Ben şimdi lise 3’e geçtim. Okul birincisiyim. Üniversitede hukuk veya psikoloji okumak istiyorum.

Hayatta güçlü olmak ve ayakta kalmak çok önemli. Babamın, kardeşlerimin, Üstün amcamın beni ne kadar çok sevdiklerini hissediyorum ben de onları çok seviyorum.

İnsanlara bir mesaj vermek istiyorum,

Ben sizin de çocuğunuz olabilirdim. Tüm yaşadıklarım sizlerin de başınıza gelebilirdi. Önemli olan, bunlar başınıza gelmeden düşünmeniz ve merhametinizi göstermenizdir. Lütfen bağışlarınızı lösemili çocuklar için LÖSEV’e yapınız. Bir hayatta siz kurtarınız” Bundan sonraki yaşamımda, herkesin göz yumduğu, görmediği şeyler için mücadele edeceğim. Çaresiz zor durumdaki herkesin umudu olmak istiyorum. Çocukları ve sizleri çok seviyorum
Rümeysa”

Bağış yapmak  için BURAYA tıklayabilirsiniz


Capitol’den İstanbul’a 20 Yıl Armağanı

Capitol1Öğleye doğru kurye tarafından ulaştırılan zarif bir kutu geçti elime. Capitol Alışveriş Merkezi 20. yılını kutluyormuş ve bu heyecanı paylaşmak için 21 Eylül Cumartesi günü 12.00 de başlayacak eğlenceli etkinlikler düzenlemişler. “Tatlı Sirk Korteji”, Uçan Köpük” ve “FlipBook” adlarını taşıyan etkinliklerle; 20 yıldır alışverişin tüm renklerini birlikte yaşadıkları misafirlerine hoş anlar hediye etmeyi planlıyorlar. Capitol2
Adnan Kazmaoğlu tarafından tasarlanan ve 18 Eylül 2013’de 65.000 m2 ‘lik bir alanda hizmete giren Capitol Alışveriş Merkezi; İstanbul’da Anadolu yakasına kurulan ilk alışveriş merkezlerinden.
İstanbul’lulara 20 yıldır alışverişin ötesinde bir “yaşam merkezi” olarak hizmet veren Capitol, benim gönlümü fetheden ve keyifle destek verdiğim Kurumsal Sosyal Sorumluluk Projesi “Capitol Dilek Ağacı” projesiyle 2012 yılında Gümüş Stevie ödülünü kazanmış. Nice yıllara diyor, nazik armağanları için emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.


Vatan Haini

images

Sevgili Can Sungur ‘un Twitter’da paylaştığını görünce bloga yazıp sizlerin de hatırlamasını istedim. Nazım’ın dizeleri güncelliğinden bir şey kaybetmemiş, yaşananlara bakınca, verilen demeçleri okuyunca koca çınara bir kez daha hak verdim.

“Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.
Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet.
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.”
Bir Ankara gazetesinde çıktı bunlar, üç sütun üstüne, kapkara haykıran puntolarla,
bir Ankara gazetesinde, fotoğrafı yanında Amiral Vilyamson’un
66 santimetre karede gülüyor, ağzı kulaklarında, Amerikan amirali
Amerika, bütçemize 120 milyon lira hibe etti, 120 milyon lira.
“Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.”

Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz, ben yurt
           hainiyim, ben vatan hainiyim.
Vatan çiftliklerinizse,
kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,
vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,
vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,
fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,
vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,
vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa,
ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,
vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa,
vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,
                            ben vatan hainiyim.
Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla :
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.

Nazım Hikmet Ran




Happiness…

begonviller“Happiness is not something ready made. It comes from your own actions.”  Dalai Lama


Rumi

Mevlana

“I am bewildered by the magnificence of your beauty, and wish to see you with a hundred eyes. I am in the house of mercy and my heart is a place of prayer.”
Rumi

Photo credit  Hulya Ozbudun


Ekonomi Büyür, Doğa Ölür…

Vandana Shiva 1

“Bilimin mekaniğe ilişkin paradigması, ekonominin kapitalist paradigmasıyla birleşerek her ekosistemi ve dokunduğu tüm yaşam formlarını cansız kılar. Ekonomi ne kadar büyürse doğa da o hızla ölür. Bizi taşıyan toprak ananın kurallarını, kanunlarını ve sınırlarını hiçe sayarak, havaya ve nehirlere atıklarımızı bırakıyor, içindeki tüm mineralleri çıkarıyoruz; demiryolları ve otoyollar inşa etmek için ağaçlarını kesiyor, yıktığımız çiftliklerin yerine gökdelenler ve alışveriş merkezleri dikiyoruz. Ölmüş nehirler, kısır tohumlar, zehirli gıdalar ve iklim felaketleri insanoğlunun toprak anayı öldürürken arkasında bırakacağı mirasıdır. Kendi kısa yaşam süremizde bile, insanoğlunun bu gezegende yaşamaya devam edebilmesi için gereken koşulların dönüşü olmayacak şekilde bozulmasına katkıda bulunmamız mümkündür. Hızla eriyen buzullar, yükselen denizler ve yok olan biyolojik çeşitlilik halihazırda buna işaret etmektedir.
Bir şeyleri iyiye doğru değiştirebilmek için öncelikle toprak ananın çocukları olduğumuzu idrak etmemiz ve hem kendimiz, hem de gelecek nesiller için evimize sahip çıkmamız gerekiyor.”  Vandana Shiva

İyilerin Yanında, sayfa 25 Sinek Sekiz Yayınevi, Mayıs 2012

http://en.wikipedia.org/wiki/Vandana_Shiva

Görsel Kaynağı: http://eviltwinbooking.org/speakers/dr-vandana-shiva/


Bu Filmi Mutlaka Seyredin: Quartet

Quartet poster

İstanbul Film Festivali’nde izleyemediğim için pek hayıflandığım filmlerden biriydi Quartet. Dustin Hoffman’ın ilk yönetmenlik denemesi olan bu film, İngiltere kırsalında, huzurlu yemyeşil bir ortamda emekli müzisyenlerin yaşadığı bir bakımevinde geçiyor. Yaşlılığın hep üzülecek, korkulacak bir durum olarak anlatıldığı filmlerden sonra, tıp ve ecza sektörüne inat, yaşama sevinci aşılayan bir film bu.
Hayırseverlerin bağışlarıyla ayakta kalan bakımevi için her yıl konser düzenleyen bir zamanların en parlak opera yıldızları, orkestra şefleri, müzisyenlerinin Verdi ‘nin doğum günü anısına düzenlenecek bağış gecesi konserine hazırlıklarıyla başlıyor film. Alzheimer ve demans gibi ürkütücü hastalıkların, nefes darlıklarının, hareket kısıtlarının bile rahatsız edici görünmeyeceği bir enerjiyle süren filmde, müthiş oyunculuklarıyla bir sürü tanıdık sima var. Şimdilerde TV dizisi Downton Abbey ile evlerimize konuk olan, Harry Potter’ın unutulmaz Profesör McGonagall’ı Maggie Smith, uzun yıllar önce Dr.Jivago’daki performansıyla hayran olduğum Tom Courtenay, Harry Potter serisinin yeni Dumbledore’u Michael Gambon, canlandırdığı karakterin hınzır esprileriyle, filmin üzücü bir atmosfere dönüşmesini önleyen ve bir sürü filmde izlememe rağmen nedense Beautiful Joe gibi saçma bir filmle hatırladığım Billy Connolly, kısa dönem hafıza kayıplarını harika oyunculuğuyla gülümseterek izleten Pauline Collins ana karakterler. QUARTET stage

Yıllar önce birbirlerine aşık Reginald ve Jean’in, bir kaçamak nedeniyle başlayan ayrılıklarından uzun yıllar sonra karşılaştıkları ve birlikte oynadıkları sahnelerini keyifle izleyeceksiniz. Neredeyse tamamı gerçek müzisyen ve opera sanatçılarından seçilmiş olan oyuncular arasında Dame Gwyneth Jones da var. Bağış gecesinin başarılı geçmesi için ses getirecek bir gösteri hazırlamak üzere bir zamanlar dördünün birlikte seslendirdikleri parça için Reggy’nin eski eşi Jane’i ikna çabaları, diğer emekli sanatçıların hayat dolu performanslarına hazırlanmaları ve bu gecenin tasarımını üstlenmiş olan Cedric Livingston karakterinin çıkışlarını izlerken; bir yandan gözlerinizden yaşlar süzülüp, bir yandan da kahkahalar atmaya hazırlanın. Filmin tanıtım videosunu BURAYA tıklayarak izleyebilirsiniz. İyi seyirler…


Baz Luhrmann Yorumuyla The Great Gatsby Sinemalarda

Dün sabah Warner Bros öngösterimiyle The Great Gatsby‘ yi izledim. Baz Luhrmann filmlerini seviyorum ve bu filmi de keyifle izledim. F. Scott Fitzgerald’ın The Great Gatsby romanının yeni uyarlaması; diğer Luhrmann filmlerinde olduğu gibi hem göze, hem kulağa hitap eden bir şölen tadındaydı. Leonardo DiCaprio; Jay Gatsby rolüne de J.Edgar Hoover gibi uyum sağlamıştı. gatsby1

Robert Redford’ın başrolünde olduğu filmi de izlemiştim. İkisini karşılaştırmak saçmalık olur. Bu çok farklı bakış açısı ve yaratıcılıkla işlenmiş bir film, önyargılarınızı evde bırakıp öyle izleyin lütfen. Nick Carraway rolünde unutulmaz Spidey’imiz Tobey Maguire var. Filmin başlarında bu karakteri başka biri canlandırsa daha mı iyi olurdu acaba desem de, koca mavi gözleriyle çok sayıda duyguyu yansıtmaya çalıştığı sahnelerle bu düşüncemden vazgeçtim. Gatsby’nin tutkuyla sevdiği Daisy Buchanan rolünde “An Education” ile tanıdığımız Carey Mulligan var ve filmin kostümlerini tasarlayan Catherine Martin sayesinde ışıldayarak dolaşıyor ortalıkta. Isla Fisher ise Myrtle rolüyle yine ilginç bir tip çizmiş. Gatsby malikanesinde düzenlenen parti sahneleri, üç boyut tekniğiyle çekilmesinin hakkını veriyor. gatsby
Kitabın filme uyarlanmasında Luhrmann’ın sıkça birlikte çalıştığı Craig Pierce adını görüyoruz. Filmin yapımcıları arasında Luhrmann dışında; Catherine Martin, Douglas Wick, Lucy Fisher ve Catherine Knapman var.
Moulin Rouge’da olduğu gibi bu filmde de müzikler oyunculardan rol çalmaya devam ediyor. Dönemin müzikleriyle, rap ve cazın harmanlaması benim çok hoşuma gitti. Filmin müzikleri Moulin Rouge ve Australia’da olduğu gibi yine Craig Armstrong’a ait. Tabii muhteşem JayZ dokunuşları ve filmin aynı zamanda yönetici müzik süpervizörü ve ortak yapımcısı olan Anton Monsted’i de atlamamak gerek. Müziklere ŞURAYA, filmin fragmanına ise BURAYA tıklayarak erişebilirsiniz. Müzikler ile ilgili ŞU yazıya da mutlaka göz atın derim. İyi seyirler hepinize.


Sayfalar:1...16171819202122...42