:::: MENU ::::
Browsing posts in: Beğendiklerim

Kritik Kavşaklar, TEDxReset 2013 Birinci Gün

Geçtiğimiz yıllarda da konuşmacılarının zihin açıcı sunumlarını ilgiyle izlediğim, kendimce dersler çıkardığım TEDxReset; bu yıl hem toplantı tarihini, hem de mekanı değiştirmekle doğru bir karar vermişti bana göre. Yüzlerce kişinin binbir emekle hazırlandığı, her aşamasının düzgün gitmesine gönül verildiği belli olan organizasyona emeği geçen herkese teşekkür ederim.

Banu GüvenBu yılın teması “Kritik Kavşaklar” olarak belirlenmişti. Ali Üstündağ’ın açılış konuşmasıyla başlayan maratonun ilk konuğu gazeteci Banu Güven oldu. Medyanın içinde bulunduğu ortam nedeniyle işine son verildiğinde bir kavşağa geldiğini ve verdiği karardan mutlu olduğunu söyleyen Güven; geleneksel medya ile yeni medyanın kesişme noktasında olduğundan söz etti ve sürdürülebilir modeller yaratılmadıkça geleneksel medyanın hızla yara alacağını da sözlerine ekledi.

Open UrbanBir sonraki konuşmacılar Jesse Honsa ve Ali Onat Türker oldular. Kentsel girişimler konusunda bilgi ve fikirlerin paylaşıldığı bir ortam olan Open Urban‘ı anlattılar. İstanbul’un artık bir kritik kavşakta olduğunu belirterek; şehrimizde yapılan ve yapılacak projeler konusunda artık geç kalınmaması için, semt bazında bilgi paylaşımının önemini aktaran konuklar; Taksim projesi gibi bir facianın kamuoyunun geç haberdar olmasından kaynaklandığını hatırlatıp, halkın yararına olmayacak çalışmalara karşı çıkılabilmesi için bu platformu hayata geçirdiklerini tekrarladılar.

WallitMilyon dolarlık yolculuğunu anlatmak üzere sahneye gelen Veysel Berk, alçakgönüllü davranışlarıyla salondaki hemen herkesin gönlünü fethediverdi. Sıkışık bir alanda, uzun saatler geçirdiği çalışma ortamında, kendini nasıl daha iyi hissedeceğini düşünürken bulduğu fikirle yola çıkan, vakitsizlikten 10 yaşındaki yeğeninin yardımıyla hazırladığı sunumla, beklemediği bir anda milyonlarca dolarlık bir işin sahibi olan genç bilim insanının hikayesini dinlerken, konu başlığı olan “Basit Kararlar Fark Yaratır” cümlesinin anlamını yoğun olarak hissettik.

Gizem A.Nance“Yaşam Dönüşümdür” başlıklı sunumu anlatmak için sahne alan Gizem Altın Nance’i dinlerken yüzüme kocaman bir gülümseme yerleşti, konuşması süresince bir yandan da gözlerimden yaşlar boşalmasına engel olamadım. Öyle güzel anlattı ki bisikletli hayatını, yüklerden kurtulup özgürleşmeyi. Eşiyle birlikte Amsterdam’dan Kazakistan’a kadar yaptıkları yolculukta, Aral Gölü yakınında yaşadıklarını dinlerken, doğaya verdiğimiz zararların boyutları hakkında da dersler vardı. Yolculuğunun sonunda kendi dönüşümünü tamamlayıp; inandığı şeyler için, iyi şeyler yapan iyi insanlar için çalışmaya karar vermiş ve Buğday Derneği‘nde yöneticilik yapmaya başlamış.

Batuhan Aydagul Batuhan Aydagül aldı sonra sahneyi ve bizlere “Çocuklar İçin Büyükler Tarafından Zor ve Kritik Seçimler” i anlattı. Üç kuşak eğitimle uğraşan bir aileden gelen Aydagül; eğitim sistemimizin çarpıklıklarından söz edip kendimizi ifade etmeyi öğrenemediğimiz için tartışmayı bilmediğimizi ve hemen öfkeye kapılıp sesimizi yükselltiğimizi söyledi. Yetiştireceğimiz nesillerin hem kendi haklarını hem de insan haklarını bilen bireyler olmaları için çaba harcanması gerektiğini belirten Aydagül, okullardan mezun olanların söylediklerini duyan hayatın içinde aktif vatandaşlar olmaları yönünde çaba harcanması gerektiğini de sözlerine ekledi.

Alp ErsonmezSahneyi kısa bir performans için müzisyen Alp Ersönmez ve ekibi aldı. Cereyanlı projesinden parçaları paylaşan ekipte, sevgili Bulut Gülen’i görmek de hoş bir sürprizdi benim için.

Diğer konuğa geçmeden önce bu tip organizasyonlarda beni çok rahatsız eden bir durumdan söz etmek istiyorum. Sahnede bir konuşmacı veya performans var ise, hayati bir tehlike olmadığı takdirde (çıkan bir ya da iki kişi olsa bu seçeneğe ikna olabilirim) salonu terk etmek saygısızlıkların en büyüğü gibi geliyor bana. Nasıl bir yere geldiğinizi biliyorsunuz, ne kadar süreceğini de biliyorsunuz, 5 holding sahibi filan da değilsiniz (öyle bile olsanız özür olamaz) ya adam gibi oturup, performansın bitmesini, iki söyleşi arasını bekleyin, ya da hiç katılmayın.

Bogazici Caz KorosuKahve arasından sonra TTGV Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Ultav, Peter Pan Kavşağı isimli sunumla sahnedeydi. Tam sunumuna başlayacakken Masis Aram Gözbek yönetimindeki Boğaziçi Caz Korosu’nun sürpriziyle sahneyi onlara bıraktı ve hep birlikte yine enfes bir performans izledik.

Cengiz UltavKoronun salonu terk etmesinden sonra Cengiz Ultav yine sahneyi aldı. Arada bir Truman Show’da yaşıyor hissine kapılıp kapılmadığımızı soran Ultav, kafa karıştırıcı konuları bizleri eğlendirecek şekilde Peter Pan üzerinden anlatıverdi. Satır aralarına sıkıştırdığı bilgilerden belki de komik bulduğum için aklımda kalıveren rakamlardan en ilginci, araştırma yapan ekipler arasında 1 sıtma uzmanına karşılık 20 kellik uzmanının olduğuydu.

Daan Roosegaarde Daan Roosegaarde en ilginç sunumlardan birini yaptı ve bizlere “Interaktif Peyzajlar” dan söz etti. Sunumu sırasında etkileşimli yollardan bahsederken, sevgili Kozan Demircan’ın kulaklarını çınlattım. Onun yazıları sayesinde, bilim ve teknoloji alanındaki çok sayıda yenilikten herkesten önce haberim olmasının keyfini yaşadım. Roosegaarde’nin anlattıkları arasında, salondakilerin en hoşuna giden projelerinden biri de yalan söylendiğinde ele veren teknolojiye sahip giysiler oldu.

Volkan ÖzgüzNanoteknoloji konusunda uzman konuk Volkan Özgüz bizlere beynimizdeki nöronların bağlantılarını anlattı. “Kavşaktaki Beyin” isimli sunumunda; 1 nöronun 1000 nöron ile konuşuyor olması, tek bir nöronun görevinin ömür boyu bir kişi hakkındaki bilgileri bize hatırlatması olduğunu belirtmesi, 5 yıl içinde kedi beyninin 10 yıl içinde de insan beyninin haritasının çıkarılacağını söylemesi hepimizin ilgisini çekti.

Bedia Ceylan Güzelce Bedia Ceylan Güzelce 1982 doğumlu bir gazeteci-yazar. 68 kuşağını bir cümlede dövüverdi “Özgürlükten, hayallerden dem vurdunuz ama Lennon’a sahip çıkamadınız” dedi. “Hippiler sevgi dünyası kurmaya çalışırken, bizim sinemalarımızda seks furyası vardı”, “Dünya evreni konuşurken, burada Evren bize dünyayı dar etti”. Sunumunda 80 kuşağını anlatan Güzelce; “OLSUN” kelimesinin, hem emir hem de kabullenme ifade eden iki anlamlı kullanımının Y kuşağına hakimiyetini anlatırken, bu kuşağa kendisinin önemli olduğunun söylendiğini, bilge kişinin Ferrarisini satmak için bu kuşağı seçtiğini de sözlerine ekledi.

Osman UlagaySon konuşmacı ünlü gazeteci yazar Osman Ulagay’dı. “Batı’nın Modası Geçti mi?” başlıklı sunumunda; bizim de aralarında bulunduğumuz sekiz ülkenin bir süre sonra büyümeden %57 pay alacağını belirtti. Verdiği bilgiler arasında beni en çok etkileyeni, Çin’in 60 milyon çocuğa klasik müzik eğitimi veriyor olmasıydı.

123İlk gün maratonunun kapanışını da genç bir grup olan 123 konseriyle yaptık.

İkinci günü de ayrı bir yazıda anlatmaya çalışacağım. Videolar henüz eklenmemiş ama BURAYA tıklayarak sık kullanılanlarınıza ekleyebilir ve izleyebilirsiniz.


CampusWINner olmak ister misiniz?

TurkishWIN büyük bir keyifle desteklediğim oluşumlardan. Başarılarıyla diğer kadınlara ilham veren isimlerle tanışabileceğiniz, konuşmalarından kendinize yeni yol haritaları çizebileceğiniz müthiş insanlarla bir arada olabileceğiniz, iş hayatı ve sosyal hayatta birbirini destekleyen başarılı kadınların buluştuğu bir oluşum. 3 yıl önce, Murat Kaya dostumun aracılığıyla tanıştığım sevgili Melek Pulatkonak’ın zarif jestiyle dahil olduğum bu topluluk, benim için zihin açıcı aktivitelerle dolu günler anlamına geldi hep. Bu yazımda sizlere; TurkishWIN’in üniversitelerdeki genç kızların bu aktivitelerin içinde olmalarını sağlayacak, gelecek yıllarda iş hayatında başarılı adımlar atmalarına yardımcı olacak, onlara mentorluk edecek rehberlik programlarından biri olan CampusWIN’den söz etmek istedim. Türkiye’de kampüs bazında kurulan ilk Women in Business oluşumu; Boğaziçi Üniversitesi Women in Business Proje Grubu hakkında, başarılı bir CampusWINner olan sevgili Pınar Yalçın ile yaptığım söyleşiyi paylaşmak istiyorum. Enerjisi yüksek, algısı açık, yenilikçi ve başarılı bir genç Pınar Yalçın. Belki bu söyleşiyle, diğer üniversitelerde de genç kızların CampusWINner olmalarına ışık tutarız birlikte. CampusWINner olmak veya kulüp kurmak isteyen öğrencilerin tek yapması gereken, TurkishWIN ekibiyle info@turkishwin.com adresine mesaj yazarak bağlantıya geçmeleri olacak. Bu güzel söyleşi için sevgili Pınar’a, destekleri için Melek Pulatkonak ve Elif Tukin’e teşekkür ederim.

Pınar önce seni biraz tanıyalım ve Women in Business Proje Grubu’nun çıkış noktası nedir, senden dinleyelim.
“Merhaba ben Pınar Yalçın, Boğaziçi Endüstri Mühendisliği 4. Sınıf öğrencisiyim. 4 yıl boyunca kendimi geliştirmek adına bir çok başarılı uluslararası şirkette staj yaptım ve aynı zamanda 2 yıldır TurkishWIN (Turkish Women’s International Network)’in kampüs liderliğini yapmaktayım.
TurkishWIN’de görev aldığım süre boyunca, katıldığım bir çok etkinlikte kadınların iş hayatı ve sosyal hayatta birbirlerine destek olmalarının gerekliliğini anlatan konuşmaları dinleme fırsatım oldu. Konuşmalarda vurgulanan bir başka nokta ise; kadınların kendilerini geliştirmek, iş hayatı ve sosyal hayatta paylaşımlarda bulunmak, hedeflerine ulaşabilmek için destek alacakları bir kaynağın, sosyal çevrenin eksikliğini hissetmeleriydi. Çalışan kadınlar için TurkishWIN ve KAGİDER gibi organizasyonlar bu networkü sağlıyorlardı fakat üniversite kampüslerinde böyle oluşumlar yoktu. Yurtdışındaki üniversitelerde çok sayıda örneğini gördüğümüz Women in Business kulüplerinden/gruplarının ilkini, yine ilklerin okulu Boğaziçi Üniversitesi’nde kurulabilirdi.
TurkishWIN’in kurucusu Melek Pulatkonak ve mentorum Nilüfer Durak bu süreçteki en büyük destekçilerim oldular.”

Pinar YalcinBu düşünce kampüse nasıl taşındı? Ekibinizi nasıl kurdunuz?
“Kampüste kulüp olarak kurulmak istiyorduk fakat gerçekleştirmek istediğimiz etkinlikler için mezunlarla iletişimimizin güçlü olması gerekiyordu. Bu nedenle BÜMED’den ve BÜMED Kariyer Merkezi’nden desteklerini istedik. BÜMED Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Zihnioğlu ve BÜMED Kariyer Merkezi Yöneticisi Gaye Beydoğan fikirlerimizi çok olumlu karşıladılar ve BÜMED Kariyer Merkezi’nin altında Women in Business Proje Grubu olarak çalışmaya başladık.
Ekip, kurucu üyeler, güvendiğim yakın arkadaşlarımdan oluşuyor; Sezin Kulaç, Dicle Ağdaş, Rabia Dilara Cumhur, Candan Ereser ve Esra Erkuş. Geçen yıl onlarla fikirlerimi paylaştığımda hepsi bana içtenlikle destek oldular. Sonrasında attığımız her adımı beraber planladık ve beraber çalıştık. Zamanla aramıza katılmayı isteyen yeni ekip arkadaşlarımızla, etkinliklerimizi ve networkümüzü büyütmeyi istiyoruz.”

bounwib ilk etkinlikNasıl etkinlikler yapıyorsunuz, yapmayı planlıyorsunuz? Gelecekteki amaçlarınız nelerdir?
“İlk etkinliğimiz Women in Business 101: Art and Power of Networking, kendi alanlarında başarılı ve güçlü üç kadının konuşmacı olarak katılımıyla gerçekleşti; Melek Pulatkonak, Gülden Türktan ve Neslihan Nigiz Ulak. Etkinliğimize ilgi büyüktü, yaklaşık 80 katılımcımız vardı. Yoğun ilgi gösterilen etkinliğimizden sonra ise öğrencilerden, mezunlarımızdan, konuşmacılarımızdan ve BÜMED’den çok güzel tepkiler aldık. Aldığımız bu olumlu tepkiler bizi cesaretlendirdi ve daha çok çalışmamız için güç verdi.
İlerleyen zamanlarda BÜMED ve TurkishWIN’in desteğiyle mezunlar ve öğrenciler tarafında bir çok etkinlik yapmayı planlıyoruz. Kısa dönem amaçlarımız, organizasyonumuzun yapısını sağlam bir şekilde kurmak, kampüs içi ve dışında bilinirliğimizi arttırmak. Uzun dönem amaçlarımız ise mezunlar ve öğrenciler arasındaki bağları güçlendirmek, bağlantı ağımızı genişletmek, ekibimizle beraber gelişmek ve büyümek.”


Modern Sanat ve Perili Köşk

Dün sabah saatlerinde, harika bir hava eşliğinde, TurkishWin ekibinin düzenlediği bir organizasyonla Borusan Contemporary ‘de Segment#3 ve Anima sergilerini gezdim. BC view

Uzun yıllar Perili Köşk olarak önünden geçip gittiğimiz bu ilginç binanın, Borusan tarafından böyle keyifli bir amaca dönüştürülmesi harika olmuş. Hafta içi Borusan ekibine ofislik ederken, haftasonları halka açık bir sergileme alanına dönüşüyor olması pek hoş. Binanın en üst katından başlayarak rehberimiz eşliğinde leziz bir tur yaptık. İtiraf etmeliyim, özellikle çağdaş eserlerin yer aldığı sergileri koşaradım dolaşmaktan hoşlanmıyorum. Bazı eserlerin etrafında daha fazla vakit geçirip, sanatçının anlatmaya çalıştıklarını sindirmek istiyorum. Bu nedenle 14 nisanda sona erecek olan Anima sergisine ait eserleri bir kez de kendi başıma dolaşacağım.  Morellet

Borusan Çağdaş Sanat Kolleksiyonu; ağırlıklı olarak 1990 sonrasına ait farklı tekniklerde gerçekleştirilmiş çalışmalara yer veren homojen bir yapıya sahipmiş. Yılda iki kez düzenlenen “Segment” sergileri, Borusan Contemporary bünyesindeki farklı yatay ve dikey ilişkileri Perili Köşk’ün mimarisinden kaynaklanan özellikleri de gözeterek sunuyormuş.
Farklı sunuş tekniklerinin denendiği “Spot On” projesi, hem koleksiyon profilinin, hem de temsil edilen sanatçıların farklı eğilimlerinin bir arada sunulması için gerçekleştirilmiş. Üç ve dördüncü katlarda yer alan “Gören Gözler İçin François Morellet” başlıklı eserler bu kapsamdalar.  Morellet2

Morellet’nin eserlerini; neon tekniği kullanılarak gerçekleştirilmiş birer tür “Işık Heykelleri” olarak da adlandırılabilirsiniz. 1926 doğumlu sanatçının hala aktif olarak eser vermesi de hepimize ders olmalı.  Una Lumino Portentum

Anima başlığıyla sergilenen eserlerin büyük bölümü Choe U-Ram’a ait. Sanatçı, eserlerinde fizik kanunlarıyla estetiği öyle müthiş harmanlamış ki, sistemli olarak çalışan makineye baktığınızda onda yer alan harika yaratığı izlemeye doyamıyorsunuz.  Merry-Go-Round

Choe U-Ram’ın eserlerindeki yaratıklar denizlerin en derin çukurlarından ya da uzayın en karanlık köşelerinden gelmiş gibiler. Jet Hiatus, Una Lumino Portentum, Arbor Deus Pennatus benim ilk görüşte ilgimi çekenler oldular.   Pavillon

Anima sergisinin küratörü olan Choi Doo Eun’un ikinci ve dördüncü katta yer alan Pavillon, Ouroboros ve Merry-Go-Round isimli çalışmalarına da bayıldım. Çeşitli katlarda yer alan Türk sanatçıların eserlerini de ıskalamayın derim.

Sergi ile ilgili daha fazla görsele BURAYA tıklayarak erişebilirsiniz.


18 Mart 1915 Çanakkale

18 mart
Bir Yolcuya

Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın,
Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.
Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın,
Bir vatan kalbinin attığı yerdir.

Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda,
Gördüğüm bu tümsek, Anadolu’nda,
İstiklal uğrunda, namus yolunda,
Can veren Mehmed’in yattığı yerdir.

Bu tümsek, koparken büyük zelzele,
Son vatan parçası geçerken ele,
Mehmed’in düşmanı boğduğu sele,
Mübarek kanını kattığı yerdir.

Düşün ki, hasrolan kan, kemik, etin
Yaptığı bu tümsek, amansız, çetin,
Bir harbin sonunda, bütün milletin,
Hürriyet zevkini tattığı yerdir.

NECMETTİN HALİL ONAN

 


Jack The Giant Slayer

Jack-the-Giant-Slayer

Bu haftasonu yine bir masal uyarlaması giriyor vizyona, Jack The Giant Slayer. Küçükken dinlemeye bayıldığımız Jack ve Sihirli Fasulyeler masalının Imax ekranında üç boyutlu olarak canlanmasını keyfile izledim bu sabah. Çok sayıda film seçeneği arasında ilk tercihiniz olmayabilir. İlginç karakterlerle zenginleştirilmiş, görsel efektlerin bolca kullanıldığı Bryan Singer imzalı filmin hikayesi; Darren Lemke ve David Dobkin’e, senaryosu ise Darren Lemke ile Christopher McQuarrie ve Dan Studney’ye ait. Yapımcılığını Neal H. Moritz, David Dobkin, Bryan Singer, Patrick McCormick ve Ori Marmur, yönetici yapımcılığını ise Thomas Tull, Jon Jashni, Alex Garcia, Toby Emmerich, Richard Brener, Michael Disco ve John Rickard gerçekleştirmiş. Filmin yaratıcı ekibi ise şöyle; görüntü yönetiminde Newton Thomas Sigel, yapım tasarımında Gavin Bocquet, kurguda John Ottman ve Bob Ducsay, kostüm tasarımında Joanna Johnston var. Filmin müziği ise John Ottman’ın imzasını taşıyor.  JACK-THE-GIANT-SLAYER2
About a Boy filmiyle çocuk oyuncu olduğu zamanlardan tanıdığım Nicholas Hoult delikanlı olmuş ve Jack rolünü üstlenmiş, Prenses Isabelle’i Eleanor Tomlinson canlandırmış (imdb de oynadığı filmler listesinden bile asla hatırlayamadığım bir aktris), sırma saçlı haliyle ve her zamanki hınzır oyunculuğuyla Roderick rolünde Stanley Tucci var. Isabelle’in babası Kral Brahmwell’i yine bir başka güçlü oyuncu Ian McShane canlandırmış. Devler ordusunun iki başlı vahşi lideri General Fallon rolünde Bill Nighy ve sadık şövalye Elmont rolünde de beni biraz hayal kırıklığına uğratan sıradan oyunculukla Ewan McGregor vardı. Savaş sahnelerinin ve felaketlerin sonrasında bile Ewan McGregor’un jöleli saçlarının hep aynı şekilde kalması da oyunculuğuna gölge düşürmüş olabilir tabii 🙂  Spoiler vermekten hoşlanmam ama bunu da yazmazsam olmaz, finale yakın şişkin İngiliz egosuna kocaman sırıtma garantiniz var 🙂
Filmin interaktif ve oldukça keyifli hazırlanmış web sitesine BURAYA tıklayarak erişebilirsiniz. El kadar bebelere göre olmadığını belirteyim, benim ölçeğimde 13 yaş altı için epey rahatsız edici sahneler var. Tabii tekrar hatırlatayım, bu filmi 3D ve Imax olarak izlerseniz daha iyi vakit geçireceksiniz. İyi seyirler.


Ebeveyn Olmak Zor İştir

Bunca bilgiye, kitaba, videoya rağmen hala çocuklarına saçma sapan davranan ebeveynleri gördükçe içim acıyor. Üstelik de bunlar eğitimli sayılan kesimdekiler ise durum daha da üzücü oluyor. Teyzemin iki kat üstünde 2 yaşında oğlu olan genç bir çift yaşıyor. Çiftler arasında sorun olabilir normaldir, normal olmayan kısmı annenin çocuğuna çok kötü davranması. Mutsuz ve huysuz bir genç kadın, el kadar bebeye çığlık çığlığa bağırıyor. Ne yapmış olursa olsun, çocuk bu kadar kötü davranılmayı hak etmez. Bir değil, iki değil her zaman durum bu. Kendimi zor tutuyorum yukarı fırlayıp kadını yakasından tutup “ne halt ediyorsun sen” diye sarsmamak için. Amerika’da bu kadını çoktan hapse tıkıp, çocuğunu da alırlardı elinden. Teyzemin hatırı olmasa gerçekten müdahele edeceğim, apartman komşuları arasında kötü olmak istemiyor, ne de olsa evin sahibi o, bana da görüşüne saygı duymak kalıyor. Bu sabah yine aynı tantana vardı, sonra sevgili dost Dilara Erdem‘in bir paylaşımını gördüm ve bloga aktarıp daha çok kişinin görmesini sağlamak istedim. Aşağıda okuyacağınız yazıyı, Aylin Kotil 2004 yılında kaleme almış. Çok uğraştım ama gazete arşivinden aslına ulaşamadım. Çocuk yetiştiren herkesin arada sırada yeniden okuması dileğiyle…
Önemli not: Yazıya görsel olarak kullandığım bebek, doğum fotografçısı sevgili dost Alev Durmuşoğlu‘ nun web sayfasından alıntıdır.
bebek
Hayat Bir Çocuğa Nasıl Anlatılmalı?

Arkadaşımın kızı bir yaşına gelmişti, ‘Sen eğitimcisin, neler öğretmem gerekiyor, bazen kendimi çok çaresiz hissediyorum’ dedi. Sorusu kolaydı ama yanıtı zordu, akıl vermesi basitti ama uygulaması karmaşıktı, anlatmaya başladım:

Annelik uzun zaman alan ve günün yirmi dört saati devam eden adı ‘insan yetiştirmek’ olan bir iş. Bir kere bilmelisin ki, zaman alacak. Neye zaman harcarsan onun karşılığını alırsın. İşine zaman harcarsan işinden, eşine zaman harcarsan eşinden, çocuğuna zaman ayırırsan da ondan karşılığını alırsın.

Yapabiliyorsan gözyaşlarını tutmamasını öğret, acı çekmeden olgunlaşamayacağını…

Kıskanmamayı öğret ona, arkadaşının başarısından mutlu olmayı, birlikte sevinçleri paylaşmayı, içinden ‘neden ben değil de o?’ demeden…

Kazanmaktan mutluluk duyup içine sindirmeyi, ama aynı zamanda kaybetmeyi öğrenmesini. Çünkü bir adım sonrasında görünüşte galip olanları gösterecek hayat ona.

Her şeyin bir sonu olduğunu öğret. Sahip olduğu bütün değerlerin bir gün keyif vermeyebileceğini, kazanılan ve harcananın bir sonu olduğunu.

Gidilen yerlerin zamanla bıkkınlık verebileceğini, her şeyi tüketebileceğini, tüketemeyeceği tek şeyin bilgi olduğunu öğret.
Kitaplardan keyif almasını.

Ders çalışmak istemiyorsa zorlanmamasını, ama okumayı sevmesini öğret ona. Elbet er ya da geç alacaksın biliyorum, ama mümkün olduğunca geç al ona bilgisayarı. Ona kendisi ile kalacağı sakin zamanlar ver, sıkılmayı öğret ona, sıkılıp da kendini yönlendirmeyi bulmasını.

Doğaya götür onu, hayvanlardan korkmaması gerektiğini öğret. Arıların bizi sokmasından çok, nasıl bal yaptığını anlat. Doğanın kendi içindeki gizemini bulmasına yardımcı ol, yağmurdan sonraki toprak kokusundan keyif almasını sağla.

Soğuk kış gecesinde ateş yakmayı öğret, belki büyüdüğünde bir gece sevgilisine ateş yakar ve belki binlerce yıldızın altında birbirlerine sarılırlar, bunu öğretmemiş diğer sevgililerin aksine…

Şartlar çok zor olsa da yalan söylememesi gerektiğini öğret ona. Kazandığı elli milyonun piyangodan çıkan beş yüz milyardan çok daha keyifli olduğunu öğret. Alın terine saygıyı öğret ona.

Aşk acısı çekmenin hiç aşık olmamaktan daha güzel bir duygu olduğunu öğret. Kendi doğruları üzerinden kimsenin onu yargılamasına izin vermemesi gerektiğini öğret,başkalarını da kendi doğruları üzerinden yargılamamayı…

Bunun başkalarını dinlememek olduğunu değil, söylenenleri kendi eleğinden geçirmesi gerektiğini öğret.
Kendi fikirlerine inanmanın güzelliklerini anlat. Hayatı sorgulamayı öğret ona…

Bilginin en büyük güç olduğunu öğret.Yapabilirse bunu en büyük fiyata satmasını, ama kalbini ve ruhunu kendisine saklaması gerektiğini öğret. Haklı olduğu konuda sonuna kadar diretmesini öğret ve haklıyken dik durmasını.

Günün birinde yaptıkları değil yapmadıkları için pişmanlık duyabileceğini öğret.

Basit yaşaması gerektiğini öğret ona, çay içmekten keyif almayı…
‘İstemiyorum’, ‘hayır’ demeyi öğret ona, istediğinde ise ‘istiyorum’ demeyi.

Sevdiğinde ise ‘seni seviyorum’ diyebilmeyi öğret ona. Bir pantolon ve tişörtle üniversiteyi bitirmeyi öğret ona. Temiz kokmasını…

Sorgusuz sevmeyi…
El yazısı ile notlar yazmayı…
Lafı dolandırmamayı…
Sevdiklerinin hiçbir zaman çantada keklik olmadığını, dostluğa yatırım yapması gerektiğini, kıymetini bilmeyenlerden uzaklaşmasını öğret ona.
Müziği sevmesini, sporla barışık yaşamasını.

İşlerin hiçbir zaman bitmediğini söyle ona, en yoğun zamanda bile kendine vakit ayırması gerektiğini öğret…
Ama en çok da kendini sevmesini öğret…
Kendini sevmezse kimsenin onu sevmeyeceğini…
Kendine çiçek almazsa kimseden çiçek beklememesi gerektiğini… Kendine özenli yemekler yapıp sofralar kurmazsa kimsenin onun için yemek hazırlamayacağını…

Hayatta her şeyden çok kendisinin önemli olduğunu öğret ona…

Aylin Kotil


Istanbul Modern’de Yeni Sergi: Modernlik?

Dün sabah saatlerinde, İstanbul Modern ‘de; “Modernlik? Fransa ve Türkiye’den Manzaralar” başlıklı yeni serginin açılış öncesi bilgilendirme toplantısındaydım. 16 Ocak- 16 Mayıs tarihleri arasında sanatseverlerin gezebileceği sergi; Comité Colbert sponsorluğunda gerçekleşmiş.

Modernleşmenin günümüz sanatına olan etkilerini araştıran sergide, sanatçıların modernleşmeyle hesaplaşmaları ve modernlik olgusu işlenmiş.  

Modern hayatın dinamiklerine odaklanan sergide; Nevin Aladağ, Fikret Atay, Kader Attia, Ayşe Erkmen, Cyprien Gaillard, Thomas Hirschhorn, Pierre Huyghe, Chris Marker, Sarkis, Hale Tenger ve Nasan Tur’un eserlerini inceleyebilirsiniz.
Modernliğin geride bıraktığı tortuların hayatımıza nasıl sızdığının ortaya çıkarmaya çalışıldığı sergi; Türkiye’nin modernleşme sürecindeki ilk rol modeli Fransa’dan ve Türkiye’den sanatçıların eserleriyle, modernliğin farklı biçimlerde sürekli karşımıza çıkan kalıntılarının bugünü ve geleceği nasıl dönüştürebileceği de tartışmaya açılmış.
Fikret Atay’ın beni çok rahatsız eden ve 5 saniyeden kısa sürede sergilendiği alanı terk ettiğim videosu dışında bütün eserleri keyifle inceledim.

Cezayir göçmeni bir ailenin çocuğu olarak Lyon’un banliyölerinde doğan Kader Attia; siyaha boyanmış ve mozaik aynalarla kaplanmış eski buzdolaplarından oluşan enstalasyonuna Skyline adını vermiş.

Hemen karşısında Nasan Tur’un Once Upon A Time adını verdiği ve sekiz ülkenin saten bayraklarından oluşan eseri var. Yugolavya, SSCB ve Doğu Almanya gibi siyasi dünya haritasından silinmiş ülkelerin bayrakları bunlar.

Hale Tenger’in enstalasyonuna, tepeden yere tüylerle kaplı bir kapıdan giriyorsunuz. Karanlıkta sessizce dönen fiziki bir yerküreyle karşılaşıyorsunuz. Diğer tarafta ise perdenin açılmasıyla ortaya çıkan ters bir siyasi küre yer alıyor. Bu bölümde arka planda çalan müzikle birlikte, dünyada olan bitenleri izler gibi tuhaf bir ruh haliyle izliyorsunuz.

Chris Marker’ın Zaplama Bölgesi “Hayali Bir Televizyon İçin Öneriler adını verdiği multimedya yapıtı en çok vakit geçirdiğim bölüm oldu. Marker’a göre modernlik kesintili ve sürekli hareket halindeymiş. Yaz sonu Boston ve New York’da hemen her Uzakdoğu’lu ortamda rastladığım figür olan Maneki Neko’yla karşılaşmak da hoştu.

Ayşe Erkmen’in altı farklı boyda doksan tane yeşil mayın heykelinden oluşan enstalasyonu, modern çağın en sinsi savaş aracı olan kara mayınları. Yine Ayşe Erkmen’in bir diğer çalışması olan Fış Fış isimli, yaklaşık üç metre boyundaki zarif metal kayık; modern dünyada ütopik arzuların imkansızlığını vurguluyor.
Pierre Huyghe’nin Streamside Day adını verdiği video enstalasyonunu mutlaka izleyin, çok etkileyici.

Usta sanatçı Sarkis’e ait bölümde, sanatçıyla NTV röportaj yapacağı için fazla vakit geçiremedim. Renkler ve duvara yansıyan videoda gördüğüm melek figüründe aklım kaldı, bir ara tekrar uğrayıp rahatça inceleyeceğim.

Etkilendiğim bir başka bölüm de, genç sanatçı Nevin Aladağ’ın Freeze serisi oldu. Break dans figürleri yaparken donuvermiş insanların olduğu fotograflarla modern kent yaşamının dinamikleri ve bireyin kentteki hareket alanı sorgulanmış.

Cyprien Gaillard ise kentlerin yeniden yapılandırması sırasında yıkılan binaların molozları üzerine gerçekleştirdiği Höyük isimli bir fotoğraf projesi ile katılmış sergiye.

Thomas Hirschorn’un One World adını verdiği çalışması kartondan bir sunak üzerinde manken kollarıyla desteklenen bir dünya küresinden oluşuyor. Sanatçı bu uygulamasıyla; hem tarihi hem de şimdiki zamanı sorgulayarak, farklı bir gelecek kurgulamayı öneriyormuş.
Sergi süresince İstanbul Modern ‘de çok sayıda da etkinlik düzenlenmiş. Garanti Bankası’nın katkılarıyla gerçekleşecek “Modern Zaman Atölyeleri” programında 4-5 ve 6-7 yaş grubu için “Sihirli Ayna”, 8-10 yaş grubu için “Sandık İçi Atölyesi”, 11-13 yaş grubu için “Bayrak Tasarım Atölyesi” adlı etkinlikler var. Ayrıca aileleriyle birlikte 3-5 yaş grubu “Benim Tombik Kürem”, 6-10 yaş grubu ise “Gündüz Başka Gece Başka” adlı etkinliklere katılabilecekler.
Ayrıca 7-17 şubat arasında; sergide Zapping Zone eserini goreceğiniz Fransız sinemacı Chris Marker 13 filmiyle anılacak.
Etkinlik detaylarını;  Modernlik sergi etkinlikleri- 15 Ocak 2013  yazısına tıklayarak word formatında bilgisayarınıza indirebilir, sergiye ait eserleri görebileceğiniz daha fazla fotografıma da ŞURAYA tıklayarak ulaşabilirsiniz.


Hayat Dolu Sofralar

Yılbaşından bir gün önce pek şık bir paket ulaştırıldı bana. Ambalajını açmaya kıyamayacağınız kadar güzel bir paketti. İçinde Tülin Doğruer‘den “Hayat Dolu Sofralar” adlı kitap ve D’lara markalı bir kutu çikolata vardı. İnkilap Kitabevi’nde tanıdığım biri yoktu, D’lara çikolatada da tanıdığım yoktu, paketten de sadece Tülin Hanım ile ilgili bilgiler çıktı. Uzun süre kimin gönderdiğini düşünüp, sonra çikolataları teyzem ve yeğenime bırakıp, hemen kitabı incelemeye koyuldum.
6 ayrı bölümden oluşan, her bölümde birbirinden güzel görsellerle sunulan 17 şer yemek tarifi ve 6 zarif kadının dokunuşuyla hazırlanmış şık sofralar vardı. Romantik başlıklı bölümde Siren Ertan Çarmıklı’nın sofrasına konuk olunuyor.
Klasik başlıklı bölümde kestaneli un helvası tarifine vuruluverdim, ilk fırsatta deneyeceğim. Bu bölümün sofra tasarımı ise Demet Sabancı Çetindoğan’a ait.
Osmanlı bölümündeki tariflerden Sultan Aziz Böreği ve Aref Köftesi de hemen listeye alındılar. Bu bölümün sofra tasarımı da Zeynep Fadıllıoğlu’nun eseri.
Minimalist bölümünün sofra tasarımı ise Çiğdem Simavi’nin eseri. Bu bölümde bulduğum patates dolması ve etli mücver tariflerine de bayıldım.
Beni yakından tanıyanlar bilirler; yüzgeçliler ve kanatlılarla aram yoktur. O nedenle sanmayın ki kitapta deniz ürünleri ve tavuklu tarifler yok. Meraklısı için müthiş öneriler var da benim ilgi alanımda değiller 🙂
Bir diğer bölüm olan Bohem’in sofra tasarımı da Didem Çapa’ya ait.
Bu bölümdeki tariflerden köfte çanağında makarna aklımı başımdan alıverdi. Hamur işleriyle aram iyi olsa üşenmeden pişmaniyeli pasta tarifini de denerdim.
Pratik isimli son bölümdeki sucuklu yufka üşenmeden hemen denediğim bir tarif oldu ve pek leziz bir atıştırmalıktı. Bir sonraki deneme ise kestane şekerli mini milföy pastacıklar olacak 🙂 Bu bölümün sofra tasarımının ev sahibesi ise Begüm Şen.
Kitabın etiket fiyatı 70 liraymış. Idefix’ten epeyce indirimli de alabilirsiniz, ŞURAYA tıklamanız yeterli.
Yılın son gününde bana bu harika sürprizi yapanı hala bilmiyorum, ama Tülin Hanım‘dan haberdar olmamı sağladığı, leziz tarifleri keşfettirdiği ve bu harika paketle yüzüme kocaman bir gülümseme yerleştirdiği için meçhul armağancıya kucak dolusu teşekkürlerimi yolluyorum.


Dunhuang’ın Renkleri: İpek Yolu’na Açılan Büyülü Kapı

Bu sergiden çok geç haberim oldu. Yılbaşı telaşı da geçsin derken ancak dün sabah fırsat yaratıp gezebildim. Duyurusuna fazla rastlamadığım gibi, Tophane-i Amire’de yapılan garip tadilatlar nedeniyle girişi bulmak bile başlı başına maceraydı. Müze kartın geçmiyor olmasını, yönlendirmelerin başarısızlığını da bir yana bırakırsak bu müthiş kültüre ait eserleri görmek pek lezizdi. Aynı mekanda Leonardo, Rafael Ve Mikelanj’ın eserlerini bizlere sunan interaktif serginin başarısından sonra, bu sergi sanki biraz “eh yaptık işte oldu” kıvamında geldi bana.

Dunhuang; İpek yolu üzerinde, Çin ve Batı kültürlerinin kesiştiği stratejik bir noktada, İmparator Han Wudi tarafından MÖ. 111 yılında kurulmuş. Dunhuang mağaraları yalnızca Çin kültürünü yansıtan bir sanat eseri değil; Yunan, Roma, Budizm, Hinduizm, Gandhara sanatları, Orta Asya üsluplarının Doğu ve Batı kültürlerinin birleştiği bir yer. Rivayetlere göre, 366 yılında Lezun adında bir Budist rahip Dunhuang’a geliyor.

Mingsha Dağı’na bakarken altın ışıklar arasında binlerce Buda gördüğü sanrısına kapılınca, bu görüntüden ilham alarak ilk mağara kazısına başlıyor. Zamanla mağaraların sayısı artıyor, Tang Hanedanı dönemine gelindiğinde, bölgedeki mağara sayısı bini aşıyor.

Sade bir yaşamı ilke edinen Budist rahipler, aydınlanma arayışlarının bir parçası olarak bu mağaralarda inzivaya çekilmişler. 4. yüzyıldan 14. yüzyıla kadar rahipler batıdan topladıkları heykelleri Dunhuang’a getirmiş, yolu buradan geçen gezginler de arkalarında çeşitli duvar resimleri bırakmışlar. Zamanın etkileri ve insanların tahribatından sonra, Mogao’da şu anda 50 bin metrekare alanda yaklaşık 500 mağara ve 2 binden fazla heykel korunuyormuş. Duvar resimleri birbirlerine bağlanırsa, 30 kilometre uzunluğunda resim koridoru oluşturulabilirmiş.

Mogao mağaraları 1987’de UNESCO’nun Dünya Mirasları Listesine alınmış. Sergi bitti diye gitmeye hazırlanırken görevlinin “diğer bölümü gezdiniz mi” sorusuyla farkına vardığım ve ilginç müzik aletlerinin sergilendiği ve hemen yanlarına yerleştirilen kulaklıklarla örnekler dinleyebildiğiniz bölümde, sergi süresince müzik ve dans gösterileri de yapılmış. Bu pazar vakti olanlara, son günü de olsa sergiyi gezmelerini öneririm.

Dunhuang hakkında daha detaylı bilgilere BURAYA ve ŞURAYA tıklayarak erişebilirsiniz.


Holiday Season Message From A Musician

Emir Cerman is a musican and he is my son. I’m proud of him and want to share his message to whole world. Please read and spread this message to your friends and loved ones. Happy Holidays to all.


I LOVE MY LIFE AND I LOVE YOU MUSICIANS SO MUCH.
I HAVE TO SHARE WITH YOU GUYS.

Please take a moment and Read this !, Im sure it will change your day too, if you do what I did this morning.

I had a most amazing experience of my life this morning at Boston metro.

10:00am Green Line,

I was going to prudential E line and I got out of from the metro. I went to upstairs and I saw this huge crowd of high school kids, and I didn’t pay attention and start to walking,
then I start to hear a huge choir sound. And i stopped!
The moment when I looked back and 60 kids singing and their teacher was start to conducting!!

They were singing this beautiful Christmas choir piece ! And I was the only one listening to them….
people was too SCARED to stay and STOP in the morning and listen to them I guess????? How ??

It was so magical at 10:00 am in the morning with huge energy with amazing smile!

By the time they finish the piece, we were 2 people clapping them…. and I saw there was a hat on the floor with bunch of dollars..

I start to walking to them to give money and THAT WAS THE MOMENT !! One of the performer said .

OMG HE IS COMING HE IS THE FIRST ONE ! Everybody starts to clapping cheering up screamiiing and I put there 10$. And they screamed at me MERRY CHRISTMAS we love you so muuuch. THAT WAS A MESSAGE FOR ME FOR 2013 :))

The appreciation was unbelievable!!

Please support the musicians. Because you don’t know how hard this journey is.
If you are a musician and if any people playing on the street professional or amateur, Doesn’t really matter give them something please!!

Don’t you forget how hard this journey is ?? Don’t you remember how much you were excited when you started first time ??

If you are not musician, oh that’s another story of course ! that means you are missing the most amazing elements of your life !! Don’t walk away, im sure you have couple minutes in your life to stop and breathe with the music!!

if you don’t have money at least stay and smile and watch them. Because they will see on you face that you are appreciating their art! And they will appreciate you too.

Musicians!!! don’t ever forget we are the one’s giving rest of the world for a living reason! and Healing to the world!

Some people just forget how to listen!!! And lets show them how to listen!!

I believe this will innovate the world.

I love you all, I love my life and appreciating every single moment because of I’m HUMAN and MUSICIAN!!

HAPPY HOLIDAYS
Emir Cerman


Sayfalar:1...17181920212223...42