:::: MENU ::::
Browsing posts in: Beğendiklerim

The Hobbit: An Unexpected Journey

Akademi ödüllü yönetmen Peter Jackson’la Yüzüklerin Efendisi üçlemesinden sonra yine nefes almadan izleyeceğimiz yeni bir üçlemeye başladık; “The Hobbit: An Unexpected Journey” filmi izlerken üç saate yakın sürenin nasıl geçtiğini anlamadım desem abartmış olmam. Yeni Zelanda’nın olağanüstü doğasına, üç boyutlu animasyonun gücü de eklenince tam bir görsel şölene dönüşmüş. Kitabı okumamış olan ve film hakkında fikri olmayanların el kadar bebeleri kapıp sinema salonlarını doldurmamalarını öneririm. Afişte yer alan Bilbo Baggins’in masum görüntüsü sizleri yanıltmasın, filmde Elf’lerin huzur verici görüntüsü ve cücelerin komiklikleri dışındaki her karakter, çocuklarınızın uykusunu kaçırabilir.
Hikaye bizleri, Yüzüklerin Efendisi’nden 60 yıl öncesine götürüyor. Lonely Mountain’da Cüceler Ülkesi olarak nam salmış Erebor’u yerle bir eden ejderha Smaug’la başlayan yolculuk; dev örümcekler, güneşi görünce taşa dönüşen ama o arada buldukları her canlıyı mideye indiren Troll’ler, yerin yedi kat altında yaşayan Goblin’ler, çirkinlik timsali yaratıklar Ork’larla devam ediyor. Cücelerin ülkelerine özlemle söyledikleri “Lonely Mountain” uzun süre beynimde yankılanacak sanırım. Howard Shore’u bir kere daha saygıyla selamlıyorum bu filmin müzikleri de müthiş.   

Yüzüklerin Efendisi serisinde tanıdığımız Gollum’la Bilbo Baggins’in karşılaşması ve Bilbo’nun hayatının tümüyle değişmesine da tanık oluyoruz serinin bu ilk bölümünde.    

Bu filmle beraber Cüceler kralı Thorin Oakenshield rolündeki Richard Armitage ‘ı yakın takibe almaya karar verdim 🙂 Daha önce nasıl dikkatimi çekmemiş derken imdb bilgilerine bakınca oynadığı dizileri ve filmleri izlemediğimi fark ettim.
Sürüyle garip yaratığa karşın görebileceğiniz en güzel gözlü aktörleri de bir araya toplamışlar bu filmde. Bu yazdığımın Gollum’un mavi gözleriyle ilgisi yok ama inanın Andy Serkis’in muhteşem performansıyla onun gözleri bile güzel görünecek izlerken. Film hakkında fazla ipucu vermek istemiyorum; bu haftasonu kendinize vakit ayırın ve mutlaka IMAX olarak izlemeye çalışın. Filmin süresine de takılmayın, koltuğunuza gömülüp kalacaksınız.


Hilton HHonors ile Anı Yakalayanlar

Kasım ayının son haftası ilginç bir sergiye davetliydim. Hilton HHonors üyelerinin; 18 Eylül-1 Kasım tarihleri arasında fotograflayıp, Instagram hesapları üzerinden #anıyakala ipucuyla paylaştıkları görüntüler arasından seçilenlerin sergilendiği toplantı Conrad İstanbul’daydı.  

55.000 fotograf arasından özenle seçilen 24 tanesinin sergilendiği alanda en büyük rakipleri Conrad Istanbul’un muhteşem manzarasıydı.  

Hepsi birbirinden alımlı genç kadınlar ve erkeklerle dolu terasa sigara içildiği için pek itibar etmesem de arka plandaki İstanbul manzarası o kadar çekiciydi ki dayanamayıp çıktım ve bir kaç kare aldım.  

Gecenin müzikleri DJ Doğuş Çabakçor ve Four In The Pocket grubundandı. Bu grubun adını duyup kendilerini canlı dinleme fırsatım olmamıştı keyifle eşlik ettim şarkılarına.  
Benim kalbimi kazanan fotograflar @umitko ve @ahmeterdemm isimli kullanıcıların kareleriydi.  

Bu ilginç sergiyi; 10 Aralık 2012 ye kadar Doubletree by Hilton Istanbul Old Town, 17 Aralık 2012 ye kadar Hilton Garden Inn Istanbul Golden Horn ve 24 Aralık 2012 ye kadar Doubletree by Hilton Istanbul Moda da gezebilirsiniz.  
Hilton Worldwide’ın 10 seçkin otel markasına yönelik sunduğu sadakat programı Hilton HHonors’ın 34 milyondan fazla üyesi varmış.Tarih kısıtlaması olmadan aynı konaklamada Points & Miles kazandıran tek müşteri sadakati programıymış, size nasıl ve hangi havayolu ortağı ile kazanmak istediğinize karar verme esnekliği de sağlıyormuş. Detaylı bilgi almak ve ücretsiz üye olmak için BURAYA tıklayabilirsiniz.


Monet’nin Bahçesi

Geçtiğimiz pazar sabahı; 8 kasımda hasta olduğu için çıkamadığımız doğum günü kahvaltısına götürdüm teyzemi. İkimiz de erken uyananlardan olduğumuz için, gittiğimiz saatte Bebek Cookshop’ta bizden başka sadece bir masa daha vardı 🙂
Gri havaya rağmen manzaraya nazır doyurucu kahvaltımızı, güzel demlenmiş çaylarımız eşliğinde tamamladıktan sonra, günün ikinci durağı olan Sakıp Sabancı Müzesi‘ne doğru yola çıktık.
Müze karta sahip olma keyfini SSM’de de kullanıp güvenlikten geçtiğimizde yağmur çiselemeye başlamıştı. Hiç istifimizi bozmadan köşke doğru kıvrılarak ilerleyen yoldan yukarı yürüdük. Toprağın kokusu, yeşilin binbir rengiyle sarhoş olmamak mümkün değil.

Bu duygu serginin girişinde de devam etti. Giverny Bahçesi’nin çekimleri ve kuş sesleri karşıladı bizleri. Bir bölümde Monet’nin piposu gözlüğü ve paleti de sergileniyor. Yine aynı bölümde ailenin portrelerine ek olarak bir başka usta Renoir’ın fırçasından Monet ve ilk eşi Camille’in portresi de var.

İlerledikçe sanatçının ünlü tabloları “Dalların Arasından İlkbahar” ve “Argenteuil Yakınlarında Yürüyüş”ü göreceksiniz. Yıllardır beni en çok büyüleyenler “Nilüferler” olmuştur.  

Girişte elimde fotograf makinası olmadığı için olsa gerek çekim yapılamayacağı uyarısını atlamışlar. Sergiyi gezerken bir iki kare görüntü aldıktan sonra bir görevli yanıma yaklaşıp nazikçe bu sergi için fotograf yasağı olduğunu söyledi. Ben de boynumu büküp Monet’nin muhteşem nilüferlerini izlemeye devam ettim. Pek çok kitapta, filmde eserlerini görmüştüm daha önce, ama tablolarında eflatunun ve turkuazın bu denli yer aldığının ayırdına ancak sergiyi gezince vardım. Empresyonizmin yaratıcısı bu ilginç ressamın Giverny Bahçesi’yle ilgili eserlerine bayıldım.
Sanat dünyasının en önemli isimlerinden birinin eserlerine bu kadar yakından bakabilmek güzel bir duyguydu. Sergide ressamın olgunluk dönemine ait ve daha önce sergilenmemiş eserlerini görebiliyorsunuz. Sonlara doğru onun katarakt nedeniyle izlenimcilikten soyuta dönen tabloları var. “Salkımsöğüt” ve “Güllü Yol” modern sanata öncülük eden tablolar olmuş zaman içinde. Bu dönemdeki resimlerinde kırmızı tonların hakim olduğunu görüyoruz ve ne ilginç ki katarakt hastalarının görüş biçimiymiş bu.
Çıkıştan hemen önce oluşturulmuş bir salonda Monet’nin Giverny’deki evinde yapılan çekimlerden bölümler izledim. Hüzün verici ama bir o kadar da harika görüntüler bunlar. Mutlaka vakit ayırıp izleyin. Hatta gitmeden önce ŞURAYA tıklayarak önbilgiler edinin derim.   

SSM’de yer alan her sergiyi gezdikten sonra, kitap ayracı gibi hesaplı ve cüzdanıma yük olmayacak anılar alırım kendime. Bu kez biraz daha hovarda davrandım ve hediyelik eşya galerisini dolaşırken rastladığım 15 TL tutarındaki gözlük kutusunu sahipleniverdim hemen, en sevdiğim tablolardan biri olduğu için de büyük bir mutlulukla kullanıyorum 🙂
Sergiyi 6 Ocak 2013 tarihine kadar, pazartesi hariç her gün gezebilirsiniz. Müzekart+ sahiplerine giriş ücreti sadece 4 TL ve tabii 65 yaş üzeri konuklar ücretsiz gezebiliyorlar.
BURAYA tıklayarak Google Art Project üzerinde, Monet eserlerinden oluşturduğum galerimi de görebilirsiniz.


Hotel Transylvania

Rus asıllı Amerikalı yönetmen Genndy Tartakovsky’nin eğlenceli animasyonu Hotel Transylvania‘nın öngösterimini izledim bu sabah. Dublaj olması dışında pek eğlenerek izlediğimi itiraf etmeliyim. Hatta bazı yerlerde kahkahalarla güldüm.
Kont Dracula’nın kızını insan ırkından korumak için özel olarak inşa ettirdiği ve her çeşit yaratık ile yakınlarının rahatça konaklayabildiği bir otelde geçiyor film. Dracula; kızı Mavis’in 118.ci doğum günü kutlaması için özel bir haftasonu planlar. 

Görünmez Adam, Frankenstein, Kurt Adam, Quasimodo, Mumya ve yakınlarını a partiye davet eder. Bütün bu efsane konukları ağırlamak Dracula için hiç sorun değil, bir tanecik kızı gözbebeği Mavis için her derde katlanabilir. Tam da bu sırada otele gelen sıradan bir insanın Mavis’in gönlünü çalması Dracula’nın hiç hoşuna gitmez. Babalar ve kızlarının sevimli hikayesini 23 kasım cumadan itibaren izleyebilirsiniz. Tartakovsky ve içlerinde Kaan Kalyon, Taner Ay gibi yaratıcı iki Türk sanatçının da bulunduğu ekibin sağlam bir çalışma yaptığına tanık olacaksınız. Karakterler, renkler, müzikler pek leziz, keşke dublaj için de aynı şeyi söyleyebilseydim. İçinizi bayıltmayacak ama şarkılarda orijinali olsaymış diyebilirsiniz. Yapımına 2006 yılında başlanan ve bitim aşamasına kadar 6 yılda 6 değişik direktörün görev aldığı film; Sony Pictures’a 100 milyon dolara mal olmuş.


Bu hafta sonu özellikle 7 yaş üzeri kız çocuk babalarına, kızlarıyla birlikte bu filmi izlemelerini öneririm. Uzun yıllar sonra yapmaya hazırlandığınız konuşmalar için bu filmle birlikte eğlenceli bir altyapı yaratabilirsiniz 🙂


İstenmeyen Dövmenizden Lazerle Kurtulun

Kasım ayının ilk günlerinde sevgili Zeyno Tüzkan’ın davetiyle ilginç bir bilgilendirme toplantısına katıldım. Gençlerin çok özendikleri ama genellikle ailelerinin red cevabıyla karşılaştıkları dövme yaptırmak artık korkulu rüya olmaktan çıkıyor. Yapılan dövmeyi beğenmediğinizde, sıkıldığınızda, adını yazdırdığınız sevgiliden ayrıldığınızda, kamu şirketlerinde çalışacak olursanız dövmenizi kolayca sildirebilirsiniz.
Dermatolog Uzman Dr. Ata Nejat Ertek bizlere dövmenin tarihinin yaklaşık beşbin yıl olduğunu ve dövmeden kurtulmak için çaba harcamanın da neredeyse o kadar eski olduğundan söz etti. Dövme silmek için yapılan ilk denemeler kesme ve zımparalama yöntemleriymiş. 1990ların sonunda Q Switch lazerler geliştirilmiş ve bu yeni nesil lazer sistemleri, dövme silme için kullanılan son teknolojiymiş. Sadece siyah dövmelerin değil, renkli dövmelerin çıkarılmasına da imkan vermekte ve sağlıklı deriye zarar vermeden dövme silme işlemi gerçekleştirilmekteymiş. Makineden çıkan lazer ışını ile dövme mürekkebi parçacıklara ayrılıyor ve bu parçalar, vücudun doğal mekanizması ile birkaç hafta içinde atılıyormuş. Çok önemli bir noktayı da özellikle yazmalıyım, hamileler ve diaybet hastalarına dövme silme işlemi uygulanamazmış.  

Daha sonra söz alan; Dövme Sanatçıları Destekleme Derneği temsilcisi Ateş Tor da bizlere doğru ve yanlış uygulanmış dövmeler hakkında bilgiler verdi. 23 yıldır binlerce dövmeye imza atmış olan Tor konuşmasının bitiminde bir dövme uygulaması yaptı.   

Sonra Dermatolog Uzman Dr. Ata Nejat Ertek’den en son teknoloji Qswitch ND YAG lazer sistemi ile uygulamalı olarak dövme silme işlemini izledik. Bu sistem, dıştaki dokuya zarar vermeden boyayı görerek dövmeyi siliyormuş. Seans aralıklarının 4-6 hafta olması en sağlıklı seçimmiş. Siyah, tek renk dövmelerin çıkarılması, sarı kırmızı, yeşil dövmelerden daha kolaymış. Dövmenin silinmesini etkileyen en önemli faktör; dövmenin derinliğiymiş ve dövme boyası ne kadar derindeyse silme işlemi de o kadar zor oluyormuş. Koyu renk dövmeler için simle işleminde 4-6 seans yeterli olurken, açık renk dövmeler için bu sayı 12’yi bulabiliyormuş. Koyu renk dövmeler en hızlı şekilde cevap verirken; bunu mavi, yeşil, kırmızı, turuncu ve pembe gibi sıcak renkler takip ediyormuş. Kişinin kendi ten rengine yakın olan renkleri ve açık tonları silmek daha zormuş. Bu renklerin işlemden sonra koyulaşma riski varmış. Bu nedenle, dövme sildirme işlemine başlamadan önce mutlaka konsültasyon gerekiyormuş. Dövme silme işleminin mutlaka bir uzman tarafından yapılması gerektiği de önemli bir detay. Silme işleminin ücreti yaptırdığınız dövme maliyetinin yaklaşık 4 katıymış, dövme yaptırmadan önce bunu da aklınızdan çıkarmayın 🙂


The Hobbit: An Unexpected Journey

Fragmanlarını izlediğimden beri aralık ayının ikinci haftasını heyecanla beklemeye başladım.
The Hobbit: An Unexpected Journey; Akademi ödüllü yönetmen Peter Jackson’ın yeni üçlemesinin ilk filmi. Üçleme; bizleri LOTR’den 60 yıl öncesine Bilbo Baggins’in maceralarına götürecek.

Bilbo Baggins’in hayatını baştan sona değiştirecek Gollum ile ilk karşılaşması da bu filmde.

Efsane savaşçı Thobin Oakenshiled, ejder Smaug, Goblinler, Orklar, ölümcül Warglar, şekil değiştirenler ve diğerleriyle heyecanlı bir yolculuk yapacağız. Gel 14 aralık, çabuk gel.
Filmin resmi internet adresi The Hobbit: An Unexpected Journey
Sıkça güncellenen blog adresi http://www.thehobbitblog.com/


3-9 Kasım Organ Bağışı ve Nakli Haftası

3-9 Kasım tarihleri arasında Organ Bağışı/Nakli Haftası olarak geçiyor takvimlerde. Ülkemizde bu konuda yapılan çalışmalar; çoğu zaman insanlarımızın bilgi eksikliği, inanç sistemi gibi duvarlara çarpıp çaresiz kalıyor. Tabii hastalar da şifa bulabilecek yerde, ölüp gidiyorlar sevdiklerinin gözü önünde tükenerek. Unutmamalıyız, hepimiz bir gün organ nakline ihtiyaç duyabiliriz.

On sekiz yaşını doldurmuş ve doğru ile yanlışı ayırabilme yeteneğine sahip herkes, başta kalp olmak üzere, akciğer, böbrek, karaciğer ve pankreas gibi organlar; kalp kapağı, göz kornea tabakası, kas ve kemik iliği gibi dokuları bağışlayabilmektedir. Bir kişi organlarını bağışlayarak bir çok insana yaşama şansı verebilir. Ülkemizde çok sayıda devlet ve üniversite hastanesinde organ bağışı işlemleri yapılmaktadır.

Ülkemizde kadavradan nakillere göre canlıdan canlıya gerçekleştirilen nakil operasyonları daha sık yapılmakta. Avrupa’da organ nakillerinin yüzde 80’i kadavra, yüzde 20’si canlıdan canlıya yapılmakta. Türkiye’de ise nakillerin yüzde 75‘i canlı, yüzde 25’si kadavradan yapılmaktadır. Organ bağışının az olması bunun en önemli nedenidir. Kadavradan nakillerin artması için hastaların beyin ölümünün gerçekleştiği merkezlere ve organ nakli koordinatörlerine büyük sorumluluklar düşmekte. Bireylerin ve hasta yakınlarının bilgilendirilmesi, yanlış bilinenlerin değiştirilmesi konularında çok yol almamız gerekiyor.

Türk Nefroloji Derneği verilerine göre ülkemizde diyaliz uygulanan veya böbrek nakli yapılmış yaklaşık 60.000 hasta bulunmakta. Bu sayının, gelişmiş birçok ülkenin neredeyse 2 katı olan yıllık % 10 artış oranı ile 2015 yılında 100.000’i aşacağı ve halen 1.5 milyar dolar olan tedavi maliyetinin iki katına çıkacağı tahmin edilmekte. Sağlık Bakanlığı verilerine göre ülkemizde diyaliz uygulanan veya böbrek nakli yapılmış 65.000’e yakın hasta bulunmakta ve toplam sağlık bütçesinin % 5.2’si bu hastaların tedavisi için harcanmakta. Bu sayının yakın gelecekte 100.000’e ulaşacağı ve tedavi maliyetinin 3 milyar doları aşacağı tahmin edilmekte.

Böbrek nakli, hastalara daha uzun ve kaliteli yaşam olanağı sunmasının yanı sıra, tedavi maliyetinin de önemli ölçüde azalmasını sağlamakta. 65.000’e yakın son dönem böbrek yetmezlikli hastanın ancak % 12.5’i böbrek nakilli, % 87.5’lik büyük hasta grubu diyaliz ile yaşamını sürdürmek zorunda. Üzücü kısmı, ülkemizde böbrek nakillerinin büyük kısmı canlı vericiden yapılmakta, kadavradan böbrek nakli sayısı yeterli değil.

Ulusal Organ Bekleme Listesine kayıtlı 19.000’e yakın hastanın böbrek beklemesine karşın, son yılda ancak 521 hasta bu şansa erişebilmiş (tüm böbrek nakillerinin % 18.5’i). Çaba harcanması ve dikkat çekilmesi gereken bir alan. Yapılacak çok iş ve alınması gereken çok mesafe var. En önemlisi de organ bağışı konusunda farkındalığın artırılması ve bağışçı sayısının artırılmasıdır. 2011 yılında toplam 1319 beyin ölümü bildirimi yapılmış olmasına karşın, sadece 343 kadavra vericisinin ailesinden organların kullanımı için izin alınabilmiş (% 26). Nüfusu 75 milyona ulaşan bir ülkede yıllık beyin ölümü bildirimi sayısı ve bağış oranı Batı ülkelerinin çok gerisinde. Toplumun bilinçlendirilmesinin ve sağlık personelinin bu konuda özel olarak eğitilmesinin önemi büyük.

Organ Bağışı ve Nakli Hakkında Bilmek İstedikleriniz
Türkiye’de Organ Bağışı


Mâdem ki insansın…

“Mâdem ki insansın, mâdem ki duyuyor, düşünüyor ve seziyorsun, büyük hakikati bulmak için gönlünü ve idrakini yoracaksın. Duyduklarını ve bulduklarını söyleyeceksin. Sen söyleyemezsen, ruhunun vâsıl olduğu sırları şiirlere, sazlara ve sema’lara söyleteceksin. Bütün bunlarla dahi söyle…”

Mevlana 

Dünden beri internet üzerinde Fazıl Say hakkında çok sayıda yazıyı, eleştiriyi, protesto mesajlarını okuyordum. Bu sabah sevgili dost Ahmet Fazıl Ayan ‘ın paylaştığı Mevlana dizeleri gözüme ilişti. Orada kalmasınlar sizler de okuyun istedim. Bu da benim “söyleme” yolum sanırım.

Sevgi ve ışıkla kalın…

 

Kullandığım görsel de sevgili dost Hülya Özbudun’un çektiği bir kare.


Blog Action Day 2012 #BAD12

Blog Action Day; brings together bloggers from different countries, interests and languages to blog about one important global topic on the same day since 2007.
This year’s theme is “The Power of We“, a celebration of people working together to make a positive difference in the world, their countries or for people they will never meet all around the world. Thousands of bloggers, from hundreds countries have registered for this day.

I would like to use this opportunity to tell you about the project  “Semra Is Calling”

After last October’s earthquake destroyed the southeastern Turkish city of Van and a majority of the buildings at Yuzuncu Yil University, Turkish Philantrophy Funds and donors reacted.

Funds were raised and ground was broken to rebuild the heart of the university. As classes resume, only students with the means to commute to school can attend. It has been brought to attention, that the students need dorms. Without a safe place to sleep and study, students cannot attend school. Semra is a student at the university, and she is calling you for help.

Answering Semra’s Call: Rebuilding dorms at Van’s Yuzuncu Yil University. Turkish Philantrophy Funds’s Young Professionals are hosting an event to answer her call.
Please join them HERE  and show the world “The Power of We”

“Semra Is Calling”
http://www.tpfund.org/en/semraiscalling.aspx


Buluşmak Üzere… Can Yücel’i Anıyoruz

Buluşmak Üzere…

Diyelim yağmura tutuldun bir gün
Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek
Öbür yanda güneş kendi keyfinde
Ne de olsa yaz yağmuru
Pırıl pırıl düşüyor damlalar
Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın
Dar attın kendini karşı evin sundurmasına
İşte o evin kapısında bulacaksın beni

Diyelim için çekti bir sabah vakti
Erkenceden denize gireyim dedin
Kulaç attıkça sen
Patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan
Ege denizi bu efendi deniz
Seslenmiyor
Derken bi de dibe dalayım diyorsun
İçine doğdu belki de
İşte çil çil koşuşan balıklar
Lapinalar gümüşler var ya
Eylim eylim salınan yosunlar
Onların arasında bulacaksın beni

Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya
Çakmak çakmak gözleri
Meydan ya Taksim ya Beyazıt meydanı
Herkes orda sen de ordasın
Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından
Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim
Özgürlüğe mutluluğa doğru
Her işin başında sevgi diyor
Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili
Bi de başını çeviriyorsun ki
Yanında ben varım
CAN YÜCEL


Sayfalar:1...18192021222324...42