:::: MENU ::::
Browsing posts in: Beğendiklerim

Bir Filmin Hatırlattıkları

Uzun süredir çeşitli sağlık sorunlarıyla boğuşan teyzeme biraz değişiklik olsun diye birlikte sinemaya gittik. Yağmurlu havada yapılacak en iyi etkinlik de buydu zaten. Akmerkez’de yenilenen sinema salonlarından birinde, The Monuments Men izledik. (Hangi akla hizmetse Hazine Avcıları olarak türkçeleştirilmiş filmin adı)
II. Dünya Savaşı sonlarında geçen, kalabalık kadrolu film ile ilgili çok fazla sözüm yok. Film; Hitler adına yapılacak bir müzeye konulmak üzere Avrupa’daki müzelerden önemli eserlerin Nazilerce alınması, çağdaş sanatçıların eserlerinin acımasızca yakılıp yok edilmesi karşısında harekete geçilmesi için Amerikan hükümetinden izin alan ve küçük bir grupla Avrupa’da sanat eserlerini kurtarmaya çalışan sanat tarihçisi Frank Stokes ve arkadaşlarının hikayesi.

The-Monuments-Men-UK-Quad-Poster

Bana ilginç gelen bölüm; uzun yıllardır ülkemizde yaşanan yok etme, yozlaştırma odaklı çalışmaları hatırlatan bir konuşma oldu. Şöyle diyordu Frank Stokes arkadaşlarına:

” You can wipe out an entire generation, you can burn their homes to the ground and somehow they’ll still find their way back. But if you destroy their history, you destroy their achievements and it’s as if they never existed. That’s what Hitler wants and that’s exactly what we are fighting for. “

Kabaca çevirisini şöyle düşünebilirsiniz:

” Bir nesli tümüyle yok edebilirsiniz, evlerini yakıp yerle bir edebilirsiniz, onlar yine de bir şekilde ayakta kalır ve yeniden başlarlar. Ama siz onların tarihini yok eder, başardıklarını yok ederseniz onlar da sanki hiç varolmamış gibi olurlar. İşte Hitler’in istediği de bu ve biz de tam anlamıyla bununla mücadele ediyoruz. “

Bu sahne bana; yıllardır baleden, operadan, heykelden, tiyatrodan nefret ettiğini haykıran, kişisel çıkarları için tarihi eserleri yok etmekte zerre kadar beis görmeyen birilerini hatırlatıverdi. Harran’ı, Zeugma’yı yok ettiler, Allianoi’yi yok ettiler, Bizans kalıntılarına çanak çömlek dediler. Atatürk Kültür Merkezi’ni harabeye çevirdiler. Haydarpaşa ve Sirkeci Garı sıradakiler, saymakla bitmiyor yok etmeye çalıştıkları değerler. Sanatı, tarihi eserleri, geçmişi olmayan bir toplum olmayacağımız günlere kısa sürede kavuşmak dileğiyle…

Film ile ilgili bilgilere BURADAN ulaşabilirsiniz
Minik bir not: Umarım George Clooney bir süre sonra bu filmin haklarını Netflix’e satar, onlar da mini dizi olarak yeniden çekerler, kesinlikle dizisi daha başarılı olacaktır. Onca konu var filmin içinde, her biri başlı başına işlenebilecek, filmden çıktığınızda birşeyler yarım kaldı hissine kapılıyorsunuz.


Aldanma Cahilin Kuru Lafına

Aşık VeyselAşık geleneğinin son büyük temsilcisi Aşık Veysel ‘i 41 inci ölüm yıldönümünde saygıyla selamlıyorum. Yıllarca Anadolu’da dolaşıp Köy Enstitüleri’nde saz hocalığı yapan Aşık Veysel’in, ustalıkla kullandığı yalın Türkçesiyle yazdığı şiirlerinde; yaşama sevinciyle hüzün ve iyimserlikle umutsuzluk iç içe yer alır.

Aldanma cahilin kuru lafına
Kültürsüz insanın külü yalandır
Hükmetse dünyanın her tarafına
Arzusu hedefi yolu yalandır

Kar suyundan süzen çeşme göl olmaz
Gül dikende biter diken gül olmaz
Diz diz eden her sineğin bal’olmaz
Peteksiz arının balı yalandır

İnsan bir deryadır ilimle mahir
İlimsiz insanın şöhreti zahir
Cahilden iyilik beklenmez ahir
İşleği ameli hali yalandır

Cahil okur amma alim olamaz
Kamillik ilmini herkes bilemez
Veysel bu sözlerin halka yaramaz
Sonra sana derler deli yalandır

Aşık Veysel Şatıroğlu


Kök Hücre Kongresi Öncesinde İki Önemli Duyuru

Geçen hafta ülkemizi saran boğucu ve karanlık günlerden sonra, cuma sabahı katıldığım basın toplantısında; pırıl pırıl zekalarıyla gelecekte insanların sağlıklı yaşayabilmesi için canlarını dişlerine takarak çalışan bilim insanlarıyla tanışmak ruhuma çok iyi geldi. Kök Hücre ve Hücresel Tedaviler Derneği Başkanı, Prof. Dr. Erdal Karaöz ile Kök Hücre ve Hücresel Tedaviler Kongre Sekreteri, Doç. Dr. Serdar Kabataş’ın katılımlarıyla gerçekleşen basın toplantısında verilen iki önemli ilerleme haberi Gece Körlüğü ve Kas Erimesi konusundaki başarıları ile geleceğe dair umutlarım yükseldi.  stem cell
Günümüzde modern tıbbın güncel yöntemlerle kesin olarak tedavi edemediği hastalıkların tedavileri; hasar gören hücre-doku veya organların biyolojik işlevlerini yerine koymak (rejeneratif tıp) ya da tamir etmek (reparatif tıp) ile mümkün olabiliyor. Bu sürecin önemli biyolojik unsuru ise “Kök Hücreler”. Son yıllarda, bu alanda pre-klinik araştırma ve klinik denemelere ilişkin birçok rapor yayımlanıyor. Genetik tabanlı hastalıklarda Kök Hücre tedavisi çare olmaya başladığından bu yana ülkemizde de kök hücre alanında Ar-Ge çalışmaları yürüten bazı merkezler faaliyete geçti, birçoğu da kurulma aşamasında. 30 dan fazla hasta bakanlık izniyle ücretsiz olarak tedaviye alınmış. Erdal Hoca özellikle yabancı ülkelere deva bulmaya giden hastalara uyarıda bulunarak sonu hayal kırıklığıyla bitecek pahalı hatalar yapmamalarını istedi. Son yıllarda çok sayıda hasta kök hücre tedavisi umuduyla kandırılarak yurt dışına götürülmüş ve dolandırılmış.
Geleneksel tıpla tedavi edilemeyen Chron, körlük, sağırlık, kas erimesi, siroz benzeri hastalıkların kök hücre, gen mühendisliği, doku organ mühendisliği ile tedavi edilebildiğini anlatan Prof.Dr. Karaöz, sözlerine “Özellikle santral sinir sistemi bağlantılı, omurilik yararlanmaları, travmatik beyin hasarları, demans, alzheimar gibi hastalıklarda kök hücre klinik uygulamaları mevcut. Öyle ki gelecekte kadavradan alınan bir organın laboratuvarda hücrelerden arındırılıp kök hücrelerle tekrar donatılarak, tekrar insana nakledebilir dokular elde edilebilecek. Üç boyutlu dokular üretilmeye başladı ve kök hücre teknolojisi hücrelerin değişebileceğini gösteriyor. Kök hücre teknolojisi, her hücrenin her hücreye değişebildiğini gösteriyor. Bu da hastalığın nedenine, nasılına, tedavisine götüren cevapları ortaya çıkarıyor. Şimdi bu teknoloji; “Kanser hücresinin yerinde yeniden programlanarak, geldiği sağlıklı hücreye dönüştürülebilir mi?” sorusu üzerinde çalışıyor. ‘’ diyerek devam etti.
Daha sonra dünyadaki Kök Hücre çalışmaları ve yapılanmalardan söz eden Prof.Dr.Karaöz: ‘’Dünyada kök hücre AR-GE faaliyetleri Avrupa, Güney Asya (Çin, Güney Kore ve Amerika’ya yayılmış durumda ve yapılan çalışmaların çoğu devlet destekli. Dünyada kök hücre çalışmalarında ilk sırada ABD, 2. sırada Çin geliyor. Örneğin sadece New York’ta yıllık 600 miyon dolar ARGE’ye ayrılıyor. Yine Güney Kore sadece kök hücre çalışmalarının yapılacağı bir silikon vadisi kuruyor. İran bu alanda hem araştırma hem de uygulama olarak ilk 10 içerisinde. Kök hücre için her şeyden önce uygun laboratuvar ortamı (GLP) gerekiyor. GLP koşulları olmadan hücre üretip, insana nakletmek olanaksız. Türkiye’de şu anda bu ortamı sağlayan sadece 2 merkez var. Ancak yapım aşamasında olanlar oldukça çok. Türkiye’de ilk kök hücre araştırma merkezi, Kocaeli Üniversitesi’nde kuruldu. Şu an bu laboratuvarda kök hücre kullanarak kalp kası hücresi yapılabiliyor.’’ diye devam etti.
Prof Dr. Karaöz; Kök hücre üretiminin iki kaynağı olduğunu ve kök hücre üretim kaynaklarından biri olan İnsan embriyonu kullanımının, genellikle çok yaygın olmadığını ve Türkiye’de 2005 yılında yasaklandığını paylaştı. “Örneğin komşularımızdan İran’da bu araştırmalar yasak değil. Uzmanlar, Türkiye’deki uygulama ve araştırmalar için de bu yasağın kalkmasını söylüyor. Diğer kaynak ise mazenkimal kök hücreleri. Yağ dokusu, kemik iliği, diş pupası amniyon sıvısı, overyum, plesenta göbek bağı, kordon bağı gibi daha birçok bölgeden rahatlıkla elde edilebiliyor. Mazenkimal kaynak çalışmalarında İran dünyada ilk sırada yer alıyor.” diyen Erdal Hoca daha sonra Kök hücre ve Hücresel Tedaviler Derneği ile ilgili bilgiler verdi.
Dernek olarak 2013 yılında kurulmuş çok genç, ama bir o kadar da çok deneyimliler. 150 üyeleri var ve hedefleri, Kök hücre konusunda klinik insan deneyleri yapan bilim insanlarını bir araya getirmek.
Hasta ve hasta odaklı yaklaşımla fark yaratmaya çalışan dernek, kök hücre tedavisi gören ve görecek olan hastalara yardım etmeyi hedefliyor.
Mevcut uygulamalarla ülkemizde, Sağlık Bakanlığı’ndan izin alarak, hastanın da bilgilendirmesiyle birlikte kök hücre tedavi denemeleri yapılabiliyor. Bu sayı şu an için 30 kişi. Ancak bu tedavi denemeleri de oldukça pahallı. Yetkililer klinik insan tedavilerine ve araştırma projelerine destek olmak için şu an eldeki kaynakların sadece kongre ve bağışlarla olduğunu belirtiyorlar.
Dünyada ilk kez ince barsak hücreleriyle birlikte kök hücre nakli Türkiye’de yapılmış. Bu başarılı klinik çalışmanın sonuçları da 20-23 Mart da Uluslararası katılımlı olarak yapılacak 1.Kök Hücre ve Hücresel Tedaviler Kongresinde açıklanacak.
Kongre ile ilgili bilgilere BURADAN ,  Kök Hücre Derneğine BURADAN erişebilirsiniz.


Allacciate le Cinture / Kemerlerinizi Bağlayın

Sevgili Duygu Kutlu’nun davetiyle, Feriye sinemasında gerçekleştirilen öngösterimle izleme şansı buldum yönetmenliğini Ferzan Özpetek’in yaptığı Allacciate le Cinture/Kemerlerinizi Bağlayın filmini.
bar sahnesiFerzan Özpetek’in sinema dilini seviyorum. Hayatın tam içinden günlük olayları alıp, bir masal aleminden yansıtmasını izlemeye bayılıyorum. Arka planda çalan ustaca seçilmiş, içinize işleyen melodilerı de ayrıca keyif veriyor izlerken, kendinizi bu masal alemine kaptırıp gitmenize neden oluyor.
Oyunculuklar, mekanlar, görüntüler, minik gibi görünen anlamlı detaylar, hep sizi o masal aleminde oradan oraya uçurup savurmak için özenle seçilmişler. Erotizmin sınırlarında dolaşan kareler de; Özpetek’in erkek bedenine saygı duruşu gibi, rahatsız edici değil, tam kararında.
fabio ve antonioElena (Kasia Smutniak) ve Antonio’nun (Francesco Arca) kavgayla başlayan; tutkuya dönüşen aşklarının 13 yıllık hikayesi Allacciate le Cinture/Kemerlerinizi Bağlayın.
Başroldeki oyunculardan çok, yardımcı oyunculardan etkilendim izlerken. Ekzantrik teyze rolünde Elena Sofia Ricci, Elena’nın en yakın dostu gay arkadaşı Fabio rolünde 20 li yaşlarındaki Mehmet Günsür’ü anımsatan Filippo Scicchitano, Elena’nın hastanede oda arkadaşı ve teyzesi kadar eksantrik bir başka kadın Egle rolünde Paola Minaccioni, Antonio’nun kuaför metresi Maricla rolünde Luisa Ranieri ve isim bilgisine ulaşamadığım ama Elena ile Antonio’nun kızlarını canlandıran minik oyuncuyu hayranlıkla izledim.
Elena ve MariclaKarakterlerin; hayatın akışı içerisinde birbirleriyle kesişen yolları, kaderlerine dokunuşları ustaca anlatılıyor filmde . Elena’nın Antonio’ya “Seni olduğun gibi sevdim, değiştirmeye çalışmadım” dediği duygusal yoğunluklu sahne; ilişkilerine olmadık anlamlar yükleyen ve hayatındaki erkeğii hayalindeki prense çevirmeye çalışıp, hem kendini hem de sevdiğini mutsuz eden hemcinslerime ders niteliğindeydi.
Güney İtalya’nın turistik yerleşimlerinden Lecce’de çekilen filmin hikaye ve senaryosu Ferzan Özpetek ile Gianni Romoli’ye ait. Gian Filippo Corticelli’nin görüntü yönetmenliğini üstlendiği film 14 Mart cuma günü gösterime giriyor.
Ülkenin bunaltıcı gündeminden biraz olsun uzaklaşmak ve güzel müzikler eşliğinde bir aşk masalı izlemek isterseniz haftasonu kendinize vakit ayırın ve bu filme şans verin derim.


Hayata Karşı Muay Thai Duruşu

ogrenci Açıksınıf.com tarafından gerçekleşen eğitimlere yeni bir etkinlik daha eklenmiş; ‘Hayata Karşı Muay Thai Duruşu’…
Muay Thai; geçmişi binlerce yıl öncesine dayanan bir Thailand savaş sanatı ve bir yaşam biçimi olarak yıllar boyu öğretilmiş. Tarihteki ilk Muay Thai yarışmaları Siam Kralı Parchao Sua tarafından 1600’lü yılların sonlarında yapılmaya başlanmış. Eski dövüşler, meydanlarda veya açık alanlarda yapılıyorken günümüzdeki çizgisine 1930 yılında kavuşmuş.
Muay Thai; insanın psiko-fiziksel anlamda üst düzey bir performans ve direnç kazanmasına, kendi vücut potansiyelini maksimum anlamda tanımasına, esneklik anlamında da tüm vücudun günlük hayatta çalışan kaslarını gevşetmesine kattığı büyük fayda ile günümüz spor dalları arasında ön plana çıkıyor. kız ogrenci
‘Hayata Karşı Muay Thai Duruşu’ saldırganlığı bastırmanın ve özgüveni elde etmenin yanı sıra, günün stresinden uzaklaşmak adına negatif enerjinin kısa yoldan bedenden atılması için amatör anlamda en etkili uygulamalardan biri.
Muay Thai öğretisi; hem bir spor dalı, hem terapi, hem de bir hayat biçimi olarak benimsenmeli. Günlük hayatta insanları en çok strese sokan olgu zaman olgusu. Para, iş ve kariyer olguları ise her noktada zaman olgusuna bağlı olarak gelişiyor.
Yoğun ve stresli iş temposuna rahatlıkla göğüs germek ve mücadele anlarına karar verme yetisini katarak başarıya ulaşmak isteyen herkes ‘Hayata Karşı Muay Thai Duruşu’ eğitimini deneyimlemeli.
Muay Thai sayesinde tam konsantrasyon sağlama öğrenilip, mücadele azmi en yüksek seviyeye çıkartılabilir. Bu sayede iş hayatında sıkça yaşanan panik anlarındaki stres çok daha kolay yönetilebilir.
Cem Bostancı tarafından verilecek eğitim ile ilgili detaylar için Açıksınıf.com sayfalarını inceleyiniz.


İnternet Özgürdür Manifestosu #karşıyız

Aşağıda okuyacağınız manifestonun altına ben de seve seve imzamı atarım, sizler de atmalısınız. Ortak alanlarımıza yapılan müdahelelerin hepsine karşıyım; internet sansürüne ise bağıra bağıra karşıyım. Sevgili İpek Aral‘ın televizyon söyleşisinde belirttiği gibi “iNTERNET YASASI DEVLETİN MOBİNGİDİR” kabul edilemez. Lütfen sizler de artık sünepelikten vazgeçin ve sesinizi yükseltin, bu manifestoya destek verin.
Televizyon söyleşisini izlemek için BURAYA tıklayınız.

ikmanifestosu

İnternet, birbirimize akıllarımızla dokunduğumuz ortak alanımız.

21. yüzyılın işbirlikçi, yenilikçi, hızla gelişen dünyasında Türkiye’nin insan temel hak ve özgürlüklerinin kullanımında adım adım geriye gitmekte olduğunu görmek biz İnsan Kaynakları Bloggerlarını şiddetle endişelendirmektedir.

Gerek Anayasamız, gerekse uluslararası normlara aykırı içeriğe sahip olan İnternet Yasası’na karşı tek nefes olup “Hayır” diyoruz. Ortak alanımıza devlet eliyle yapılacak insan hak ve özgürlüklerini kısıtlayıcı her türlü müdahaleye #karşıyız.

İnterneti kullanma konusunda yeni nesillerin vizyonuna sahip olmak, birbirimize güvenmek, geleceğe dijital dünyanın faydalarına sarılarak özgür şekilde ilerlemek arzumuzun sonuna kadar arkasında duracağız.

İnsan Kaynakları Bloggerları


Ruhumu Dinlendiren Film Müzikleri

Kahkahalarla gülerken, bir anda gözyaşlarına boğulup, sonra yine aynı hızla kahkahalar atabildiğiniz filmleri sever misiniz? Ben pek severim, her iki ruh hali de yaşıyor olduğumu hatırlattığı için belki de.
Ülke gündemi nedeniyle kendimi boğulacak gibi hissettiğimde; o sevdiğim filmlerin müziklerini dinliyorum, ruhumu arındırmak için. Bir süreliğine de olsa huzurlu hissediyorum. Uzun süre meditasyon yapmayı beceremeyen benim gibi hiperaktiflere tavsiye ederim. Video linkleri arasında oradan oraya zıplarken, başka harika melodiler keşfetmek de  ikramiyesi olabilir tabii.
İşte benim listem; daha çok var, ama video linki aramaktan sıkıldım itiraf edeyim 🙂

Mediterraneo (4)

Beni en çok oyalayan, yüzüme kocaman bir gülümseme yerleştiren, dinlerken bir yandan da hüzünlendireni Mediterraneo. Üzerine tıklayıp izleyebilirsiniz; yazıya koyduğum fotograf da filmin en etkileyici sahnesinden. Diğerlerini kopyala yapıştır ile dinleyebilirsiniz.
Belki yazının altına yorum yazıp, sizler de kendi sevdiklerinizi eklersiniz.

İl Postino http://youtu.be/VeMBsK30S78
Cinema Paradiso http://youtu.be/hLe9gTKQ4LU
Radio Days http://youtu.be/1S07ljqJmBQ
As Good As it Gets https://youtu.be/kQcWAG81DzY
Mine Vaganti http://youtu.be/lnJdqg76L6U
Under the Tuscan Sun http://youtu.be/xWCkaKS7o-o
Midnight in Paris http://youtu.be/bmVTnLR02Nc
La Vita e Bella http://youtu.be/lhlvV7mjeJM
Babam ve Oğlum http://youtu.be/q1WRHEkE3Hk
Dedemin İnsanları http://youtu.be/GKGqCrodrgk

 

image credit http://rozup.ir/up/up000/Movie-En/Mediterraneo%20(4).png

 


Arşivi Parçalamak: Bir Osmanlı Ailesinde Temsil, Kimlik Hafıza

31 Ocak sabahı katıldığım PRİstanbul toplantısının yapıldığı Salt Galata binası yetkilileri, bizlere hoş bir jest yaparak; zarif ve sabırlı bir rehber eşliğinde, alanda yer alan harika bir sergiyi gezmemizi sağladılar. Sergide çektiğim fotografların tamamını, Google Plus üzerindeki albümden ŞURAYA tıklayarak inceleyebilirsiniz.

Bu sıralarda, teyzemin ameliyat öncesi tetkikleri ve sağlık durumundaki değişimler nedeniyle kafam karışık, canım yazmak istemiyor, ama bu keyifli sergiyle ilgili bilgileri sizlerle paylaşmak istedim. Salt Galata’nın web sayfasından aldığım bilgileri aşağıya ekliyorum. Kendinize vakit ayırıp bu sergiyi mutlaka gezin. Hatta gününüzü azıcık uzun planlayın; bu harika binadaki arşivleri ve Osmanlı Bankası günlerinden kalma kasa odalarını da gezin.

kucuk foto 2

Arşivi Parçalamak: Bir Osmanlı Ailesinde Temsil, Kimlik Hafıza, yaşam öyküsünün tıpkı arşiv gibi, kimi zaman birbirinden kopuk, rastlantısal, irrasyonel, kurgulanmış ve filtrelenmiş bir olaylar yığını olduğu fikrinden ilerler. Geç Osmanlı döneminden Türkiye Cumhuriyeti’ne üç kuşağı kapsayan ve Hatice Gonnet Bağana tarafından SALT Araştırma’ya bağışlanan Said Bey Arşivi’nin 1900-1940 dönemine odaklanır.

Sergi, karmaşık bir geçiş sürecinde bir ailenin kendisini yazı, fotoğraf, anlatı, müzik ve nesnelerle nasıl ifade ve temsil ettiğini anlamaya çalışır. Aile üyelerinin kendi hafızalarını nasıl oluşturduğu ve sakladığını; bu hafızanın erken cumhuriyetin kurulmakta olan ulusal anlatısıyla nasıl iç içe geçtiğini, kendi sınırlarını çizerek kimliklerini nasıl kurguladığını ve kimleri birer öteki olarak bu sınırların dışında bıraktığını inceleme olanağı sağlar. Ayrıca, biyografi ve tarih yazımının olanak ve engellerini tartışmayı, bunları mümkün olduğunca şeffaflaştırmayı amaçlar. Arşiv ve biyografiye atfedilen bütünsellik, düzen, yalıtılmışlık ve mahremiyetin antitezini “parçalamak” kelimesiyle vurgular.

Arşivi Parçalamak, bir tarih ve arşiv sergisi olduğu kadar bir tarih yazımı ve arşivcilik sergisi, bir tarih yazımı denemesidir.

Said Bey kimdir?
Mehmed Said Bey (1865-1928), Mekteb-i Sultânî (bugünkü Galatasaray Lisesi) mezunlarındandır; aynı okulda hocalık yapar, sarayda tercüman olarak çalışır. Evinde bir piyano bulunur, her gün neler yaptığını ajandasına not alır, sinemaya gitmeyi sever, çocukları bir matmazelden Fransızca dersi alır, 1920’lerde ailesiyle Şişli’de bir apartman dairesine taşınır. Fransız tarihçiler François Georgeon ve Paul Dumont’un tanımıyla adeta bir “İstanbullu burjuva karikatürü”dür.

kucuk foto 1

Ece Zerman’ın yüksek lisans tezinden yola çıkarak kavramsallaştırdığı bu proje, SALT’ın “Açık Arşiv” serisi kapsamında geliştirildi. Serginin tasarımı Future Anecdotes Istanbul tarafından gerçekleştirildi.

Osmanlıca transkripsiyon: Sinem Gülmez
Fransızcaya çeviri: Noémi Lévy Aksu
İngilizceye çeviri: R. Aslıhan Aksoy Sheridan, Michael D. Sheridan
İllüstrasyon: Sait Mingü
Animasyon: Boran Güney

 


Yeni Umutlarla Yeni Yıla Merhaba

Istanbul   Galata Tower
2014 yılı;
Onurumuzla, sahip olduklarımıza şükrederek, anlamsız hırslardan arınarak, bebekler gibi kibirsizce, her sabah daha yenilenerek, barış içinde “bir orman gibi hür ve kardeşcesine” yaşayacağımız; ruhlarımızın hep genç kalacağı, daha bereketli, daha huzurlu ve çok daha güzel bir yıl olsun.

Bu maddeler de hep aklınızın bir köşesinde bulunsun.
-Kendinizi sevin, önemseyin.
-Yeri geldiğinde egoist olmayı deneyin, kendinize daha çok vakit ayırın.
-Halinizden şikayet etmeyi aklınızdan bile geçirmeyin.
-Cahiller ve aptallarla tartışmayın, nefesinizi boşa tüketmeyin.
-Çok kızgın ve sinirli olduğunuz zamanlarda bile gülümsemeye çalışın. Hayata gülümsemek, bütün dertlerin en güzel ilacı.

Sevgi ve ışıkla kalın…


Başarı Nedir Sizce?

Başarı göreceli bir kavram. Herkes için farklı bir anlamı var başarının. Kimi zaman bir çocuk için kurabiye kavanozuna erişmektir. Yaşlanınca da, epey yüksek bir kaldırıma yardımsız çıkmak olabilir başarı.
Ülkemizde yaşanan son olaylara bakınca; her türlü şartta onuruyla yaşayabilmek, bana başarıların en büyüğü gibi geliyor.
Başarı tanımları arasında en sevdiğim, ünlü Amerikalı yazar ve şair Ralph Waldo Emerson’un satırları:

“Başarı, sık sık gülmek ve çok sevmektir. Akıllı insanların saygısını, çocukların sevgisini kazanmaktır. Dürüst eleştirmenlerin onayını almak, sahte dostların arkadan vurmalarına dayanmaktır. Güzeli sevmektir. Herkesteki en iyiyi bulmaktır. Karşılık beklemeyi hiç düşünmeden, kendiliğinden vermektir. Geride ister sağlıklı bir çocuk, ister kurtarılmış bir ruh, ister bir parça yeşil bahçe, ister iyileştirilen bir sosyal durum bırakarak dünyanın iyileşmesine katkıda bulunmaktır. Gönlünce eğlenmek ve gülmek, kendinden geçerek şarkı söylemektir. Tek bir kişi bile olsa, birinin sizin varlığınızdan dolayı daha rahat nefes aldığını bilmektir…”

Emir bebeEmir stage tuxYukarıda sıralananlardan çoğunu yapabildiğim, ilk fotograftaki minik sarı kafanın diğer fotograftaki genç adama dönüştüğünü görebildiğim ve Emerson’un yazısındaki maddelerin hemen hemen hepsini tamamlamış dostlara sahip olduğum için de kendimi başarılı sayıyorum.
Haydi şimdi siz de bir kağıt kalem alıp kendi başarı ölçülerinizi ve ne kadarını tamamlayabildiğinizi sıralayın, kolay gelsin.


Sayfalar:1...14151617181920...42