:::: MENU ::::
Browsing posts in: Beğendiklerim

#LGG3 Akıllı Sadelik Kavramıyla Gönlünüzü Çelecek

LG salon

Geçen hafta LG Electronics tarafından dünyanın pek çok şehriyle eşzamanlı olarak düzenlenen bir etkinlikte, firmanın yeni amiral gemisi LG G3 ile tanışma şansı buldum. 5.5 inçlik ekranıyla, 13.0 MP arka, 2.1 MP ön kameralarıyla, 2560×1440 çözünürlüğüyle tanıtıma katılan konukların çoğunun bir an önce test etmek istediği bir ürün oluvermişti G3.

LG G3 simple specUzun zamandır görüşme fırsatı bulamadığım çok sayıda dostla hasret giderdiğim bu şık ve özenle hazırlanılmış etkinlikte; LG Electronics Orta Doğu ve Africa Bölgesi Başkanı Kevin Cha bizlere Türkiye’nin bölgedeki en büyük ülkelerden biri olduğunu ve teknoloji potansiyeliyle diğerlerine örnek olduğunu söyledi. LG G3’ü geliştirirken kullanıcıları düşünerek daha sade bir kullanım sunduklarını, böylelikle, en kolay ve en iyi teknolojiyi tüketicileriyle buluşturarak sektöre yeni bir boyut kazandırmayı hedeflediklerini belirtti.
Akıllı Sadelik kavramını hayatımıza sokacak olan LG G3; %75 oranında yazım hatalarını azaltan, daha hızlı ve hatasız şekilde yazmaya imkan veren ve yazma alışkanlıklarımızı analiz eden akıllı klavyesiyle Senden Öğreniyorum konseptine sahip. Kullanıcının davranış ve alışkanlıklarına göre öneriler sunabilen Akıllı Bildirim özelliği, yağmurlu havada yanınıza şemsiye almanızı bile öneriyor. Akıllı Güvenlik özelliği de gizli dosyalarınızın korunması amacıyla geliştirilmiş. Content Lock özelliği ise telefonu bilgisayara bağladığınızda kişisel dosyalarınızın güvende olmasını sağlıyor.

LGG3 images

Cep telefonu kameralarındaki gelişmelerle artık herkes fotograf çekme keyfi yaşıyor. LG G3 ün gelişmiş 13 MP OIS kamerası, Laser Auto Focus ile önemli anları ölümsüzleştirirken, az ışıkta bile Laser Beam mesafeyi ölçerek mükemmel bir sonuç almanızı sağlıyor. LG G3 siz telefonu tutarken odağı koruyor, fotoğraflardaki bulanıklık azalıyor, videolarda da daha az titreşim oluyor.
Bir müjde de “selfie” meraklılarına; LG G3; 2.1 MP ön kamerası ile net ve kolay ‘selfie’ çekim imkanı sunuyor. Telefonun hiçbir yerine dokunmadan sadece bir el hareketiyle 3 saniye içinde mükemmel bir selfie çekebilmek artık mümkün.
Metalik siyah, parlak altın, ipeksi beyaz, menekşe moru, bordo olmak üzere 5 farklı renkte piyasaya sunulacak olan LG G3, ince yapısı ve ergonomik tasarımı ile tek elle sorunsuz bir kullanım sunuyor.
Stil sahibi çok sayıda aksesuarıyla da göz dolduran LG G3 ün HBS-900 kodlu LG Tone Infinim isimli bluetooth kulaklığını da denemelisiniz, kesinlikle standartların ötesinde bir ses kalitesine sahip diyebilirim. Kimin aradığını söyleme özelliğine de sahip olan bu müthiş aksesuara bayıldım.
Yeni dış tasarım ve grafikleri ile minimalist bir kullanıcı ara yüzünü benimseyen LG G3 ile tanışmak istiyorsanız 9 Haziran – 4 Temmuz arasında Kanyon’da kurulacak özel alana uğrayıp telefonun tüm özelliklerini detaylı olarak inceleyebilirsiniz.

kulaklik

Bu güzel geceye beni davet eden Soda Medya ekibine, bizlere eğlenceli bir deneyim ve keyifli bir akşam yaşatmak için uğraşan harika ev sahiplerimiz LG Electronics ‘in güler yüzlü zarif yöneticilerine ve emeği geçen diğer paydaşların hepsine çok teşekkür ederim. Geceye katılanlara armağan edilen HBS-730 bluetooth kulaklığımla büyük aşk yaşadığımı da mutlaka eklemeliyim 🙂

LG G3 Teknik Özellikler:

Ÿ  İşlemci: Qualcomm Snapdragon™ 801 (2.5GHz Quad-Core)

Ÿ  Görüntü: 5.5 inç Quad HD IPS (2560 x 1440, 538ppi)

Ÿ  Hafıza: 16/32 GB eMMC ROM / 2/3GB DDR3 RAM / microSD slot (128GB max)

Ÿ  Kamera: Arka 13.0MP with OIS+ and Laser Auto Focus / Ön 2.1MP

Ÿ  Pil: 3,000mAh (removable)

Ÿ  İşletim Sistemi: Android 4.4.2 KitKat

Ÿ  Boyut: 146.3 x 74.6 x 8.9mm

Ÿ  Ağırlık: 149g

Ÿ  Network: 4G / LTE / HSPA+ 21 Mbps (3G)

Ÿ  Bağlantı: Wi-Fi 802.11 a/b/g/n/ac, Bluetooth Smart Ready (Apt-X), NFC, SlimPort, A-GPS/Glonass, USB 2.0

Ÿ  Renk: Metalik Siyah, Parlak Altın, İpeksi Beyaz, Menekşe Moru ve Bordo


Depreme Hazırlıklı Olun!

Aksigorta’nın AKUT’la birlikte; toplumumuzu başta deprem olmak üzere sel ve yangın gibi doğal afetler konusunda bilgilendirmek üzere 2010 yılında başlattığı ve 5 yıllık kurumsal sosyal sorumluluk projesi olarak tasarladığı “Hayata Devam Türkiye” Projesi’nin 5. ve son etabı Sabancı Müzesi’nde.

akut tir

“Hayata Devam Türkiye” Projesi’nin 5. etabı boyunca; Aksigorta’nın deprem tırı Sabancı Müzesi’nin bahçesinde olacak. Müze’nin ziyaretçilerine ve İlköğretim öğrencilerine 30 Haziran’a kadar G Force deprem simülatöründe 1999 yılında yaşanan 7,4 büyüklüğündeki Marmara Depremi yaşatılarak, konunun önemine bir kez daha vurgu yapılacak. “Güvenli Oda” ve “Güvenli Olmayan Oda” olarak iki farklı bölümün bulunduğu deprem tırında eşyaları sabitlemek gibi alınabilecek basit önlemlerin önemine dikkat çekilecek.

aksigorta_akut(1)

Binlerce vatandaşımızı yitirdiğimiz 1999 Marmara ve ardından yaşanan depremlerde, afetler konusunda bilgi yetersizliğinin, kayıpları daha da artırdığı gerçeğinden yola çıkılarak tasarlanan ve uygulanan “Hayata Devam Türkiye” Projesi’nin ilk 4 yılında 52 il, 174 ilçede toplamda 5.4 milyon kişi “Hayata Devam” demiş. 700 bine yakın öğrenciye ulaşılan kurumsal sosyal sorumluluk projesi kapsamında 60 bin kilometre yol katedimiş, eş zamanlı olarak sosyal medyada gerçekleştirilen çalışmalarla da 1.4 milyon kişi bilgilendirilmiş.

guvenlik1(1)

“Hayata Devam Türkiye” projesi, geçtiğimiz 4 yıl içinde 3 kez ödülle taçlandırılmış. 2013 yılında 2.400 başvurunun yapıldığı SABRE ödüllerinde Türkiye’den Altın SABRE 2013 ödülünü alan “Hayata Devam Türkiye” Projesi; aynı yıl Stevie 2013 Uluslararası İş Ödülleri’nde de bronz ödüle layık görülmüş. “Hayata Devam Türkiye” Projesi, 2012 yılında da Türkiye Halkla İlişkiler Derneği tarafından verilen ve Türkiye’nin en prestijli ödülleri arasında yer alan Altın Pusula Ödülleri’nde Kurumsal Sorumluluk-Eğitim kategorisinde en iyi proje ödülünü almış.

Deprem konusunda hem çocuklarınızı bilgilendirmek, hem kendi bilgilerinizi tazelemek, hem de bu sıcak günlerde Sabancı Müzesi’nin muhteşem bahçesinin keyfini çıkarmak için mutlaka uğrayın.


Fargo Televizyon Dizisi Olmuş, Pek Güzel Olmuş

2014 Winter TCA Tour - Day 6

Coen kardeşlerin 1996 yapımı kült filmleri Fargo; FX kanalı ve MGM işbirliğiyle 10 bölümlük dizi olarak ekranlarımıza konuk oluyor. Filmin oyuncu kadrosu muhteşemdi, dizinin oyuncu kadrosu da hiç aşağı kalmıyor. Efsane oyuncular Billy Bob Thornton ve Keith Carradine, sevimli Dr.Watson’umuz ve sarsak Hobbit’imiz Walter Freeman, her kılığa girebilen Oliver Platt, oyunculuktan yana nasibini alamamış olmasına rağmen yılmadan deneyen Colin Hanks, Private Practice ve Grey’s Anathomy izleyicilerinin hemen tanıyacağı Kate Walsh, arıza tiplerin vazgeçilmez ismi Adam Goldberg, çocuk oyunculuktan genç kızlığa koşan Joey King ilk 3 bölümde gözüme ilişenler. Tabii dizilerden aşina olduğumuz daha pek çok oyuncu var.

Fargo_CL_0871.JPGGenellikle kanlı sahneler olan dizileri izlemekten kaçınırım, ama Freeman/Thornton işbirliği fikri çok çekici geldi ve 3 bölümü üst üste izleyiverdim. Heyecanla dördüncü bölümü bekliyorum. Filmi ezbere bilmem heyecanlanmamı engellemiyor 🙂 Yine de filmi izlemiş olanlara; bildiklerini unutup, diziyi ilk kez görür gibi izlemelerini öneriyorum.
Filmle ilgili detaylar için BURAYA tıklayınız.


Spidey İle İkinci Kez Buluştuk

Bu sabah öngösterimle izleme şansı buldum “The Amazing Spider-Man 2™/İnanılmaz Örümcek-Adam 2″ filmini. İkinci filmle bir kere daha karar verdim; en sevdiğim Spidey, bu duygusal ve esprili Spidey. İlk filmin başlarında “bu çocuk gerçekten örümcek gibi incecik ve çelimsiz” diye düşünsem de filmin ilerleyen dakikalarında keyifle izlediğim yeni bir Spidey’im olmuştu.

spidey1
Yönetmenliğini Marc Webb’in yaptığı ikinci film, yine heyecanlı sahnelerle dolu. Spidey olmaktan büyük keyif alan Peter için, hiçbir his gökdelenler arasında salınmakla, bir kahraman olmayı benimsemekle ve Gwen’le zaman geçirmekle bir değil. Bu filmde yeni düşmanlar çıkıyor karşısına. Jamie Foxx’un canlandırdığı Electro müthiş bir ekibin emeğinin ürünü. VFX ekibi o kadar başarılı ki, bir anda elektrik sizi de çarpacak gibi hissediyorsunuz.
Peter’ın çocukluk arkadaşı ve Oscorp’un varisi Harry (Green Goblin) rolündeki Dane DeHaan’ı uzunca bir süre “bu çocuğu nereden hatırlıyorum” hissiyle izledim. Filmden çıkınca, imdb sağolsun hatırlatıverdi 🙂 Üçüncü filmde yeniden karşılaşacağız sanırım.

spidey
Hans Zimmer, Pharrell Williams ve Johnny Marr’ın yer aldığı The Magnificent Six imzasını taşıyan müziklerle de, filmin normalden uzun süresinin nasıl geçtiğini anlamayacaksınız. Bu haftasonu; kiminizin içindeki çocukla, kiminizin de kendi çocuklarıyla keyifli vakit geçirmek için iyi bir seçeneği var. Filmle ilgili daha fazla detaya ulaşmak ve fragmanı izlemek isterseniz BURAYA tıklayın.

Hepinize iyi seyirler…


Kanser bize yetişmeden… Yürümeye var mısın? #Lösev

Kanser bize yetişmeden… Yürümeye var mısın?

losev

 

ANKARA: Saat :10.30 | Eymir TRT Girişi 
0312 447 06 60 | 0532 723 04 44

İSTANBUL: Saat :11.00| Caddebostan Sahil
0212 268 68 68 | 0530 936 33 22

İZMİR: Saat :11.00 | Karşıyaka Anıtı
0232 381 66 44 | 0530 643 55 80

BURSA: Saat :10.00 | Botanik Park – Soğanlı
0224 233 33 36 | 0530 301 01 31

ANTALYA: Saat :11.00 | Cumhuriyet Meydanı – Varyant
0242 316 06 63 | 0530 667 47 20

*ANKARA : Ücretsiz servislerden yararlanmak isteyen katılımcıların en geç
1 Mayıs’a kadar LÖSEV Halkla İlişkiler Departmanı ile iletişime geçmesi gerekiyor.


Spidey İle Yeniden Buluşma Tarihimiz 25 Nisan

Yönetmenliğini Marc Webb’in yaptığı “The Amazing Spider-Man 2™/İnanılmaz Örümcek-Adam 2” filmi 25 Nisan’da gösterime giriyor. Başrollerde Andrew Garfield, Emma Stone, Jamie Foxx, Dane DeHaan, Campbell Scott, Embeth Davidtz, Colm Feore, Paul Giamatti ve Sally Field’in yer aldığı serinin ikinci filminin yapımcıları Avi Arad ve Matt Tolmach. Hikayesi ve senaryosunu Alex Kurtzman, Roberto Orci ve Jeff Pinkner’ın kaleme aldığı “The Amazing Spider-Man 2™/İnanılmaz Örümcek-Adam 2”; Stan Lee ve Steve Ditko’nun yarattığı Marvel Comic Book karakterine dayanıyor. Filmin görüntü yönetimi Dan Mindel’ın, yapım tasarımı Mark Friedberg’ün, kurgusu Pietro Scalia’nın, kostüm tasarımı Deborah L. Scott’ın, filmin müzikleri ise Hans Zimmer, Pharrell Williams ve Johnny Marr’ın yer aldığı The Magnificent Six’in imzasını taşıyor.
Yapımcılardan Matt Tolmach film hakkında şöyle demiş: “Peter Parker her zamanki gibi genç bir erkek olmak ile bir süper kahraman olmak arasında denge kurmaya çalışıyor. Her şeye sahip olabileceğini sanıyor. Ama hayat seçimler yapmayı ve tavizler vermeyi gerektirir. Bütün Örümcek-Adam hikayelerinin temelinde bu düşünce vardır. Peter’ın bu ikilemi her zaman var olacak. Ve bu filmde olaylar, Peter’ı pek de kontrol edemediği büyük bazı seçimler yapmaya mecbur bırakacak.”  spidey1
Yönetmen Marc Webb’in bakışı da şöyle; “Bizim filmimiz piyasaya çıkan herhangi bir film kadar, hatta beki daha fazla görselliğe ve aksiyona sahip. Olağanüstü büyük çaplı bir yapım. Fakat eğer karakterleri önemsemiyorsanız, bu dinamik görsel savaş ve aksiyon hiçbir şekilde bir şey ifade etmez. Peter Parker’ı çevreleyen çatışmalar, dünyada büyümeye çalışan bir çocuk hakkında inanılmaz hassas ve insani bir hikaye yaratıyor. Biz bunu destansı, operavari bir boyuta yayıyoruz, ama özü başlı başına hayat dolu, korunaklı, güzel, komik ve eğlenceli. Peter’ın güçleri kahramanlığının sadece bir parçası ve hatta en önemli parçası bile değil. Onu kendisi yapan şey, karakteri, haysiyeti”

spideyİlk filmde Peter Parker için yeni bir vizyon yaratan BAFTA ödüllü aktör Andrew Garfield, ikinci filmde rolü yine üstlenen isim. Andrew Garfield, Örümcek-Adam’ı ezilmişlerin koruyucusu olarak görüyor: “Aşırı gelişmiş bir sorumluluk anlayışı ve kahramanca dürtüleri var; ayrıca, çok derin bir adalet anlayışına sahip. Bu, öğrenebileceğiniz bir şey değil, doğuştan gelen bir şey.” Garfield yapımcıların çizgi romanlardaki karakterizasyona geri dönerek bu filmde karakteri çok daha fazla açtığını söylüyor: “Peter Parker kendi ayağına bile takılıp düşebilirken, Örümcek Adam herkese çelme takabilir. O bir dalavereci. Dalaverecinin tanımlayıcı özelliklerinden biri, düşmanlarının zayıflıklarını yumruk ve tekmeler savurmak yerine onlara karşı kullanarak, kendi kendilerini dövmelerini sağlamaktır.”

Bana göre ise; serinin bu filminde en dikkat çekici öge, stüdyo tarihinde sürdürülebilirliğe önem veren en çevreci yapım olması. Çekimler sırasında karbon ayak izini azaltmak için büyük gayret gösterilmiş. Ormanları koruduğuna dair belgesi bulunan ahşaplar kullanmak; set ışıklandırmasının büyük bir kısmında LED’den yararlanmak; hasar görmüş film arabalarını onarmak ve satmak; jeneratörlerde biyodizel yakıt kullanmak gibi çabalar gözle görülemese de gerçek bir fark yaratmış. Tekrar kullanılabilen şişeler sayesinde 193.000 plastik su şişesi israfını önlemişler. Central Park’taki su deposunu (3.971 metreküp) doldurmaya yetecek kadar malzemeyi geri dönüşümle ya da kompost olarak değerlendirmişler. 3.5 yeni Özgürlük Heykeli yapılabilecek miktarda arazi dolgusundan 755 tonluk malzemeyi dönüştürmüşler. Sette artan yemekler korunarak bağışlanmış ve New York şehrindeki muhtaç insanlar için 5.620 öğün sağlanmış. Çalışmalarla ilgili bir videoyu BURAYA tıklayarak izleyebilirsiniz. https://twitter.com/ecospidey adresinden takip edebilir, Eco Spidey Game adresinden oyununa da ulaşabilirsiniz.

Film hakkında daha detaylı bilgi almak isterseniz, resmi web adresine BURAYA tıklayarak erişebilirsiniz.
Fragmanı izlemek için de BURAYA tıklayabilirsiniz.


İkonannem Blogu İle Anılara Yolculuk

Power FM yıllarında rastlantıyla dinlemeye başlayıp, RadioOxygen ile takibe devam ettiğim sevgili DJ Barthez ‘in sabah saatlerinde Facebook üzerinde paylaştığı bir Chicago parçasına yorum yazdıktan sonra, acaba bizim Hydromel tayfasından birilerine rastlar mıyım diyerek internette tarama yaptım.

ikon anne 2
Gelen sonuçlar arasında linkten linke atlarken ilginç siyah beyaz fotograflar ilişti gözüme. Karşıma pek keyifli bir blog çıktı. İkonannem isimli blogun sayfaları arasında vaktin nasıl geçtiğinin farkına varamadım.
Fotograflar beni çocukluğuma götürüverdi bir anda. Annemle babamın davetlere katılacakları zaman nasıl özenle hazırlandıklarını hatırladım. Sonra kendi ilk gençlik yıllarımı buldum sanki fotograflarda; öğleden sonra özenle giyinilip gidilen çaylar, haftasonları akşamları önce Boğaz’a yemeğe gidilip, gecenin ilerleyen saatlerinde Hydromel veya Regine hangisinde daha çok arkadaşımız varsa sabahlara kadar dans edilip eğlenildiği günlere uzanıverdim.  ikon anne
Yıllar içindeki değişimleri gözlemlemek için pek güzel bir kaynak olmuş, emek verenlerin ellerine sağlık.
BURAYA tıklayarak mutlaka inceleyin derim.


Bir Filmin Hatırlattıkları

Uzun süredir çeşitli sağlık sorunlarıyla boğuşan teyzeme biraz değişiklik olsun diye birlikte sinemaya gittik. Yağmurlu havada yapılacak en iyi etkinlik de buydu zaten. Akmerkez’de yenilenen sinema salonlarından birinde, The Monuments Men izledik. (Hangi akla hizmetse Hazine Avcıları olarak türkçeleştirilmiş filmin adı)
II. Dünya Savaşı sonlarında geçen, kalabalık kadrolu film ile ilgili çok fazla sözüm yok. Film; Hitler adına yapılacak bir müzeye konulmak üzere Avrupa’daki müzelerden önemli eserlerin Nazilerce alınması, çağdaş sanatçıların eserlerinin acımasızca yakılıp yok edilmesi karşısında harekete geçilmesi için Amerikan hükümetinden izin alan ve küçük bir grupla Avrupa’da sanat eserlerini kurtarmaya çalışan sanat tarihçisi Frank Stokes ve arkadaşlarının hikayesi.

The-Monuments-Men-UK-Quad-Poster

Bana ilginç gelen bölüm; uzun yıllardır ülkemizde yaşanan yok etme, yozlaştırma odaklı çalışmaları hatırlatan bir konuşma oldu. Şöyle diyordu Frank Stokes arkadaşlarına:

” You can wipe out an entire generation, you can burn their homes to the ground and somehow they’ll still find their way back. But if you destroy their history, you destroy their achievements and it’s as if they never existed. That’s what Hitler wants and that’s exactly what we are fighting for. “

Kabaca çevirisini şöyle düşünebilirsiniz:

” Bir nesli tümüyle yok edebilirsiniz, evlerini yakıp yerle bir edebilirsiniz, onlar yine de bir şekilde ayakta kalır ve yeniden başlarlar. Ama siz onların tarihini yok eder, başardıklarını yok ederseniz onlar da sanki hiç varolmamış gibi olurlar. İşte Hitler’in istediği de bu ve biz de tam anlamıyla bununla mücadele ediyoruz. “

Bu sahne bana; yıllardır baleden, operadan, heykelden, tiyatrodan nefret ettiğini haykıran, kişisel çıkarları için tarihi eserleri yok etmekte zerre kadar beis görmeyen birilerini hatırlatıverdi. Harran’ı, Zeugma’yı yok ettiler, Allianoi’yi yok ettiler, Bizans kalıntılarına çanak çömlek dediler. Atatürk Kültür Merkezi’ni harabeye çevirdiler. Haydarpaşa ve Sirkeci Garı sıradakiler, saymakla bitmiyor yok etmeye çalıştıkları değerler. Sanatı, tarihi eserleri, geçmişi olmayan bir toplum olmayacağımız günlere kısa sürede kavuşmak dileğiyle…

Film ile ilgili bilgilere BURADAN ulaşabilirsiniz
Minik bir not: Umarım George Clooney bir süre sonra bu filmin haklarını Netflix’e satar, onlar da mini dizi olarak yeniden çekerler, kesinlikle dizisi daha başarılı olacaktır. Onca konu var filmin içinde, her biri başlı başına işlenebilecek, filmden çıktığınızda birşeyler yarım kaldı hissine kapılıyorsunuz.


Aldanma Cahilin Kuru Lafına

Aşık VeyselAşık geleneğinin son büyük temsilcisi Aşık Veysel ‘i 41 inci ölüm yıldönümünde saygıyla selamlıyorum. Yıllarca Anadolu’da dolaşıp Köy Enstitüleri’nde saz hocalığı yapan Aşık Veysel’in, ustalıkla kullandığı yalın Türkçesiyle yazdığı şiirlerinde; yaşama sevinciyle hüzün ve iyimserlikle umutsuzluk iç içe yer alır.

Aldanma cahilin kuru lafına
Kültürsüz insanın külü yalandır
Hükmetse dünyanın her tarafına
Arzusu hedefi yolu yalandır

Kar suyundan süzen çeşme göl olmaz
Gül dikende biter diken gül olmaz
Diz diz eden her sineğin bal’olmaz
Peteksiz arının balı yalandır

İnsan bir deryadır ilimle mahir
İlimsiz insanın şöhreti zahir
Cahilden iyilik beklenmez ahir
İşleği ameli hali yalandır

Cahil okur amma alim olamaz
Kamillik ilmini herkes bilemez
Veysel bu sözlerin halka yaramaz
Sonra sana derler deli yalandır

Aşık Veysel Şatıroğlu


Kök Hücre Kongresi Öncesinde İki Önemli Duyuru

Geçen hafta ülkemizi saran boğucu ve karanlık günlerden sonra, cuma sabahı katıldığım basın toplantısında; pırıl pırıl zekalarıyla gelecekte insanların sağlıklı yaşayabilmesi için canlarını dişlerine takarak çalışan bilim insanlarıyla tanışmak ruhuma çok iyi geldi. Kök Hücre ve Hücresel Tedaviler Derneği Başkanı, Prof. Dr. Erdal Karaöz ile Kök Hücre ve Hücresel Tedaviler Kongre Sekreteri, Doç. Dr. Serdar Kabataş’ın katılımlarıyla gerçekleşen basın toplantısında verilen iki önemli ilerleme haberi Gece Körlüğü ve Kas Erimesi konusundaki başarıları ile geleceğe dair umutlarım yükseldi.  stem cell
Günümüzde modern tıbbın güncel yöntemlerle kesin olarak tedavi edemediği hastalıkların tedavileri; hasar gören hücre-doku veya organların biyolojik işlevlerini yerine koymak (rejeneratif tıp) ya da tamir etmek (reparatif tıp) ile mümkün olabiliyor. Bu sürecin önemli biyolojik unsuru ise “Kök Hücreler”. Son yıllarda, bu alanda pre-klinik araştırma ve klinik denemelere ilişkin birçok rapor yayımlanıyor. Genetik tabanlı hastalıklarda Kök Hücre tedavisi çare olmaya başladığından bu yana ülkemizde de kök hücre alanında Ar-Ge çalışmaları yürüten bazı merkezler faaliyete geçti, birçoğu da kurulma aşamasında. 30 dan fazla hasta bakanlık izniyle ücretsiz olarak tedaviye alınmış. Erdal Hoca özellikle yabancı ülkelere deva bulmaya giden hastalara uyarıda bulunarak sonu hayal kırıklığıyla bitecek pahalı hatalar yapmamalarını istedi. Son yıllarda çok sayıda hasta kök hücre tedavisi umuduyla kandırılarak yurt dışına götürülmüş ve dolandırılmış.
Geleneksel tıpla tedavi edilemeyen Chron, körlük, sağırlık, kas erimesi, siroz benzeri hastalıkların kök hücre, gen mühendisliği, doku organ mühendisliği ile tedavi edilebildiğini anlatan Prof.Dr. Karaöz, sözlerine “Özellikle santral sinir sistemi bağlantılı, omurilik yararlanmaları, travmatik beyin hasarları, demans, alzheimar gibi hastalıklarda kök hücre klinik uygulamaları mevcut. Öyle ki gelecekte kadavradan alınan bir organın laboratuvarda hücrelerden arındırılıp kök hücrelerle tekrar donatılarak, tekrar insana nakledebilir dokular elde edilebilecek. Üç boyutlu dokular üretilmeye başladı ve kök hücre teknolojisi hücrelerin değişebileceğini gösteriyor. Kök hücre teknolojisi, her hücrenin her hücreye değişebildiğini gösteriyor. Bu da hastalığın nedenine, nasılına, tedavisine götüren cevapları ortaya çıkarıyor. Şimdi bu teknoloji; “Kanser hücresinin yerinde yeniden programlanarak, geldiği sağlıklı hücreye dönüştürülebilir mi?” sorusu üzerinde çalışıyor. ‘’ diyerek devam etti.
Daha sonra dünyadaki Kök Hücre çalışmaları ve yapılanmalardan söz eden Prof.Dr.Karaöz: ‘’Dünyada kök hücre AR-GE faaliyetleri Avrupa, Güney Asya (Çin, Güney Kore ve Amerika’ya yayılmış durumda ve yapılan çalışmaların çoğu devlet destekli. Dünyada kök hücre çalışmalarında ilk sırada ABD, 2. sırada Çin geliyor. Örneğin sadece New York’ta yıllık 600 miyon dolar ARGE’ye ayrılıyor. Yine Güney Kore sadece kök hücre çalışmalarının yapılacağı bir silikon vadisi kuruyor. İran bu alanda hem araştırma hem de uygulama olarak ilk 10 içerisinde. Kök hücre için her şeyden önce uygun laboratuvar ortamı (GLP) gerekiyor. GLP koşulları olmadan hücre üretip, insana nakletmek olanaksız. Türkiye’de şu anda bu ortamı sağlayan sadece 2 merkez var. Ancak yapım aşamasında olanlar oldukça çok. Türkiye’de ilk kök hücre araştırma merkezi, Kocaeli Üniversitesi’nde kuruldu. Şu an bu laboratuvarda kök hücre kullanarak kalp kası hücresi yapılabiliyor.’’ diye devam etti.
Prof Dr. Karaöz; Kök hücre üretiminin iki kaynağı olduğunu ve kök hücre üretim kaynaklarından biri olan İnsan embriyonu kullanımının, genellikle çok yaygın olmadığını ve Türkiye’de 2005 yılında yasaklandığını paylaştı. “Örneğin komşularımızdan İran’da bu araştırmalar yasak değil. Uzmanlar, Türkiye’deki uygulama ve araştırmalar için de bu yasağın kalkmasını söylüyor. Diğer kaynak ise mazenkimal kök hücreleri. Yağ dokusu, kemik iliği, diş pupası amniyon sıvısı, overyum, plesenta göbek bağı, kordon bağı gibi daha birçok bölgeden rahatlıkla elde edilebiliyor. Mazenkimal kaynak çalışmalarında İran dünyada ilk sırada yer alıyor.” diyen Erdal Hoca daha sonra Kök hücre ve Hücresel Tedaviler Derneği ile ilgili bilgiler verdi.
Dernek olarak 2013 yılında kurulmuş çok genç, ama bir o kadar da çok deneyimliler. 150 üyeleri var ve hedefleri, Kök hücre konusunda klinik insan deneyleri yapan bilim insanlarını bir araya getirmek.
Hasta ve hasta odaklı yaklaşımla fark yaratmaya çalışan dernek, kök hücre tedavisi gören ve görecek olan hastalara yardım etmeyi hedefliyor.
Mevcut uygulamalarla ülkemizde, Sağlık Bakanlığı’ndan izin alarak, hastanın da bilgilendirmesiyle birlikte kök hücre tedavi denemeleri yapılabiliyor. Bu sayı şu an için 30 kişi. Ancak bu tedavi denemeleri de oldukça pahallı. Yetkililer klinik insan tedavilerine ve araştırma projelerine destek olmak için şu an eldeki kaynakların sadece kongre ve bağışlarla olduğunu belirtiyorlar.
Dünyada ilk kez ince barsak hücreleriyle birlikte kök hücre nakli Türkiye’de yapılmış. Bu başarılı klinik çalışmanın sonuçları da 20-23 Mart da Uluslararası katılımlı olarak yapılacak 1.Kök Hücre ve Hücresel Tedaviler Kongresinde açıklanacak.
Kongre ile ilgili bilgilere BURADAN ,  Kök Hücre Derneğine BURADAN erişebilirsiniz.


Sayfalar:1...13141516171819...42