:::: MENU ::::
Browsing posts in: Beğendiklerim

Kurumsal Varlık Yönetimi deyip geçmeyin. Bu kriz ortamında işletmenizde en büyük yardımcınız olabilir.

Bu sabah; Boğaziçi Yazılım ve IBM iş ortaklığıyla düzenlenen bir toplantıda,
işletmelere kurumsal varlıkların performansını artırırken toplam maliyeti
düşürmenin ipuçları sunuldu. Boğaziçi Yazılım Genel Müdür Yardımcısı Nilgün
Bökeer’in yaptığı kısa açılış konuşmasından sonra mikrofona, Doğu Avrupa Tivoli
Satış Yöneticisi David Baugh geldi. 

Bizlere IBM’in geliştirdiği yazılımlarla 20 yıldır
sektör lideri olduğunu belirtti. Kısaca Tivoli ve Maximo konularında bilgi
aktardıktan ve şirin bir “teşekkür ederim” den sonra sahneyi daha detaylı bir
sunum için IBM Doğu Avrupa Satış Direktörü Bartosz Soroczynski’ye bıraktı.

Soroczynski; bizlere “Demirbaş ve Servis Yönetiminde Yeni Trendler” başlıklı
sunumunda, ürün geliştirmeleri, ürünlerin ne gibi popüler hedeflere hizmet ettiği
ve önümüzdeki günlerde neler olabileceğini anlattı. Daha sonra Boğaziçi Yazılım
Satış Temsilcisi Onur Ünver geldi mikrofona ve “Bakım Yönetiminden Servis
Yönetimine” başlıklı sunumuyla ilginç notlar paylaştı. Maximo’nun geçmişten
günümüze kullanımı, varlık yönetimi, envanter yönetimi, yedek parça yönetimi,
satın alma ve iş emri yönetimleri gibi işletmelerde akışı yavaşlatan ve varlık
yönetimini engelleyen aksaklıklara çözümler getiren son sürüm v7.1 den söz etti.
İlgimi çeken bir rakamı sizlerle paylaşmak istiyorum, dünya üzerinde şu anda 170
trilyon dolardan fazla varlık bulunuyormuş. Rakamı söylerken bile ürkütücü geldi
bana. Bir de efektif yönetilmediğini düşünürseniz durum daha da korkunçlaşıyor.
Hoş bir manzara eşliğinde verilen kahve molası sonrasında sahnede Eti Grup’ta
uygulanan Maximo projesini anlatan ETİ Grup Bakım Sistemleri Şefi Özgür
Kakmacı vardı.

Philips’te çalıştığım yıllarda büyük işletmelerdeki maliyet,
zamanlama yönetimi gibi konularda uzmanlaştığım için bu bölüm çok ilgimi çekti.
Dinlediğim her çözüm, bana erken doğmuş olduğumu bir kez daha hatırlattı.
Özgür Bey; varlık yönetiminin getirdiği avantajları, sistemin genel yapısını ve
Maximo’nun bu sistem içinde ne gibi avantajlar oluşturduğunu anlattı. Bu başarı
hikayesiyle, bizlere, kendi organizasyonlarında yaşanan sorunların benzerlerinin
nasıl çözüldüğü, çok karışık ve uygulanamaz gibi düşünülen projelerin daha önce
başarılı bir şekilde nasıl tamamlandığı ve entegre bir çözüm içinde ne gibi donelere
önem verilmesi gerektiği gösterdi. Ve öğle yemeği… Four Seasons Bosphorus’un
ödüllü şeflerinin, sanat eseri gibi hazırladığı leziz yemekleri yerken hem sohbet
ettik hem de muhteşem İstanbul manzarasının keyfini çıkardık. Boğaziçi
Yazılım’dan Mesude Pamuk, Turkcell’den Akın Arıkan ve Nevin Yüksel, Çimtaş’tan
Kerim Mimaroğlu ve Marjinal Porter Novelli’den Serpil Güzel Ün ile paylaştığım
masada uzun süre teknolojideki yenilikler ve nerelere gidebileceği , İstanbul’un
güzelliği, yağmurlar üzerine söylrştik. Söz dönüp dolaşıp yerel seçimlere geldi.
Yaşanan görüntü ve gürültü kirliliği hepimizi çok rahatsız ediyordu. Ama en
önemlisi hepimizin ortak endişesinin oy vermeye değer bir aday bulamamış
olmamızdı. Adayların programlarının yetersizliği hepimizi tedirgin ediyordu.
Yemekten sonra başlayan ikinici bölümde, IBM Tivoli Yazılımı Satış Uzmanı Çağlar
Uluğbay tarafından ITIL (Bilgi Teknolojileri Altyapı Kütüphanesi) süreçleri hakkında
bilgi verildi. Uluğbay, sunumunda, bizlere ITIL teknolojisinin neden çok önemli
olduğunu, ITIL süreçlerinin genel olarak ne gibi konularda işlediğini, bu süreçlerin
uygulanmasıyla ne gibi avantajların sağlanabileceğini ve bu süreçlerin tamamının
ya da belli bir kısmının nasıl bir proje dahilinde uygulanabileceğini aktardı. Bu
terimi ilk kez duyduğum için heyecanla ve ilgiyle dinledim, onca yemeğe rağmen
dikkatimin dağılmayacağı kadar ilginç bir konuydu. Daha sonra tekrar mikrofonu
alan Onur Ünver, genel olarak servis yönetimi bölümlerinden bahsetti. Sunumda,
servis yönetiminin ITIL tabanı kullanılarak ve Maximo desteğiyle nasıl
uygulanabileceği, tek tek uygulamanın en önemli avantajları ve ne gibi faydalar
sağlayabileceği, servis masası ve servis kataloğu kavramları, sık rastlanan ve çok
zaman alan problemlerin nasıl otomatikleştirilerek çözülebileceği anlatıldı. Ayrıca,
uçtan uca servis yönetiminin yanı sıra varlıklar ve bilgisayar entegrasyonu
arasındaki ilişki de ele alındı. İtiraf edeyim beni aşan bir sunumdu. Onlar canlı
demoya geçerken ben de ev sahiplerine teşekkür edip ayrıldım.


Çikolata Büyücüsü’nden mektup var…

Defnem için yazdığım yazıyı sizlerle paylaşıp FF sohbetlerine devam ederken posta kutuma bir mesaj düştü. “İremim Pirensesim” Defnem’in annesi, dalgıç, mağaracı, kayakçı, yüzücü, gurme, ve mutfakta müthiş büyücüye dönüşen pasta ustası. Bir duyurusunu paylaşmıştı tüm dostlarıyla, ben de sizlerle paylaşmak istedim. Noktasına virgülüne dokunmadan ekliyorum. Bloguna girip yaptığı pastaları mutlaka inceleyin her biri sanat eseri gibi.

Merhaba,
Bir çoğunuz belki zaten biliyorsunuz ancak bilmeyenler için ufak bir bilgi notu geçmek istiyorum.
Defne doğduktan sonra çalışmaya ara vermiş ve vaktimin tamamını kızıma ayırmıştım. Defne 26 Mart’ta 4 yaşını dolduruyor; artık kocaman bir kız oldu hatta bana mutfakta yardım bile ediyor 🙂 Ben, iş hayatına tekrar dönsem ama nasıl dönsem diye düşünürken, çok değerli bir arkadaşımdan gelen “Doğumgünü Pastası Siparişi” hayatımın akışını değiştiriverdi.

O siparişin arkası geldi ve kendimi bir anda “Tasarım Pastalar” dünyasının içinde buldum. Denizkızları, Ejderhalar, Spidermanler, Dansözler derken bir de baktım hayaller gerçeğe dönüşüyor bu pastalarla. Kendimi hınzır bir büyücü gibi hissettim ve bir blog açıp yaptıklarımı çevremle paylaşmaya başladım.

İşte o blogumun adresi:

www.cioccolatomagico.blogspot.com

Kısaca fiyat bilgisi vermem gerekirse, Tasarım Pastalar’ın dilim fiyatları, istenilen tasarımın işçiliğine göre, 8-10TL arasında değişiyor; minimum pasta 10 kişilik oluyor.

Pastaları hazırlarken kabartma tozu dahil hiçbir katkı maddesi kullanmıyorum. Kullandığım malzemelerin mümkün olduğunca doğal, taze olmalarına dikkat ediyorum. Büyükler için hazırladığım pastalarda arzu edilirse Kanyak, Likör, Bailey’s, Viski vb. tatlandırıcılar kullanabiliyorum ama miniklerin pastalarında alkol kullanmıyorum tahmin edebileceğiniz gibi…

Hayalinizdeki tasarımları uygularken ise şekerhamurundan faydalanıyorum. Burada da piyasadaki en kaliteli gıda boyalarını kullanıyorum; sonuç olarak Defne’ye yedirmek istemediğim hiçbir pasta çıkmıyor mutfağımdan…

Sizlerden ricam, bloguma bir göz atıp çevrenizle de paylaşmanız… Kimbilir belki sizin de bir hayalinizi lezzetli bir pastaya dönüştürürüm…

Sevgilerimle,
Irem Durukan


Tokelau Adası’ndan, DOT TK’ya… İlginç bir iş fikri.

Tokelau adası ismini daha önce duydunuz mu? Ben duymamıştım, hem de eklediğim fotoğraftaki aşık olunası sahillere sahip olmasına rağmen. Dün sabah; Marjinal Porter Novelli’nin Sofa Otel’de ev sahipliği yaptığı, kahvaltılı bir toplantıda öğrendim bu ismi. DOT TK isimli Hollanda kökenli bir özel şirket Tokelau adasına ait “TK” uzantılı alan adlarını onlara asla gerekmeyeceğine ikna ederek satın almış. Yine bu toplantıda öğrendiğim üzere Türkiye; uluslararası arenada TK olarak tanımlanırmış. THY yollarının uçuş numaralarından kolayca anlayabileceğimizi belirten Dot TK CEO’su Joost Zuurbier, başımızın sevimli derdi Eurovision’da da TK olarak anıldığımızı belirtti. Keyifli ve kısa bir sunumla tanıttığı bu yeni hizmetle ilgili öğrendiklerimi paylaşmak istedim sizlerle.

Türkiye genelinde, toplamı 26 milyonu bulan internet kullanıcısına hitap eden 1600 web hosting şirketi ve internet servis sağlayıcısı bulunuyormuş. Dolayısıyla, host edilen web sitelerinin toplam sayısının internet kullanıcılarının sayısına oranı karşılaştırıldığında Avrupa bölgesindeki en düşük oran olarak ortaya çıkıyormuş.

Ülke     Internet kullanıcıları    Host edilen web siteleri    Oran

İngiltere    43,221,464    10,247,083        1 : 4
Almanya    55,221,183    17,516,164        1 : 3
Fransa    40,128,178    3,476,128            1 : 11
Hollanda    13,791,800    3,942,284            1 : 3
Türkiye    26,545,020    843,050            1 : 31

Dot TK uzantılı alan adları kayıt sistemi Dot TK Ceo’su Zuurbier, dünden başlamak üzere yedi gün boyunca öğrencilerin ve üniversite personelinin hiçbir ücret ödemeksizin DotTK alan adları alabileceklerini belirtti.
Dot TK’nın son altı ay içinde, Türkiye’de son derece önemli bir büyüme kaydettiğini de sözlerine ekleyen Zuurbier, bununla birlikte, Türkiye’deki internet kullanıcılarıyla karşılaştırıldığında Türk web sitelerinin oranının, bölgedeki diğer ülkelerin hala gerisinde olduğunu ekledi. Dot TK, alan adlarını ücretsiz dağıtarak web tasarımcılarını, web programcılarını ve sistem mühendislerini web sitesi kurmaya teşvik etmeyi amaçlıyorlar. Firmanın merkezi Amsterdam’da ve deneyimli personeli, her ülkedeki çok yedekli omurgaları ile, milyonlarca kayıt tutabiliyorlar.
Önemli not: Ücretsiz Dot TK kayıtları, üniversitelerde internet bağlantısı olan bilgisayarlardan yapılabiliyor; 5 Mart saat 00:00’da başlayan uygulama 11 Mart saat 23:59’da sona eriyor. Kampanya Nisan ayında da uygulanacak ve  5 Nisan saat 00:00’da başlayıp 11 Nisan saat 23:59’da sona erecek. Alan adı almak için yapılması gerekenler ise son derece basit: www.dot.tk adresine girerek alan adı (adları) seçiliyor ve ödeme yöntemi olarak da ücretsiz üniversite seçeneği işaretleniyor. Ücretsiz Dot TK alan adları bir yıl için geçerli oluyor. Ticari marka ve özel alan adları ise bu uygulamanın dışında tutuluyor. Kullanıcı başına en fazla bir alan adı alınabiliyor.


Sunumax …Bir başarı öyküsü.

Sadık Kocabaşa ile yaz başında bir e-tohum toplantısında tanıştım. Aşırı kibar saygılı ve çekingen bir genç adam bana Sunumax projesini anlatıyordu heyecanla, ben de her zamanki tavan yapmış hiperaktivitemle sözünü kesip “aa MsDewey” demiştim. O yine gözlerinin içi gülerek “aslında öyle değil” diye kibarca anlatmış ve zihnime not edilmişti. Daha sonra projenin görünmeyen kahramanı olan Cem Kocabaşa sahneye çıktı. Zekasının gözlerinden taştığı, ağabeyi gibi kibar ve güler yüzlü bu genç, bana iki kardeşin ileriki yıllarda dünyanın tanıyacağı işler üreteceğinin sinyalini verdi. Bu konularda pek yanılmadım. Garip bir “yetenek avcısı” radarım var. Neyin nasıl sinyal verdiğini henüz çözmedim, ama sanki çevrelerinde parlak bir hare görünüyor bu insanların. Yine bir e-tohum toplantısında bu iki şahane evladı yetiştiren anne ile de tanıştım. Duyduğu gurur onun da gözlerinden okunuyordu. Hızla yol aldılar, yeni müşteriler, CeBit gibi devasa fuarlar, başarılı duyurumlar ve e tohumun en başarılı 15 projesinden biri seçilmek. Sırası gelmişken buradan Burak Büyükdemir’e bir kez daha teşekkür etmek istiyorum. Enerjisi, güler yüzü, destekleri ve paylaşımlarıyla e-tohumu hepimizin hayatına soktu ve keyifle takip etmemizi, hatta hiç aklında olmayanların bile girişimciliğe soyunmayı düşünmelerini sağladı.  Dün akşam e-tohum toplantısında bize Sunumax’ı anlattılar. İki kardeş, hem neşeli hem de coşkuluydu, bu coşkularını bizlere de güzelce yansıttılar. Hepimizin yorumları, katıldığımız en eğlenceli ve keyifli toplantı olduğu yönündeydi. Yolunuz ve bahtınız açık olsun Kocabaşa kardeşler ve Sunumax

Burak Büyükdemir ile ilgili iki keyifli paylaşım daha eklemek istedim. Mutlaka tıklayıp izleyin.

http://www.webrazzi.com/2008/07/26/webrazzitv-burak-buyukdemir-ile-etohum-uzerine/
http://mserdark.com/web_dunyasi/girisimcilik-meselesi-ve-etohum


Görmekten ve görüntülemekten keyif aldığım binalar.

Teşvikiye, Maçka, Gümüşsuyu, Beyoğlu’nda ayakta kalmayı başarmış örneklerle bu mimariyi seviyorum ben. Yüksek tavanlar, eski ustaların sanat eseri gibi kartonpiyer çalışmaları, ince ve zarif işçilikler. Ne yazık ki, 50 lerden sonra topluma sıvaşan çarıklı zevki çok şeyi yok etti. Dışı btb ve cam kaplı alamet binalara tapan insanlarla doldu etraf. Yaparken bulunduğu şehre dokuya ruha uyar mı düşünülmedi, varsa yoksa rant ve köşe dönme telaşıyla iğrençlik abideleri doldurdu her yanımızı. Bu hafta içinde 3 kez bu binalarda görüşmelerim oldu. Bana hep, çocukluğumun bir bölümünün geçtiği anneannemin, Harbiye Radyoevi karşısında oturduğu yüksek tavanlı, muhteşem kartonpiyerli uzun koridorlu evi hatırlattı. Rahmetli dedeciğimin kucağına oturup, başrolünde benim olduğum, olağanüstü hayal gücüyle yarattığı hikayeleri dinlediğim günler gözlerimin önüne geliverdi. Gül ağacı parkeler, art deco tarzı küvet, tavana kadar pencereler ve hatta ferforje kafeslerle çevrili antika asansörler … Kısacası zevkle, sevgiyle yapılmış binalardı onlar. 50 lerde başlayan furyada ise rant ve para hırsı ön planda olduğu için gustosuz ve sevimsiz yapılar ortaya çıktı. 4 ve 5 şubat günleri çektiğim bir kaç fotoğrafı da ekledim yazıya sanırım sizler de bana hak verirsiniz. Asıllarına uygun olarak yenilenen Maçka Palas ve Akaretler Sıra Evleri zevksizliğe mahkum olmadığımızın delilleri.


Himalaya Tuz Rüyası…

Uzakdoğu felsefesine ilgi duyan ve bunu yaşama biçimi haline getiren insanların, daha huzurlu, dingin ve güleryüzlü olduklarına Ayça Ark’ı tanıyınca bir kez daha karar verdim. Gülen gözleri enerjik sesiyle karşısındakine de huzur ve coşku veren biri. Sağlıklı ürünleri yaşamımıza sokan, yararını kendinde deneyip bunu paylaşmayı bilen biri aynı zamanda. Yakın çevremde birçok arkadaşım evlerinde Himalaya Kristal Tuzu kullanıyor. Sağlıklı olmasının yanında birçok farklı amaçla da kullanılabiliyor bu tuz. Örneğin diştaşı oluşumunu ve diş çürüklerini önleyebilirsiniz düzgün kullanımlarla. Dezenfekte edici ve nötrleştirici etkisiyle, istenmeyen kokular oluşturan bakterilerin üremesini engeller ve doğal bir deodoranttır. Sindirim şikayetleri, kadın hastalıkları ve metabolik bozuklukları olanların da destekleyici olarak kullandıklarında, şikayetlerinin azaldığı gözlenmiş. Ayrıca Himalaya Tuz Kristali‘nden yapılan lambalar da yorgunluğu,stresi,astım nöbetlerini, alerjileri,başağrılarını,cilt rahatsızlıklarını,havadaki nemi ve kokuyu hafifletip ve rahat uyku ortamı yaratıyorlarmış.Bu lambaların birçok çeşidi tansiyonu,ruhsal ve psikolojik sorunları olan hasta lara yardımcı oluyormuş. Vaktiniz olduğunda siteyi inceleyip, kısa yoldan mini bir keşfe çıkın derim.


Deniyorum, Biliyorum…

DenedimBiliyorum ile tanışmam, Friendfeed’de gördüğüm bir bilgiyle oldu. Linke tıkladığımda, görüntüsü ve içeriğiyle temiz pırıl pırıl bir siteyle karşılaştım. Hemen ekledim kendimi. Anketlere katıldım, forum konularını okudum. Katılımcılar için bilgilendirici, paylaşıma açık güzel bir platform. Tabii firmalar için de kullanıcı düşünceleriyle sıcak temas şansı veren bir site. Dün, adıma yollanmış bir paket geldi DenedimBiliyorum’dan. Aralarına katılanlara böyle bir hoşgeldin armağanları varmış. Paketi açınca bir an şaşırdım, dişimin ağrıdığın hissetmişlerdi sanki ve bana İpana’dan çeşit çeşit diş macunları, Oral B’den de gargara yollamışlardı. Hemen armağanlarımla yollanan broşürleri incledim. ipana üç ana başlıkta toplamış diş macunlarını. “Beyazlıkta bir inci” başlığıyla verilen ürün; dişlerinizde üç boyutlu beyazlığa ulaşmanız için üretilmiş. Dişlerinizin ön ve arka yüzeyleri ile diş aralarındaki görünür kısımlarda, beyazlığa kavuşmanızı sağlıyor. “7 günde daha sağlıklı bir ağız” başlığındaki ürün ise, 7 günde komple ağız bakımınızla 7 ana problemle başa çıkmanıza yardımcı oluyor. Son olarak da “Hassasiyetinizi anlıyoruz” başlığıyla, hassas dişlere sahip olanlara 14 günde fark yaratacak bir öneri sunuyorlar. Kutudan çıkan örnekleri ve broşürleri fikirlerini alabileceğim dostlarımla paylaştım. Tabii 7 günde 7 probleme çare olanından bir tane de kendime ayırdım. Sizler de DenedimBliyorum‘a katılın veya ilgileneceğini düşündüğünüz yakınlarınızla paylaşın. Bizlerden alacakları önerilerle markaların daima daha iyiyi hedefleyeceklerine inanıyorum.


Tatilde aile ziyareti mi ? Bir daha düşünün…

Dün akşam yine bir öngösterime davetliydim. Warner Bros’un bu nazik davetlerinin en güzel yanı da dostlarla buluşup söyleşmek. İzlediğimiz filmin adı “Four Christmases-Anywhere but home” (filmlere türkçe isimler bulanlardan bir ikisiyle gerçekten tanışıp, ruh hallerini anlamak istiyorum. Bu filme Zoraki Tatil adını verince, kapılarda kuyruk olacağını mı düşünmüş acaba ismi bulan kişi) Konusunu da noel tatilinde; ailelerine yalan söyleyip, sıcak iklimlerde tatil yapmayı planlayan iki gencin, olumsuz hava koşulları nedeniyle gidemeyip, ailelerine yapmak zorunda kaldıkları ziyeretlerde başlarından geçenler olarak özetleyebilirim Ödüllü bir film değil, ama ünlüler geçidi gibi kadrolu ve oyunculukların usta olduğu bir komedi. Gülümseyerek, hatta çoğu sahnede kahkahalarla gülebileceğiniz keyifli bir film izlemek istiyorsanız bu filmi kaçırmayın. Başrolde; Wedding Crashers ve The Break Up filmlerinden hatırlayacağınız Vince Vaughn ile Legally Blonde serisinin unutulmaz yıldızı ve Walk The Line’daki performansıyla Oscar alan Reese Witherspoon var. Yönetmenliğini Seth Gordon’un yaptığı filmde; Brad’in huysuz, yaşlı babası rolünde Robert Duval var. Anne rolünde oynayan Sissy Spacek‘le tanışmam; Stephen King’in Brian De Palma tarafından beyazperdeye aktarılan ilk romanı Carrie ile olmuştu. Brad’in güreşçi ağabeyini oynayan Jon Favrea‘yu ise birçok TV dizisinden ve son yıllarda çevirdiği Dare Devil, Deep Impact gibi filmlerdeki rollerinden hatırlayacaksınız. Kate’in babası rolünde ise Midnight Cowboy‘un unutulmaz aktörü Jon Voight var. Kate’in annesi rolündeki Mary Steenburgen‘i yaşı küçük olanlarınız Back to the Future serisinde çatlak profesörün aşık olduğu kadın rolünden hatırlarsınız. Kate’in doğurgan kızkardeşi rolünü de Pushing Daisy’nin Olive Snook’u Kristin Chenoweth canlandırmış. Film 27 şubatta gösterime giriyor.


Nokia’dan yeni bir telefon 5800 Xpress Music

Nokia’nın en yeni telefonu 5800 Xpres Music’in lansmanı ve yeni Genel Müdür Conor Pierce‘in basına ve çözüm ortaklarına tanıtıldığı bir toplantıdaydım bu akşam. Beyoğlu Ghetto’da düzenlenen etkinliğin mimarları Marjinal Porter Novelli ekibiydi. Burcu Kaptan ve Umut Ersoy’un herkesi güleryüzle kapıda karşıladığı gecede; basından birçok ismin yanı sıra, blog yazarlarının büyük bölümü de katıldı. Çevre düzenlemesi dinamik ve renkliydi. Görevlilerin taktığı ışıklı yaka kartlarında aklım kaldı 🙂 Gecenin sürpriz konuğu konser verecek olan Emre Aydın’dı. Güzel bir kokteylle başlayan toplantıda konuşan eski Genel Müdür Imfred de Jong Türkiye’ye veda ederek, birlikte çalıştığı ekibin çok değerli olduğıunu ve burada çok güzel bir ortam bulduğunu belirttikten sonra sahneyi yeni Genel Müdür Conor Pierce’a bıraktı. Conor Pierce, her yabancı yönetici gibi bizleri Türkçe selamlayarak gönlümüzü kazandı. Dinamik ve heyecanlı bir yapıya sahip olduğunu gözlemlediğim Pierce, daha önce Nokia İrlanda’da müşteri direktörlüğü ve genel müdürlük görevlerinde bulunmuş. Daha sonra hepimizi bir üst katta bulunan özel bölüme aldılar. Hem 5800 leri inceleme hem de dostlarla söyleşip içkilerimizi yudumlama fırsatı bulmak hoştu. Annemi daha fazla yalnız bırakmamak için konser başlamadan bu güzel geceden ayrılmak zorunda kaldım. Teknoloji yazarı arkadaşlarım en detaylı bilgileri vereceklerdir sizlere, ben birkaç görsel ve temel bilgileri paylaşmakla yetineceğim. 5800 Xpress Music, Nokia’nın S60 kategorisindeki ilk dokunmatik ekranlı telefonu. 3.2″ dokunmatik geniş ekranıyla göz dolduruyor. 3.2 megapiksel kamerası , 8 band surround sistemi, müzik içeriklerine tek tuşla erişim diğer keyifli özellikleri. Tabii 3.5G erişim Wlan mobil teknolojisinden de bahsetmeden geçmemeliyim.


E-Tohumlar yeşerdi, heyecanla meyveleri bekliyoruz…

Bu sabah erkenden İTÜ İşletme Fakültesi Maçka kampüsünde yapılacak olan e-tohum toplantısına gittim. O heyecanla yolun eğimindeki yosunlanmayı ferketmeyip, çizgi filmlerdekine benzer havada patinaj çekilen bir düşüş gerçekleştirdim. Canımın acısıyla, ters geri anneye dönüp, çamur içinde kalan üstümü değiştirdim. Bacağımı mucize krem Lasonil Gel ile kaplayıp, sardım  ve tekrar Maçka’ya gittim. Şule ve Uğur Özmen çifti, iki ateş parçası çocukları Osman ve Tutku, Özgür Alaz, Sunipeyk, Sadık ve Cem Kocabaşa kardeşler, ayrıca telaşla organizasyon hazırlıklarıyla ilgilenen e tohuma en çok emeği geçenlerden biri olan Selçuk Koyuncu ile karşılaştım. Bir süre sonra fuaye alanı çok keyifli bir kalabalıkla dolmaya başladı. Bir çoğu ile e tohumun kafe toplantılarından tanıştığım, Friendfeed’de fikir alışverişinde bulunduğum dostlarla hasret giderdik. Yüzlerini birer fotoğraf karesinden tanıdığım dostlarla yüz yüze sohbet etmek de güzeldi. İşletme Mühendisliği Kulübü üyelerine bu satırlardan özellikle teşekkür etmek isterim. Hepsi canla başla çalıştılar ve bizi kusursuzca ağırlamak için çabaladılar. Toplantı, resmi binalarda yapılması gerektiği şekilde saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başladı. Ne acıdır ki son yıllarda yapılan yozlaştırma çabalarının ne derece başarılı olduğunu,  toplantı sonrası yazılan Friendfeed girdilerinde bir kez daha gördüm. “Neden İstiklal Marşı çalınmış” bunu bile sorgulayacak derecede kendinden habersiz genç insanlar olduğunu görmek bana sadece acı veriyor. Toplantı süresince yaşadığım sevinç ve mutluluk bir anda yeise dönüştü. Konudan uzaklaşmadan izlediğim başarılı genç insanları size aktarmak istiyorum.
Toplantının ilk bölümünde e tohum’ a sponsor olan şirketlerden üçünün; kurucu-yöneticilerinin hikayeleri ve konukların sorularına verdiği yanıtlar vardı.  Yemeksepeti.com Nevzat Aydın’ın coşkulu anlatımı ve cevap vermekte cömert davranması salondaki girişimcilerin çoğunu memnun etmiştir. Bir ayrıntıyı da eklemeden geçemeyeceğim ODTÜ ne verimli ve ne başarılı bir okuldur ki, hem sponsorlar hem yeni girişimcilerin çoğu ODTÜ’lü idi. İkinci bölümde ise internet girşimcilerinin 3 dakikalık konuşmalarla kendilerini tanıtmalarını izledik. Bunlardan bir kısmını toplantılarda tanıyıp, takibe almıştım zaten. İlk onbeşte olduklarını görmek beni şaşırtmadı. Ama içlerinden biri var ki gerçekten gözlerimi yaşartacak, tüylerimi diken diken edecek kadar projesine değer vermiş ve gereken bütün aşamaları gerçekleştirmek için çalışmıştı. http://userspots.com’u sunan Mustafa Dalcı, benim gönlümde taht kuran girişimci olmuştur. İşe yarar mı, yatırımcı bulur mu, çok meşhur olur mu… bunları zaman gösterecek, ama sahnede izlediğim genç adam, bu azimle soruların cevabını evete çevirecektir.
Girişimlerin hepsini ve isimleri aşağıya ekliyorum. İnceleyin ve size ışık yakanları not alın, önümüzdeki dönem bu genç adamların adını çok duyacağız. Yazdıklarımı; bizlere bu güzel günü yaşama şansı veren, e tohum için gecesini gündüzüne katan sevgili Burak Büyükdemir‘e teşekkür ederek noktalamak istiyorum. Güleryüzüyle herkese olumlu enerji veren, tatlı sert öğretmen, sevecen ağabey, usta yazar… birçok şapkayı aynı anda taşıyabilen ender başarılı adamlardan biri Burak Büyükdemir ve bir o kadar da alçakgönüllü. Teşekkürler Üstad.
http://cepkod.com : Oğuzhan Aygören ve Mustafa Alpay
http://cvyolla.com : Onur Çakır ve Meriç Kul
http://gercekten.com : Erdal Bozkuş
http://ideshot.com : Metin Kahraman ve Harun Pekşen
http://kartguru.com : Özgür Alaz
http://kimgelsin.com : Mohaç Yücel, Ceren Yücel, Selçuk Uzun ve Volkan Çınar
http://kolokyum.com : Ceyhun Baskın, İnanç Eray ve Evren Başbuğ
http://ogrence.net : Doğan Kaya Berktaş ve Yekmer Şimşek
http://pabbuc.com : Serdar Yaman ve Göker Ezberci
http://sunumax.com : Sadık Kocabaşa ve Cem Kocabaşa
http://userspots.com : Mustafa Dalcı

Tanıtımları yapılmayan ama e tohum kampına katılacak üç girişimi de ayrıca yazıyorum
http://maksidurak.com
http://evimizinherseyi.com
http://www.metutech.metu.edu.tr/atom/


Sayfalar:1...3536373839404142