:::: MENU ::::
Browsing posts in: Beğendiklerim

Sunumax …Bir başarı öyküsü.

Sadık Kocabaşa ile yaz başında bir e-tohum toplantısında tanıştım. Aşırı kibar saygılı ve çekingen bir genç adam bana Sunumax projesini anlatıyordu heyecanla, ben de her zamanki tavan yapmış hiperaktivitemle sözünü kesip “aa MsDewey” demiştim. O yine gözlerinin içi gülerek “aslında öyle değil” diye kibarca anlatmış ve zihnime not edilmişti. Daha sonra projenin görünmeyen kahramanı olan Cem Kocabaşa sahneye çıktı. Zekasının gözlerinden taştığı, ağabeyi gibi kibar ve güler yüzlü bu genç, bana iki kardeşin ileriki yıllarda dünyanın tanıyacağı işler üreteceğinin sinyalini verdi. Bu konularda pek yanılmadım. Garip bir “yetenek avcısı” radarım var. Neyin nasıl sinyal verdiğini henüz çözmedim, ama sanki çevrelerinde parlak bir hare görünüyor bu insanların. Yine bir e-tohum toplantısında bu iki şahane evladı yetiştiren anne ile de tanıştım. Duyduğu gurur onun da gözlerinden okunuyordu. Hızla yol aldılar, yeni müşteriler, CeBit gibi devasa fuarlar, başarılı duyurumlar ve e tohumun en başarılı 15 projesinden biri seçilmek. Sırası gelmişken buradan Burak Büyükdemir’e bir kez daha teşekkür etmek istiyorum. Enerjisi, güler yüzü, destekleri ve paylaşımlarıyla e-tohumu hepimizin hayatına soktu ve keyifle takip etmemizi, hatta hiç aklında olmayanların bile girişimciliğe soyunmayı düşünmelerini sağladı.  Dün akşam e-tohum toplantısında bize Sunumax’ı anlattılar. İki kardeş, hem neşeli hem de coşkuluydu, bu coşkularını bizlere de güzelce yansıttılar. Hepimizin yorumları, katıldığımız en eğlenceli ve keyifli toplantı olduğu yönündeydi. Yolunuz ve bahtınız açık olsun Kocabaşa kardeşler ve Sunumax

Burak Büyükdemir ile ilgili iki keyifli paylaşım daha eklemek istedim. Mutlaka tıklayıp izleyin.

http://www.webrazzi.com/2008/07/26/webrazzitv-burak-buyukdemir-ile-etohum-uzerine/
http://mserdark.com/web_dunyasi/girisimcilik-meselesi-ve-etohum


Görmekten ve görüntülemekten keyif aldığım binalar.

Teşvikiye, Maçka, Gümüşsuyu, Beyoğlu’nda ayakta kalmayı başarmış örneklerle bu mimariyi seviyorum ben. Yüksek tavanlar, eski ustaların sanat eseri gibi kartonpiyer çalışmaları, ince ve zarif işçilikler. Ne yazık ki, 50 lerden sonra topluma sıvaşan çarıklı zevki çok şeyi yok etti. Dışı btb ve cam kaplı alamet binalara tapan insanlarla doldu etraf. Yaparken bulunduğu şehre dokuya ruha uyar mı düşünülmedi, varsa yoksa rant ve köşe dönme telaşıyla iğrençlik abideleri doldurdu her yanımızı. Bu hafta içinde 3 kez bu binalarda görüşmelerim oldu. Bana hep, çocukluğumun bir bölümünün geçtiği anneannemin, Harbiye Radyoevi karşısında oturduğu yüksek tavanlı, muhteşem kartonpiyerli uzun koridorlu evi hatırlattı. Rahmetli dedeciğimin kucağına oturup, başrolünde benim olduğum, olağanüstü hayal gücüyle yarattığı hikayeleri dinlediğim günler gözlerimin önüne geliverdi. Gül ağacı parkeler, art deco tarzı küvet, tavana kadar pencereler ve hatta ferforje kafeslerle çevrili antika asansörler … Kısacası zevkle, sevgiyle yapılmış binalardı onlar. 50 lerde başlayan furyada ise rant ve para hırsı ön planda olduğu için gustosuz ve sevimsiz yapılar ortaya çıktı. 4 ve 5 şubat günleri çektiğim bir kaç fotoğrafı da ekledim yazıya sanırım sizler de bana hak verirsiniz. Asıllarına uygun olarak yenilenen Maçka Palas ve Akaretler Sıra Evleri zevksizliğe mahkum olmadığımızın delilleri.


Himalaya Tuz Rüyası…

Uzakdoğu felsefesine ilgi duyan ve bunu yaşama biçimi haline getiren insanların, daha huzurlu, dingin ve güleryüzlü olduklarına Ayça Ark’ı tanıyınca bir kez daha karar verdim. Gülen gözleri enerjik sesiyle karşısındakine de huzur ve coşku veren biri. Sağlıklı ürünleri yaşamımıza sokan, yararını kendinde deneyip bunu paylaşmayı bilen biri aynı zamanda. Yakın çevremde birçok arkadaşım evlerinde Himalaya Kristal Tuzu kullanıyor. Sağlıklı olmasının yanında birçok farklı amaçla da kullanılabiliyor bu tuz. Örneğin diştaşı oluşumunu ve diş çürüklerini önleyebilirsiniz düzgün kullanımlarla. Dezenfekte edici ve nötrleştirici etkisiyle, istenmeyen kokular oluşturan bakterilerin üremesini engeller ve doğal bir deodoranttır. Sindirim şikayetleri, kadın hastalıkları ve metabolik bozuklukları olanların da destekleyici olarak kullandıklarında, şikayetlerinin azaldığı gözlenmiş. Ayrıca Himalaya Tuz Kristali‘nden yapılan lambalar da yorgunluğu,stresi,astım nöbetlerini, alerjileri,başağrılarını,cilt rahatsızlıklarını,havadaki nemi ve kokuyu hafifletip ve rahat uyku ortamı yaratıyorlarmış.Bu lambaların birçok çeşidi tansiyonu,ruhsal ve psikolojik sorunları olan hasta lara yardımcı oluyormuş. Vaktiniz olduğunda siteyi inceleyip, kısa yoldan mini bir keşfe çıkın derim.


Deniyorum, Biliyorum…

DenedimBiliyorum ile tanışmam, Friendfeed’de gördüğüm bir bilgiyle oldu. Linke tıkladığımda, görüntüsü ve içeriğiyle temiz pırıl pırıl bir siteyle karşılaştım. Hemen ekledim kendimi. Anketlere katıldım, forum konularını okudum. Katılımcılar için bilgilendirici, paylaşıma açık güzel bir platform. Tabii firmalar için de kullanıcı düşünceleriyle sıcak temas şansı veren bir site. Dün, adıma yollanmış bir paket geldi DenedimBiliyorum’dan. Aralarına katılanlara böyle bir hoşgeldin armağanları varmış. Paketi açınca bir an şaşırdım, dişimin ağrıdığın hissetmişlerdi sanki ve bana İpana’dan çeşit çeşit diş macunları, Oral B’den de gargara yollamışlardı. Hemen armağanlarımla yollanan broşürleri incledim. ipana üç ana başlıkta toplamış diş macunlarını. “Beyazlıkta bir inci” başlığıyla verilen ürün; dişlerinizde üç boyutlu beyazlığa ulaşmanız için üretilmiş. Dişlerinizin ön ve arka yüzeyleri ile diş aralarındaki görünür kısımlarda, beyazlığa kavuşmanızı sağlıyor. “7 günde daha sağlıklı bir ağız” başlığındaki ürün ise, 7 günde komple ağız bakımınızla 7 ana problemle başa çıkmanıza yardımcı oluyor. Son olarak da “Hassasiyetinizi anlıyoruz” başlığıyla, hassas dişlere sahip olanlara 14 günde fark yaratacak bir öneri sunuyorlar. Kutudan çıkan örnekleri ve broşürleri fikirlerini alabileceğim dostlarımla paylaştım. Tabii 7 günde 7 probleme çare olanından bir tane de kendime ayırdım. Sizler de DenedimBliyorum‘a katılın veya ilgileneceğini düşündüğünüz yakınlarınızla paylaşın. Bizlerden alacakları önerilerle markaların daima daha iyiyi hedefleyeceklerine inanıyorum.


Tatilde aile ziyareti mi ? Bir daha düşünün…

Dün akşam yine bir öngösterime davetliydim. Warner Bros’un bu nazik davetlerinin en güzel yanı da dostlarla buluşup söyleşmek. İzlediğimiz filmin adı “Four Christmases-Anywhere but home” (filmlere türkçe isimler bulanlardan bir ikisiyle gerçekten tanışıp, ruh hallerini anlamak istiyorum. Bu filme Zoraki Tatil adını verince, kapılarda kuyruk olacağını mı düşünmüş acaba ismi bulan kişi) Konusunu da noel tatilinde; ailelerine yalan söyleyip, sıcak iklimlerde tatil yapmayı planlayan iki gencin, olumsuz hava koşulları nedeniyle gidemeyip, ailelerine yapmak zorunda kaldıkları ziyeretlerde başlarından geçenler olarak özetleyebilirim Ödüllü bir film değil, ama ünlüler geçidi gibi kadrolu ve oyunculukların usta olduğu bir komedi. Gülümseyerek, hatta çoğu sahnede kahkahalarla gülebileceğiniz keyifli bir film izlemek istiyorsanız bu filmi kaçırmayın. Başrolde; Wedding Crashers ve The Break Up filmlerinden hatırlayacağınız Vince Vaughn ile Legally Blonde serisinin unutulmaz yıldızı ve Walk The Line’daki performansıyla Oscar alan Reese Witherspoon var. Yönetmenliğini Seth Gordon’un yaptığı filmde; Brad’in huysuz, yaşlı babası rolünde Robert Duval var. Anne rolünde oynayan Sissy Spacek‘le tanışmam; Stephen King’in Brian De Palma tarafından beyazperdeye aktarılan ilk romanı Carrie ile olmuştu. Brad’in güreşçi ağabeyini oynayan Jon Favrea‘yu ise birçok TV dizisinden ve son yıllarda çevirdiği Dare Devil, Deep Impact gibi filmlerdeki rollerinden hatırlayacaksınız. Kate’in babası rolünde ise Midnight Cowboy‘un unutulmaz aktörü Jon Voight var. Kate’in annesi rolündeki Mary Steenburgen‘i yaşı küçük olanlarınız Back to the Future serisinde çatlak profesörün aşık olduğu kadın rolünden hatırlarsınız. Kate’in doğurgan kızkardeşi rolünü de Pushing Daisy’nin Olive Snook’u Kristin Chenoweth canlandırmış. Film 27 şubatta gösterime giriyor.


Nokia’dan yeni bir telefon 5800 Xpress Music

Nokia’nın en yeni telefonu 5800 Xpres Music’in lansmanı ve yeni Genel Müdür Conor Pierce‘in basına ve çözüm ortaklarına tanıtıldığı bir toplantıdaydım bu akşam. Beyoğlu Ghetto’da düzenlenen etkinliğin mimarları Marjinal Porter Novelli ekibiydi. Burcu Kaptan ve Umut Ersoy’un herkesi güleryüzle kapıda karşıladığı gecede; basından birçok ismin yanı sıra, blog yazarlarının büyük bölümü de katıldı. Çevre düzenlemesi dinamik ve renkliydi. Görevlilerin taktığı ışıklı yaka kartlarında aklım kaldı 🙂 Gecenin sürpriz konuğu konser verecek olan Emre Aydın’dı. Güzel bir kokteylle başlayan toplantıda konuşan eski Genel Müdür Imfred de Jong Türkiye’ye veda ederek, birlikte çalıştığı ekibin çok değerli olduğıunu ve burada çok güzel bir ortam bulduğunu belirttikten sonra sahneyi yeni Genel Müdür Conor Pierce’a bıraktı. Conor Pierce, her yabancı yönetici gibi bizleri Türkçe selamlayarak gönlümüzü kazandı. Dinamik ve heyecanlı bir yapıya sahip olduğunu gözlemlediğim Pierce, daha önce Nokia İrlanda’da müşteri direktörlüğü ve genel müdürlük görevlerinde bulunmuş. Daha sonra hepimizi bir üst katta bulunan özel bölüme aldılar. Hem 5800 leri inceleme hem de dostlarla söyleşip içkilerimizi yudumlama fırsatı bulmak hoştu. Annemi daha fazla yalnız bırakmamak için konser başlamadan bu güzel geceden ayrılmak zorunda kaldım. Teknoloji yazarı arkadaşlarım en detaylı bilgileri vereceklerdir sizlere, ben birkaç görsel ve temel bilgileri paylaşmakla yetineceğim. 5800 Xpress Music, Nokia’nın S60 kategorisindeki ilk dokunmatik ekranlı telefonu. 3.2″ dokunmatik geniş ekranıyla göz dolduruyor. 3.2 megapiksel kamerası , 8 band surround sistemi, müzik içeriklerine tek tuşla erişim diğer keyifli özellikleri. Tabii 3.5G erişim Wlan mobil teknolojisinden de bahsetmeden geçmemeliyim.


E-Tohumlar yeşerdi, heyecanla meyveleri bekliyoruz…

Bu sabah erkenden İTÜ İşletme Fakültesi Maçka kampüsünde yapılacak olan e-tohum toplantısına gittim. O heyecanla yolun eğimindeki yosunlanmayı ferketmeyip, çizgi filmlerdekine benzer havada patinaj çekilen bir düşüş gerçekleştirdim. Canımın acısıyla, ters geri anneye dönüp, çamur içinde kalan üstümü değiştirdim. Bacağımı mucize krem Lasonil Gel ile kaplayıp, sardım  ve tekrar Maçka’ya gittim. Şule ve Uğur Özmen çifti, iki ateş parçası çocukları Osman ve Tutku, Özgür Alaz, Sunipeyk, Sadık ve Cem Kocabaşa kardeşler, ayrıca telaşla organizasyon hazırlıklarıyla ilgilenen e tohuma en çok emeği geçenlerden biri olan Selçuk Koyuncu ile karşılaştım. Bir süre sonra fuaye alanı çok keyifli bir kalabalıkla dolmaya başladı. Bir çoğu ile e tohumun kafe toplantılarından tanıştığım, Friendfeed’de fikir alışverişinde bulunduğum dostlarla hasret giderdik. Yüzlerini birer fotoğraf karesinden tanıdığım dostlarla yüz yüze sohbet etmek de güzeldi. İşletme Mühendisliği Kulübü üyelerine bu satırlardan özellikle teşekkür etmek isterim. Hepsi canla başla çalıştılar ve bizi kusursuzca ağırlamak için çabaladılar. Toplantı, resmi binalarda yapılması gerektiği şekilde saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başladı. Ne acıdır ki son yıllarda yapılan yozlaştırma çabalarının ne derece başarılı olduğunu,  toplantı sonrası yazılan Friendfeed girdilerinde bir kez daha gördüm. “Neden İstiklal Marşı çalınmış” bunu bile sorgulayacak derecede kendinden habersiz genç insanlar olduğunu görmek bana sadece acı veriyor. Toplantı süresince yaşadığım sevinç ve mutluluk bir anda yeise dönüştü. Konudan uzaklaşmadan izlediğim başarılı genç insanları size aktarmak istiyorum.
Toplantının ilk bölümünde e tohum’ a sponsor olan şirketlerden üçünün; kurucu-yöneticilerinin hikayeleri ve konukların sorularına verdiği yanıtlar vardı.  Yemeksepeti.com Nevzat Aydın’ın coşkulu anlatımı ve cevap vermekte cömert davranması salondaki girişimcilerin çoğunu memnun etmiştir. Bir ayrıntıyı da eklemeden geçemeyeceğim ODTÜ ne verimli ve ne başarılı bir okuldur ki, hem sponsorlar hem yeni girişimcilerin çoğu ODTÜ’lü idi. İkinci bölümde ise internet girşimcilerinin 3 dakikalık konuşmalarla kendilerini tanıtmalarını izledik. Bunlardan bir kısmını toplantılarda tanıyıp, takibe almıştım zaten. İlk onbeşte olduklarını görmek beni şaşırtmadı. Ama içlerinden biri var ki gerçekten gözlerimi yaşartacak, tüylerimi diken diken edecek kadar projesine değer vermiş ve gereken bütün aşamaları gerçekleştirmek için çalışmıştı. http://userspots.com’u sunan Mustafa Dalcı, benim gönlümde taht kuran girişimci olmuştur. İşe yarar mı, yatırımcı bulur mu, çok meşhur olur mu… bunları zaman gösterecek, ama sahnede izlediğim genç adam, bu azimle soruların cevabını evete çevirecektir.
Girişimlerin hepsini ve isimleri aşağıya ekliyorum. İnceleyin ve size ışık yakanları not alın, önümüzdeki dönem bu genç adamların adını çok duyacağız. Yazdıklarımı; bizlere bu güzel günü yaşama şansı veren, e tohum için gecesini gündüzüne katan sevgili Burak Büyükdemir‘e teşekkür ederek noktalamak istiyorum. Güleryüzüyle herkese olumlu enerji veren, tatlı sert öğretmen, sevecen ağabey, usta yazar… birçok şapkayı aynı anda taşıyabilen ender başarılı adamlardan biri Burak Büyükdemir ve bir o kadar da alçakgönüllü. Teşekkürler Üstad.
http://cepkod.com : Oğuzhan Aygören ve Mustafa Alpay
http://cvyolla.com : Onur Çakır ve Meriç Kul
http://gercekten.com : Erdal Bozkuş
http://ideshot.com : Metin Kahraman ve Harun Pekşen
http://kartguru.com : Özgür Alaz
http://kimgelsin.com : Mohaç Yücel, Ceren Yücel, Selçuk Uzun ve Volkan Çınar
http://kolokyum.com : Ceyhun Baskın, İnanç Eray ve Evren Başbuğ
http://ogrence.net : Doğan Kaya Berktaş ve Yekmer Şimşek
http://pabbuc.com : Serdar Yaman ve Göker Ezberci
http://sunumax.com : Sadık Kocabaşa ve Cem Kocabaşa
http://userspots.com : Mustafa Dalcı

Tanıtımları yapılmayan ama e tohum kampına katılacak üç girişimi de ayrıca yazıyorum
http://maksidurak.com
http://evimizinherseyi.com
http://www.metutech.metu.edu.tr/atom/


Tara’nın hatırlattıkları…

Tara Lutman Agacayak, Kaliforniya doğumlu bir Amerikalı. 2002 yılında bir türkle evlenip buraya yerleşmiş. Twitter’da tanıdım kendisini. Kibar ve zarif üslubuyla dikkatimi çekmişti. Nihayet vakit bulup blogunu uzun uzun inceledim. Yazılarını okurken rastladığım bir tanesini sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu yazıda söz edilen kitabı henüz okumadığım için de kendime kızdım. Mary Lee Settle‘ın Türkçeye “Anadolu`da Bir Zaman Çemberi” adıyla çevrilen “Turkish Reflections: A Biography of a Place” adlı kitabı, Türkiye hakkında yazılmış en olumlu kitaplardan biri sayılıyormuş. Tara’nın blogunda okuduklarım, bana bir başka kültürde yetişen birinin gözünden; hem kendimizi, hem de bu günlerde çokça saldırılan, aşağılanmaya çalışılan ve hala “en güvenilir” kurum olma özelliğine sahip askerlerimizi bir kez daha düşündürdü. Tara’nın eşinin söylediği bir cümleye de hayran oldum. Şöyle çevirmeye çalıştım “Üç ordudan korkulur; Amerikalılar teknolojileri nedeniyle, Almanlar konvansiyonel silahları nedeniyle ve Türkler askerleri nedeniyle”. Vakit bulduğunuzda bu zarif ve çalışkan dostumuzun blogunu okuyun, yaptıklarını inceleyin.


ntvmsnbc’ nin yeni yüzü

12 Ocak pazartesi günü çok keyifli bir toplantıya katılmak üzere NTV binasına gittim. Sevgili Eray Endeş’in yolladığı “ntvmsnbc yeni yüzü beta tanıtımı” davetinde pek çok usta teknoloji yazarıyla bir arada olmak hem çok keyifli, hem de çok heyecan vericiydi. Sevgili Murat Kahraman ve Fatih Turan’da hepimizle tek tek ilgilendiler. Bizlere önce stüdyoları ve çalıştıkları alanları gezdirdiler. Tabii bu arada, yol üstünde bir çok eski dosta da rastladım. En güzel sürpriz ise, bir süre önce NTV ekibine katılan sevgili Salim Bugay’ın bizlere gösterilecek yeni sayfaların yaratıcısı olduğunu öğrenmekti. Toplantı odasına geçip, portalin yeni yüzü ekrana yansıdığında ilk hissettiğim “hey harika hava durumu ve para durumu gayet güzel görünüyor, hazine avına çıkmış gibi aramama gerek yok” diye düşündüm. Sunipeyk, Selçuk Hoca ve Burak Bayburtlu gibi Üstad’ların yanında, teknik konuda ahkam kesmem saçma olur, o nedenle ben sadece basit bir kullanıcı olarak ne düşündüğümü yazayım. Genel olarak temiz ve kişiselleştirilebilme özelliği ile birçok kullanıcının vazgeçilmezi olacağına inandığım bu yeni dizayn için uzun süre çalışan ekip; “bebeklerini” bize anlatırken oldukça heyecanlıydı. Yıllarca “haber geldi” ve “gel üstüne bak hepsine” ile kalbimi kazanmış sayfanın yeni haline çabucak alışacağımı hissettim onlar anlattıkça. Şubat başında sizlerin de kullanımına sunulacak bu yeni dizaynın görselini de ekledim. Stüdyolar gezilirken Devletşah Özcan ve Yeliz Öz’ün program sundukları görseli de kullanmak isterdim ama yerim kalmadı.Teşekkürler bütün ekibe, hem güzel ağırlama hem de uzun süren çalışmalar sonucu ortaya çıkan yeni yüz için.


Göçe Sebep Kalmasın! Projesi

Sizlerle;  Değerli dost, eğitmen ve yazar Süleyman Sönmez‘in “Güneşin Tam İçinde” adlı blogundan virgülüne dokunmadan, bir alıntıyı paylaşıyorum. Lütfen vakit ayırıp okuyun ve bu projeyi destekleyecek her türlü yardımı yapın.

Göçe Sebep Kalmasın! Projesi

GÖÇSEK Projesi, Türkiye’nin çok önemli bir sorunu olan, köyden kente göçü, her yönüyle inceleyen ve farkındalık yaratarak bizzat bölge halkı ve gönüllülerle çözüm üretmek isteyen bir proje.


Size MİMDER’den birçok kez bahsetmiştim. (Mimder ve Kucaklayan sevgi, Mimder’den Yeni Bir Konser ) Merkezi Kadıköy’de olan ve sosyal yardım, insana hizmet konularında ağırlıklı olarak yardım toplamak yerine yardımsever insanlarla dostluk ve sevgi elini uzatan maddi manevi kaynakları bileğinin hakkıyla ve yine gönüllülerin çabalarıyla toparlayıp güzel işler başaran bir dernek.

Örneğin hiçbirisi şarkıcı olmadıkları halde verdikleri konseri ve bundan elde edilen gelirlerle Kimsesiz İnsanlara, Kayıp İnsanlara nasıl ulaştıklarını açıklamıştım.

MİMDER’in çalışma şeklinde derin bir samimiyet ve işin ciddiyetle yürütülmesi beni hep etkiledi. Gönüllüler kimsesiz yardıma muhtaç ya da geliri çok düşük aileleri ev ev gezerken, sorunun temelinde yerlerinden yurtlarından göçen bu insanların büyükşehrin çarkları arasında ezilmesi olduğunu net bir şekilde saptamışlar.

Peki insanlar neden göçüyor? Neden doğup yaşadıkları yeri bırakıyorlar? Açıkçası ben bu projeyi işittiğimde sıkıcı bir tekrarı bekliyordum. Hani hepimizin bildiği işsizlik sorunu, parasızlık vb. Oysa Diyarbakır Silvan’a gidip senelerdir, insanlarla yüzyüze konuştuklarını tüm yapısıyla Silvan’ı analiz ettiklerini, bu şekliyle Silvan’ı bir pilot proje gibi adım adım çözdüklerini duyduğumda şaşırdım.

Fakat asıl şaşkınlığı yüzlerce sayfasıyla ansiklopediye benzeyen devasa raporu gördüğümde yaşadım. Defalarca bu raporun yetkinliği ve detayına duyduğum şaşkınlığı belirttim. Çünkü rapor bilimsel verilerle, bölgenin altyapı sorunlarını, su yağış, etnik köken, eğitim araçları eksikliği, gençlerin, yaşlıların, çocukların yaşam alanları, kadınların gündelik hayatı, bölgenin tarihsel gelişimi, bölgedeki ekonomik gelir getirebilecek kaynaklar ve bunun gibi onlarca başlıktan oluşmuştu.

Bu çalışmalarında gerek bölgedeki insanlarımız, gerekse çeşitli kademelerdeki kamu yöneticileriyle birlikte çalışmışlar.

Bu çalışmalar bilmediğimiz hatta belki de daha önce farkedilmemiş unsurları da ortaya çıkarmış.

Çalışmayı dinlerken MİMDER yetkilileri ısrarla bunun bir “farkındalık hareketi” olduğunu söylüyorlardı. Bir süre ne demek istediklerini anlamadığımı itiraf edeyim. Açıkçası ben yardım kampanyaları vs. düzenlemekle yetineceklerini düşünüyordum. Değilmiş. Değişim için insanların yaşadıkları yerde yapmaları gereken pek çok rol olduğunu, devletin veya herhangi bir yardım kuruluşunun tek başına çözmesinin imkansızlığını anlattılar. Kısacası bu proje bir yerde “Ey insanlar elinizdeki gücü farkedin. Bir araya gelindiğinde başarılamayacak düzeltilemeyecek sorunumuz eksiğimiz yoktur. Sevgi ve çaba herşeyin temelidir” de demek bana göre.

Bu çalışmalar kapsamında henüz bir kısmı tamamlamlanmış haliyle Proje Web Sitesi de açıldı. Neden tüm başlıklar tamamlanmadan açıldı derseniz proje çok hızlı ilerliyor ve bir çok olayı duyurmak gerekiyor. Şimdiden Facebook grupları da yüzlerce üyeyle projeye destek vermeye başlamış. Elbette gün geçtikçe siteki başlıkların içi bilgiyle fotoğraflarla dolduruluyor ve çok güzel bir bilgi kaynağı olmaya aday bir site olarak aynı zamanda yapılacak kampanyaların merkezi olacağını düşünüyorum.

http://www.gocesebepkalmasin.com/
Şimdiden bir kampanya haberi duyurabilirim. 100 SANATÇI 100 ESER başlığında eserlerini kampanya yararına bağışlayan sanatçılar, elde edilecek gelirle Silvan ilçesi 100. Yıl İlköğretim Okuluna 2 derslik ve 1 anasınıfı inşa edilmesine önayak olacaklar.

Yeditepe Üniversitesi Rektörlük Binası 5. Katında yer alacak olan sergideki eserler, 24 – 30 Ocak 2009 tarihleri arasında sizlerin desteklerine sunulacak.

Bu projenin ülkemiz için önemi çok açık. Üstüne basarak tekrar ediyorum. Alıştığımız bildiğimiz, yardım toplama kampanyalarının yol haritasından çok farklı şekilde, sorunları çözmek için insanlarla özellikle sorunu yaşayanlarla ve bu sorunların dışında olan ama el uzatmak isteyen gönüllülerle yürütülüyor projeler. Şu anda pilot bir proje olarak Silvan halkı – gerek orada olan, gerek göç ederek büyükşehirlere yerleşenlernler – ve sosyal duyarlılık sahibi insanlar projenin sahipleri.

Zaten gönüllü olmadan sevgiden ve insan olmaktan bahsetmek mümkün mü?
Aşağıdaki bilgiler proje resmi açıklamasından alınmıştır.
GÖÇSEK PROJESİ
GÖÇSEK köklü bir ülke sorununa işaret eder nitelikte ve her daim aktif saha çalışmasını gerektiren bir Farkındalık Yaratma projesidir.

Tüm yaşayanları için asgari bir yaşam düzeyinin güvence altına alınmasının bir toplumun ortak sorumluluğu olduğuna inanarak düzenlediğimiz “Kayıp İnsanlar Programı” nın sonucunda elde edilen göç sorununa ilişkin veriler bu projenin doğuş sebebidir.

Ekonomik ve sosyal yoksunluk içinde bulunması nedeni ile üretici kimliğini yitiren vatandaşlarımızın, toplumumuz standartlarında ekonomik olarak aktif hale gelmelerini sağlayacak en uygun model ve organizasyonların araştırılması ve bu sorunun nedenlerini netleştirerek çözüme yönelik, proje bazında uygulamalar oluşturmak birincil sorumluluğumuzdur.

GÖÇSEK, toplumsal birlik içerisinde yaşayıp ta her insanın sahip olduğu haklara sahip olmakla beraber bunları bilmeyen – arayan – alamayan, dağınık yerleşimlerinden dolayı çokta göze batmayan ancak dezavantajlı konumda bulunan, göç etmiş birey ve ailelerin tespit edilmiş sorunları hususunda hazırlanmış bir iyileştirme organizasyonudur.

Bu proje kapsamında oluşturulan “GÖÇSEK EDEV (Eğitime Destek Verelim) 1” alt projesinin oluşturulma gerekçesi de; yukarıda tanımlanan hedef grupların sorunlarının anlık (değişken ve kısa süreli) çözümünden öte, “zorunlu iş gücünün” desteklenmesini sağlayacak girişimler veya ortak çabalar ile başlatılabilecek çalışmaları tamamlayıcı unsurları belirlemektir. İlk adım olarak düzenlenen EDEV, başta Silvan halkı ve Diyarbakır’lılar olmak üzere tüm Türkiye vatandaşlarının eğitimi destekleme konusunda “her şey devletten beklenmemelidir” bakışı ile birleşmeleri ve söz konusu İlköğretim okulunun, yetersiz ve sağlıksız eğitim şartlarının iyileştirilmesine destek sağlamaktır.

Kendisine veya ailesine bakma yükümlülüğünü asgari seviyede dahi olsa yerine getiremeyen yoksul/yoksun erişkin bireyin, muhtaçlığının tespiti ve kontrolünün akabinde oluşturulacak / geliştirilecek uygulama programları aracılığı ile kendi kendisine yetebilecek düzeye taşınması, maddi ya da sosyal kazançlar edindirilmesi suretiyle topluma yeniden ve sağlıklı bir şekilde uyumlanması hedeflenmiştir.
Yoksulluk ve yoksunluk ölçütlerine sahip aile birliklerinin yaşayış tarzının göçe ilişkin nedenleri belirlenerek, çözüme yönelik önleme / koruma programlarının geliştirilmesi ve proje bazında uygulanması amaçlanmaktadır.

İlk adım olarak EDEV alt projesi uygulamaya alınmak üzere projelendirilmiştir.
KİP gereği başlatılacak bu hizmet amaçlı uygulama ile beklediğimiz en önemli sonuç, genel toplum düzeninin iyileştirilmesine yönelik duyarlılığın artırılmasıdır.

* Sosyal güven artışı
* Devlete inancın artışı
* Çocuklar ve gençler açısından memnuniyet
* Sağlık yönünden iyileşmişlik
* İhtiyaçlarının karşılanması
* Çevre görünümünde iyileşmişlik
* Toplumsal kabul düzeyinde artış
* İşe yararlılığın verdiği huzur
* Ümitsizliğin ve kaygının ortadan kalkması gibi konular beklediğimiz olumlu sonuçlardan birkaçıdır.

Göç sorunu çok köklü ve ciddi bir sorun olması nedeni ile özellikle devletimiz tarafından da ele alınmış bir sorun olarak bugünkü bakış ile halledilemez bir çizgiye yerleştirilmiştir. Projemizin hayata geçmesi ile belki bu sorun köklü bir şekilde halledilmeyecek ancak iyileştirilebilirliği şeklinde yeniden umut ve istek doğacaktır kanaatindeyiz.

Bu ülkenin yaşarları olarak kültürel bir alışkanlık olsa gerek sadece soruna bakarak acıyla yaşamaya çalışıyoruz. Oysaki sorundan yola çıkarak çözüme bakışımız ile umut canlı kalacaktır. Bu anlamda Silvan’da çok canlı örnekler ile karşılaştık. İnsan istiyor ve bekliyor. Bu proje beklemenin değil çalışmanın ve üretmenin projesidir.

Önümüzdeki Seçenekler

* En azından standart hayat kalitesine ulaşıldığı, güven veren, ruhsal açıdan besleyici ve huzur veren bir yaşam standardı belirlenmesi,
* Yerleşim ve işletim sistemi konusunda; adil, üretime teşvik edici, toplumsal kabulü kolaylaştırıcı ve benzer sorunların içinde boğulan diğer bölgeler için model olabilecek bir planlama yapılarak bir an önce uygulanmaya alınması,
* Bu ailelerin yaşama alanlarını belirlemek ve düzenlemek adına yerel, ulusal ve uluslar arası seviyede bu amacı doğrulayıcı, destekleyici hizmet ehli ortaklıkların oluşturulması
* Medeniyetin merkezi haline gelmiş şehirlerde ekonomik gelişimi eşit şekilde dengeleyici unsurları belirlemek suretiyle, şehirlerin sosyal – kültürel – ruhsal kimyasının bozulmasını önlemek adına projeler oluşturulması ve ilgili mercilere sunulması,
* Son yıllarda, Sosyal Sorunlara karşı gösterilen Hassasiyet ve İnsan Haklarına verilen önem neticesinde konumuza ilişkin Global farkındalığın artması; MimDer’ in evsiz ve kimsesiz aileler ile ilgilenmesinde cesaret verici bir etken olmuştur. Bu nedenledir ki;
Yerel Yönetim + STK işbirliğinin sonuçlarını, doğru, sağlam, güçlü temeller üzerine kurularak geliştirilmesini, özellikle gelecek kuşakların izleyeceği yolun ana hatlarını belirlemeyi ve onlara kılavuz olabilmeyi bir vatandaşlık görevi olarak adlediyoruz.
* Yaşam standartlarını iyileştirmek için öncelikle büyük şehirlerdeki sosyal çöküntülerle ilgili mücadele programlarının başlatılmasını sağlamak,
* Giderek artan evsiz-kimsesiz kişi sayısının bu anlamda en aza indirgenmesi amacıyla projeler üretmek,
* Endüstriyel ülkelerdeki tüketim ve üretim merkezleri ile değişken nüfusa sahip yerlerdeki değişimler ve özellikle göçün yoğunlaştığı yerlerin evsiz insan sayısı, sosyal erozyon, yetersiz kaynaklar, etkisiz ve yetersiz planlama, güvenin azalması ve şiddetin artması, doğal afetlerin artması konuları sınıflandırılarak sosyal zarar riskini asgariye indirgeyici çalışmaları başlatmak,
* Yerleşimle ilgili olan sorunlar global olsa da her ülkenin ve kültürün karşılaştığı spesifik problem ve bunların da spesifik çözümlerinin oluşturulması,
* Sosyal konularda; şehir, kasaba ve köylerdeki yaşam koşullarını düzeltmeye yönelik çalışmalar yapılmasıdır.

Diyarbakır İline bağlı Silvan İlçemizde sağlayacağımız başarı ile başta İSTANBUL olmak üzere aynı göç sorununu yaşamakta olan tüm il ve ilçelerimizin dinginlik, huzur, sağlık, umut ve mutluluk içinde yaşanabilecek yerler olacağına inanıyoruz. Bu inancımıza tüm Türkiye halkını da katmak, el ele vererek neler yapılabileceğini yaşamak ve yaşatmak ta dileğimizdir.
PROJE YÜRÜTÜCÜSÜ MİMDER HAKKINDA

Mim Evrensel Yaşam Araştırma ve Yardımlaşma Derneği olarak 2004 yılından beri “İnsan” varlığı ve yaşayışı üzerine çeşitli alanlarda faaliyetimizi sürdürmekteyiz. Derneğimizin bir dalı araştırma, diğer bir dalı ise yardımlaşma aktivitelerini içermektedir. Genel anlamda üzerine eğildiğimiz bir konuyu önce detayı ile araştırarak ve gerekli adımları önceliklendirme suretiyle belirleyerek, konuyu oluşturan muhatapların ihtiyacı doğrultusunda yardımlaşma safhasını hayata geçirmekteyiz. 70 kişilik bir ekiple 24 saat açık ve her daim çalışır bir haldeyiz. Bu bağlamda;

2008 yılı faaliyet programımızı, 2007 yılının bir araştırma çalışması olan “Kayıp İnsanlar Programı (K.İ.P.)” nın nihai raporlamasının sonucunda elde edilen veriler üzerine, Diyarbakır ili Silvan ilçesini pilot bölge edindiğimiz “Göçe Sebep Kalmasın (GÖÇSEK)” başlıklı ve 7 eylem aşamalı bir proje üzerine düzenledik.
Bu projenin başarısını belirleyecek en önemli nokta ise bir yardımlaşma aktivasyonu olarak değil bir “FARKINDALIK YARATMA” organizasyonu olarak değerlendirilmesi ve eylem adımlarının bu bilinçle atılması gerekliliğidir.

Projenin özü; Doğu ve Güneydoğu illerinden başta İstanbul olmak üzere bazı büyükşehirlere gerçekleştirilen göç olayının sebeplerini belirlemek ve bu ülke sorunu haline gelmiş meselenin çözümüne yönelik mümkün olduğu ölçüde, emsal teşkil edebilecek nitelikte önleyici programlar üretmektir.
Projemizin temel esasları doğrultusunda önce ilgili bölgenin yetkili mercilerine başvurularak gerekli onaylar alınmış akabinde Dernekler Masasına bildirilerek 02.09.2008 tarihi itibarıyla 1 yıllık Türkiye Kampanyası düzenleme izni alınmıştır. Silvan ilçesinde düzenlenmiş ön keşif çalışmalarımız neticesinde;

1. Eğitim
2. Genç ve Çocuk
3. Tarım
4. Turizm Kaynakları
5. Sosyal Yaşantı
6. Yönetişim
7. Bilinçlendirme

Başlıkları ile ayrıştırabileceğimiz 7 aşamalı bir Farkındalık Harekatı düzenleme gereği ile planlama yapılmıştır. Bu aşamaların her biri kendi içinde birçok plan, programa ihtiyaç duyulan son derece geniş ve derin sorunlar yumağı halindedir. Aynı zamanda birbirleri ile bağlantılı hareket etme gerekliliği duyulan oldukça hassas konulardır. Proje uygulama alanının da hassasiyeti göz önünde bulundurulduğunda, Silvan ilçesinde yapılması gereken çok iş bulunmaktadır ve tüm mesleki katkılara açık bir eylem planı organize edilmiştir.

Her ne kadar başarılması imkansız gibi görünse de işin içine girildiğinde, halkın çoğunluğunun bu konudaki değişim arzusu, gençlerinin umut vaat eder enerjisi, çocuklarının sadece yokluktan kaynaklanan acizliği ve en önemlisi özellikle Kaymakam Bey’in gelişim/kalkınmaya yönelik girişimci çabaları, bizleri söz konusu projenin başarıyla sonlandırılmasına yönelik oldukça cesaretlendirmiştir.
Proje konusu ve hedefi itibarı ile son derece zor bir meseleyi işaret etmektedir. Ancak hiçbir zorluk sadece zor olduğu için terk edilmemeli ve her İNSAN bu zorluğu birlik – beraberlik gücüyle kolay kılabilmelidir kanaatindeyiz. Bu noktada tüm gönüllü vatandaşlarımızın bu hassas konuya sağlayacağı destek ile “olmaz” denilen bir meselenin “olur” kılınabileceğini örnekleyerek aynı sorunlardan muzdarip diğer yerleşim alanlarına olumlu emsal teşkil edebileceği hususuna dikkat çekmek muradındayız.

HEPİMİZE KOLAY GELSİN !..

MİMDER iletişim
0216 418 62 33-34 / destek@mimder.org
www.mimder.org


Sayfalar:1...3536373839404142