:::: MENU ::::
Browsing posts in: Beğendiklerim

Bir Cumhuriyet kadını… Prof.Dr.Türkan Saylan

turkansaylan1

90’ların başında duymaya başladım Türkan Hocamın adını. Sonra da hep takipte oldum. Küçük teyzemin de gönüllü olarak destek verdiği ÇYDD çalışmaları sırasında da tanışma şansına eriştim. Çevresine verdiği ışığı fark etmemek mümkün değildi. Enerjik, pırıl pırıl bakan gözleri, dimdik ve güvenli duruşu ile etkileyemeyeceği kimse yoktur diye düşünmüştüm.
Cüzzam gibi adıyla bile insanları sindirebilen bir hastalığı, coğrafyamızdan silmeyi başaran çalışmalarıyla da birçok kişinin kalbinde taht kurmuştu. Hayatının her safhasında, çevresi için çalışan, didinen bu harika insanı 18 Mayıs 2009 günü sabaha karşı kaybettik. Son zamanlarında hastalığının ağırlaşması nedeniyle uyutulan Türkan Hocam’ı saygıyla selamlıyorum.

turkan-saylan
Affet bizleri Türkan Hocam, size yeterince destek veremedik, salyalar akıtarak saldıran kuduruklara karşı sizi yeterince savunamadık. Ama Kardelenleriniz sahipsiz kalmayacak söz veriyorum, kendi adıma elimden gelen desteği vereceğim, Atatürk’ün çağdaş Türkiye’sine yakışır kız öğrenciler için. İnanıyorum ki bu ülke ancak kadınları daha eğitimli olursa çağdaş uygarlık düzeyine erişebilir. Çünkü her bireyi bir “anne” büyütür ve hayata hazırlar. Kadınları cahil bırakılmış bir toplum, kolayca otlatılan koyunlar gibidir.
Hakkım sana helal olsun Türkan Hocam, mekanın cennet olsun.

Prof. Dr. Türkan Saylan kimdir?

1944 – 1946 yıllarında Kandilli İlkokulu ve 1946 – 1953 yıllarında Kandilli Kız Lisesinde okumuştur. 1963de İstanbul Tıp Fakültesini bitirmiştir. 1964 – 1968 yılları arasında Sosyal Sigortalar Nişantaşı Hastanesinden Deri ve Zührevi Hastalıklar Uzmanlığını almıştır. 1968 yılında İÜ İstanbul Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalında Başasistanlığa başlamıştır. 1971de İngiliz Kültür Heyetinin bursuyla İngilterede ileri eğitim görmüş, 1974 de Fransada 1976da yine İngilterede kısa süreli çalışmalar yapmış, 1972de doçent, 1977de profesör olmuştur.

1976 yılında lepra (cüzzam) çalışmalarına başlamış, Cüzzamla Savaş Derneği ve Vakfını kurmuştur. 1986da kendisine Hindistanda “Uluslararası Gandhi Ödülü” verilmiştir. 2006 yılına kadar Dünya Sağlık Örgütünün Lepra konusunda danışmanlığını yapmıştır. Uluslararası Lepra Birliğinin (ILU) kurucu üyesi ve Başkan yardımcısıdır. Avrupa Dermato Veneroloji Akademisinin ve Uluslararası Lepra Derneğinin üyesidir. Dermatopatoloji Laboratuvarının, Behçet Hastalığı ve Cinsel İlişkiyle Bulaşan Hastalıklar Polikliniklerinin kurulmasında yer almıştır.

1981-2002 yılları arasında 21 yıl, gönüllü olarak Sağlık Bakanlığı İstanbul Lepra Hastanesi Başhekimliğini yapmıştır. 1982 – 1987 yılları arasında, İstanbul Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Başkanlığını, 1981 – 2001 yılları arasında İstanbul Tıp Fakültesi Lepra Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürlüğünü yürütmüştür. Aynı kliniğin öğretim üyesi olarak 2002 yılı sonuna kadar çalışmış ve 13 Aralık 2002 tarihinde emekli olmuştur.

1989da, bir grup Atatürkçü aydın tarafından devrim yasalarını ve laik düzeni koruyup geliştirmek amacıyla oluşturulan Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğinin (ÇYDD) kurucularındandır ve halen Genel Başkanlığını yürütmektedir. 1990da oluşan “Öğretim Üyeleri Derneği”nin kurucusudur ve ilk dönem II. Başkanlığını yapmıştır. 1990da oluşturulan “İÜ Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi”nin kuruluşunda görev almış ve 1996ya kadar Müdür Yardımcılığı ile Kadın Sağlığı derslerinin koordinatölüğünü yapmıştır.

1995’de mezun olduğu lise için oluşturulan Kandilli Kız Lisesi Kültür ve Eğitim Vakfı (KANKEV) nın ve 1995de kurulan Türkiye Çağdaş Yaşamı Destekleme Vakfı (TÜRKÇAĞ) nın kurucusu ve başkanıdır. Birçok mesleki ve sosyal derneğin üyesidir.
1996da İstanbul Üniversitesi kendisine “Atatürk İlke ve Devrimleri” ödülünü vermiştir. İngiltere dermatologlarının derneği olan Dowling Kulübü (1978) ve “Kuzey Amerika Klinik Dermatoloji Derneği” (1996) tarafından onur üyesi seçilmiştir. Bugüne kadar çok sayıda ödüle layık görülmüştür. “Atatürk İlke ve Devrimleri Ödülü” İstanbul Üniversitesi (1996) , “Ülkemizde Yılın Kadını Ödülü” (1990) , “Melvin Jones Ödülü” (1991) , “Atatürkçü Düşünceye Hizmet Ödülü” İncirli Lions (1996) , “Kuvayi Milliye Ödülü” Haliç Rotary (1997) , “Fahrettin Kerim Gökay Ödülü” Türk Lions Vakfı (1997) , “Türkiye Ziraatçiler Birliği Dayanışma Ödülü” (1998) , “75. Yıl Ödülü” Türk Kadınlar Birliği Şişli Şb. (1998) , “Uğur Mumcu – Muammer Aksoy Ödülü” ADD İstanbul Şubesi (1999) , “Rıfat Ilgaz Kültür Merkezi Onur” Ödülü” (2000) , İtalya “Foyer des Artistes Kurumu Ödülü” (2001) , Cüzzamlı Hastalara verdiği uzun süreli hizmet ve getirdiği bakış açısı nedeniyle “Hasta ve Hasta Yakını Hakları Derneği 2001 Yılı Ödülü”, “Atatürk Ödülü” Amerika / Atatürk Topluluğu (2001) , “Sanat Kurumu Onur Ödülü” (2002) , “Atatürk / Çağdaşlık Ödülü” Dünya Atatürkçü Kuruluşları (10 Kasım 2003) , “Üstün Hizmet Ödülü” Yıldız Teknik Üniversitesi (2004) , eğitime yaptığı katkılar nedeniyle “Eğitim Ödülü” TED Koleji, “kendinden once hizmet” ilkesine örnek davranışı nedeniyle “100. Yıl Mesleki Başarı Ödülü” Rotary Kulübü, “İnsan Hakları Ödülü” İzmir Karşıyaka Belediyesi (2004) , “Türkiyenin En İyi Eğitimcisi” Ödülü – Tempo Dergisi (2004) , Kültür Üniversitesinin İstanbul genelindeki üniversitelerin öğrenci ve öğretim üyeleri arasında yaptığı anket sonucunda “Yılın En Yürekli Kadını Ödülü” (2004) , “Puduhepa Ödülü” – Adana Kütür Sanat Derneği (2005) , “Meslek Hizmetleri Ödülü” Ankara Emek Rotary Kulübü (Ekim 2005) , “Toplumsal Barış Ödülü” Barış Radyo, “İnsan Hakları, Demokrasi, Barış ve Dayanışma Ödülü” – SODEV Sosyal Demokrasi Vakfı (2005),”İyi Kalpli Ol Ödülü” Türk Kalp Vakfı (2006) , “Yılın Başarılı İş Kadınları Ödülü” Dünya Gazetesi (2006) , “ÇEK Eğitim Ödülü”, Çağdaş Eğitim Kooperatifi (2006) .
Gönüllü kuruluş olarak; ÇYDDnin Genel Başkanlığını, TÜRKÇAĞ ve KANKEV Vakfı Başkanlığı ile Cüzzamla Savaş Derneği ve Vakfı Başkanlığını, sürdürmektedir.
9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından 31 Mart 2000 tarihinde Sosyal Hizmetler Danışma Kurulu üyeliğine seçilmiştir.
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından 2 Şubat 2001de YÖK üyeliğiyle görevlendirilmiş ve bu görev Şubat 2007de bitmiştir.
2003 – 2004 arasında Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu üyeliği ve İstanbul İl İnsan Hakları Kurulu üyeliklerinde bulunmuştur.
2005 yılı başı olarak, toplam 440 yayını bulunmaktadır. Bunların 50si yabancı dergilerde yayınlanmış tıbbi çalışmaları, 204ü tıbbi, sosyal ve siyasal içerikli gazete makaleleri, 186sı ise Türkçe tıbbi dergilerde ve kongre kitaplarında yayınlanmış araştırma, derleme ve olgu bildirimleridir.
2si kitap, 3ü seminer kitabı olmak üzere 5 yayını editör grubunda yer almıştır. 1. Basamak Sağlık Hizmetlerinde Deri ve Zührevi Hastalıklar El Kitabı adlı ve 5 baskı yapan ders kitabı, makalelerini içeren ve üç baskı yapan Cumhuriyetin Bireyi Olmak, çocukluk yaşamını anlatan ve 4 baskı yapan “AT KIZ”, son yazılarının toplandığı ve 2003de yayınlanan Cumhuriyetin Bireyi Olmak II, 2004te Mehmet Zaman Saçlıoğlunca kaleme alınıp T. İş Bankasınca bastırılan, yaşamının öyküsünü içeren ve altı baskı yapan Güneş Umuttan Şimdi Doğar, 2006da yayınlanan Cumhuriyet Radyoda konuklarıyla yaptığı söyleşilerden oluşan “Geçmişten Geleceğe Radyo Cumhuriyette Çağdaş İnsan Söyleşileri” olmak üzere altı kitabı yayınlanmıştır. 2005de Cumhuriyetin Bireyi Olmak I ve II, son dönem yazıları da eklenerek genişletilmiş ve birleştirilmiş baskı şeklinde yayınlanmıştır. Zehra İpşiroğlunun Türkan Saylanla yaptığı, uzun zaman dilimini içine alan bir söyleşiyi kapsayan kitap Yapıcılığın Gücü 2006da yayınlanmıştır.
14 Nisan 2007 Ankara-Tandoğan ve 29 Nisan 2007 İstanbul-Çağlayan mitinglerinin organizasyonunda ve icrasında bulunmuştur.
Biri grafiker diğeri hekim iki oğlu ve iki torunu vardır.


TurkNet ADSL’den 1 Mb fiyatına 8 Mb ADSL!

turknet_gm_cem_celebilerBu sabah Ortaköy Radisson SAS Otel’de düzenlenen bir basın toplantısıyla birinci yaşını kutlayan TurkNet, katılan konuklara yeni kampanyasını açıkladı. Bu hizmetle kullanıcılarını; 4 GB kotalı, 6 GB kotalı ve kotasız olmak üzere üç farklı seçenekten oluşan kampanya kapsamında,  8 Mb/sn’ye kadar bağlanabilecekleri en yüksek hızda internette sörfe davet ediyor ve yüksek hızdaki internet erişimini 1 Mb fiyatına sunuyor!
TurkNet’in ADSL abonelerine sunduğu fırsatlar bununla da bitmiyor. Genel Müdür Cem Çelebiler’in belirttiğine göre; TurkNet, A Tipi Telefon Hizmetinden yararlanarak yüzde 95’e varan indirimler elde eden abonelerine, 2 ay boyunca 30 dakikalık ücretsiz telefon görüşmesi hediye ediyor. Şehiriçi telefon görüşmelerinin alternatif operatörlere açılmasıyla birlikte, TurkNet’in tüm aboneleri şehiriçi görüşmelerini indirimli olarak yapma imkânı buluyorlar.
1996 yılında kurulan ve Türkiye’nin en güçlü yeni nesil telekom operatörlerinden biri olan TurkNet; Altyapı, Uzak Mesafe Telefon Hizmeti ve İnternet Servis Sağlayıcılığı lisanslarına sahip bulunuyor. TurkNet, Türkiye geneline yayılmış geniş altyapısı üzerinden binlerce işletmeye telefon, internet, WAN bağlantısı, ADSL ve sanal ağ gibi telekom hizmetleri turknet_hizli_internet_kampanyasunuyor. Bireysel telekom pazarında ise TurkNet ADSL ve 1095 ucuz telefon görüşme hizmetiyle iddiasını sürdüren firma, aynı zamanda Türkiye’nin ilk haber ve eğlence sitesi olan www.turk.net portalını da işletiyor. Yaptığı yatırımlarla her geçen gün genişlettiği fiber altyapısına kendi yurtdışı çıkışını da ekleyen TurkNet, ‘yerleşik operatörden sonra güvenilir olarak sınırı geçen ilk ve tek alternatif işletmeci’ unvanına da sahip bulunuyor.


Fütürist Manifesto 2009

Okumakta olduğunuz, Türkiye’nin ilk Fütürist Manifestosu Fütüristler Derneği tarafından hazırlanmıştır. Türkiye Fütüristler Derneği, ‘olumlu Gelecek Tasarımı’nın temel ilkelerini 2009 Fütürist Manifestosu ile belirledi.

futuristler Fütürist Manifesto – 2009 İnsanlık tarihinin en önemli değişimlerinden birini geçiriyoruz. Dünyada, her anlamda tıkanıklık, mutsuzluk ve karamsarlık hâkim. Kendimize yeni hedefler koymalı, yeni motivasyon unsurları belirlemeliyiz. Geleceğin nasıl olacağını değil, sahip olduğumuz bilgiyi doğru kullandığımızda kurabileceğimiz yenidünya uygarlığının nasıl olabileceğini uzgörebilir, onu şekillendirebiliriz. Bilgi ve teknolojiyi kullanarak muhtelif gelecekler oluşturulabileceğini kabul etmeli ve yaşamın tüm boyutları için alternatif senaryolar, olumlu gelecek tasarımları yapılabileceğini benimsemeliyiz. Açlık, fakirlik, savaş gibi büyük insanlık sorunlarının engellenebilir ve kabul edilemez olduğuna inanan bir kültürü inşa etmeliyiz. Bu konuda taviz vermek, geleceğe kalacak mirasımızda, bu sorunların aynen tekrarlanması demektir. Sürdürülebilir küresel gelecek için etik değerlere olan duyarlılığın artırılmasını ve uluslararası ortak bir hukuki düzenin kurulmasını sağlamalıyız. Dünya zengin kaynaklara sahiptir. Bu kaynakların belli sayıda ülke ve/veya toplum tarafından kontrol edilmesini engellemeli, çalışmak-üretmek için yeni teşvik mekanizmaları ve sistemleri hayata geçirmeliyiz. Dünyayı ve kaynaklarını tüm insanlığın ortak mirası olarak kabul eden anlayış ve uygulamalar geliştirmeliyiz. Çok gelişmiş teknolojilere sahibiz. Daha da gelişmişlerini yaratacağız. Yeni teknolojilerin evrene zarar vermemesi için sosyal ve ekonomik sistemlerimizin refahımızı artıracak olan teknoloji ile aynı hızda gelişmesini sağlamalıyız. Barışçı ve sürdürülebilir küresel uygarlığın kurulmasını sağlayacak uygulanabilir planlar geliştirmeli, kâğıt üzerinde kalan insan haklarını yaşamın merkezine oturtmalıyız. Doğal kaynakları temel alarak sosyal adaleti en insani ve en etkili biçimde sağlamalıyız. Tüm mal ve hizmetler herkes için kolay ulaşılabilir hale getirmeliyiz. İnsanın akıl ve zekâsını kullanarak; yaratıcılığını teşvik etmek için teknolojiden yararlanmasını sağlamalıyız.
21’inci yüzyıl fütüristleri; – Farklı olma cesaretine sahiplerdir – Kendisi ve tüm insanlık için olumlu, ilerici, yenilikçi vizyon geliştirir. – Kişi, kurum ve toplumların yararlı, etkin yol haritası oluşturmalarına yardımcı olur. – İnsanlıktan sorumlu olduğunu bilir. – Geleceğin seyircisi değil, tasarımcısı olması gerektiğinin farkındadır. – Çağdaşlık sözcüğünün günü yaşamakla sınırlı olmadığını bilir ve davranışlarıyla bunu yansıtır. – Geleceği uzgörür. – Dünyayı kendine, kendini dünyaya ait hisseder. – Dünyanın örgütlenmesinde yer almak ister. – Fütürist yaklaşımları kullanarak, kitlelerin fütürist bilinç geliştirmesine önderlik eder.


Sansüre sansür yay! harekatı…

sansuresansur-297x21Bu gün 11 Mayıs 2009… İnternet sansürüne  son verebilmek, yetkililerin ilgisini çekebilmek, sansür konusunda kamuoyunu bilinçlendirmek, daha fazla bilinirlik yaratmak için blogların hep birlikte hareket ettiği gün.

“Sansüre sansür” ekibinin ve gönüllülerin hazırladığı baskılı malzemeler, bannerlar, videolar; bundan sonra sansür konusunda çağdaş bir çizgi yakalanıncaya kadar bloglarımızda yer alacak. Sokaktaki insanın genel tavrı “ya ben zaten youtube filan kullanmıyorum” olmaktan çıkmadıkça bu konunun çözüme ulaşması da mümkün olmayacaktı. Bunu saptayan “sansüre sansür” gönüllüleri bir an önce geniş çaplı bilinçlendirme çalışması hazırlamaya karar verdi ve harekete geçti. Düşünün ki en çok sevdiğiniz mekana gidiyorsunuz ve kapısında bir yazı “bu mekan mahkeme kararıyla erişime kapatılmıştır” bir an kendinizi nasıl hissedeceğinizi hayal edin. Örnekleri sonsuza dek çoğaltabiliriz. Şimdi hepimizin bu projeye destek verme zamanı. “Sansüre sansür web sitesinde yer alan videolara ve baskılı malzeme linklerine buradan ulaşabilirsiniz. Ekranlarınız kararmadan bu harekete destek verin.
Sansüre sansür yay! harekatı…


Başka Semtin Çocukları…

Uzun süredir izlemekten kaçındığım türde bir filmdi “Başka Semtin Çocukları“.
produksiyon-notlari1
İtiraf etmeliyim ki, daha çok belgeseller ve “kız filmi” dediğim türde yumuşak filmleri izliyorum. Bu filmi izlemeden önce Sevgili ErenK‘dan “True Blood”, sevgili GFK‘dan da “Fringe” gibi, iki tane uç noktalarda gezen diziyi araya sıkıştırmış olmanın yararını görmedim desem yalan olur.
Olay örgüsü biraz daha detaylandırılsa; hem zengin oyuncu kadrosu, hem de zaman zaman  izleyiciye tablo keyfi veren bir görüntü yönetmeniyle, tadından yenmezdi bu film. Oyuncuların müthiş performansıyla, genel olarak da temiz bir sinema diliyle rahat izlenir bir film “Başka Semtin Çocukları“. Her ne kadar, izleyenlerin bazılarının “çok fazla küfür var” gibi yakınmaları olsa da, hikayenin geçtiği çevre ve alt kültürün ağırlıkla sahnede olduğunu göz önüne alırsak, çok normal. Hem seyircimiz Cem Yılmaz ve Şahan Gökbakar filmlerinden alışıktır küfür kıyamete.
Büyük ekranda film izlemenin keyfi bir başka diyorsanız, müthiş oyuncu kadrosuna sahip bu yapımı kaçırmayın derim.


Tatil Anılarına Devam

Rixos anılarına devam. Yaz kış açık olan tesiste; her ülkeden konuklar ağırlandığı gibi, spor klüplerinin kampları da yapılıyor, 23 Nisan törenleri için ülkemize gelen çocuklar, glof turnuvası meraklıları gibi farklı gruplar da ağırlanıyor. Rixos’ların toplam kapalı alanı neredeyse Moğolistan’ın yüzölçümü kadar (yaklaşık 1.400.000 m2) . Bu yıl beklenen konuk sayısı  Kahramanmaraş ili nüfüsundan daha fazla (konuk sayısının 350.000 kişiyi geçmesi bekleniyor) Yıl sonuna kadar çalışan sayısı ise Bolu’nun Mengen ilçesi nüfüsuna eşit olacak (5500 kişi) Toplam oda sayısı 6000’e yaklaşan tesislerde yenilikler ve aktivitelere devam ediliyor. Bizim konuk olduğumuz Belek Rixos’ta, 200’e yakın marka yaz kış konuklara en son modellerini sunuyor. Yabancı konuklar, henüz kendi ülkelerinde vitrine çıkmamış ürünlerle karşılaşıp pek şaşırıyorlar. Tesisin su parkı sezon nedeniyle açık değildi ama, Eyüp Bey’in nazik rehberliğinde bilgi alma şansımız oldu. amazing Yaz günleri pek çok konuğun keyifle yararlandığı TroyAqua su parkı Truva’nın simgesi olan tahta atın birebir uygulamasına sahip.Yapımı sırasında DDY’den alınan, ray aralarında kullanılan ve ıskartaya çıkarılan tahtalardan yararlanılmış, İhtişamlı bir kale girişiyle başlanan park keyfi, meraklılarının aklını başından alacak su kaydıraklarıyla renklenmiş. silva Sezon süresince Truvalı Helen giysili kızların sizi karşılayıp ağırladığı bu bölümde, bir de Dolphinarium var. Her ne kadar hayvanların doğal alanlarından ayrılmasına sıcak bakmasam da; bu tesiste otistik ve SP hastaları için terapiler uygulandığını öğrenip, yaşam alanlarını görüp, eğitmenleriyle olan muhabbetlerine tanık olunca içim rahatladı. Oteldeki diğer konuklarla çok eğlenceli bir gösteri izledik. Yunuslar aklımı başımdan alan yaratıklardır. Onlarla yüzebilmek en büyük hayalimdi. Ancak grubun kalabalık olması nedeniyle eğitmenler izin veremeyeceklerini belirttiler. Üzüldüm ama, içim de rahatladı onlar adına. Gösterinin fotoğraflarını sevgili Dinçer Keskinpala’nın çektiği karelerle paylaşıyorum sizlerle. Gezimizin en keyifli bölümlerinden biri de otelin içinde yer alan Spa’da geçirdiğimiz zamandı. Uzun yıllardır masajla haşır neşir olan biriyim, bu kez yüz masajı ve bakımını seçtim, çok da iyi etmişim, aynı akşam yemekte herkes 5 yaş gençleştiğimi söyledi 🙂
Konaklama süremde, tesisin hemen her bölümüne girdim.  Mutfak, Devletşah’ın ilgi alanı olduğundan orayla ilgilenmediğimi itiraf ederim 🙂 Uzun süre “gizli müşteri” olup raporlama yaptığım için, dikkat çekmeden dolaşmayı, doğru kişilere doğru soruları sormayı ve ağızlarından laf almayı iyi bilirim. 3 gün süresince beni en çok etkileyen şey, çalışanların firmaya olan bağlılıkları, huzurla çalışmaları ve güleryüzleriydi. Bu bir şirket politikası olmuş, eğer o gün kendinizi iyi hissetmiyorsanız asık suratla çalışıp konukları rahatsız etmeniz yerine, evinize dönüp dinlenmenizi ve geri geldiğinizde yine coşkuyla çalışmanızı sağlıyorlar. Otellerde beni ilgilendiren binanın mimarisi, odamdaki mobilyalar vs değil aldığım hizmettir. Rixos’ta kaldığım süre içinde aldığım hizmet ise kesinlkle yıldız sayısı ile karşılanamayacak bir hizmetti. Teşekkürler Eyüp Kaplan ve Rixos Belek Ailesi.


I will share my blog to children at 23th April

Every year, the children in Turkey celebrate this “23 April Sovereignty and Children’s Day” as a national holiday.
The importance of April 23 as a special day of children has been recognized by the international community. UNICEF decided to recognize this important day as the International Children’s Day.
I will share my blog to children at 23th April 🙂

Thnx to my dear friend Cankız Onur Kum for this marvellous idea and amazing widget.

23-eng

23-horz

Bu yıl 23 Nisan’da blogumda yeğenlerim yazacak. Sizler de blogunuza bir yakınınızı konuk edin. Yarınlar onlardan sorulacak erkenden görüşlerini alalım. Bu keyifli proje ve şirin widget için sevgili dostum Cankız Onur Kum’a çok teşekkürler.

23-yatay-tr 23-kare-tr


Tatil Anıları

Mart başında, Rixos Web Pazarlama Müdürü Eyüp Kaplan imzası ve Rixos On Air başlığıyla gelen bir mesaj, mutlulukla gülümsememe sebep olmuştu. 3 günlük bir kaçamak için Belek Rixos’a davet ediyorlardı. Heyecanla gidiş gününü beklemeye başladım. Çoğunu önce bloglarından tanıyıp sevdiğim, hayranlıkla izlediğim, daha sonra E-tohum ve Likemind’larla ete kemiğe bürünen dostlarla yola çıktık. surprizzzzz2 Eğlenceli bir uçak yolculuğu ve otele transferimizle mecera başladı. Rixos Belek’e Premium demek fazla alçakgönüllülük olmuş. Girişten başlayarak, herkes güleryüzlü ve ilgili. Kapıdan giren her konukla aynı sıcaklıkla ilgileniliyor, size evlerine konuk olmuşsunuz gibi davranıyorlar. Tesisin neredeyse tamamı gün ışığından faydalanacak şekilde düzenlenmiş. Odalar da geniş ve aydınlık. Bavulumu açıp kendimi balkonuma attım. Hava harikaydı.  room-with-a-viewManzaramda öyle. Hemen çevreyi keşfe çıktım. Bahçelerin içinden, devasa süs havuzlarının üzerine kurulmuş köprülerden geçerek, önce yüzme havuzu kenarına, daha sonra da sahile indim. Sezon dışı olduğu için hüzünlü görünüyordu sahil. İskeleler bakıma alınmıştı. Çevre düzenlemelerine, sezon öncesi son dokunuşlar yapılıyordu. Uzun bir yürüyüşten sonra, ev sahibimiz Eyüp Kaplan’ın katılacağı akşam yemeği için lobbye indim. Hep birlikte otelin alakart restoranlarından biri olan, İtalyan mutfağını tatmaya gittik. Leziz bir menü ve sohbetle geçen yemek sırasında, Eyüp Bey’i soru yağmuruna tuttuk. Sükunetle hepimizi cevapladı. Yemek sırasında izlediğimiz su gösterisi de muhteşemdi. Yemek sonrası yaş ortalamasını arttırma riskini de göze alarak genç dostlarla beraber ben de otelin diskosuna gittim.  Kapalı alanlarda yer alan eğlence ve oyun alternatiflerinin çokluğu beni etkiledi. Bowling alanı, elektronik oyunlar, basket squash gibi aktif sporların yapılacağı alanlar ve kağıt oyunları, tavla  oynayabileceğiniz geniş salonlara sahipler. Gün boyunca, su sporları dışında katılabileceğiniz onlarca aktivite var. Ertesi sabah ezan vakti uyanıp uzun bir yürüyüş yaptım sahilde. Denizin sesini dinlemek, yavaşça gökyüzünde yükselen güneşi izlemek ruhumu dinlendirdi. Acıktığımı hissedip otele döndüm. Kahvaltıya “açık büfe” demek haksızlık, kuş sütü dışında herşey vardı. Sırayla uyanan dostlarla,  neşeli bir kahvaltıdan sonra, onlar havuz ve deniz keyfine, ben de bütün kış sıkıntıdan aldığım kilolarla rostoya benzer biçimde mayo giymek istemediğim için, yanımda getirdiğim kitapları okuyup dinlenmek üzere odama çıktım. Oda servisi günde iki kez odaları ziyaret ediyor. Özenle, temzileyip, havlularınızı değiştirip, yatağınızı düzeltiyor üzerine minik lokum paketleri ve kırmızı gül bırakıyorlar. Karar verdim ben otelde yaşamak istiyorum 🙂
Bir ara dostların yanına indiğimde bahar güneşini hafife alanların, istakoza dönmelerine şahit oldum, itiraf etmeliyim ki o yaşlardayken ben de uyarıları dinlemezdim. Ama bedelini ağır ödüyorum, ellerimde  ve bedenimde beliren güneş lekeleri çoğalmasın diye 10.00 ile 16.00 arasında kaçacak delik arıyorum yaz gelince 🙂 Birinci bölümü burada noktalayalım, devamı var…


Pink Panther 2

Pembe Panter’le tanışmam uzun yıllar öncesine dayanır. Onu ilk kez filmin jeneriğinde görüp sevdim herkes gibi. Devam filmlerinde daha çok gözükse derken çizgi film olarak oynamaya başladı. Hala da rastladığımda keyifle izlerim. Geçtiğimiz günlerde Warner Bros davetiyle,  Pink Panther 2 yi izledik dostlarla beraber. Ünlüler resmi geçidi gibiydi bu film. image001Güçlü oyunculuklarıyla; Andy Garcia, Jean Reno, Lilly Tomlin, Alfred Molina, Aishwarya Rai ve John Cleese gibi isimler Steve Martin’e eşlik ediyorlardı. Lily Tomlin’in canlandırdığı karakterle; işyerlerinde her  fırsatta taciz ve ırkçılık konularında dava açmaya çalışanlar, inceden ti ye alınmışlardı. Bir zamanların efsane müzisyeni Johnny Halliday ve muhteşem adam Jeremy Irons’da filme renk katan aktörler. Emily Mortimer, “The Kid” filminde Bruce Willis’le başrol oynarken keşfettiğim bir oyuncu, bu filmde de Steve Martin’in gönlünü kaptırdığı kadını oynuyor. Steve Martin, pek çok sahnede kahkahalarla gülmeme neden oldu. Papa’nın giysileriyle olay çözme sahnesi çok eğlendirdi beni. Bazı dostlar “ilk film daha güzeldi” dese de, ben bu filmde daha çok güldüm. Fırsatınız olursa izleyin, küfür kıyamet “İvedik” filmleri tutkunu değilseniz, oyuncuların ustalığıyla harmanlanan, hınzır espriler hoşunuza gidecektir. Henry Mancini’nin ölümsüz müziğine bir kez daha hayran olduğumu da eklemeden geçemeyeceğim.
Filmin resmi sitesine şuradan, trailerına ise şuradan ulaşabilirsiniz


Doğum günün kutlu olsun Erraynım …

Bugün Erhan Cerrahoğlu dostumun doğum günü. 2003 yılında; o dönem kısa bir süre hizmet verdiğim şirkette; birlikte çalıştığım ve daha sonra yaşadığım bir sürü zorlukla başa çıkıp, hayatıma yön vermemi sağlayan can dostum Didem Özbahçeci Sönmez sayesinde tanıştım Erhan ve şirketi Demo Productions‘la (Didem’in hikayesi de bir başka yazı konusu olacak). İşle ilgili aklınıza gelen her türlü uçuk kaçık öneriyi aktarıp, çözüm bulmasını isteyebileceğiniz, sizin çılgın zannettiğiniz fikirlerinizden daha çılgın çözümlerle karşınıza gelen, sevimli hiperkatifin biridir Erhan. En az kendi kadar çılgın ve yaratıcı insanlarla işbirlikleri vardır. Dünyanın dört bir yanına eli kolu uzanır. Onun defterinde “bu olmaz” diye bir cümle asla bulamazsınız. Olmayacağı da olur hale getirmenin yollarını arar daima, bulur da sonunda. Siz hiç kendi zevki için belgesel çeken birini tanıdınız mı? Tanımadınızsa Erhan Cerrahoğlu ile tanışın. Erhan, hemen her yıl en az bir belgesel çeker. Destekleyici arar tabii o da, ama bulamazsa da asla dert etmez. Yüreğindekini görüntülere dökmenin bir yolunu bulur mutlaka. Ben hep insanların yaptığı iyiliklerin, hayatının bir yerinde mutlaka yoluna çıktığına inanırım. Erhan dostum; Emir’imin ve benim, bir telefonla yüreklerimizin kelebekler kadar hür kalmasını sağlamıştı. Önceki yazılarımda çok söz ettiiğim evimizi boşaltma ve dağıtma döneminde en zorlandığımız kısım Emir’imin 5 yıl boyunca gece gündüz çalışıp, binbir emekle düzenlediği stüdyosunu ne yapacağımız kısmıydı. İşte burada devreye canım Didem’im giriyor, Erhan’ı durumdan haberdar ediyor ve Erhan’dan bir telefon “Teyze yüreğini ferah tut sen, hallederiz her şeyi, depo da var şirkette yer de var. Emir’e söyle kabloları toplamaya başlasın, arabayı yolluyorum, ses stüdyosunu ayarladık buraya gelecek her şey”. Telefonu nasıl kapattığımı bilemiyorum, tek hatırladığım göz yaşlarına boğulduğum ve sevinçten hıçkıra hıçkıra ağladığım. Bu çılgın adamın, hayatına dokunduğu sadece biz değiliz. Çalıştığım sektörde onunla yolu kesişen herkes, dostluğundan ve yüce gönüllüğünden nasiplenmiştir.  İki önemli belgeseli “Haliç Yaşıyor” ve “Barışı taşıyan vapur “Kurtuluş” ile ödüller kazanan Erhan Cerrahoğlu ve şirketi Demo Productions ile bir gün mutlaka tanışın. Doğu’nun ücra köşelerinde yapılacak bir açılış için, dağ başlarında yol açtırırken kepçe üzerinde, Red Bull hava şenlikleri sırasında en iyi görüntü alınabilmesi için kamera ekiplerinin koordinasyonunu sağlama nedeniyle kule tepelerinde de rastlayabileceğiniz dostuma, hepinizin huzurunda; iyi yıllar diliyorum. Erraynım yaptığın iyiliklerin yoluna çıkacağı, sağlıklı, huzurlu, bol kahkahalı ve tabii ki bereketli bir yıl diliyorum.
Teşekkürler; iyi ki varsın ve iyi ki dostumsun.


Sayfalar:1...3536373839404142