Sakıp Sabancı Müzesi’ndeki bir diğer sergi de Lizbon’dan konuk olmuştu bizlere. “LİZBON Bir Başka Şehirden Hatıralar” sergisi, Portekiz Cumhurbaşkanı Anibal Cavaco Silva’nın Türkiye ziyareti sebebiyle düzenlenmiş.
Kültürleri, dinleri, uygarlıkları ve kıtaları birleştiren Lizbon ile İstanbul’un benzerlikleri, ortak yanları gözler önüne serilmiş. Portekizli yazar Eça de Queiros 1878 yılında İstanbul ile Lizbon arasındaki benzerliği bir romanında kahramanının ağzından aktarmış. “Ne manzara diye haykırdı avukat. Ve hemen şehre övgüler düzmeye başladı. Kesinlikle Avrupa’nın en güzel şehirlerinden biriydi ve şehre giriş ancak Konstantinopole ile karşılaştırılabilirdi.” Her iki şehir de su yüzeyinin böldüğü iki kıyı şeridiyle biçimlenmişler. Bu sergide de 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyılın başında yaşamış ünlü Portekiz’li sanatçıların eserlerini izleyebiliyorsunuz.
Benim favorilerim muhteşem duvar halılarıyla Almada Negreiros, Praia das Maçãs tablosuyla Jose Malhoa ve ışığı mükemmel yansıtan Largo de Menino de deus tablosuyla
http://www.fineoldart.com/browse_by_essay.html?essay=577 Francis oldu. 14 Temmuz’a kadar gezilebilecek olan bu sergiyi kaçırmayın.
Türk resminin 70 yıllık serüveni…
7 Haziran Pazar günü, havanın güzelliğini görünce kendimi dışarı atıverdim. Bebek sahilinde hızlı bir yürüyüşten sonra, Emirgan Sütiş’te hafif bir kahvaltı yapıp, doğruca Sabancı Müzesi‘ne gittim.
Hemen önümden kalabalık bir Fransız öğrenci grubu farkedip irkildiğimi gören görevli “dilerseniz önce köşkten başlayın, o arada grup turunu bitirmiş olur sergileri rahatça gezersiniz” dedi. Daha önce görmüş olmama rağmen yine de kalabalıktan sıkılmaktansa köşkten başlamayı tercih ettim.
Fermanlar, hat ve tezhip sanatının en güzel örneklerini inceledim. En üst katta gözüme ilişen asansörü görünce, rahmetli Sakıp Ağa’nın gözleri yaşararak söylediği bir sözü hatırladım “saymakla bitmeyecek param var ama oğlumun yürümesine yardım edemiyor” o muhteşem köşkün içinde yürüme sorunu olan evladı için yapılmış asansör, bana sağlıklı bir evlada sahip olduğum için şükretmemi hatırlatıyordu sanki. Boğazım düğümlendi bir an gözlerime yaşlar doldu, en önemli şey sağlık kabul ediyorum.
Köşkü gezip tekrar sergi alanlarının olduğu bölüme geçtim. İlk sergi “BATI’YA YOLCULUK – Türk Resminin 70 Yıllık Serüveni (1860 – 1930)” adını taşıyordu. Osman Hamdi Bey, İbrahim Çallı, Hüseyin Avni Lifij, Feyhaman Duran, Namık İsmail, Şeker Ahmet Paşa ve Halil Paşa’nın eserlerini son derece ustalıkla düzenlenmiş alanlarda izledim. Elimdeki broşürde, serginin küretörlüğünü Ferit Edgü’nün yaptığı belirtilmişti. 19. yüzyılın ikinci yarısından 1930’lu yılların sonlarına kadar uzanan dönemi temsil eden Osman Hamdi Bey ve çağdaşlarının tablolarını izlemek pek güzeldi. Her biri çok değerli olan tablolardan bir kaç tanesinin önünden ayrılmam pek de kolay olmadı. Tabii en önemlisi neden olduğunu asla bilemediğim şekilde ben etkileyen “Kaplumbağa Terbiyecisi” isimli Osman Hamdi Bey tablosu oldu.
Bu tablonun aslını daha önce Cadı ile Pera Müzesi’nde Akira Kourosawa sergisine gittiğimizde rastlantıyla fark etmiş ve yine uzun süre önünden ayrılamamıştım. Hüseyin Avni Lifij’in “Kız Kulesi”, Namık İsmail’in “Beyaz vazoda çiçekler “, Hüseyin Zekai Paşa‘nın
“Yakacık” ve “Yıldız Parkı” isimli tabloları beni en çok etkileyenler oldu. 30 Haziran’a kadar sürecek bu sergiyi vakit yaratıp mutlaka gezmelisiniz.
Consumer 360 Trends by Nielsen Family
Hareketli bir haftaydı geçen hafta, hemen her gün bir konferans ya da basın toplantısı vardı. İçlerinden biri uzun yıllar emek verdiğim sektörlerden biri olan reklamcılıkla yakından ilişkiliydi ve adının içinde 360 derece trendler olması da beni hayli heyecanlandırmıştı.
Swissotel’in devasa balo salonunda kalabalık bir katılımcı grubuyla birlikte izledim toplantıyı. Ağırlıkla rakamsal verilerin paylaşıldığı toplantının onur konuğu Prof. Dr. Güngör Uras’tı ve bizlere Türkiye’nin ekonomik panoramasından söz etti. Daha sonra sırayla söz alanlar ve konuları da şöyleydi;
Nielsen Tüketici Grubu adına
-NGS/Uluslararası Çözümler bölge mdr.Pambos Charalambos “Nielsen verileri ile global ekonomi ve tüketici trendleri”,
-NielsenTR FMCG segment direktörü Yunus Erduran “Türkiye’de FMCG sektöründeki trendler” 
Nielsen Medya Grubu adına
-Nielsen Media Group Genel Müdürü Hayri Cem “Yeni bir hizmet-Reklam Endeksi”
Muhteşem Boğaz manzarasına nazır bir kahve molasından sonra ise, heyecanla beklediğim ama kısmen hayal kırıklığına uğradığım bir sunum vardı. Nielsen Online Ticari Gelişim Müdürü Diego Semprun’un sunduğu “Nielsen verileri ile Online mecrasında yeni trendler” görünen o ki reklamcılar daha uzun süre “online dünyayı, sosyla networkleri vs” görmezden gelmeye devam edecekler. Tabii bir sonraki sunumda bu alana yatırım yapan Nielsen gibi devler oldukça online alemin çok da göz önünde istenmediğini fark ettim.
Bütün sunumlara aşağıdaki linklerden ulaşablirisiniz
Trends by Nielsen Consumer Group Part 1
Trends by Nielsen Consumer Group Part2
Trends by AGB Nielsen Media Group
Trends by Nielsen Online
Trends by Nielsen Media Group
Xing, Open Social, Jason Goldberg ve keyifli bir toplantı…
Geçtiğimiz hafta Xing’in davetlisi olarak Jason Goldberg‘in konuşmacı olduğu bir toplantıya katıldım. Sabah erken saatlerde Uğur Özmen Üstad’la yakınlardaki bir kafede sabah keyfi yaptıktan sonra, Sofa Otel’in muhteşem manzaralı terasında dostlarla buluştuk. Jason’ın özel röportajları biter bitmez toplantı başladı. 
“İnternetin dahi çocuğu” sloganıyla lanse edilen bu yetenekli girişimciyi uzun süredir takip ediyorum. Josbter’la tanıdığım, Socialmedian’la aile ferdim gibi gördüğüm Jason Goldberg, o gün bizlere pek çok şeyden söz etti. Satırbaşlarını zaten sevgili dostlarımız, Twitter ve Friendfeed’den online olarak sizlerle paylaştılar. Benim dikkatimi çeken şey enerjisi oldu. Söylediklerine inanan, yaşadıklarından aldığı dersleri paylaşan bir genç adam.
Dünyanın sayılı şirketlerinden birinin, yatırımını satın aldığı ve ona üst düzey yönetimde görev verdiği, alçakgönüllü bir adam. “İnternetin ilk safhası çevrimiçine taşımaydı, ikinci aşama ise bundan nasıl daha fazla yararlanıp, anlam çıkarabiliriz olacak” diyen Jason, yeni dönemde kazan kazan fikrinin önde olacağına da dikkat çekti.
Konuşmasında, XING’ten örnekler veren Jason Golberg, özellikle Türkiye’deki üye profesyonellerin bu sayede Almanya’da 2 milyonu aşkın iş ortağıyla, dünya genelinde ise 190 ülkede 7,5 milyona yakın potansiyel ticaret ortağıyla iletişime geçebildiklerini de ekledi.
Aklımda kalan en etkileyici cümleleri ise: “Her şeyi, yeniden düşünün” “Ship it”
Xing ile ilgili kısa profile, rakamsal verilere buradan ulaşabilirsiniz.
Kendine inan, trendlere daha çok inan…
Digitalage dergisinin bu ay armağan olarak verdiği Punk Marketing kitabını bir nefeste okudum. Keyif aldığım bölümlerden kısa alıntıları sizlerle paylaşmaya çalışacağım ara ara.
Trendleri fark etmenin en önemli kuralı, uzmanlarla konuşmaktır.
1- Güvendiğin insanlara dikkat et. Onlarla bağlantıya geç ve sorular sor.
2- Doğru soruları sor. Kaynaklarına inancın tam olsun ve onların bunu bilmesini sağla.
3- Sana yeni fikirler öğretecek öngörülü kişiler bul ve onlara hazırlıklı olmadıkları bir şey söylemeye çalış. Gerçekten öngörülü insanlar, yeni bir kişinin fikrini bşka bir seviyeye taşıyabileceklerini bilirler. Bu yüzden; açtığın telefonlara, gönderdiğin e postalara cevap vermekten mutluluk duyarlar.
4- Hayatın nereye gittiğinin farkına var. Ufukta olan büyük değişimlerin işaretlerine dikkat et.
5- Büyük trend bulucular her zaman gelişir, öğrenir ve büyür. Her zaman almayı düşündüğünüz İtalyanca kursunu hatırlıyor musunuz?
Sadece sanat/spor/magazin bölümünü okuma. Çok yönlü ol. Pazarlamada ve hayatta hiç bir şey, bilgili ve ilginç bir insan kadar başarılı olamaz. 
Ve güzel bir aperitif :
“Pazarlama tekniği olarakhikaye anlatımı, her şekli ile yıllardır bilinmektedir. İşin sırrı, çok iyi bir anektod bulmakta gizli. İşte göreviniz: Çok iyi birer hikayeci olun.”
Alıntı: Punk Marketing, Rıchard Laermer&Mark Simmons http://punkmarketing.com/
Buda size kapak olsun!

Uzun zamandır üzerine yazıp çizilen, ama bir arpa boyu yol alamadığımız, gündelik konuşmalarda bile canını çıkarmaya başladığımız güzel Türkçemiz için, “Güneşin Tam İçinde” blogunun sahibi değerli dost Süleyman Sönmez, coşkuyla desteklenen bir kampanya başlattı. “Buda size kapak” olsun başlıklı afiş çalışmasını gördüğümde önce gülümsedim ve sonra umutlandım. Belki böyle esprili görsellerle dikkatlerini çekerdik MSN türkçesiyle yazışmayı marifet sanan arkadaşlarımızın. “Dillerini kaybeden toplumlar, önce iletişimi ve bilgiyi, bunları kaybedenler, huzuru ve özgürlüğü, bunları kaybedenler de…” ürkütücü değil mi? Süleyman Üstad, link vererek alınıtı yapabileceğimizi belirtmiş blogunda. Dilerseniz sizler de destekleyin. Blogunuz olması şart değil; afişleri mesajlarınıza ekleyip dağıtabilirsiniz. Tek şart alıntı yaptığınız kaynağı belirtmeyi unutmamak.
MEYED ve meyve suları hakkında bilmemiz gerekenler…
Geçen hafta Meyed‘in basın toplantısı ile ilgili bilgileri ulaştı elime. Uzun zaman Tetra Pak ile birlikte Meyed için bilgilendirme ve tüketimi arttırma projeleri hazırlayıp, kampanyalar yürüttüğüm için, gelen bilgilerle kendimi güncelleyip sizlerle de paylaşmak istedim. 
Halk arasında meyve suyu ve benzeri içeceklerin tümü ‘meyve suyu’ olarak adlandırılıyor. Ancak söz konusu içecekler, meyve oranına göre farklı kategorilere ayrılıyorlar. Türk Gıda Kodeksi’ne uygun olarak 4 kategori tanımlanmış.
-Meyve suyu (% 100 oranında meyve)
-Meyve nektarı (%25 – %99)
-Meyveli içecek (%10 – %24)
-Aromalı içecek (%10’dan az)
Uzun yıllar meyve suyu içeriği dikkate alınmadığı için, her türlü meyveli içecek ‘meyve suyu’ olarak adlandırılmış. Şimdilerde ise; yasa ile tariflenmiş olmasına rağmen, tüketicinin zihninde ‘meyve suyu’ ile nektar, meyveli içecek ve aromalı içecek kavramları birbirine karışabilmektedir. Bu karışıklığı bertaraf etmek ve tüketiciyi en doğru şekilde bilgilendirmek amacıyla meyve suyu üreticileri etiketlerinde ‘meyve suyu’ yerine ‘%100 meyve suyu’ yazmayı tercih etmişler.
Biraz da rakamsal verilere bakalım;
-Dünya çapında meyve üretim rakamlarına bakıldığında; Türkiye kayısıda birinci, vişnede ikinci, elmada üçüncü, şeftali ve üzümde 6’ncı sırada yer alıyor.
-Türkiye’de meyve suyu ve nektarı tüketimi, kişi başına 8 litre civarında. Avrupa Birliği’nde bu sayı 23 litre iken, dünyada meyve suyu tüketiminde 3. sırada yer alan Almanya’nın kişi başına tüketimi 39 litreyi buluyor.
-Türkiye’deki tüm meyve suyu ve benzeri içeceklerin tüketimi göz önüne alındığında, % 46’sının Marmara, %17’sinin İç Anadolu, % 16’sının Ege ve % 12’sinin Akdeniz’de tüketildiği görülüyor.
– Meyve suyu ve meyve nektarı kategorileri arasındaki tüketim dağılımına bakıldığında, Türkiye’de % 89 oranında meyve nektarı, % 11 oranında da % 100 meyve suyu tüketiliyor. Batı ve Doğu Avrupa’da ise bu oranlar tersine çevrilmiş durumda: Batı Avrupa’da meyve suyunun toplamdaki oranı % 70 iken, Doğu Avrupa’da % 52.
-Meyve nektarı kategorisinde en çok tercih edilen ilk üç ürün sırası ile şeftali (% 35.6), vişne (% 23.5) ve kayısı (% 17.8). Bunları karışık ve portakal izliyor.
-% 100 meyve sularının tüketim payı genel meyve suyu ürünleri içerisinde yaklaşık % 9 civarında. Tüketicilerin % 100 meyve suları arasında en çok sevdikleri tatlarda ilk iki sırayı % 30’luk payla karışıklar ve % 21’lik payla elma alıyor. 3. sırada ise % 19’luk pay ile nar yer alıyor. Narı portakal, üzüm ve domates izliyor.
-2000-2007 yılları arasında meyve suyu ve benzeri içecekler alanında en büyük artış % 100 meyve sularında yaşandı. 2000 yılında üretilen % 100 meyve suyu 1.9 milyon litreyken, 2007 yılında 38.6 kat artarak 73.4 milyon litreye çıktı. Aynı dönemde meyve nektarı üretimi de 2.6 kat artarak 526 milyon litre yükselmiş.
Beslenme uzmanları ve çeşitli uzmanlıklara sahip olan tıp doktorları, meyve suyu içmek için çok sayıda neden sıralamakta; 
-Su miktarının yüksek olması
-Potasyum, magnezyum vb. minerallerin deposu olması
-Vitamin yüklü olması (A,C,E, folik asit vb)
-Polifenol, karoten, antosiyanin vb bileşikler sayesinde antioksidan özelliğinin bulunması
-Şeker miktarının düşük olması
-Sıvının enerjiye hızlıca dönüşmesi ve buna karşılık yağ içermemesi
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), yukarıdaki nedenlerle günde en az beş porsiyon / bardak (5 Plus A Day) meyve ve sebze sularının tüketilmesini öneriyor.
Haydi hem kendiniz, hem de sevdikleriniz için meyve suyu içmeye.
Meyed’in hazırladığı detaylı sunuma buradan ulaşabilirsiniz.
Geleceği şekillendirmek …

Dün akşam üstü Bahçeşehir Üniversitesi’nde bir söyleşiye katıldım “Future Talks” serilerinin ilki olan “Geleceğin meslekleri ve İş Modelleri” konulu toplantıda, sadece geleceğe dair kariyer planı odaklı konuşmalar yapıldı zannetmeyin. Bir çok konuda, değerli konukların, dernek üyelerinin verdiği ipuçlarını dinledik. Salonda gençlerin katılımının daha fazla olmasını beklerken, neredeyse orta yaşın baskın olduğunu gözlemledim. Belki kursları veya dersleri vardı gençlerin, kendi yerlerine aile efradını gönderdiler diye düşündüm.
Dernek yöneticileri ve konukların keyifli anlatımlarıyla, neredeyse 3 saate yakın süre salonda kaldığımızın farkına bile varmadık. Alphan Manas‘ın esprili konuşması, Cem Tarık Yüksel‘in görsel açıdan zengin sunumu, salonda pek çok kişiyi geleceği şekillendirmek açısından bir üst seviyeye taşıdı. Açılış konuşmasında ve soru cevap bölümünde dernek başkanı Ufuk Tarhan “Geleceği tasarlayıp kurgulayabiliriz ve aralarından en iyiyi seçebiliriz. Daha iyi bir gelecek istiyorsak bu doğrultuda çaba sarf etmemiz en önemli insanlık sorumluluğumuzdur” diyerek, herkesi geleceği şekillendirmek üzere derneğe daveti, bir çok arkadaşıma “ilk kez bir derneğe üye olacağım “dedirtti. Hepsinin takipçisiyim 🙂 Sevgili Sarper Sılaoğlu‘nun moderatörlüğünde gerçekleşen bu harika konferans sayesinde, Türkiye’nin ilk Fütürist’lerinden olan Reha Oğuz Türkkan ile tanışma şansına da sahip olduğum bu toplantıların ikincisini heyecanla bekliyorum.
Likemind İstanbul’a katılmak isteyenlere ipuçları…

Likemind Istanbul buluşmasına katılmak isteyen arkadaşlar için bir kaç minik ipucu karaladım. Uzun süredir çeşitli platformlarda yazılıp çizildi. Sayımız her geçen gün artıyor. Kimileri mutsuz ve huysuz bir şekilde söylenip saldırıp dursa da, her ayın üçüncü cuma sabahı benim için en eğlenceli günlerden birinin habercisi. Bir sürü yeni insan tanıyıp söyleşebildiğim, fikirlerin ortalıkta olmasa da kenarda köşede konuşularak değiş tokuş edildiği, kartvizitlerin kesinlikle havada uçuştuğu harika bir etkinlik. Amacına da güzelce ulaşıyor, benzer fikirli insanların bir kahve masası çevresinde buluşup söyleşmesini sağlıyor. “Çok kalabalıktı, çok kasıntılardı, kimse benimle ilgilenmedi, onlar zaten grup oluşturmuş” gibi abuk sabuk suçlamalarla ilgisi olmayan, tamamen insanların sosyalleşme yetenekleriyle doğru orantılı bir toplantı. Başta da dediğim gibi benim çok mutlu olduğum, o günü keyifle geçirmemi sağlayan “pamuk helva” kıvmında olan bu etkinliğe katılacaksanız yapmanız gereken tek şey, bir köşeye çekilip, insanların sizi bulmasını beklemek yerine, birimizin yakasına yapışıp “bu benim ilk toplantım, beni diğerleriyle tanıştır” diyebilirsiniz. Hatta ben seve seve yaparım bu işi. Gelin beni bulun, karıştırmanız mümkün değil; grubun yaş ortalamasını yükselten gülümseyen kadının yanına yaklaşın, kendinizi tanıtın ve gerisini bana bırakın 🙂
Okuyun: Türkan Saylan ve ÇYDD’ye saldırıların nedeni…
Bugün sizlerle, genç ve aydınlık düşünceli bir dostumun yazısını paylaşacağım.
Barış Ünver yazılarını ve paylaşımlarını ilgiyle takip ettiğim bir isim. Bu sabah rastladığım blog yazısını, mutlaka okumanızı ve yakın çevrenizle paylaşmanızı rica ediyorum. Tarikat çemberine sıkışmış genç zihinlere karşı, böyle yürekli ve aklı başında gençlerimizin olması içimi rahatlatıverdi. Paylaşımlarınızda Barış Ünver’in linkini de vermenizi özellikle rica ediyorum.
Türkan Saylan ve ÇYDD’ye saldırıların nedeni
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin ülkemizde eğitim adına çalıştırdığı tonla kurum var.
Dernek bünyesinde 2 anaokulu var. 39 ilköğretim okulu mevcut ve bu ilköğretim okullarının 28’i köylerde. Bir tane de liseleri var. Ha, iki de kütüphane. Yurtları da var: Üniversiteli kızlar için 7 yurt, liseli kızlar için 21 yurt açılmış.
Kesmemiş, büyük kısmı deprem bölgelerine olmak üzere 30 derslik, 17 rehabilitasyon & kültür merkezi kurmuşlar. O bile yetmemiş, 200 küsur okula da ders araç-gereci yardımı yapmışlar.
Bitiyor mu? Bitmiyor efendim. 36 bin kız öğrenciye de burs veriyor. Türkan Saylan, vasiyetinde bu sayının 100 bine çıkarılmasını rica etmiş. Ayrıca (biraz zor gözükse de) okulsuz her köye bir okul yaptırılmasını istemiş. Kaynak bulamadım ama yanlış bilmiyorsam ÇYDD’nin burs verdiği öğrenciler bu 36 bin kız öğrenciyle sınırlı değil.
Peki bundan hangi çevre rahatsız olabilir? Tabii ki eğitime sızarak yayılan bir zihniyet. Bu şekilde çalışan, ülkemizin en ünlü tarikatı hangisi? Fethullah Gülen’in tarikatı, elbette.
Tabii artık ona tarikat denemez çünkü Fethullah Gülen Hareketi artık öylesine büyüdü ki, dünyaya yayıldı. Eğitim alanında uygulanan stratejiyle 500’ü aşkın eğitim kurumunda öğrencilerin beyinleri, İslam’ın aslında Fethullah Gülen’in anlattığı gibi olduğu konusunda mıncıklanıp duruyor.
Tabii kalkıp “Yok efendim öyle bir şey, o okullarda hiçbir şekilde baskı uygulanmıyor!” diyenler de çıkabilir. Valla ben de o kadar iyi niyetli olmak isterdim fakat herhangi bir FEM Dershanesi’ne gitsek veya ne bileyim, bir ışık evi ziyaret etsek beyin yıkama ritüellerinin nasıl gerçek hayata başarıyla adapte edilerek uygulandığını görebiliyoruz. Ha, bilmeyenleri kandırmak isteyenler buyursunlar yazsınlar bu yazının altına.
Neyse, konumuza dönelim: ÇYDD’nin bu büyüyüşü, Fethullah Gülen Hareketi’nin yolundaki en büyük taştır.
Bu sebepten dolayı son 1-2 ayda Türkan Saylan’ı tanıma fırsatı bulduk çünkü artık kimin tarafından yönetildiği aşağı yukarı tahmin edilebilen Ergenekon soruşturması kapsamında gerçek darbecilerin yanında muhalif kesim de susturulmak istendi, yoldaki taşlar temizlenmek istendi. Ben Kur’an’a uyup ikra ettim (okudum, sorguladım) ve Türkan Saylan hakkındaki gerçek bilgileri edindim. İkra etmekten imtina edenler ise Ergenekon soruşturması kapsamında oluşturulan medya hareketinde yer alan tüm iddiaları maalesef sorgulamadan gerçek kabul etti ve darbe karşıtı bir konuşma yapmak istediği için zamanında İzmir’deki Cumhuriyet Mitingi’nde konuşturulmayan Türkan Saylan’ın evi “darbecilik” suçlamasıyla arandı ve kadıncağız bir anda hem ateist, hem Hıristiyan oldu. Yetmedi, lezbiyen yaptılar, İslam düşmanı yaptılar. Oysa kadıncağızın tek savaşı siyasi bir simgeyleydi. Türbanı baş örtüsünden ayırt etmeden İslam’ın bayrağı yapanlara inananlar haliyle Türkan Saylan’ın İslam düşmanı olduğuna ikna oldular. Aslında çok başarılı bir çalışmadan söz ediyoruz. Ne var ki bu başarılı çalışma, büyük bir yalanı yaymak içindi ve Müslüman geçinenler, aslında gerçek bir Müslüman olan Türkan Saylan’ı ÖLDÜRDÜLER.
Kanseri yakından tanırım zira bizim sülalede vefat edenlerin çok büyük bir kısmı çeşitli kanser hastalıklarından vefat ettiler. Ruhsal durum hastalığın ilerleyişinde önemli rol oynar. Kişi yeterince iyi bir ruh halindeyse kanseri yenebilir, hayatına kaldığı yerden devam eder. Ama hafif bir bunalıma girsin; kemoterapi dayanılmaz olur, kısa sürede kansere yenik düşer. Türkan Saylan da böyle yenildi kansere.
Toparlayayım:
ÇYDD, eğitime yaptığı bunca katkıyla FGH’nin önündeki en büyük engeldir. Dolayısıyla büyük bir toplum mühendisliği çabasıyla daha önceden hiçbir vukuatını duymadığımız ÇYDD, son 1-2 ay içerisinde PKK ve misyoner yuvası oldu, ÇYDD’den burs alanlar bir anda Hıristiyan oldu. Ortadaki yalanı gören yüz binler iki gün önce Türkan Saylan’ın cenazesine katıldı. Vakit gazetesi cenazeyle ilgili bir haberine “Saylan’ın cesedi dün…” diye başlamaktan çekinmedi. Cenazeyi kılan imam (eski Beyoğlu Müftüsü), Türkan Saylan’ı aklamakla suçlandı, halbuki o Saylan’ın hayatını anlattı. İleride Ergenekoncu çıkması da muhtemel.
Eğer mantık sahibi olduğunuza inanıyorsanız, hayatınız boyunca ÇYDD’nin bir ters hareketini duymamış olmanıza rağmen neden şimdi bu kadar kötülendiğini sorgularsınız. Eğer içinizde biraz olsun vicdan varsa; Türkan Saylan’a, kadıncağız öldükten sonra bile küfür etmeyi bilen kesimle ilişiğinizi kesersiniz. Eğer niyetiniz iyiyse, Türkan Saylan’ın gerçekten İslam düşmanı olup olmadığını araştırırsınız; kadının aslında küçüklüğünden beri Müslüman olduğunu görürsünüz.
Eğer “verdiğiniz savaş” uğruna mantığınızı, vicdanınızı önemsemekten vazgeçecek konumdaysanız, içiniz kötü niyetle dolduysa buyrun, küfürlerinizi sıralayın bu yazının altına. Veya biraz daha “ılımlı” olun, kötü niyetinizi iğneli eleştirilerle gizlemeye çalışın. Ne bileyim, ne yaparsanız yapın işte. Yine de Kur’an’a uymayı unutmayın. En azından ilk suresine:
OKU
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=936796&CategoryID=77
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=11679493&yazarid=1&tarih=2009-05-19
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/11685423.asp
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/11685372.asp