13 ekim salı İstanbul Modern’de, Digitalage tarafından düzenlenen bir seminere katıldım. Konuk, WOMM-Ağızdan ağıza pazarlamanın en önemli isimlerinden biri olan Emaneul Rosen idi. 
Rosen bizlere, etkili ve başarılı buzz uygulaması için 7 ana madde gerektiğini anlattı. Bunlar:
– Görsel fırsatlar oluşturmak,
-Yayılmayı sağlamak için fırsatlar sunmak,
-Kişilere konuşabilecekleri bir şeyler vermek,
-İnsanlara kendilerini ifade edebilme ve yaratıcı olma şansı vermek, hatta bunu teşvik etmek,
-Kitle iletişim araçlarını mutlaka kullanmak,
-Ve en önemlisi mutlaka iyi bir hikayeye sahip olmak
Hemen her bölümde en önemli maddenin “insanlara konuşacakları bir hikaye vermek” olduğunu belirtti Rosen. “Güzel şeyleri önemsediğimizi” ve bunun da markaların işini kolaylaştırabileceğini ekledi. Aldığım notlardan biri de “laf ola buzz yaratmak” yerine, satışları arttırmak odaklı çabalar harcanmasıydı. Sadece virale bel bağlanmaması gerektiğini de “Viral is just a part of story-Viral hikayenin sadece bir parçasıdır” cümlesiyle belirtti. 
Bölüm sonlarında, bizlerden, anlattığı temel stratejilere örnekler vermemizi de istedi Rosen. Salonda bulunanların verdiği örneklerden pek de hoşnut kaldı.
Özel etkinliklerin buzz konusunda en büyük yardımcı olduğunu da belirten Rosen, Lance Armstrong’un bileklik kampanyasını bir kaç yerde örnek verdi. Konunun uzmanı ve bu konuda aktif olarak çalışan arkadaşlarım daha detaylı aktaracaktır, benden bu kadar , aldığım notlar da en az ruh halim kadar karışıkmış. İçinden çıkarsam metni yeniden düzenlerim 🙂
Kahve aralarında birçok eski dostla karşılaşmak da ayrıca pek hoştu.
Teşekkürler Digitalage, konusunda uzman kişileri dinleyebildiğimiz etkinliklerin daha sık yapılabilmesi dileğiyle…
Heyecanla beklediğim eğitim dün akşamdı, erkenden yola çıktım Maslak yönü olunca istikamet, risk almaya gelmez diye düşündüm. Tabii metronun İTÜ Ayazağa çıkışını hatırlayınca çocuk gibi sevindim. Whirlpool Mutfak Sanatları Akademisi harika bir mekan yaratmış. Buraya girip bu kütüphaneyi, eski yıllardan kalan objeleri, ve tabii o mutfağı ve malzemeleri gören her kadının aklı başından gidiyordur eminim.
Bir süre daha trafik nedeniyle ulaşamayanları bekleyip, herkes tamamlanınca bizleri eğitimin verileceği muhteşem bölüme aldılar. Yukarıdaki satırlarda da belirttiğim gibi bu mutfağı görüp de mutlu olmayacak pek az kadın vardır herhalde 🙂 Öğretmenimiz
Açlıktan mideniz guruldarken yemek hazırlamak çok da zor değilmiş 🙂 Salatalarımızı şaraplarımız eşliğinde yedik. Kallavi oranda hazırladığım için artanı eve götürmek üzere sakladım. Sonra sıra geldi ömr-ü hayatımda yapmaktan hep kaçındığım Risottoya. Tam bir törendi hazırlık ve ocağın karşısında geçirdiğim vakit, bana neden risotto yapmaktan kaçındığımı tekrar hatırlattı 🙂
Ama alnımın aklıyla başardım. Gabriele’nin gösterdiği şekilde tabağı neredeyse dik tuttuğumda yerinden kımıldamadı bile, tadı da pek lezizdi. Hatırlayacağım en önemli not, yaptığımız hiç bir risottonun diğeri ile aynı olamayacağıydı. Sıra deniz ürünlerine gelince mutfağımı
Film gerçek bir hikayeden yola çıkarak çekilmiş. Beni en etkileyen yanı o muhteşem organizasyonun alt yapı hazırlıklarıydı. Gerçi filmde bu kısımlar oldukça hafif geçiştirilmiş ama eminim kalabalık etkinlik düzenleyen herkes filmi izlerken aynı duyguya kapılacaktır.
Böyle büyük bir etkinliği düzenlemek, o ekibin içinde yer almak, katılımın beklediğinden fazla olması karşısında heyecanlanmak, olumsuz hava koşullarına rağmen her anı eğlenceye çevirebilecek konuklar… özetle müthiş bir olayın parçası olmak. 1995 sonu ve 2001 yılları arasında, böyle müthiş etkinlikler düzenleyen bir ekibin parçası olmakla hep gurur duyuyorum. Camel Trophy seçmeleri, H2000, Prodigy, Garbage ve daha nice konserler, 6-7 bin kişi katılımlı şirket piknikleri, Off-Road yarışları, Beach Soccer etkinlikleri gibi bir sürü müthiş organizasyon. Hepsinde yürek çarpıntısı hissettiğim zamanlar oldu. H2000 sırasında yağan yağmura rağmen, oğlum da dahil gözleri ışıldayan gençleri görmek eminim tüm ekibin çektiği çileleri unutturmuştur. 9 Haziran gibi bir tarihte yapılacak piknik öncesi, günün erken saatlerinde başlayan Nuh Tufanı kıvamındaki yağmura rağmen gelen, gösteri çadırında binbeşyüze yakın konuktan “hiç bu kadar eğlendiğim bir piknik olmamıştı, iyi ki yağmur yağmış” cümlelerini duymak inanın pek çok şeye değerdi. Tanıdığım öğrencilere hep böyle işlerde yarım zamanlı çalışmalarını öneriyorum. Kalabalıklar içinde çözeceğiniz sorunlar ve alacağınız teşekkürleri pek çok şeye değişmeyeceksiniz.
Filmde konser alanını gençlere kiralayan oyuncunun bir cümlesi hatırlattı bunu, sorun olup olmadığını soran gence verdiği cevap hemen hemen şöyleydi “sorun mu ne sorunu, iki gündür bana edilen teşekkürü ömrümce görmedim bu kasabada, gençler ne kadar mutlu baksana”
Dostlar bu yıl da ramazan bitiyor, haftasonu da bayram kutlayacağız hep birlikte. Kiminiz uzak diyarlara, kiminiz yakın sıcaklara gideceksiniz. Herkese; sevdikleriyle birlikte, ağız tadıyla geçecek, nice sağlıklı, mutlu, akide şekeri tadında bayramlar dilerim.
O sıralarda sağlık bakanı olan şahsiyet, koskoca yardım gemisine geçiş izni vermeyebiliyordu. Buna karşın duyarlı insanlar, bilgileri ve bağlantıları değerlendirip, bana ulaşıyorlar ellerindeki araçlarla nasıl yardım edebileceklerini soruyorlardı. 2 adet deniz uçağı, onlarca Enduro sürücüsü öncü kuvvet olarak, neredeyse ağırlıkları kadar yardım malzemesi yüklenip dağ bayır demeden ihtiyaç sahiplerine ulaşmaya çalışıyorlardı. O günlerde yaşadıklarımdan unutmadığım bir kaç kişiye adlarını vermeden buradan teşekkür etmek isterim. Birisi Türkiye’nin önde gelen donmuş gıda üreticilerinden birinin üst düzey yöneticilerindendi. Referansla kendisine ulaşmıştım ve bölgeye gönderebileceği bir frigorifik tırı olup olmadığını sormuştum. “Tabii” dedi “nereye gideceğini söylemeniz yeterli”. İçine su ve tıbbi malzeme koyacağımızı, ama gideceği yerde muhtemelen askeri birlikler tarafından alıkonulacağını ve morg olarak kullanılacağını söylediğimde “hiç önemi yok, bunca zaman oradaki insanlar bizim yaşamamızı sağladıysa şimdi sıra bizlerde” dedi. Konuşamadım ve ağlamaya başladım, zaten günlerdir sadece 3 er saat ancak uyuyordum. Nasıl teşekkür edip telefonu kapattığımı bilemiyorum. Gerçekten de o tır gitti ve çok uzun zaman bölgede kaldı. Bir gün bile sitem etmeyen o dosta minnettarım.