:::: MENU ::::
Browsing posts in: Beğendiklerim

Wrath of the Titans, Titanların Öfkesi

Bu sabah Warner Bros’un davetiyle “Wrath of the Titans/Titanların Öfkesi” filmini izledim. İlk filmi izleme fırsatım olmamıştı, gitmeden önce internet üzerinden trailer ve referans videoları izledim, kendimi izleyeceğim filme hazırladım.

 Jonathan Liebesman’ın yönettiği “Wrath of the Titans/Titanların Öfkesi” ünlüler resmi geçidi gibi bir görsel şölen. Fantastik filmlerden hoşlananlar, nefes kesici şekilde geçecek yüz dakikaya hazır olsunlar. Laf olsun diye söylemedim, gerçekten koltuğunuza yapışıp izleyeceksiniz bu filmi. Özellikle 7 yaş üzeri erkek çocuklu aileler için eğlenceli bir haftasonu seçeneği olacaktır.

Mitolojiye tutkun biri olarak Pegasus, Minotor, Chimera ve Cyclopslar gibi yaratıkları; Zeus, Hades, Poseidon gibi tanrıları beyazperdede izlemek pek hoşuma gitti.
Avatar ile tanıdığım, Perseus’u canlandıran Sam Worthington’a; Zeus rolünde Liam Neeson, Hades rolünde Ralph Fiennes ve Andromeda rolünde Rosamund Pike eşlik ediyorlar. Hephaestus’u canlandıran Bill Nighy ise itiraf etmeliyim ki benim için hep Love Actually’deki Billy Mack karakterinde kalacak 🙂 Adamcağız bu filmde de, Harry Potter ve Pirates of Carribean serilerinde de eğlenceli karakterler çiziyor ama o benim için hep geçkince popstar olacak 🙂
Ralph Fiennes ve Liam Neeson da her filmini pek severek izlediğim oyunculardır, bu filmde de rollerinin hakkını zorlanmadan veriyorlar.

Daha önce The Sorcerer’s Apprentice filminde izlediğim ama asla hatırlayamadığım Toby Kebbell ise eğlenceli bir karakter olan Poseidon’un yarı tanrı oğlu Agenor’u başarıyla canlandırıyor.
İnsanlığın sadakat yoksunluğundan ötürü tehlikeli ölçüde zayıf düşmüş olan tanrılar, ölümsüzlüklerini kaybetmek ve babaları Kronos’un güçlenmesi tehlikesiyle karşı karşıya kalınca  tanrı Zeus oğlu Perseus’tan yardım ister. Perseus ise kendi oğluyla huzurlu bir hayat sürmek üzere ölen karısına söz vermesine rağmen, yine oğlunun geleceğini düşünerek babasına yardım etmek üzere Kraliçe Andromeda, Poseidon’un yarı tanrı oğlu Agenor ve devrik tanrı Hephaistos ile birlikte yeraltı dünyasına yola çıkarlar.
Hikayenin devamını bu cuma gösterime girecek filmde izleyeceksiniz 🙂


						

Uğur Özmen ve Social CRM Mart 2012 Toplantısı

Social CRM toplantımızın bu ayki konuğu değerli dost Uğur Özmen di. Programının yoğunluğuna rağmen kırmayıp geldi ve bizlere CRM den Social CRM e gidiş yolunda keyifli bir yolculuk yaptırdı. Daha önce de derslerini ve sunumlarını izlediğim için durağan bir sunum izlemeyeceğimi tahmin ediyordum ama Uğur Hoca bu kez tahminlerin de ötesine geçip bizlere sağlam bir workshop yaptı.  “Bir Kadın Bir Erkek” dizisini olay olarak ele alıp, diziye internet üzerinde nasıl para kazandıracağımız konusunda antremanlar yaptırdı. Kendisi blogunda yazacaktır detayları ben özet geçeyim. Sonuçta ortaya çıkan, salondakilerin çoğunun altın tavuğu kesmeye meraklı olduğuydu
Bana göre sunumdaki en eğlenceli an; Uğur Hoca’nın iki sorusuna elleri kaldırarak cevap verilmesini istediğinde ortaya çıkan görüntüye yaptığı yorumdu. İlk soru “verilerinizin güvenliğine dikkat ediyor musunuz?” eller havada iken ikinci soru geldi “facebook hesabınız var mı?” diğer eller de havaya kalktığında Uğur Hoca’dan müthiş yorum geldi. “Kendinizi teslim olmuş gibi hissettiniz değil mi?” Çok sayıda kişi gülüştü ama önemli bir noktaya değinmişti Uğur Hoca, gönüllü olarak paylaştığımız verilerle nerelere varılacağını anlatmaya başladığında “Facebook hesabmı silsem mi” diyenler vardı 🙂
İlereleyen dakikalarda “Bilgiyi anlamlandırıken seçtiğiniz hedef kitlede en belirgin 4-5 değişkeni bulduktan sonra, analitiğe dönüp diğer değişkenlere bakarak yol çiziyorsunuz ve veriler daha çok anlam ifade etmeye başlıyor. İnformatik olanla endikatör olan arasındaki farkı öğrenmek CRM’in en önemli özelliği. Harcanan bütün çabaların temelinde ise müşterilerden daha çok para kazanmak var.” diye devam etti Uğru Özmen.
Ükütücü bir öngörüyle, semantiğe doğru gidildikçe temel değerleri olmayan insanların yönetimine doğru yol alınacağından söz etti Uğur Hoca ve “sizin ne aradığınız değil, size ne aradığınızın hissettirildiği önem kazanacak” dedi. Web 2.0’ın bireyin şirketlerden güçlü olduğu, sesini daha çok duyurduğu bir dönem ve Web 3.0 dan önceki son dönem olduğunu düşündüğünü de sözlerine ekledi.
Benim için yine çok zihin açıcı bir workshop ve dostlarla sohbet etme fırsatıydı. Teşekkürler Uğur Özmen ve salonu tıka basa dolduran bütün konuklar.


Take Shelter / Sığınak

Geçen hafta cuma sabahı Warner Bros ve Ares Film davetiyle, kalabalık bir sinema yazarı kadrosuyla birlikte izledik  Take Shelter/Sığınak filmini.

Take Shelter/Sığınak bir psikolojik gerilim, önce bunu sindirin, sonra izleyin. Özel efektelerin ve kamera oyunlarının değil, müthiş oyunculukların, repliksiz uzun sahnelerin ağırlıkta olduğu bir film.
Zaman zaman bazı izleyicilerin tweetlerine veya konuşmalarına rastlıyorum ve gözlerimi devirerek çemkirmek istiyorum “be hey sersem, elindeki telefon kadar da mı aklın yok, o havalı telefonundan anında internete bağlanıp iki üç eleştiri oku da öyle izle”.

Jeff Nichols’ın yönettiği Take Shelter/Sığınak; Cannes’dan ödülle dönen ve İstanbul Film Festivali’nin de en çok ilgi gören filmlerinden.
Başrolde Boardwalk Empire izleyicilerinin, hasta ruhlu federal Ajan Nelson Van Alden performansıyla hemen hatırlayacakları Michael Shannon var. Karısı rolünde ise The Help’teki performansını duyduğum ama henüz izleyemediğim Jessica Chastain var. Amerika’nın kasırgası ve fırtınası eksik olmayan orta bölgelerinden Ohio’da yaşayan Curtis’in; karısı ve işitme engelli kızıyla birlikte orta sınıf Amerikalıların çoğu gibi düzenli günlük yaşamlarının, Curtis’in rüyaları ve bozulan ruh sağlığı nedeniyle kabusa dönüşünü izliyoruz.

Michael Shannon ve Jessica Chastain’in olağanüstü oyunculuklarına, onlardan şirinliğiyle rol çalmaya çalışan işitme engelli kızlarını oynayan Tova Stewart, en yakın arkadaş Dewart rolünde Shea Whigham (onu da Boardwalk Empire’da Nucky’nin şerif kardeşi performansıyla tanıdım), en yakın arkadaşın karısı rolünde Katy Mixon eşlik ediyor(onu da Mike&Molly dizisinde çizdiği absürd karakterle tanımıştım)

Bu haftasonu ödüllü bir film izlemek isterseniz, özellikle güçlü oyunculuklar ve psikolojik gerilim ilginizi çekiyorsa, bu film sizin için biçilmiş kaftan kaçırmayın derim.


Van’daki son kale de düştü

Van’daki son kale de düştü. Van’daki gençlere aydınlık olan son kale Kelepir Kitabevi kapandı. Değerli dost Didem Özbahçeci Sönmez sayesinde, on yıl kadar önce varlığından haberdar olduğum bilgi yuvası geçtiğimiz günlerde kapandı. Kitabevlerinin kapanması hep içimi acıtıyor. Yeni yetişirken içinde dolaşıp, kitapları koklayıp okşadığım Hachette ve Sander kitabevleri kapandıklarında günlerce kendimi hasta hissetmiştim. Beyoğlu’ndaki Denizler Kitabevi kapanacak dediklerinde de çok sarsılmıştım.
Üzüntümüz büyük, Kelepir Kitabevi Van’da bilginin, aydınlığın simgesiydi. Sevgili Didem’in dayısı, kitabevinin sahibi zarif ve müthiş insan Haluk Bekiroğlu’na gönderilen bir mektubu paylaşmak istiyorum sizlerle. Belki o zaman neden bu kadar üzüldüğümüzü daha iyi anlayabilirsiniz. Tabii anlayabilecek durumda olanlar için geçerli söylediklerim, biat edeyim derken akıl tutulması, yürek taşlaşması yaşayanlara vız gelecektir.

Kelepir’in Son Günü
“Kelepir” Van’da bir kitabevidir.

Benim için önceleri, ucuz kitap edinmenin mekânıydı. Samsun’da askerliğimin çarşı izninde tanışmıştım onunla… Adı bilinmez sinema kitaplarını ilk gördüğüm yerdi…

Adı bilinmedik bir adamdım Van’a geldiğimizde… İçimde gurbetlik uğulduyordu.
Bir arkadaşım bahsetmişti ondan “dayım” diyerek… Ben onunla tanıştığımda içim bu yüzden bilenmişti, belki de “dayım “sayacağımı bilemeyerek…

Bilen bilir mutlaka hem de pekiyi… Gözlüğü bazen ışıltılı gülüşlerin aksiyle parlar bazen kıyıcı öfkelerin buzuyla kaplıdır. Gene de kim ne derse desin iyi adamdır. Ki “adam” olmak hakkında iyi bir kaynaktır.

Uzun mu uzun bir sohbetin ardından karakolluk olmanın eşiğinden dönerek ayrılmıştım yanından…
Bana “Kelepir” zincirlerinin nasıl oluşturulduğunu ve beceriksizce batırıldığını anlatmıştı. Ne yalan söyleyeyim… Ya burcumun getirdiği hesapsızlıktan ya da sadece sohbetinin hesapsız zevkinden, dedikleri bir kulağımdan girip öbür kulağımdan çıkmıştı.

Bana onları anlatan adamın Kelepir gibi bir yeri niye çalıştırdığını hiç anlayamıyordum. Yeni kitapları elinden geldiğince izleyen… Ama belki daha önemlisi ayaküstü de olsa kitapseverlerin sohbet edebildikleri, sözcükleri ve yazıyı ciddiye alan bir yerdi.

O gün, insanları birbirinden ayıran o büyük depremden epey sonra uğradığımda öğrendim olanı biteni. Raflar seyrekleşmişti. İçeride bir göç bungunluğu vardı. Maraş Caddesi’nden çıkarken Kız Meslek Lisesi’nin artık yerinde olmadığını, Ticaret Lisesi’nin de yıkılmakta olduğunu gördüğümde duyduğum o artçı dehşet dükkânın bütün köşelerine sinmişti. İçi çekiliyordu, sanki insanın.

Kelepir’in ayrılmaz parçası, şivesinden tebessümüne apaydın Vanlı, Çetin Ağabey vaziyeti açıkladı. Maraş Caddesi yok olmak üzereydi, okullar harap olmuş, ahali göçmüştü. İşin daha acı tarafı kimsede kitap okuma merakı kalmamıştı. Ve ilk defa Kelepir’de çay içilmiyordu… Çetin Ağabey, taziyelerde metin, sohbetlerde şen yüzünde, gene de bilgeliğin zırhındaki çatlaktan sızan bir hüzünle söyledi bütün bunları. Vahdet ki o da her girdiğimde koltuğumun altına nasıl girdiğini almadığım kitaplarımın müsebbibiydi, zorlama gülüşlerle buyur etmişti beni rafların önüne.

Kelepir, hazır tavuk’tan yufkaya, akla gelmedik pek çok şeyi Van’a ilk kez getirmiş bir ailenin, kitapsızlığa, cehalete ve bağnazlığa karşı savunduğu son kaleydi.

Yarı fiyatlı kitaplarına adeta saldırdığımda kendimi bir yağmacı veya akbaba gibi hissettim. O yüzden önce kitapları azalmış raflarıyla içini ve sonra belki de Türkiye’de artık hiç örneği kalmamış o orijinal “Kelepir” zinciri tabelâsıyla kepenkleri inik cephesini…

Gene de devam eder Kelepir rüyası Halûk Bekiroğlu’nun hayatında… Halûk Bekiroğlu, sattığı şeyi tanıyan, eli sigaralı, memlekete sevdalı, candan mı candan bir Türk evlâdıdır.

Ben “abi” derim ama sorsanız hani yalan da olmaz, desem ki “dayımdır”.

Kelepir kitabın Van’daki adıdır…

Kelepir kepenklerini, belki de cemre suya indiğinde, tabelasıyla beraber indirdi. Satılanlar satıldı, satılmayan kitaplar kolilenip iade edildi. Raflar belki söküldü, belki sökülmedi. Birileri gelip enfes tabelâsını yerinden etti. Camlarında eski çıkartmalar, kiracının gelişine kadar şaşkınca kaldı. Vahdet, Çetin Ağabey’den sonra ışıkları son kez söndürerek çıktı, asma kilitler de son kez takırdadı. Dükkân ilk kez kitapsız bir boşlukta, bağrı soğuk, sağır geceye “merhaba” dedi. Onunla beraber Van’da bir devir bitti.

Kelepir, Van’da bir kitabeviydi. Hem de ne kitabevi…

Afşar ÇELİK 28.02.2012


Gizemli Adaya Yolculuk

Jules Verne’in yazdığı Esrarengiz Ada isimli romanı okuyanlarınız var mı? Ya Jonathan Swift’in Gülliver’in Seyahatleri ve Robert Louis Stevenson’ın Define Adasını okudunuz mu? Ben okumuştum ve geçtiğimiz çarşamba sabahı İstinye Park Imax’te öngösterimde izlediğim Gizemli Adaya Yolculuk adlı filmden de bu nedenle pek keyif aldım. 

İlkokuldayken “İki Sene Mektep Tatili” isimli romanıyla tutkunu olduğum Jules Verne’in daha sonra dilimizde yayınlanmış bütün kitaplarını okudum. Benim çocukluğumda ve gençliğimde filmler böyle ışık hızında gelmezdi ülkemize, 5 yıl sonra gelmişse ne nimetti.

80 Günde Devri-i Alem, Denizler Altında 20.000 Fersah, Define Adası, Gülliver’in Seyahatleri gibi filmleri de romanlarını okuduktan çoook sonra izleyebilmiştim. Esrarengiz Ada ise Kaptan Nemo ile ilk karşılaşmam olması nedeniyle farklı yeri olan bir filmdi.

Bu hafta sonu kendinize ve çocuklarınıza bir iyilik yapın ve özellikle IMAX olarak Gizemli Adaya Yolculuk adlı filmi izleyin. Üç boyutlu olarak çekilen filmi Brad Peyton yönetmiş.

Müthiş bir görsel şölen ve nasıl geçtiğini anlamayacağınız 90 dakika yaşayacaksınız. Başrollerde Akrep Kralla zihinlerimize yer eden Dwayne Johnson, müthiş oyuncu Michael Caine, Sex and The City’nin masum güzeli Kristin Davis ve Anger Management’ta beni kahkahadan kırıp geçiren Luis Guzman var. Fazla bilgi verip filmin keyfini kaçırmak istemem. Film hakkında bilgilere BURAYA tıklayarak erişebilirsiniz. İyi seyirler.


Ben Yokum

 

Hristiyan değilim ne de musevi, ne müslüman ne de hindu, Budist, sufi ne de zen. Hiç bir dine ait değilim.

Hiç bir din ya da kültür düzenine ait değilim.

Ne doğu, ne batıdan geldim, ne deniz, ne de yerden çıktım.
Ne tabii, ne havai, ne de çeşitli maddelerden oluştum.

Ben yokum.
Ne bu dünyada varım, ne de öteki dünyada.
Ne Ademden, ne Havvadan, ne de başka bir başlangıc masalından çıktım.

Yerim yersiz, izim izsiz.
Ne vücut ne de ruhum.

Sevgiliye aitim.
İki dünyayı bir gördüm,
Bir onu çağırdım, bir onu bildim.

Önce, sonda, dışta, içte,
Sadece o,
nefes alan,
Ve nefes veren
İnsanım.

Mevlana

 

Sevgili dostlar Defne D.Ünal’a hatırlatma için, Hülya Özbudun’a da görsel için teşekkür ederim.


Social CRM Şubat 2012 toplantısı

Şubat ayı konuklarımız TTNET İnteraktif Medya Yöneticisi Murat Kahraman ve Promoqube Ürün Geliştirme Direktörü İsmail Dağlı’ydı ve bizlerle “Sosyal Ağlarda Müşteri Şikayet Yönetimi” başlıklı sunumlarını paylaştılar.
TTNet’in sosyal medya kullanıcılarını dinleyerek başlattığı çalışmaların aşamalarını, varılmak istenen noktaları, yaşanan durumların örneklerle verildiği bir sunum izledik. Vaktin nasıl geçtiğini anlamadığım bölüm ise sevgili Murat Kahraman ve İsmail Dağlı’nın konukların sorularına tek tek yanıtlar verdikleri bölümdü. Zaman zaman konuklardan sunum yapanlara yöneltilen esprilerin, Murat Kahraman tarafından kıvrak paslarla geri döndürülmesi de akşamın en eğlenceli anlarıydı.
Katılan konuklara çok teşekkürler.
Bersay İletişim Enstitüsü’nün saatlerine uymak zorunda olduğumuzdan, pek çoğunuzun yakınmalarına rağmen toplantılarımız her ayın üçüncü salısı saat 18.00-19.30 arası yapılmaya devam edecek.
Mart ayı toplantımızın konuşmacısı sevgili dost Uğur Özmen olacak. Şimdiden ajandalarınıza not düşmenizi öneririm. CRM konusunda aklınızda ne varsa yeniden gözden geçireceğiniz bir toplantıya hazırlanın derim.

Linkedin sayfamız


Dinle…

 

Duymak, işitmek yetmez; dinle. Öyle dinle ki, ses ve söz önce bilgi’ye sonra hikmet’e dönüşsün. Koyun kaval dinler gibi değil, ağaç topraktan, yaprak yağmurdan suyu çeker gibi dinle. Kulağın kapağı yok, açman gerekmez; aklını aç, kalbini aç, insafını aç ki dinlemiş olasın.
Mesnevi’den

Bu sabah sevgili Okan Sönmez‘in bir paylaşımıyla hatırladım bu güzel satırları ve sizlere de hatırlatmak istedim. Google aramalarında bulduğum değerli yazar M. Said Karaçorlu‘nun güzel bir çalışmsından alıntılayarak yazdım. İsme tıklayarak yazının aslına erişebilirsiniz.


TEDxReset 02.02.2012 Quo Vadis?

2 şubat sabahı; soğuk ve karlı havaya rağmen bütün cesaretimi toplayıp gittim TEDxReset 2012 ye. Sevgili Uğur Özmen ve Osman Özmen’le karşılaşıp sohbet ederken, can dost Çağan Çağlar da katıldı bizlere, hasret giderip gülüştük. Salonda yerimizi aldık ve Ali Üstündağ’ın konuşmasıyla “resetlenme” maratonumuz başladı. Hava muhalefeti nedeniyle seneye bahar aylarında toplanacağımızı duymak sanırım benim gibi çok sayıda kişinin de hoşuna gitmiştir.  

İlk konuk; Dr. Joseph Riggio idi ve bizlerle “Karar Alma Estetiği” başlıklı sunumunu paylaştı. Onun hakkında daha detaylı bilgilere ŞURAYA tıklayarak erişebilirsiniz.

Özcan Bostancı ve İsmail Özger sahneyi aldılar ve salondaki çok sayıda kişinin kafasını karıştırmayı da başardılar. İki mühendisin az bir bütçeyle, bolca azimle hayallerine yaptıkları yolculuğu ve yaşadıklarını paylaştılar. Videoyu ŞURAYA tıklayarak izleyebilirsiniz.

 

Sonraki konuk; Alastair Smith New York Üniversitesi’nde siyaset profesörü. Siyasetçilerin kazanmaya değil değişime odaklanması gerektiğini söyleyen Alastair Smith, “Liderler için iyi olanın halk için olmadığını” ve “sadece savunmasız otokratların reform yapacağını” da sözlerine ekledi.

Gün boyunca salondakileri sarsan konuşmalar yapan 3 TEVİTÖL
öğrencisinden biri olan Enver Utku Batur sahne alıp “Önyargılarımız” dan
söz etti. Kendisinden izlemenizi öneririm ŞURAYA tıklayınız

2 adet TED videosunu farklı sıralarla izledik, ben buraya ikisini peşpeşe ekliyorum mutlaka izleyin. İlk videoda Christopher McDougall
insanoğlunun ilk çağlarda hayatını kurtaran koşma yeteneğinin, uygarlıkla birlikte tutkuya dönüşmesini anlattı. Videoyu ŞURAYA tıklayarak izleyebilirsiniz.

İkinci videoda ise Sebastian Wernicke her TEDTalk’un altı kelimede özetlenebileceğinden söz etti. ŞURAYA tıklayarak izleyin.   

Kahve arasından önce başarılı genç sanatçı Valerie Deniz’in performansını izledik. Videosunu ŞURADAN izleyebilirsiniz.

Salona döndüğümüzde sahnede bir sandalye üzerinde oturan Asimo benzeri robot bekliyordu bizleri. Prof.Dr. Levent Akın’ın “Arkadaşım Bir Robot” başlıklı sunumunu da keyifle izledik. Isaac Asimov’un “Bir robot insana zarar veremez veya etkisiz kalarak bir insanın zarar görmesine izin veremez” kanunu ile başladığı sunumda, günümüzde robot yapımı ve kullanımı konularında bilgiler vardı.

Boğaç Kerem Göksel de bir TEVİTÖL öğrencisi, “Yeni Dünyada Ben Kimim” başlıklı sunumuyla sahne alan ve kendinden emin tavrıyla salondaki çok sayıda kişiyi kendine hayran bırakan bu müthiş genç; İngilizce, İspanyolca, Fransızca Ve Latince konuşuyor. Sunumunu ŞURADAN izleyebilirsiniz.

Sonra Semih Yalman aldı sahneyi ve bizleri içimizde yolculuğa çıkardı. Müzikli sohbet kıvamındaki sunumu hepimizin içine huzur verdi. Videosu ŞURADA

Farklı oturumlarda sahnede sunum yapan 3 TEVİTÖL öğrencisine de bayıldım. Twitter yansımalarında bir iki ayrık otu dışında, çoğunluk da benimle aynı kanıdaydı. Önce anne ve babalarını, sonra da onlara bu olanakları sunanları tebrik ediyorum. Daha çok parlak zihinli genç yetiştirecek bu tip oluşumların da hızla artmasını diliyorum.

Sahneye bir gelecek tasarımcısı Thomas Frey geldi ve herkesin kafasını  
iyice karıştırdı.  “Gelişmekte Olan Eğitim Pazarı: Fildişi Kuleler Yıkılırsa” başlıklı sunumunda yakın gelecekte online eğitim sistemine geçileceği ve 4 yıllık yüksek öğrenim dönemlerinin ve “milyonlarca” evet milyonlarca mesleğin ortadan kalkacağını söyledi. Thomas Frey ABD’nin eğitim sistemini internet üzerinden sunacak bir yapı oluşturduğundan da söz etti. 2004’den bu yana internet üzerinden eğitim veren Khan Academy’nin 2 bin 800 dersi varmış.

“Sanat Bizim Neyimize” başlıklı sıradışı sunumuyla Tunç   Topçuoğlu’da günün en ilginç konuşmacılarındandı. İzleyicilerin neredeyse tamamına “nah” çektirdiği sahne çok konuşulacaktır. Videosu ŞURADA tıklayınız.

Adnan Kurt’un “Anne Bak Siborg Oldum” başlıklı sunumunda yer alan ve araştırmalar sırasında kullanılan hayvanların olduğu bazı görseller beni ve salondakilerin bir kısmını oldukça rahatsız etti. Her ne kadar bilim adına yapılmış olsa da, hayvanlara elektrik verilmesi vs. içimin kaldıracağı şeyler değil. Robotik kolu gördüğümde Skynet fobimin devreye girdiğini de belirteyim. Videoyu ŞURADAN izleyebilirsiniz.

Berkay Üstün’de bir TEVİTÖL öğrencisiydi ve bizlere “Sınırların Ötesinden Tecrübe” anlattı. Sonsuzluk, şimdi ve sonsuzluğun ötesi diye
adlandırdı hayattaki duruşumuzu. “Gerçek mutluluğu etrafımda değil kendimde arıyorum” diyen Berkay; “Sonsuzluğun ötesi içimizdedir” diyerek sözlerini noktalarken salondakilerden en çok alkışı aldı.

Murat Oğuz Arcan bir hayalperest, bizlere hayalimizi gerçekleştirmeye odaklanıp hayal sürecini kaçırdığımızı hatırlattı. Hayallerimizde önemli olanın sonuç değil yolculuktur olduğunu söyledi.Videosu ŞURADA

Ahu Özyurt’un konuşması sırasında nefesini ayarlayamaması benim gibi bir hiperaktifin dikkatini dağıtmaya yetse de, salondakilerin; arada konfor alanlarından çıkıp resetlenmeleri gerektiği sözlerinden epey heyecanlandıklarını gözlemledim.

Vee Boğaziçi Jazz Korosu; sevgili Masis Aram Gözbek’in bu koroda ne kadar emeği ve alın teri olduğunu en yakından bilenlerden biri olarak gözyaşlarıyla izledim sahnedeki gençleri. Kısa süre önce yenilenen kadroyla sahne almışlardı ve harika bir performans sundular. Onlarla ilgili bir videoyu ŞURADAN izleyebilirsiniz.

Sahneye Mehmet Ali Çalışkan geldi ve salondaklilerin aklında kurumsal sosyal sorumluluk projeleri adı altında ne varsa, kelimenin tam anlamıyla döve döve silip süpürdü. Sunumu ŞURAYA tıklayarak izleyiniz.     

Hakan Gürsu bir Endüstri Ürünleri Tasarımcısı, inovasyon odaklı ürün tasarımlarıyla bilinen problemlere farklı çözümler üretiyor. Bizlere çöplerin hızla dünyamızı işgal ettiğini fotograflarla gösteren, “Plastik torbaları yeşile boyamak, geri dönüşüm değildir” diyen Gürsu; gayet hınzır fikirlerle çöplerden nasıl yararlanabileceğimizi anlattı.

Ve “Yeniden Yollara” diyerek Şafak Pavey sahne aldı. “Ne zaman felaketler ile karşılaşsam, gitmek istiyorum” diyen Pavey; “İran’da yalnızca ruj sürerek bir protestocu olabileceğimi öğrendim” diyerek devam etti sözlerine ve bir Afgan kampında tanıdığı Hasan adlı mültecinin doktor olma hikayesiyle göz pınarlarımı zorladı.  

Her yıl olduğu gibi bu yıl da sevgili Fatoş Karahasan günü toparlayan, hızla dinlediklerimizi; sükunetle sindirmemizi sağlayan ve günü özetleyen konuşmasını yaptı. Videoyu ŞURAYA tıklayarak izleyiniz.

Dinlediklerimizin, izlediklerimizin tadı damağımızda ayrıldık, sabah saatleri Quo Vadis / Yolculuk Nereye diyerek girdiğimiz salondan. Emeği geçen herkese teşekkürler. 2013 TEDxReset için geri sayıma başladım bile.


Jack & Jill


Bugün gösterime giren Jack&Jill eğlenceli bir film. Geçen salı öngösterimde izlediğim filmde, zaman zaman bazı kaba espriler de olsa kahkaha attığım çok sahne vardı. Adam Sandler tayfasının, neredeyse tam kadro yer aldığı filmde o kadar çok şeyle dalga geçilmiş ki hangini anlatsam bilemedim. Bu havada yapılacak en keyifli işlerden birini yapıp sinemaya gidin ve filmi izleyin.
Al Pacino’nun; diğer filmlerde oynadığı karakterleri karikatürize etmesi oldukça eğlenceli.

Jill karakterinde Sandler iyi iş çıkartmış ama, bana göre bu güne dek izlediğim erkek oyuncuya yapılan kadın makyajlarının en başarılısı Robin Willams/Mrs. Doubtfire olmuştur. İkinci sırada da Dustin Hoffman/Tootsie var.
Katie Holmes “ne işim var burada” tadında bir oyunculuk sergiliyor.
Çok sayıda ünlünün konuk oyuncu olarak boy gösterdiği bir eğlencelik bu film.
Sonlara doğru çıkıp Monica rolüyle ortalıkta salınan David Spade beni yine eğlendirmeyi başardı.
Filmin sonunda aklımdaki tek düşünce, bu kadronun çekim süresince ne kadar eğlenmiş olduklarıydı.
Film hakkında detaylara BURAYA tıklayarak erişebilirsiniz.
Mrs. Doubtfire görseli; http://www.forgottenadvertisements.wordpress.com , David Spade/Monica görseli de http://www.justjared.buzznet.com adresinden alıntıdır


Sayfalar:1...22232425262728...42