:::: MENU ::::
Browsing posts in: Beğendiklerim

Meme Kanseri Hakkında Son Gelişmeler

Dün sabah sevgili Zeyno Tüzkan’ın davetiyle katıldığım bir bilgilendirme toplantısından söz etmek istiyorum sizlere.   

Point Otel’in Barbaros Bulvarı’nda açtığı yeni otelin en üst katında bir salonda yapılacak olan toplantının ilk konuğu azman bir martı olunca hepimiz fotograf makinalarımıza davranıverdik.

Bu irilikte bir yırtıcı ile açık denizde karşılaşan canlının vay haline.

Toplantının açılış konuşmasını Mentor ekibinden Ceren Çerezi yaptı ve konuşmasını sunmak üzere, Dr. Canan Gürsel‘i davet etti. Amerikan Hastanesi cerrahlarından olan Dr. Canan Gürsel’in paylaştığı bilgilerden bazılarını maddelemeye çalıştım.
-Kadınlarda en sık görülen kaser tipi meme kanseridir.
-Kanser nedeni ile ölümlerde; meme kanseri ikinci sıradadır.
-Dünya üzerinde her 11 dakikada bir kadın meme kanseri nedeni ile can vermekte ve her 3 dakikada bir kadın bu hastalığa yakalanmakta.
-Gelişmiş ülkelerde sıklığı artarak görünmekte.
-Meme Kanserine yakalanma yaşı günümüzde 30 lara kadar düşmüş.
-Bu hastalıkta en büyük risk “Kadın” olmak.
-Genetik risk faktörü taşımayan kadınlar da meme kanserine yakalanabiliyor.
-Alkol kullanımı, yüksek kalorili beslenme, yağ içeriği fazla gıda tüketimi, menopoz sonrası aşırı kilo alma riski artıran nedenler olarak sıralandı.
-Meme büyüklüğü risk faktörü değil. Küçük göğüslü kadınların yanlış inançlarla taramalarını ihmal etmemeleri söylendi.
Meme Kanseri ile ilgili konu başlıkları olan bu bilgilendirmelerden sonra; Dr. Canan Gürsel bizlere Profilaktik Mastektomi konusunda bilgiler verdi.   
-Meme dokusunun hastalık oluşmadan koruma amaçlı alınma operasyonu
-Genellikle meme cildi ve başı korunarak yapılan bir cerrahi müdahele.
-Meme dokusu korunarak, hastanın kendi dokuları veya implantlar korunarak plastik cerrahi ile yeni meme yapılabiliyor.
-Genetik testi pozitif kadınlara uygulanabiliyor.
-Tek memede kanser olan kadınların karşı memesine yapılıyor.
-Psikolojik yardım almalarına rağmen meme kanseri korkusuyla başedemeyen hastalar uygulanıyor.
-Takip imkanı olmayan hastalara uygulanıyor.
Dr. Canan Gürsel; koruyucu mastektomi kararı verilirken, hastanın ayrıntılı olarak bilgilendirilmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.
Daha sonra söz alan Dr. Reha Yavuzer; bizlere, Meme Rekonstrüksyonu hakkında bilgiler verdi. Slaytları izleyip, Reha Hocanın anlattıklarını dinlerken; bu ameliyatları yapan doktorlara ve uzmanlara sahip olduğumuz için bir yandan sevinip, bir yandan da ekonomik açıdan bu ameliyatların kısa sürede sağlık sisteminin de karşılayabileceği meblağlara ulaşmasını diledim.
Dr. Reha Yavuzer’in sunumundan başlıkları da şöyle sıralayayım;
-Meme Kanseri nedeniyle meme dokusunun cerrahi olarak alınması giderek artan sayıda gerçekleştirilen bir operasyon.
-Mastektomi nedeniyle meme dokusu alınan bir kadının meme dokusunun yeniden yapılandırılması işlemine meme rekonstruksiyonu deniyor.
-Meme dokusu gibi kadınlar için gerek fiziksel açıdan gerekse psikolojik açıdan bu kadar önemli bir organın kaybında plastik cerrahinin sunabilecekleri çok fazla.
-Meme onarımı, zamanlama açısından iki dönemde yapılabilir. Bunlardan biri eş zamanlı ya da anında onarımdır. Bu durumda, meme kanseri tanısı konulmuş hastalarda, meme kanseri ameliyatının gerçekleştirildiği seansta, mastektomi işlemi yapıldıktan sonra yeniden meme yapılması söz konusu.
-Sağlık konusunda toplum olarak çok özensiziz.
-Erkekler otomobillerine gösterdikleri hassasiyeti bedenlerine göstermiyorlar.
-Sağlık kararları, doktorların elini kolunu bağlıyor.
-Sağlık sigortaları kar telaşıyla kaliteli malzeme kullanımını engelliyorlar.
-Kamuoyu bu konularda daha çok şeyi sorgulamalı.
Reha Hoca’nın slaytlarını izlerken; bedenimizin ne müthiş bir makine olduğunu bir kez daha hayranlıkla gördüm. Kendi kendini onarabilen bir makineyiz bizler. Bilim adamları bunu ancak keşfedebildiler. Sırt kasınızı ters çevirip, göğüs dokusuna dönüşmesini sağlayan doktorların sayısının hızla artmasını dilemek, hastalığın yok olmasını dilemekten daha gerçekçi olabilir mi, ne dersiniz?


Üniversite diploması ve altın bilezik konusu

Sizlerle zaman zaman hoşuma giden yazıları paylaşıyorum. Bu kez de genç dostum Baturay Özden‘in; üniversiteye hazırlanan veya şu sıralarda üniversitede öğrenci olanları yakından ilgilendiren bir yazısını paylaşmak istedim. Okuduğu okula çay sıra gidip, yol sıra dönen onlarca öğrenci tanıyınca bu yazıyı paylaşmayı daha çok önemsedim. Teşekkürler sevgili Baturay; yazdığın ve paylaştığın için.

Hani eskilerin gençlere meşhur nasihatıdır ya, “kolunda bir altın bileziğin olsun”. Buna katılmamak elde değil, ama günümüzde üniversite okuyan gençler bu konuda ne yapabilir. Üniversite diploması altın bilezik olmadığına göre ekstra bir şeyler yapmak lazım ama ne?   

Bu konu; tamamen altın bilezik dediğimiz elinden bir iş gelmesi durumunu nasıl tanımladığımızla ilgili. Atalarımız bu sözü söylerken o dönemde diplomaya ihtiyaç olmadan para kazanılabilecek meslekleri kastetmiştir. Eğer elektrik işlerinden anlıyorsanız, iyi bir marangoz iseniz, berberlik yapabiliyorsanız bunlar altın bileziklerden sayılırdı. Hala daha da öyle. Ancak üniversite öğrencilerinin okurken bu tarz işlerde ustalaşması neredeyse imkansız olduğuna göre; üniversite öğrencileri için, altın bileziği yeniden tanımlamanın vakti gelmiş demektir.

Üniversite döneminde kazanacağınız tüm yetkinlik ve beceriler sizin altın bileziğinizdir. Okurken öğrenci toplulukları ve sivil toplum örgütlerinde çalışarak iletişim, liderlik, proje yönetimi, organizasyon, kriz yönetimi gibi konularda kendinizi bir hayli geliştirebilirsiniz.

Hep söylediğim bir şey var; sivil toplum örgütleri iş hayatının simülasyonu gibidir. Bu simülasyonda ne kadar zaman geçirir, ne kadar hata yaparsanız gerçek oyuna o kadar hazır olursunuz. Üniversite yıllarında topluluğunuzun web sitesini yapmak, organizasyonlarınız için sponsor bulmaya çalışmak, sosyal medyada sesinizi duyurmaya çalışmak mezun olduğunuzda sizin altın bileziğiniz olacaktır.

Üniversiteler sadece akademik olarak bir şeyler öğrendiğiniz yerler değildir, olmamalıdır. Hepimizin söylediği gibi “zaten bunların ne kadarını mezun olunca kullanacağız ki” Madem öyle siz de mezun olunca kullanabileceğiniz şeyleri öğrenmek için üniversiteyi bir kaldıraç olarak görmelisiniz. Kendinizi geliştirmek ve kolunuzda altın bileziklerle mezun olmak istiyorsanız derslikler sizi kurtarmayacaktır. Sahada olmanız, koşturuyor ve terliyor olmanız lazım. Sınav dönemleri en çok yorulduğunuz değil, dinlendiğiniz zamanlar olmalı.

Hangi alanda kendinizi geliştirmeniz gerektiği sorusunun cevabı ise zaten sizde. Tutkunuz her neyse, hayaliniz her neyse üniversitede onunla ilgili bir şeyler yapın. İlk başta ne kadar çılgınca gelen fikirler olsa bile, emin olun o fikirler sizin atın bileziğiniz olacaktır.

Unutmayın; okurken cebinize koyacağınız her bilgi, beceri mezun olduktan sonra başarı ve paraya dönüşecektir.

 

(Yazıda kullandığım görsel sevgili dost Uğur Özmen‘in bir yazısından beğenilerek arşivlenmiştir.)


Alone…

We’re born alone, we live alone, we die alone. Only through our love and friendship can we create the illusion for the moment that we’re not alone. 

Orson Welles 


Underworld Awakening sinemalarda

Bu hafta gösterime giren bir filmden Underworld Awakening‘den söz etmek istiyorum sizlere. İlk filmi; oğlum Emir’in arşivinden DVD olarak izlemiştim. Benim pek de hoşlandığım bir film türü olmamasına rağmen, oyuncuları olan Serendipty filmiyle sevdiğim Kate Beckinsale ve Felicity isimli dizide tanıyıp sevdiğim Scot Speedman sayesinde katlanmıştım.
Underworld Awakening için sevgili Duygu Kutlu’dan öngösterim daveti gelince bir durup düşündüğümü itiraf etmeliyim. Sonra IMAX ve 3D deneyiminin aklımı çeldiğini de eklersem öngösterimi heyecanla beklediğimi anlayabilirsiniz.
Hep yazıyorum ve söylüyorum, sinema benim için bir eğlencedir. İzlediğim filmleri eleştirmek için değil eğlenmek için izlerim. Bu filmi de merakla izledim ve etkilendiğimi belirtmeliyim.
Film RED Epic kameralarla çekilmiş. Bu kameraların olağanüstü 5K (5 bin) çözünürlüğü HD’nin yaklaşık beş katı imiş. Imax sinemada 3D izlemek oldukça ilginç bir deneyimdi benim için. Tamam kabul, çok vahşi sahnelerde gözümü kapadım itiraf ediyorum.  
Oyuncu seçimi bana göre gayet başarılıydı; hatta Denek 2 rolündeki India Eisley ile David rolündeki Theo James’i bir yerlere not edin derim. Bir zamanların muhteşem Juliet’i Olivia Hussey’in kızı olan India; oyunculuğunu geliştirirse, gelecekte aksiyon filmlerinde Kate Beckinsale ve Milla Jovovich’in tahtına oturacaktır. Theo James’in ise oyunculuktan yana gelişimini tahmin etmem zor, fakat görsel açıdan yabana atılmayacak bir yakışıklı.
Filmin başında ilk üç filmin kısaca özetinin yapılması da diğer filmleri izlememiş olanların bile bu filmi izlemesini kolaylaştırıyor.
Bu hafta değişik bir deneyim yaşamak istiyorsanız, Underworld Awakening’i izleyin. Filmin keyfini çıkartmak isterseniz IMAX olarak izlemenizi öneririm.
Ve sevgili Mars/Cinebonus ekibi; sizden rica ediyorum, en az bir sinemanızı IMAX yapın da, bir an önce İstinye Park eziyeti çekmekten kurtarın bizi.
Film hakkında detaylı bilgiye BURAYA tıklayarak ulaşabilirsiniz


Social CRM 2012 ilk toplantı

17 ocak salı Bersay İletişim Enstitüsü salonlarında 2012 yılının ilk toplantısında İbrahim Gökçen konuğumuzdu.

Geçtiğimiz yıl kafe toplantılarıyla sürdürdüğümüz etkinliklerimizin mekanı yeni yılda BİE salonu olacak. İbrahim Gökçen ve katılan konuklara bir kez de buradan teşekkür edeyim. Hem hava şartları hem de trafik engeline rağmen salonu doldurdular.

Konuk konuşmacımız İbrahim Gökçen; bizlere Socail CRM’in nasıl görüldüğünü, nasıl algılanması gerektiğini slaytlarla anlattı.

Konuya aşina olanların ilgiyle izlediği sunumdan bir kaç kareyi ve sevgili Uğur Özmen’in yazılarından referansları aşağıdaki linklere tıklayarak görebilirsiniz. Linkedin grubumuzun linkini de aşağıya ekledim, ilgileneceğini düşündüğünüz arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz.

 

 

S” CRM’de neleri değiştirdi 1                                                              

S” CRM’de neleri değiştirdi 2  

Uzaktan CRM Eğitimi/Dinlediklerim İbrahim Gökçen

Social CRM Linkedin Grubu


Bir Ülke Değişirken – Tanzimattan Cumhuriyete Türk Resmi Sergisi

23 aralık günü, İstanbul’un altını üstüne çeviren Nuh Tufanı benzeri havada, evde oturup miskinleşmek yerine, Sabancı Müzesi‘nin yeni sergisinin tanıtımına katılmaya karar verdim.

Emirgan Korusu’ndan esen çılgın rüzgarı görmezden gelip, Atlı Köşk’ün bahçesinden yukarı ağaçlar içinden geçerek yürüdüm. Ağaçların ve yağmurun kokusu, içime işleyen soğuk rüzgarı unutturuverdi. Tepeye ulaştığımda, şemsiyem ters dönmeden yürüdüğüm için zafer kazanmış komutan gibi hissetttim kendimi. Kapıdan girince güleryüzle ve sıcacık kahve ikramıyla karşılanmak pek hoştu.

Sakıp Sabancı’nın ;Türk resminin belirli bir dönemine duyduğu ilgiyle ortaya çıkan koleksiyonun sergilendiği salonları gezerken, Osmanlı’dan Cumhuriyet’ e doğru ilginç bir yolculuk yapıyorsunuz. Bilimsel danışmanlıkları, Prof. Dr. Semra Germaner ve Doç. Dr. Ahu Antmen tarafından yapılan sergide; Osman Hamdi Bey, Fikret Muallâ, Halil Paşa, Şehzade Abdülmecid Efendi ve İzzet Ziya’nın eserlerini görebilirsiniz.

Osman Hamdi Bey’in “Naile Hanım” isimli portresi ve Halil Paşa’nın “Madam X” isimli ödüllü eseri ülkemizde ilk kez sergileniyormuş.
Beni en çok etkileyenler ise; yazıya fotograflarını eklediğim Halil Paşa’nın “Pembeli Kadın” portresi, İbrahim Çallı’nın “Manolyalı Natürmort”u ve Fikret Mualla serisi oldu.

Kendinize güzel bir gün armağan edin, sabah Emigan’daki çay bahçelerinden birinde kahvaltı yaptıktan sonra Sakıp Sabancı Müzesi’nde “Bir Ülke Değişirken – Tanzimattan Cumhuriyete Türk Resmi Sergisi”nde yer alan muhteşem tabloları görün. Hem ünlü ressamlarımızın eserlerini izleyin, hem de Türk resim sanatının tarihsel yolculuğuna tanık olun.

Sergi detayları ve müze ile ilgili bilgilere erişmek için ŞURAYA tıklayınız



Müşteri İlişkileri Yönetiminin Sosyal Halleri

90 ların sonunda ilgimi çeken Müşteri İlişkileri Yönetimi (CRM) konusunun önemini, o dönemde çalıştığım şirkette kimseye anlatmayı başaramayınca kişisel ilgi alanı olarak takip etmeye başlamıştım. Yıllar içinde konu ile ilgili gelişmeleri internet üzerinden izledim. Ülkemizdeki uygulamaların da olgunlaşması, sonra Sosyal Medya’nın yükselişiyle birlikte bu kez de Social CRM (Sosyal MİY) ilgimi çekmeye başladı.
Geçen yıl kafe toplantılarıyla sürdürdüğümüz Social CRM (MİY Sosyal Halleri) toplantılarına; bu yıl Bersay İletişim Enstitiüsü salonlarında devam edeceğiz. 17 ocak 2012 salı günü saat 18.00-19.30 saatleri arasında konuğumuz İbrahim Gökçen (Chief Information Officer – Middle East, North Africa & Turkey at GE) olacak.
Sevgili Uğur Özmen‘in bir dersinde konuk iken izlediğim sunumu ve konuya hakimiyetine hayran olduğum İbrahim Gökçen’i sizlerin de dinleyebilmesini çok istemiştim. Yoğun programına rağmen beni kırmadığı ve vakit ayırdığı için kendisine çok teşekkür ediyorum.
Müşteri İlişkileri Yönetimi ile Sosyal MİY konularıyla ilgilenenlerle paylaşmanızı ve mutlaka katılmanızı öneririm.

Detaylar için:
Linkedin Sayfamız
Facebook Sayfamız


İyi Günde Kötü Günde

Geçtiğimiz haftalarda bir arkadaşımın davetiyle Ali Poyrazoğlu’nun Nilgün Belgün ile birlikte sahnelediği      “İyi Günde Kötü Günde” adlı oyununu izledim. Bayılana kadar güleceğiniz bir komedi değil bu oyun. Ama iki oyuncunun şahane performanslarıyla tadı damağınızda kalacak bir gösteri olmuş.

Leyla ve Savaş karakterleri üzerinden aşk, sevgi, kadın-erkek ilişkileri üzerine müthiş tempolu bir oyun izliyorsunuz. Aralara, hemen her yaştan izleyicinin yüreğine dokunabilecek keyifli müzikler de eklenmiş. Dekor son derece yalın. Fazlaca detay verip işin keyfini kaçırmak istemiyorum.

Kadın izleyiciler Nilgün Belgün’ün başarılı canlandırmasıyla Leyla karakterinde çok tanıdık izler bulabilirler. Tabii erkekler de Ali Poyrazoğlu’nun can verdiği Savaş karakterinde kendilerine hiç yabancı gelmeyen davranışlar görebilirler. İkinci perdede Savaş’ın eski karısı Leyla’yı gece yarısı telefonla aradığı sahne muhteşem bir oyunculuktu.

İyi Günde Kötü Günde için Ali Poyrazoğlu; Pierre Palmade-Michel Laroque ikilisinin Birbirlerini Çok Sevmişlerdi adlı oyununu bize göre yeniden yazmış. Yeni yılda kendinize bir iyilik yapın ve hangi yaşta, hangi sosyal statüde olursanız olun bu oyunu izleyin.

http://www.alipoyrazoglutiyatrosu.net/


Pazarlama Zirvesi 8 aralık 2011 #pz2011

8 aralık sabahı yine erkenden yollara düştüm. Bir gün önceden ders aldığım için salona erkenden girip yerime oturdum. Sahnede hazırlıklar devam ediyordu, Peter’a selam verip el salladım ve biraz sonra da kendimi sahnede konuk olarak oturur buldum. Fikir beyan etmeyeceğim sözünü aldığım için olabildiğince kameralara yakalanmayacak şekilde kenara çekilip netbookumu hazırlayıp sürpriz konuğun sahneye davet edilmesini beklemeye başladım. Sahnenin kafe şeklinde düzenlendiğini bir önceki yazımda da anlatmıştım. Yanımdaki masada, ilk gün yapılan oturumlardaki tweetlerini takip ettiğim @thibetian George Achillias hemen önümdeki masada Peter Economides ve Brett King, yanımda Cüneyt Gedikli, sahnenin diğer yanında ise Noel Toolan ve konuklardan birkaçı oturuyordu. Günün sürpriz ismi Levent Erden oldu. Deniz Kestanelerinin çiftleşmesinden yola çıkarak, dijital pazarlama hakkında ipuçları verdi. Reklam dünyasının dayattığı tekil iletişim devrinin kapandığını, ilişkilerin dar çevrelerde belirli insanların fikirleri doğrultusunda değil, çoktan çoka yapıldığını söyledi. Tekil sosyallik dedi, herkesin bir ekranın arkasında oturup, tarumar görüntüde olup havalı avatarlarla temsil edildiğinden, farklı kişilikleri olduğundan, gün içerisinde sürekli kimlik değiştirdiklerinden ve bunun da sosyal statü ile ilgisi olmadığından söz etti. Sosyal medyanın televizyon reklamı gibi denetlenemeyeceğinden bahsedip “Püskevit Fenomeni” videolarını paylaştı. Ve son cümlesiyle de beni sahnede oturduğuma pişman eden noktayı koydu “Kestanenize Dikkat Edin” Eğer sahnede değil de salonda oturuyor olsaydım gözlerimden yaşlar gelene kadar kahkaha atardım. Bunu yerine dudağımı ısırıp hafifçe sırıttım.

Sahneyi Bank 2.0 adlı kitabın yazarı, ünlü finans danışmanı Brett King aldı. Finans Sektörü Pazarlaması konusunda yaptığı sunumda; “Wall street işgalleri; insanlarin bankalara ve finans sektörüne olan güvensizliğinin ve öfkesinin yansımasıdır” dedi. Günümüzde müşetirlerin iyi servis beklediklerini, mobilitenin önem kazandığını belirtti, bankaların ihtiyacının basitleşmek olduğunu ekledi. “Yeni dünyanın iletişim yöntemlerini finans dünyasının anlaması gerek” diye devam eden King, “Finans dünyası hızla mobile taşınmalı, çünkü dünya hızla mobilleşiyor” dedi. 13/17 yaş aralığındaki gençlerin aylık sms ortalamasının 3364 olduğunu söyleyen King; “yeni nesil tüketiciler ipad kullanan bebekler olacak” dedi.

Daha sonra sahneye Pazarlama Değişim Uzmanı Noel Toolan geldi. Seyahat sektörü ile ilgili deneyimlerini paylaşan Toolan; Etkileşim Ekonomisinin havaalanlarının yapısını değiştirdiğini belirtti. Yolcuların gelişmiş teknolojik araçlarıyla her an çevrimiçi olmayı beklediklerini de sözlerine ekleyen Toolan havaalanlarının yapısının bu yeni beklentilere göre değiştiğini söyledi. Önümüzdeki günlerde havaalanlarının müşteri odaklılık ilkesine göre şekilleneceğini ve yolcuların güvenlikten önce çevrimiçi olmayı önemsediğini ve bu nedenle çok sayıda havaalanında çevrimiçi bağlantı noktaları oluşturulduğuna da dikkat çekti.

Sırada; sahnedeki kafe komşum Abdi İbrahim Genel Müdürü Dr. Cüneyt Gedikli vardı. İlaç sektörünün, yasal kısıtlar nedeniyle pazarlamanın 4 P sinden yararlanmakta zorlandığını söyleyen Gedikli; gelişmiş ülkelerde sağlık harcamalarının artmasının nedeni olarak yaşlı nüfus yoğunluğu, sağlık konularında bilinçlenme, teknolojik gelişmeler, tanıda isabet artımı ve tedaviye erişim konularını gösterdi. Sektördeki markaların; güvenilir, atak ve mutlaka şeffaf olmaları gerektiğini de sözlerine ekledi.

Sabahın erken saatlerinden başlayarak cıvıldayınca tabii benim netbookun da pili bitiverdi. Kahve arasında sahneden inip priz aramaya başladım.
İmdadıma Eğitişim standındaki blgo yazılarımı ve beni takip ettiklerini heyecanla anlatan genç arkadaşlar yetişti. Kendilerine teşekkürü borç bilirim, hem bana kendimi iyi hissettirdikleri, hem de yardım ettikleri için.

Aradan sonra sahneye Beyond Philosophy COO’su QaalfaDibeehi geldi. Yeni ekonomi çağında müşteri deneyiminde; müşteri bilinçaltını gece kulübüne benzetti ve markaların o kulübe girmek için engelleri aşmak zorunda olduğunu söyledi. Müşteri bilinçaltının buz dağına benzediğini de sözlerine ekleyen Dibeehi; suyun üzerinde görünen kısmın rasyonel ve bilinçli, suyun altında kalan devasa kısmın ise duygusal ve bilinçaltına yönelik olduğundan söz etti heyecanla izlediğim sunumunda.

Sahneyi Tali Krakowsky aldı ve bizlere 21.yüzyılın pazarlama eğiliminin tümüyle etkileşim üzerine kurulu olduğundan söz etti. Sanal duvar uygulamasi ile insanlara istedigini çizebilme fikri verilen çalışmasına hayran kaldım. Pazarlamada içeriğin hikâye anlatımı ile eşit olması
gerektiğini; üç ana unsurun da içerik, arayüz ve alan olduğunu belirtti. Tali Krakowsky ile Gennaration ekibinin yaptığı güzel röportajı da ŞURADAN okumanızı öneririm.

Öğle yemeğimizi yine MCT’nin nezaket gösterip bizleri konuşmacılarla birlikte konuk ettiği salonda neşeyle yedik. Daha sonra iki günlük müthiş toplantı maratonunun geçtiği Anadolu Salonu’na gidiğimizde bizleri hoş bir sürpriz bekliyordu. Management Centre Türkiye Genel Müdürü Tanyer Sönmezer sahnede mum ışığı ve gitar eşliğinde bizlere müthiş bir sunum izletti. 20 dakikada 20 farklı marka hikâyesi içeren; arayış, macera, kovalamaca, kurtuluş, kaçış, aşk, intikam ve perişanlık gibi duyguların reklamlara nasıl yansıtıldığını örnekleyen Tanyer Sönmezer’in sunumu, topluluk önünde konuşma yapacaklara ders gibi izletilmeli diye düşündüm. Konuşmasını bitirirken de gelecek yılın temasını “Sizin Hikayeniz Ne?” olarak açıkladı.

Çeşitli salonlarda yer alan workshoplardan sevgili dost Ayşe Yonca Baltaoğlu’nun “Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor” başlıklı sunumunu seçtim. Hemen yerimi aldım ve izlemeye başladım. Lidersiz bir devrim yaşadığımızdan, herkesin görüşlerini paylaşıyor olduğundan söz etti ve siyasete olan inancın azaldığından, insanların siyasetin artık çözüm olmadığına karar verdiğini de sözlerine ekledi. Mobil iletişimin haberciliği değiştirdiğinden de söz eden Baltaoğlu, yeni medyanın her alanında olmaya öncelik verdiklerini de sözlerine ekledi.

İki günlük keyifli maraton süresince bizleri özenle ağırlayan, hepimizle tek tek ilgilenen MCT ekibine; sevgili Baturay Özden şahsında teşekkür ederim.

Pazarlama Zirvesi 2011 de yapılan sunumların çoğuna ŞURAYA tıklayarak ulaşabilirsiniz.


Sayfalar:1...23242526272829...42