29 Ekim 2011. Cumhuriyetin ilanından bu yana 88 yıl geçmiş. Fikri ve vicdanı hür vatandaşlar olarak yaşamamızı sağlayan Atatürk ve silah arkadaşlarına; kimsenin kölesi olmadan yaşayabilmemiz için kendilerini siper eden gazilere ve şehitlerimize teşekkür ederiz. Kutlama yapmak için kimsenin iznine ve icazetine ihtiyacımız yok. Emperyalist devletlerin kuyruk acıları nedeniyle silip yok etmeye çalıştıkları bu zaferi; millet olmayı ümmet olmaya tercih edenlere inat, her zamankinden daha coşkuyla kutlayacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın. Cumhuriyet Bayramınız Kutlu Olsun.
Mahrumiyet nedir bilir misiniz?
Mahrumiyet; bir iki kırıkla canlı kurtulduğun göçük altından çıkıp, hastane hastane dolaştırılırken iç kanamadan ölmektir.
Habibe Yılmaz Öğretmen ne kadar sevinmiş tayini çıktığında, ailesi yakınları diyorlar ki hayat doluymuş, öğrencileri onu çok seviyormuş. O meşum günde 22 öğretmene mezar olan Buse Cafe’ye öğle yemeğine gitmiş. Habibe Öğretmen ecelle orada selamlaşmış, önce nanik yapıp kaçıvermiş, gel gör ki mahrumiyet yapışmış genç öğretmenin yakasına, ecelle el ele tutuşup peşine düşmüşler. Hastane hastane dolaştırılırken iç kanamadan hayatını kaybetmiş Habibe öğretmen.
Koca koca adamlar, devlet erkanımız çıkıp “yapıyoruz, ediyoruz, hallediyoruz” diyorlar ya inanmayın, bir halt ettikleri yok. Her zaman olduğu gibi sadece konuşuyorlar, bir sonraki seçimde alacakları oyun telaşındalar. Sizin canınız yanmış umurlarında bile değil. Öyle olsaydı geri çevirirler miydi bunca yabancı ülke yardımını, hesabını sorduğumuzda alınan deprem vergilerinin, çemkirmek yerine sayfa sayfa verirlerdi hesabını.
Nur içinde yat Habibe Öğretmen, seni unutmayacağız, unutulmana izin vermeyeceğiz.
Habibe Öğretmenin arkadaşı DerinlikSarhosu rumuzlu dost; sen yüreğini ferah tut, o şimdi daha iyi bir yerde. Başın sağolsun, başka acı yaşama, hep iyi günler gör.
Habibe Yılmaz Öğretmen ile ilgili haber için TIKLAYINIZ
Bir gün sen düşersen, ben de seni kaldıracağım…
Friendfeed üzerinde bir paylaşım sayesinde gördüm bu yazıyı. Ekşi Sözlük üzerinden yazılmış ŞURAYA tıklayınız
Lütfen yazılanların tamamını okuyun, orada burada şov yapanlara ibret olsun, insanlık budur işte. Siyasi arenada bir sonraki seçim hamlesine hazırlanmak, vay be neymiş dedirtmek değildir yardım etmek, sağ elin verdiğini sol elin görmemesidir. Ben ve yakın çevrem büyüklerimizden böyle öğrendik. Yazıyı okurken gözyaşlarıma engel olamadım. Helal olsun bu arkadaşa ve aynı düşüncedeki bütün insan gibi insanlara. Bir şeylerin düzeleceğine olan inancımı tazeliyorsunuz, iyi ki varsınız.
Sadece yapacağım şu alıntıyı bile okusanız, içiniz titreyecek ve yazının tamamını okumak isteyeceksiniz.
“mesajın gerçek sahibi de, ben de herhangi bir yayın organıyla görüşmeyi düşünmüyoruz. ekşi sözlük, facebook ve twitter yeterince geniş kitlelere ulaşıyor. zaten benim amacım bu mesajı birçok insanın duymasını sağlamaktı, onu da başardığımı düşünüyorum. haber yapmak isteyen herkes sözlükte yazdığı kadarıyla yapabilir. sonuçta bu olayda önemli olan nokta kişiler değil, ana fikir. yardımla ilgili bir konu şahsi olarak konuşulmamalı. burada takma ismimizle var olduğumuz için, bir de o mesaj çok anlamlı olduğu için yazabiliyorum bunları. ama bana biri “evet bksibk bey, bu yardımı yaparken…” gibi bi cümle kurarsa utancımdan ölürüm. o yüzden kimse kusura bakmasın, bu işin röportajı falan olmaz.
Kimin ne yaptığına değil, Van’da kardeşimizin ne söylediğine bakalım, emin olun ki tek ihtiyacımız bu.”
Anneme veda
Olmadı, yazamadım, yüreğimden geçenleri bir türlü kelimelere dökemedim, neler hissettiğimi anlatmak istiyorum ama hala tam anlatamıyorum.
4 Eylül 2011 sabaha karşı yine erkenden uyandım, elektriklerin kesik olduğunu fark ettim. Bir gece önce oldukça keyifsiz ve bilinci kapalıya yakın olan anneme bakmak için odasına gittim. Yüzünde garip bir ifade vardı, gözleri kapalıydı ama uyur gibi değildi sanki. Mantığım algıladı ama hislerim kabullenmedi, hemen nabız bulmaya çalıştım, bedeni soğuktu, terlemiştir belki ondandır diye düşünmeye çalıştım. Sonra hemen teyzemi uyandırıp 112 den ambulans çağırdım. İkimiz de aslında ne olduğunun farkındaydık ama birbirimizi doğrulamazsak gerçek olmayacaktı sanki.
Uzun yıllardır bu duruma hazırlıklı olduğumu düşünüyordum, mantığım
devreye girmişti ve mekanik olarak yapmam gerekenleri yapıyordum ama ruhumda fırtınalar kopuyordu. 112 doktoruna “ne olur tekrar bakın, ben baktığımda az da olsa nefes alıyordu” diyen ses benimki miydi? Size de olur mu kendi sesinizi duyup yadırgar mısınız? Öyle bir andı işte.
Evren yine garip bir şaka yapmış, tam da doğduğum günün sabahında, beni doğuran annemi geri almıştı. Daha önce yazmıştım, uzun süredir Alzheimer denen menhus illetle yaşıyordu annem. Otoriter, şöyle bir bakışla yanlış yaptığınızda sizi kendine getiren o güçlü kadın gitmiş, onun yerine çevresiyle olan ilişkisi minimuma inmiş bir yabancı gelmişti. Beni; olduğum kişi olabilmem için sabırla eğiten, hayattaki duruşumu, toplum içindeki davranışlarımı şekillendiren, rehberim, ilk öğretmenim oydu. Kendime güvenmeyi, kendime saygı duymayı, değer yargılarımı geliştirmeyi ondan öğrendim. Yıllar içinde aldığım eğitimlerle pekişen kimliğimi temelde hep ona borçluyum.Hiç çocuk sevmediği halde; 3 çocuğunu da iyi insanlar olmaları için eğiten, kişiliklerini geliştirmeleri için destek olan, denizci olan kocasının evden uzakta olduğu yıllar boyunca otorite olan, bizleri vıcık vıcık kucaklamasa da, sevgisini gözlerinden okuyabildiğimiz, kelimenin tam anlamıyla yemeyip yediren giymeyip giydiren bir anneydi o. Kızkardeşim ve ben zaman zaman onun yönlendirmelerine vızıldandığımızda “anne olunca beni daha iyi anlayacaksınız” derdi hep. Öyle de oldu, neler demek istediğini, nasıl bizleri hayata hazırladığını anne olunca çok daha iyi anladım.
Daha fazla yazamıyorum, ışıklar içinde yat anacığım, yaşarken bulamadığın huzuru orada bulduğunu umuyorum.
Entrepreneurs Roundtable Istanbul 5
Bu akşamüstü Microsoft Türkiye ofisinde düzenlenen Entrepreneurs Roundtable Istanbul 5 toplantısına katıldım. 2007 den beri E Tohum toplantılarına katılıp pek çok heyecanlı girişimci adayını dinledim. Uzun süredir dikkatimi çeken birkaç detay, bu toplantıda da gözüme ilişti ve yazmaya karar verdim.
Girişimci olmak demek yaka paça bir yerde, özensiz görünümlü olmak değildir. Öğrenci olabilirsiniz, maddi olanaklarınız sınırlı olabilir kabul. Ama hiç olmazsa, yüzlerce kişiye ve en önemlisi melek yatırımcılarınıza sunum yapacağınız zaman kendinize özen gösterin.
Fikriniz ve emekleriniz mutlaka çok değerlidir, unutmayın ki dinleyicilerinizin çoğu dünyayı da takip eden insanlar, benzer iş modelleri olabilir, olumsuz anlamda soru sorduklarında da bunu bir ders olarak not edin. Hatta daha iyisi, çevrenizden birini şeytanın avukatı yapıp, toplantıdan günler önce size acımazca sorular yöneltmesini isteyin.
Katılacağınız toplantıdaki kişileri önceden mutlaka araştırın, paylaşımlarını birikimlerini okuyun. Topluluk önünde konuşma yeteneğinizi geliştirin. Kendinizden emin değilseniz, heyecanlanıyorsanız, göz teması kuramayacaksanız, sizin yerinize konuyu tutkuyla anlatabilecek birini görevlendirin.
Paranoya girişimcilerin hepsinde olur, ama abartmayın, bir işi bir kişi yapıyorsa başkaları da yapabilir, bunu asla aklınızdan çıkartmayın. Sonuçta uzayda yeni bir karadelik keşfetmiyorsunuz.
Heyecanınızın gözünüzü kör etmesine izin vermeyin. İyi bir dinleyici olun, notlar alın, değerlendirin.
Topluluk içinde kendinizi herkese tanıştırın, sizi olumlu hatırlamalarını sağlayacak şekilde kısa bir tanıtım yapın. Tanışacağınız her kişi sizi 4 kişinin daha hatırlamasını sağlayacaktır.Bağlantılarınızı hafife almayın, kiminle yolunuzun nerede kesişeceği belli olmaz.
Bir çift sözüm de dinleyiciler arasından heyecanla soru yöneltenlere; konuşmacının yarım saat içerisinde defalarca altını çizdiği noktaları soru olarak yöneltmeniz sizi akıllı ve girişken göstermez, tam tersine anlatılanlara kulak vermediğinizi veya dinlediklerinizi anlamadığınızı gösterir. Toplantı sırasında oraya buraya checkin yapacağınıza, aklınza gelen parlak soruyu önce google arama çubuğuna yazmayı deneyin.
Herşey bir yana, dakikaları binlerce dolar eden üst düzey bir yöneticiyi dinlerken, kulaklarınızı dört açın, satır aralarında pek leziz notlar, tecrübeler olabilir.
1. Kök Hücre Araştırmaları Kongresi
Sokaktaki insanın günlük hayhuy arasında farkında bile olmadığı tıbbi gelişmelere imza atılıyor ülkemizde. Geçtiğimiz günlerde; 28 Eylül-2 Ekim tarihleri arasında Sapanca’da gerçekleştirilecek kongrenin duyurusunun yapıldığı bir toplantıya katıldım.
Prof.Dr. Erdal Karaöz (Kocaeli Üniversitesi Kök Hücre ve Gen Tedavileri Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü ve Sağlık Bilimleri Enstitüsü Kök Hücre Anabilim Dalı Başkanı) yaptığı açılış konuşmasında kök hücre ve kordon kanı gibi konularda kamuoyunun bilinçlendirilmesi ve doğru bilgilendirilmesinin önemine değindi. Disiplinler arası işbirliği anlayışıyla birçok hasta/hastalık ve uzmanlık derneklerinin katkılarıyla, Kocaeli Üniversitesi Rektörlüğü’nün himayelerinde gerçekleştirilecek kongrenin ana temalarını “Nöromusküler (Miyopatiler, vb.), Nörodejeneratif (Parkinson hastalığı, vb.), Omurilik Yaralanmaları, Kardiyovasküler, Göz ve otoimmun hastalılar, Kısırlık, Plastik ve rekonstruktif cerrahi, Doku mühendisliği, Gen tedavileri, Diş hekimliğinde kök hücre ve kanser kök hücresi olarak belirlediklerini söyleyen Dr. Karaöz, bu konu başlıklarını içeren oturumlarda 35’i yurt dışından 37’si yurt içinden olmak üzere 72 bilim insanının gerçekleştirdikleri çalışmalara ilişkin klinik öncesi ve klinik verilerini anlatacaklarını belirtti.
Kongre süresince her oturumda alanında yetkin bilim insanlarının konuşmacı olarak yer alacağını ve yaptıkları son klinik ve preklinik çalışmalarının sonuçlarını kongrede açıklayacaklarını belirten kongre başkanı Prof. Dr. Erdal Karaöz, ilk gün dünyada ilk kez kadavradan elde edilip hücrelerden arındırıldıktan sonra hastanın kendi kök hücreleriyle donatılarak elde edilen nefes borusunu 30 yaşındaki bir kadın hastaya naklederek yaşamasını sağlayan ekibin başkanı Prof. Dr. Paolo Macchiarini’nin konferansıyla başlayacak süreçte hem
ülkemizden hem de dünyanın farklı kurumlarından çok önemli bilim insanlarının çalışma sonuçlarına tanık olunacağını sözlerine ekledi. “Günümüzde, modern tıbbın güncel yöntemlerle kesin olarak tedavi edemediği bazı hastalıklar vardır. Bu tür hastalıkların kesin tedavilerinin sağlanması hasar gören hücre-doku veya organların biyolojik işlevlerini yerine koymak (rejeneratif tıp) ya da tamir etmek (reparatif tıp) ile mümkün olabileceğini düşünülmektedir.Bu sürecin önemli biyolojik unsuru “Kök Hücreler”dir. Son yıllarda, bu alanda klinik öncesi araştırma ve klinik denemelere ilişkin birçok rapor yayımlanmaktadır. Ülkemizdede kök hücre
alanında Ar-Ge çalışmaları yürüten birçok merkez faaliyete geçti ve birçoğu da kurulma aşamasındadır.” diyerek sözlerine devam eden Prof.Dr. Karaöz, ülkemizde kök hücre, doku/ organ mühendisliği ve gen tedavileri konusunda çalışan ve konuya ilgi duyan bilim insanları/genç araştırmacılar, hasta ve hasta yakınları ile bu alanda şimdiye kadar evrensel bilime önemli katkılar sağlamış temel ve klinik bilimcilerin bir araya gelmesini sağlayarak oldukça geniş kapsamlı paylaşım ve tartışma platformu oluşturacak olan bir kongre düzenlenmesini hedeflediklerini belirtti. Ayrıca, Göz hastalıklarında kök hücre, kardiyo-vasküler hastalıklarda kök hücre, plastik cerrahide kök hücre, plastik cerrahide kök hücre uygulamaları, kök hücreden dişi yumurta- insülin hücresi üretimi, ve kanser tedavisinde kök hücre gibi başlıkları içeren
oturumlarda da yurt dışı ve ülkemizden çok önemli araştırmacılar sunular yapacaklarını sözlerine ekledi. 
Yapılan çalışmalar anlatılırken zaman zaman heyecandan not almayı bile unutmuşum. Kısaca söz etmek istediğim bazı önemli noktalar şunlar;
-Kök hücre ile 3 boyutlu organ inşa edilebiliyor, nefes borusu ve mesane yapmayı başarmışlar
-Kök hücre ile kas yapımında çok önemli adımlar atılmış, karaciğer ve kalp de yakında müjdesi verildi,
-Tip 1 diyabet ve MS gibi hastalıklar için çok umut verici sonuçları kongrede paylaşacaklar
-Omurilik hasarları, Parkinson, ALS gibi nörodejeneratif hastalıkların tedavisine yönelik önemli çalışmaları Prof.Dr.Guido Nikkah ve Prof.Dr.Jan Puszak aktaracaklar
-Orta yaşı geçenlerde eklem ve kıkırdak yenilenmesi çok zor dize kök hücre verilerek kıkırdak yapılması konusunda ilerlemeler kaydedilmiş.
-Kanser hastaları için normalden 4 kat daha güçlü hücre üretilebiliyor,
-Kök hücre çok hızla çoğalıyor, hastalık tedavilerinde yüksek hızda üremesi tabii ki çok önemli,-İnsan kök hücresinde ilaç üretilebiliyor.
-Omurilik hasarı konularında kök hücre çalışmalarında çok umut verici sonuçlar alınmış,
-Glokom denen illet göz hasarı için sinir hücrelerini 3 kat koruyacak çalışmalar yapılıyor,
-Erkek kısırlığında devrim niteliğinde bir çalışma ile embriyon kök hücreleri üretilmeye çalışılıyor.
-Rejenerasyon konusunda kök hücre çalışmaları ile müthiş başarılara ulaşılmış.
Bütün bu konularda ilerleme kaydedilmesi ve hızla kamu kullanımına sunulabilmesi için de ilaca ödenen patent gibi kök hücre ve kordon kanı için de patent ödenebilmesi için bir an önce kordon kanı ve kök hücre bankası oluşturulmalı, bu konuda kamuoyuna mutlaka doğru ve eksiksiz bilgi ulaştırılmalı.
Kanımca şu sıralarda, Sapanca’da gerçekleştirilen, çok istediğim ama katılamadığım oturumlarda daha pek çok mucize diye adlandırılabilecek tıbbi yenilikten söz ediliyor. Kongre sonrası sunulacak açıklamaları da sizlerle paylaşacağım.
Linkler
http://kokhucrekongresi2011.org http://stemcell2011.org
Hepinize sağlıklı günler dilerim
Yaşlanmak…
Yaşlanmak sadece aynada gördüğünüz yabancıdan hoşlanmamak değildir.
Yaşlanmak; sizi arayıp soranların sayısının hızla azalması demektir. Sizi aradıklarında bilirsiniz ki, soracakları bir konu veya dinlemenizi istedikleri bir sorunları vardır.
Birlikte eğlenilecek yerlere çağrılma miktarınız sıfıra yaklaşmışsa, yaşlandığınıza inanabilirsiniz.
Gündemi takip etmeniz, çokça konuda onlardan daha yeni bilgiye sahip olmanız da hayatınızı kolaylaştırmaz, hatta size düşman bile olabilirler.
Nasihat etmek istediğinizde çoğu zaman ukalalık olarak algılarlar, sizin daha önce bu konuda canınızın yandığını ve onların canı yanmasın diye uyardığınızı akıllarına bile getirmezler.
Gençliğin nasıl olduğunu hatırlamadığınızı düşünürler, ama bilmezler ki aslında yaşlanan sadece bedenlerdir, ruhlar kendini hep genç hisseder.
Yaşlanınca; gittiğiniz bir mekanda sevdiğiniz bir melodi çalarken, içinizde bir yerlerde, çılgınlar gibi dans etmek isteyen genç ruhunuzu hızla engellemezseniz, uzaylı görmüş köylü vatandaş bakışlarına maruz kalırsınız. Boynunuzu büküp yerinizde oturun, ayağınızla tempo tutmakla yetinin.
Öyle canınızın her istediğini giymeniz, fazla aksesuar kullanmanız da uygun değildir. Saçınızı atkuyruğu yapmanız, arkanızdan kikirdeşmelere neden olabilir.
Tatil yörelerinin sakin olanlarında konaklamanız beklenir sizden, eskaza gündemdeki adreslerden birine yolunuz düşmüşse, neredeyse iğrenir bakışlarla karşılaşırsınız “ne işi var bunun burada” der gibidirler.
Yaşlanmak, bir anlamda da görünmez olmaya başlamaktır. Yirmilerinizdeki ışıldayan görünüşünüze, sağlıklı bedeninize sahip olmadığınız için başkaları tarafından farkedilmeniz de zorlaşır.
Gençliğinizde size yol vermek için çekilip gülümseyenler, yaşlıysanız neredeyse bulundukları yerden geçmeye çalıştığınız için sizi tokatlar gibi bakarlar.
Karşıdan karşıya geçerken yaya geçidinde bile kornalarla protesto edilirsiniz. Toplu taşıma araçlarına binerken size yol vermelerini asla beklemeyin, ezmemeleri ve kenara itmemeleri için dua edin.
Sokağa çıkmanızı yasaklamaları mümkün olsa yapacak binlerce genç insan var etrafta. Bunu da huzur içerisinde sağa sola not olarak yazıyorlar. Sanıyorlar ki hep yirmilerinde kalacaklar.
Bizler; 50, 60, 70 li yıllarda doğanlar, farklı dünya görüşleriyle yetiştirildik ve eğitildik diye düşünüp hoşgörmeye çalışıyorum, zorlansam da deniyorum.
38 yaşımı çok sevmiştim, ruhumu oraya sabitledim, bedenime ise çare yok, hızla yaşlanıyor.
Keşke bir yolu olsa da insanlar hep genç kalsalar; gözleri bozulmasa, hastalanmasalar, elden ayaktan düşmeseler, bunamasalar. Süreleri dolunca fişi çekilmiş elektronik alet gibi ölüverseler. Hayal işte hoşgörün, ne de olsa sizlere göre epey yaşlıyım 🙂
Yıllar Sonra 17 Ağustos
17 Ağustos 1999 dan bu yana yıllar geçti. Yaşanan felaketi unutturmak üstünü örtüvermek isteyenler, yeni felaketlere davetiye çıkaran yapılar inşa ettiğini televizyonlarda beyan edenler, yurt dışından yollanan yardımları iç edenler, acil durumda kullanılacak diye her semtte merkezi yerlere konan konteynerleri soyanlar; bütün yüzsüzlükleriyle aramızda dolaşıyorlar. Hapisteki tek adamı da taltif edip salıverdik, hepimize geçmiş olsun. Yaşadıklarımı 45 Saniye Size Ne İfade Ediyor başlığıyla paylaşmıştım. Bugün sizlerle okuduğumda beni etkileyen ve deprem hakkında fikri olmayanların mutlaka okuyup, sindirmesi gereken bazı yazıları paylaşacağım.
Bu felaketin üstünü örtmeye çalışanlara, aradan geçen onca yılda bir arpa boyu yol alınmamış düzenlemeleri yapanlara, bu konuyu kullanarak rant peşinde koşanlara yüce rabbim şifa versin. Hırs da bir hastalık ne de olsa, başka söyleyecek birşey bulamıyorum. Lütfen üşenmeyin; aşağıdaki linklere tıklayarak tek tek okuyun, sindirin, paylaşın.
Sets Turan 17 Ağustos 1999 Deprem Güncesi
A. Murat Eren 17 Ağustos 1999
İki ürün, bir film, iki toplantı…
Uzunca süredir canım yazmak istemiyor. Altyapısını hazırladığım ve kenarda bekleyen ona yakın yazı var, elbet içimden gelecek yine yazmak. Bu yazıyı da, epeydir anlatmak istediğim iki başarılı ürün nedeniyle yazdım, araya da bir film ve katıldığım iki toplantıyı ekleyiverdim.
Ürünlerden ilki; mayıs ayında ben evde yokken gelen, temizlik günü
olduğu için teyzem tarafından özene bezene bir dolabın dibine saklanan ve haziran sonunda tekrar hatırlayana kadar haberim olmayan Dettol El Yıkama ürünü. Çok şık bir ambalajla ulaştırılan ürün kutusu içinde kartvizit vs olmadığı için bu yazıyla yollayanlara da teşekkür etmiş olayım. Annemin alzheimeri nedeniyle ellerini yıkadığından ve temizlediğinden emin olabilmek için özel içerikli sıvı sabun kullanıyorum. Dettol’ü kullanana dek, hemen hepsi elimde kuruluk hissi bırakan ürünlerdi. Paketten çıkanı kullanıp bitirdikten sonra, rengine de hayran kaldığım Dettol Nemlendirici Salatalık Özlü olanı kullanmaya başladım, emin olun el kremi ihtiyacım iyice azaldı. Teşekkürler Dettol, bir de refilin bütün marketlerde olsa tadından yenmeyeceksin.
İkinci ürün Fairy Bulaşık Deterjanı; tanıyanlar bilirler cildim alerjik olduğu için eldivensiz bulaşık deterjanı kullanmam. Alaaddin Adworks ekibi ürün tanıtım toplantısına davet ettiğinde tereddüt etmedim desem yalan olur. Sonra dostları görüp, yeni insanlar da tanıyacağımı düşünerek ürüne bir şans vermek için yollara düştüm. Biri mekan sahibi Serkan Bozkurt diğeri Mehmet Özer iki ünlü şef tarafından karşılanmak, dostlarla sohbet etmek, usta şef Mehmet Özer’in pişirme sırlarını öğrenmek, yeni dostlar edinmek ve bir sürü de kahkaha atmak çok iyi geldi. Fairy testini izlerken yağ kırma özelliğine bayıldım, yemek sonrası sevgili Fundalina ve Hasan Üstadın tabaklarını yıkayıp ürüne onay vermeleri de çok hoştu. Eve dönünce, önce bize armağan olarak verilen Fairy sıvı bulaşık deterjanını denemeye başladım. İki hafta deneme sonunda ellerimde en ufak bir kızarma ve kaşınma olmaması bir yana; yağ sökücü temizlik gücü ve yıkanan nesneden çabucak durulanmasını takdir ettim. Ellerimde kuruluk hissi de yaratmaması beni epey şaşırttı. Bulaşık makinesi için olan tabletler de gayet başarılı. Ben de, teyzem de tabakları makinaya koymadan önce sudan geçirdiğimiz için beklemiş leke temizleme konusunda iddialı bir laf edemem, ama bardaklarda leke bırakmaması önemli detay. Sıvı deterjan olarak diğerlerinden fazla fiyat farkı olmaması da Fairy kullanmaya devam etmemi kolaylaştırdı. Teşekkürler Fairy ve Alaaddin AdWorks ekibi.
D Yapım’dan İyi Günde Kötü Günde filmi için önizleme daveti geldiğinde uzun zamandır sinemaya gitmediğimi fark ettim.
Eleştirmenlerle film izlemek beni kasıyor olsa da konusu ve oyuncuları eğlenceli bir film hissi verdiğinden belirtilen gün ve saatte gösterimin yapılacağı sinemadaydım. Tanıdıklarla selamlaşıp, salondaki yerimi aldım. Uzun zaman ara verince yüzümü unutmuş olan değerli eleştirmen bey “telefonunuz kapalıdır değil mi” diye sorunca yüzüme en güzel gülümsememi yerleştirip kibarca cevap verdim. İtiraf edeyim hınzır bir cevap vermek için yanıp tutuştum ama tuttum çenemi 🙂 Film güzel vakit geçirmek için iyi bir seçim, oyuncu kadrosu fena değil, performanslar da öyle. Canım eğlenmek istediği için, eleştirmen beye aldırmayıp birkaç yerde kahkaha bile attım. Canınız sıkıldığı bir günde izleyin, keyfiniz yerine gelsin.
Milliyet gazetesi reklam bölümünde çalıştığım ve Teknoloji sayfalarını hazırladığım dönemde tanıdığım sevgili Elif Duru Gönen’den; PerYön sponsorluğunda SHRM2011 toplantıları yansımalarının paylaşılacağı konulu davet gelince pek mutlu oldum. Uzun zaman sonra Elif Duru Gönen ile yeniden karşılaşmak, sohbet etmek, yeni insanlar tanımak hoştu. Elif Duru Gönen’in anlatımıyla Zappos CEO su Tony Hsiesh’ ın fikirlerini dinlerken, Zappos ekibinde olmak istediğimi de itiraf edeyim.
İkinci toplantı ise 3 yıldır özenle yürütülen Capitol Dilek Ağacı Projesi’nin paylaşıldığı toplantı oldu.
Sevgili Yeşer’in daveti üzerine katıldığım toplantıda; Sanal Mutfak Mert ile sohbet etmek ve yeni insanlar tanımak da bonus oldu. Proje yöneticisi Hatice Kulak’ın proje hakkında verdiği bilgiler, Mardin’de yaşananlardan aktardıkları çok güzel anılardı. Devasa bir alanda özel bir bölümde depolanan ve dilekleri gerçekleştirmek üzere hazırlanmış yüzlerce armağan paketi, onlarca bisiklet sahiplerine ulaştırılmaya başlayacak yakında. Toplantı başlamadan önce konukları beklerken, Dilek Ağacı’nın fotograflarını çektim, o arada 5 ayrı aile gelip ağaçtan dilekleri aldılar. Biz tekrar ağacın başına geldiğimizde onlar da hediyelerini bırakıyorlardı. Bu proje konusunda bilgi almak ve destek vermek için Capitol Dilek Ağacı‘na tıklayınız. Teşekkürler Capitol ekibi, hem nazik ağırlamanız, hem de bu güzel projeyi bıkmadan yürüttüğünüz için.
Bir gün…

Bir gün; bu memleketin yanağına öpücük, başucuna bir not bırakıp gideceğim. “Öyle güzel uyuyordun ki uyandırmaya kıyamadım”.
Aziz Nesin
Tam vaktinde bu cümleyi hatırlatan, sevgili dostum Rengin Serdaroğlu’na teşekkür ederim.
Güncelleme: Bu harika görseli benimle paylaşan zarif hanımefendi, değerli dost Ayhan Bayırcıklı’ya teşekkür ederim.




