:::: MENU ::::

Hayalinde müzik, müziğinde hayalleri olan bir genç… Emir Cerman


Hayalindeki müzikle yola çıkan, müziğinde hayallerini canlandıran bir gencin hikayesi bu. Müzik tutkusunun peşini bırakmayan, aklına koyduğu; “Arif Mardin” olma yolunda emin adımlarla ilerleyen Emir Cerman’ın hikayesi. 2008 yılı ocak başında Boston’da Berklee College of Music’te başladığı eğitimini bitiren ve 6 mayıs 2011 günü diploma töreninde göğsümü gururla dolduran bir evladın hikayesi.  
Henüz karnımdayken, dinlediğim müziklerle mutlu olduğunu hissettiğim, bebekken uykuya dalması için o zamanlar en güzel radyo istasyonu olan TRT3 ten klasik müzik dinlettiğim, büyüdükçe müziğe olan tutkusu artan, ama maddi olanaklarım yeterli olmadığı için bu konuda eğitim almasını sağlayamadığım kuzum, kendi kendine gitar ve klavyeyi çalmasını öğrendi. Sonra sevgili dost Sebla’nın babası rahmetli Erol Pekcan’ın davulunu odasının baş köşesine koyunca da müzik onun için farklı bir noktaya yerleşti. O günlere kadar rock müzikle haşır neşir olan oğlum, jazz dinleyip yeni tınılar keşfetmeye başlamıştı. Birlikte müzik yaptığı arkadaşlarıyla farklı bir müzik türünü keşfediyorlardı. Sonra besteler, denemeler, ufak konserler derken 2002 yılında AKM sahnesinde Erol Pekcan anma gecesinde çok sayıda ünlü sanatçıyla sahneye çıktı. Sanırım gerçek sahne tozunu ilk kez o akşam yuttu. 2003 yılında İstanbul Caz Festivali kapsamında grubuyla Genç Caz kapanış konserinde sahne aldılar. Çeşitli etkinliklerde konuk grup oldular, Roxy Müzik ödüllerinde finale bile kaldılar. Grubuyla beraber uzunca süre barlarda, tatil merkezlerinde kalabalık izleyici gruplarını eğlendirdiler. Besteler, düzenlemeler stüdyosunun ayrılmaz parçalarıydı. “Yüzyılın Lideri Atatürk” bestesi için sevgili dost Erhan Cerrahoğlu ve Demo Production desteğiyle yaptığı klip, kısa sürede dikkat çekti ve özel günlerde televizyonlarda yayınlanır oldu. İşte tam bu aralarda Berklee konusu gündeme gelmeye başladı. Müzik eğitiminin olmaması onu durdurmuyordu, ama kendine çizdiği yolda ilerlemesini zorlaştırabilirdi. İki yıl hayal kırıklığı ile sonuçlanan başvurular nedeniyle, hayaline ancak 2007 de kavuşabildi.
Dünyanın diğer ucunda, Kuala Lumpur’da sınava gitmek için Dubai havaalanında sabahlayıp, aktarma uçağını beklerken beni arayıp “Anne ben o sınavı kazanacağım biliyorum, sonra da o okula gideceğim, bunu da biliyorum, ilk işim hemen bu sınavı İstanbul’da da yapmaları için kiminle görüşmem, kimi ikna etmem gerekiyorsa etmek olacak ve başkalarının bu sıkıntıları çekmemesini sağlayacağım” diyen sesi kulaklarımda yankılanıyor. Yaptı da, 2009 yılı kasımında Berklee yetkilileri Istanbul’a geldi ve onlarca Türk öğrenciye dünyanın en keyifli okulunda öğrenim yapma şansı tanıdı. Şimdi her yıl, Türkiye’de hem seçme sınavı yapıyorlar, hem de sertifika programları uyguluyorlar.
Emir’in hayalinin gerçek olmasına yardımcı olan çok sayıda dosta da teşekkür etmek istiyorum buradan. Hepsinin tek tek adlarını yazamıyorum; hem Emir, hem de ben onlara hep minnettar kalacağız. Her başımız darlandığında yanımızda oldukları , bize kendimizi yalnız ve çaresiz hissettirmedikleri için hepsine tekrar tekrar teşekkürler.
Bir ebeveyn için en mutlu anlar; yetiştirdikleri evlatların başarılarına tanık oldukları anlardır. Bana bu mutluluğu oğlumun yanında olarak yaşama şansı sağlayan dostlarıma da ne kadar teşekkür etsem az. Diploma töreninden bir gece önce hem öğrencilerin, hem de ünlü sanatçıların sahne aldığı bir konser vardı. Konserin sonlarına doğru Emir; Rhythm Of The Universe projesinin detaylarının ve Berklee hakkındaki düşüncelerinin yer aldığı kısa bir konuşma yaptı. Binlerce kişinin yer aldığı o devasa salonda sahnenin iki yanında ve arkasında yer alan büyük perdelere görüntüsü yansıdığında, daha konuşmasına başlamadan ben gözyaşlarına boğulmuştum bile. Zaman ne çabuk geçivermişti ve sahneye çok yakışan, kendinden emin duruşlu bu genç adama ne çabuk dönüşmüştü benim sarı kafalı bebeğim. Sözlerini bitirdiğinde, salon alkıştan inlerken ben de boğazımdaki yumruları temizlemeye çalışıyordum.
Ertesi gün aynı salonda, yüzlerce öğrenci ile diplomasını alan ve kep fırlatan oğlum yine göğsümü gururla doldurmuştu. Ona hayallerini gerçekleştirmesi için en büyük fırsatı veren, yıllardır kendi evlatlarından ayrı tutmayıp inanan, destek olan manevi anne babası Canan ve Doğan Bolak da aynı duyguları paylaşıyorlardı. Onlara teşekkür etmeye, duygularımı anlatmaya kelimelerim yetmez, hep iyi günler görmelerini ve kendi evlatlarının da hep başarılarına tanık olmalarını diliyorum. Evladı olan bütün dostlarım da bu mutlu anları yaşarlar umarım.
Şimdi; Emirimin yolculuğunun en zorlu bölümü başladı. Kafasındaki iş planlarını gerçekleştirmek, hayallerine onu bir adım daha yaklaştıran projesini tamamlayıp, sponsor desteğiyle dünyanın çeşitli noktalarında sahne almasını sağlamak.
Hem oğluma, hem de manevi evladım kabul ettiğim bütün yetenekli arkadaşlarına başarılar diliyorum.
Yolunuz ve bahtınız açık olsun evlatlarım.

Edit:Başlık cümlesi sevgili Hakan Tükkuşu‘nun Emir için hazırladığı bir yazıdan alıntıdır, kredi belirtmeyi atlamışım özür dilerim.


Arthur Christmas veya Hediye Operasyonu


Kasım ayının son günlerinde bir sabah yüzümde kocaman bir gülümsemeyle izledim Hediye Operasyonu olarak isimlendirilen filmi. Çizgi filmlerde üç boyut ne kadar keyif veriyorsa ucuza kaçılan dublaj da o kadar keyif kaçırıyor. Seslendirmeye takılmayıp izlemeye çalıştım.

Bir gecede bütün dünyadaki çocuklara nasıl dağıtıyor o hediyeleri diye düşünür çok sayıda çocuk eminim. İşte Hediye Operasyonu bu soruya cevap veriyor sizin yerinize.Tabii teknoloji çağının çocuklarına anlayacakları dilde seslenirken işin duygusal yönünü de atlamamışlar.

Çocuklarınızla hoş vakit geçirerek izleyeceğiniz bir film. Gösterimde olan sinemalardan birinde izlemenizi öneririm.


Paşabahçe’den yeni yıla yeni koleksiyon

Sevgili dost Ahmet Bülent Zorlu‘nun davetiyle katıldım Paşabahçe’nin yeni yıla özel koleksiyonunun tanıtım toplantısına. Bu yıl 11. cisini gerçekleştirdikleri “Tarih-Kültür-Cam Koleksiyonları” nın “Konuşan Paralar, Sikkeler Koleksiyonu” adıyla sınırlı sayıda ürettikleri eserlerle; çok kültürlü Anadolu tarihine ışık tutuyorlar.  Toplantıda konuşan Yönetim Kurulu Başkan vekili Prof. Dr. Ahmet Kırman; “kültürel mirasımıza sahip çıkmaktan, bu mirasın geniş kitlelere tanıtılmasına katkıda bulunmaktan büyük mutluluk duyuyoruz” dedi. “Konuşan Paralar, Sikkeler Koleksiyonu” Anadolu toprağına bereket katan insanoğlunun binlerce yıl içindeki yaşam şeklini, inançlarını, uzlaşma niyetini, zaferlerini, değişimlerini yansıtıyor. Yılbaşı için özel bir armağan almak isteyenler için, yurtdışına gidenler için ve tabii koleksiyonerler için kaçırılmaması gereken parçalar. Her biri sınırlı sayıda üretilen bu nadide parçaları hayranlıkla izlediğim tanıtım gecesinde, uzun zamandır görmediğim çok sayıda dostla da karşılaştım. Teşekkürler Ahmetim Bülentim beni davet ettiğin için ve tabii teşekkürler Paşabahçe; hem bu güzel koleksiyon, hem de pek zarif tanıtım gecesi için.


Evrenin Ritmi ve Şükretmek

Canım oğlum Emir Cerman ve her biri birbirinden yetenekli yüzlerce manevi evladım; Şükran Günü kutlayacağınız bu akşam, ne kadar çok şükredeceğim şey var diye düşündüm ve bu satırları yazdım.

Başımın üzerinde bir dam olduğu için; sağlıklı, kocaman yürekli ve yetenekli bir evlada sahip olduğum için, ayaklarımın üzerinde durup nefes alabildiğim için, ihtiyacım olduğunda yanı başımda bulduğum çok sayıda dostum olduğu için, dünyanın en güzel şehirlerinden birinde doğup büyüdüğüm için, beni iyi ve dürüst bir insan olarak yetiştiren ailem olduğu için şükürler olsun.

Rhythm Of The Universe ekibindeki manevi evlatlarım; günlerdir büyük özveriyle ve heyecanla çalışıp ortaya çıkardığınız Van Türküsü için hepinize çok teşekkür ederim, sizlerle gurur duyuyorum. Şükürler olsun bu günleri gördüğüm için.

Sevgili okurlarım ve dostlarım sizler de şükredeceğiniz ne kadar çok şey olduğunun ayırdına varın ve hayatı doya doya yaşayın.


Üç şekerli insanlar… Dedemin İnsanları


Bu sabah Çağan Irmak’ın yeni filmi “Dedemin İnsanları’nı izledim. Hissedeceklerinizi etkilememek adına fazla birşey yazmak istemiyorum. Filmin konusuna, fotograflarına, fragmanına internetten kolayca ulaşabilirsiniz.

Kökleriniz nereden olursa olsun bu filmi izleyin, özellikle benim gibi bir yanınız suyun öte tarafına aitse mutlaka izleyin. Muhteşem oyunculuklarla, tadı damağınızda kalacak görüntülerle bezenen bu filmle; suyun ayırdığı iki yakanın güzel insanlarına çektirilen acıların tanığı olun. Aynı dönemleri anlatan Dido Sotiriyu’nun “Benden Selam Söyle Anadolu’ya” adlı kitabını da okudunuzsa ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız.

Hırstan gözü kararmış insan müsveddelerinin, politik oyunlarla birbirinden ayırdığı iki yakanın güzel insanlarını tanıyın. Kaybettirilmeye, yok edilmeye çalışılan sevgi, dostluk, arkadaşlık, komşuluk, kadir bilirlik, yardımseverlik gibi duyguların yeniden keşfedileceği bir yolculuğa çıkın.

Kirli amaçlar uğruna kardeşi kardeşe kırdıranları hatırlayın. Her parçası ayrı güzel bu topraklarda; huzur, dostluk ve sevgiyle yaşamayı öğrenmemiz gerek.

Dostluğun, sevginin, yardımlaşmanın daha çok yer alacağı bir dünya hayalinizden vazgeçmeyin, genlerinizde var biliyorsunuz, aynı topraklarda yıllarca keyifle yaşayan, komşusu açken yemek yiyemeyen, “olan var olmayan var” diyerek gösterişten kaçınan o güzel insanların, güzel atlara binip uzaklara gitmediklerini, içimizde bir yerlerde olduğunu hatırlayın ve hatırlatın.

Filmi izlerken sıkça duyacağınız “Üç şekerli insanlar” dan olun, hayata farklı yerlerden bakmayı deneyin. Topraklarını terketmek zorunda kalan, güzellikleri ardında bıraktığını düşünüp üzülenlere gülümseyerek dostluğunuzu vermeye çalışın.

Teşekkürler Çağan Irmak ve emeği geçen herkes, “Bizim İnsanlarımız” ı hatırlattığınız için, yine ağlarken güldürüp, gülerken ağlatabildiğiniz için.


Minik ellerden duygu dolu mektuplar

Bayram öncesi beni çok mutlu eden bir zarf geldi Mardin’den.


Takip edenleriniz hatırlayacaktır, geçtiğimiz aylarda sevgili Esra Nur Üçkol‘dan gelen bir mesajla harekete geçip, sevgili Koray Kocabaş‘ın olağanüstü çabaları, dostların müthiş katkılarıyla minik kardeşlerimize güzel sürprizler ve armağanlar yollanmıştı ve bunu yazıya dökmüştüm.

FMK kartlarıyla heyecanın doruğa çıktığı bu muhteşem çabaya miniklerin yanıtı da geçikmemiş. Bizlere teşekkür mektupları yazmışlar, resimler yapmışlar.

Zarfı açıp bu mektupları ve çizimleri görünce gözyaşlarım sicim gibi iniverdi. mektupların bazılarında anneme şifa dilemişlerdi, o anda hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Ne olduğunu anlayamayan ve böyle tepkilerime alışık olmayan teyzem endişeyle yüzüme bakarken ona mektupları gösterdim. Tabii o da gözyaşlarını tutamadı.

Yanlış anlamayın bunlar aslında mutluluk gözyaşları, gülümsetebildiğimiz miniklerin bize yansımaları. “Artık bize şeker göndermeyin” satırları içimi acıttı, bundan sonra yollanacak armağanların boya kalemleri, kitaplar ve zeka oyunları olmasına dikkat edeceğim. Sırayla bana yolladıkları mektuplara da cevaplar yazmaya çalışıyorum.

Yeni yıl armağanlarınızı seçerken Mardin ve çevresindeki minikleri de unutmayın lütfen. Yollamak istedikleriniz için; dilerseniz aşağıya Facebook ve Google + sayfalarını ekledğim projeden bilgi alabilirsiniz veya bana mesaj atarsanız size bağlantı adresini veririm. İletişim bilgilerimi blogun sol üst köşesinde yer alan “Hakkımda” düğmesine tıklayarak bulabilirsiniz.

Haydi Bir Oyun Oynayalım
Facebook Sayfası
Google + Sayfası


Pazarlamanın devleri İstanbul’da buluşuyor

Peter Economides, Guy Kawasaki, Richard Lewis, Gary Vaynerchuck, David Wheldon, Lee Daley ve daha pek çok isim 7-8 aralıkta İstanbul’da, Management Centre Türkiye organizasyonuyla Müşteri Çağında Pazarlama Zirvesi’ne katılacaklar.

Konferans başkanı olan Peter Economides ile geçtiğimiz aylarda, Guy Kawasaki ile de 2008 yılında tanışma şansı yakalamıştım. Haklarında yazdığım yazılarımda özellikle belirttiğim gibi, her ikisi de çevrelerine bir güç kalkanı örmek yerine, güleryüzle insanlarla diyalog kuran alçakgönüllü pazarlama dahileri.

Katılma şansı bulacakların bu zirveyi kaçırmamalarını öneririm. Her biri alanında harikalar yaratmış bu isimleri canlı dinlemek pek hoş olacaktır.
Kendi adıma; eğer şansım olursa Richard Lewis, David Wheldon ve Lee Daley ile tanışmayı çok isterim. Üçü de sektörün en önemli isimlerinden.

Richard Lewis; marka yönetimi konusunda uzman, işadamı, reklamcılık ve pazarlama stratejisti, yazar, öğretmen, konuşmacı ve pazarlama doktoru gibi ünvanları taşıyan; ayrıca Absolut’un pazarlama mucizesini yaratanlardan biri.

David Wheldon ise Saatchi&Saatchi de stajyer olarak başlayan kariyerinde; aralarında WCRS, Lowe Howard-Spink, BBDO gibi ajanslarda yöneticilik ve Coca-Cola, Vodafone gibi dev markalarda devam eden kariyerini bağımsız olarak sürdürüyor.

Lee Daley; 50 ajans ve yüzlerce markadan gelen deneyimiyle marka danışmanlığını sürdürürken, teknoloji alanındaki girişimler için risk sermayesi ve stratejik satın almalar ile birleşmeler üzerine de çalışıyor.

Türk ve yabancı daha pek çok ismin yer aldığı Pazarlama zirvesi ile ilgili detaylı bilgilere ve konferans programına BURADAN
ulaşabilirsiniz.


Van afet bölgesi olsun #vanafetbolgesiolsun

Bugün yeniden sallandı Van. Sokaklarda bin güçlükle yaşamaya çalışanların yine yüreği hop etti.

Hava sıcaklığının sıfırın altında seyrettiği Van’da, insanların çadırlarda sağ ve esen yaşamasını bekleyen devlet erkanına sesleniyorum. Politik hırsların taşlaştırdığı yüreklerinizi azıcık ısıtmaya çalışın ve Van’ı afet bölgesi ilan edin. Sizler sıcacık yataklarınızda huzur içinde uyurken, orada bebeler soğuktan donarak ölüyor farkında mısınız?

Biraz şanslı olup, eş dost yardımıyla karavan bulanlara da park edecek yer verilmiyor. Parasını ödese bile su elektrik kullanmasına izin verilmiyor. Ne yapılmaya çalışılıyor? Gerçekten beceriksizlik mi, akıl tutulması mı, kirli politik oyunlar mı… anlayamıyorum, aklım almıyor. Nedeni ne olursa olsun yazık bu insanlara.

Değetli arkadaşlarım, okurlarım lütfen bir kamuoyu oluşturulması konusunda destek olun. Bugünkü sarsıntıdan sonra, oraları hala afet bölgesi ilan edilmedikçe, yitip gidecek canların vebali hepimizin. Kendi adıma, bu denli ağır bir insanlık suçuna ortak olmak istemiyorum.


Hayatınızda Ne Olursa Olsun, Gizlice Mutlu Olun

Son zamanlarda yine çok sayıda genç dostun mutsuz, umutsuz ve bezgin olduğuna tanık olup, kendimce minik önerilerle yardımcı olmaya çalıştım. Beni pek de can kulağıyla dinlediklerini sanmıyorum. Akşamüstü sevgili MarjinalPN ekibinin özenle hazırladığı, Marjinal Yaklaşımlar Bülteni kesinlikle Hızır gibi yetişti imdadıma.
Çok sayıda başlıkta, çok sayıda güzel yazı arasından, hemen dikkatimi çekeni başlıktaki yazı oldu.
Canımı sıkan bir durumla karşılaştığımda, sıklıkla yaptığım minik antremanın aslında başarılı bir çözüm olduğunu görmek hoşuma gitti. Aşağıdaki alıntıyı okuyun, hatta  Dr. Robert Henry Schwenk’in diğer yazılarını da internetten bulup okuyun ve kendinize iyi davranın.

(ALINTIDIR)
Hayatınızda Ne Olursa Olsun Gizlice Mutlu Olun
Dr. Robert Henry Schwenk

Sır tutabilir misiniz? Ama gerçekten büyük bir sırrı saklayabilir misiniz? Eğer yapabilirseniz, kendinizi mutlu etme konusunda herkesten bir adım öndesiniz demektir.

Hepimizin hayatlarında farklı derecelerde dramlar her an yaşanır. Kontrolümüzün dışında pek çok olay gerçekleşir. Bu durumla nasıl başa çıkıyorsunuz?

Steve ofisime geldiğinde bir kamyonun altında kalmış kadar kötü görünüyordu. Gerçekten de elbiseleri kirliydi ve hafiften burnu kanıyordu.

“Sana ne çarptı?” diye sordum.

Steve şöyle cevap verdi: “Size gelirken yolda soyuldum. Zaten son zamanlarda hayatım rayından çıkmış gibi. Karım çocukları da alıp beni terk etti. 17 yıllık işyerimden ayrıldım. Annem iki hafta önce vefat etti. Babamı zaten daha önce kaybetmiştik. Ayrıca evimi ipotek ettirmek üzereyim. Ben sadece pek mutlu değilim.”

Özür dilerim ama, Steve’in o kadar şey sıraladıktan sonra “Ben sadece pek mutlu değilim” değilim demesi beni az kalsın güldürüyordu. Steve bunu komiklik olsun diye söylememişti. Bu söz yaşadıklarının özeti gibiydi. Öncelikle onunla tuvalete gittik ve elini yüzünü yıkadık. Sonra konuşmak için tekrar ofisime döndük. Steve’in yetiştirilme tarzına göre hayatta mutluluk iyi bir işe sahip olmakla, doğru semtte oturmakla, belli bir marka arabayı sürmekle ve iyi bir aileye sahip olmakla yakından ilişkiliydi. Ve Steve tüm bunları birkaç hafta içinde kaybetmişti.

Steve’e “Sana özel bir yöntem öğreteceğim. Bu, problemlerini iyileştirmeyecek ama onlarla yüzleşirken sana yardımcı olacak. Sır tutabilir misin?” dedim. Eminim ona bu pek hafif geldi ama o an her şeyi deneyebilecek bir durumdaydı.

Ona mutluluğun dışarıda değil, içeride olduğunu söyledim. Eğer isterse büyük bir trajedinin ortasındayken bile mutlu olabileceğini belirttim. Sadece bunu hatırlaması ve içinde bulunduğu her duruma uygulaması gerekiyordu. “Maalesef senin de ilk elden deneyimlediğin gibi dış şartlara bağlı olmak, mutluluk getirmez. Kendine her zaman iç dünyanda sığınabileceğin bir liman yaratmalısın. Böylece hiçbir şey seni mahvedemez” dedim.

İçinizde dış dünyadan kaçıp sığınabileceğiniz bir yer oluşturmalısınız. Burası sizin için evrenin merkezi olmalı. Burada hiçbir şeyin mahvedemediği sonsuz bir uyum yakalayabilirsiniz. İşte ne olursa olsun, her zaman mutlu olabilen insanların sırrı buradadır. Kendi içlerinde bir merkez yaratmalarında. Siz de günde birkaç dakikanızı içinizdeki merkezi bulmak için ayırarak bu insanların arasına katılabilirsiniz.

Etrafımızdaki dünya yerle bir olabilir ama biz her şeye rağmen yine de mutlu kalabiliriz. Dış dünyadan etkilenmemek, bu dünyadan elinizi ayağınızı çekeceğiniz anlamına da gelmiyor. İçinizdeki bu yerde ruhunuzu yenileyebilir ve güçlü yanlarınıza ulaşabilirsiniz. Günde birkaç dakikanızı ayırarak içinizdeki merkezi bulmak, problemlerinizi çözer mi? Hayır. Ama kesinlikle onlarla baş etmenizi kolaylaştırır. Mutluluğunuzun kendi ellerinizde olduğunu görün ve şu an kendi mutluluğunuzu sağlamak için her gün birkaç dakikanızı ayıracağınıza dair kendinize söz verin.

Müge’den not: Yazıya eklediğim fotograflar benim “gizli yerlerim” 🙂 Zorlu durumlarda hemen kendimi oralarda gezerken hayal ediyorum, deniz kokusunu duyup, rüzgarı yüzümde hissedip toparlanıyorum. En kısa sürede sizler de kendinize ruhunuza iyi gelecek gizli yerler bulun.


Peter Economides…Alçakgönüllü bir pazarlama dahisi

Geçtiğimiz haftalarda; Management Centre Turkey ve MarjinalPN davetiyle katıldığım bir toplantıda, MCT’nin 7-8 aralık 2011 tarihlerinde düzenleyeceği “Müşteri Çağında Pazarlama Zirvesi 2011” de konferans başkanlığı yapacak olan Peter Economides ile tanıştım.
Yüzüne yayılan kocaman gülümsemesi, dostça ve alçakgönüllü tavırlarıyla hepimizin kalbini kazanan Economides, bizim topraklardan sayılır. Aile büyükleri yıllar önce Ege’den göç etmis Yunanistan’a.
4 kıtada yaşamış; çok sayıda önemli firmaya, adını duyduğunuzda saygı duruşuna geçeceğiniz markalara hizmet vermiş olan Economides’le sohbet etmek pek keyifliydi. Hepimizin sorularına sabırla ve güleryüzle, hatta aralara espriler serpiştirerek cevap verdi. İsminin anlamı Ekonomist’in oğlu olan bu müthiş ustayı dinlerken, gözümün önünden bizim gazlı isimler geçiverdi. Yanlarına destursuz yanaşabilmek mümkün olmayan, tanıdığınız ve birlikte iş yaptığınız halde lütfen kabilinden selamınızı bile almayan bu zatları düşününce, sadece üzüntüyle gülümseyebiliyorum.
3 yıl önce tanıma fırsatı bulduğum Guy Kawasaki de son derece alçakgönüllü ve sevecen tavırlıydı. Sanırım kalibreleri bu derece yüksek olan adamların hayata bakışları ve yaşama biçimleri de çok önemli.
Adam gibi adam olmak için ne iş yaptığın, kaç para kazandığın, kaç kişiyi peşinden koşturduğunun önemi yok, hayatına değebildiğin insanların önemi var.


Sayfalar:1...36373839404142...62