:::: MENU ::::
Browsing posts in: Yaşam

Bir dervişin ardından…Victor Ananias

2002 de tanıdım Victor Ananias’ı. Buğday Derneği’nin Kemeraltı’ndaki merkezinde uzun saatler sohbet etmiştik. Danışmak ve öğrenmek istediğim konuların fevkinde bilgiler alıp, onun sayesinde başka bir dünyaya gözlerimi açmıştım o gün. Doğada kapladığımız yerin ne kadar önemli olduğunu, yaptığımız her şeyin doğanın dengesini bozduğunu onunla tanıştıktan sonra daha çok idrak etmiştim.      
Önceleri vaktim ve durumum uygun olduğundan Buğday yönetiminde birlikte görev yapmaya çalıştım. Derneği elimden geldiğince destekledim. Sonra aile büyüklerinin hastalıkları nedeniyle vakitsizlik ve tepetaklak olan mali durumum nedeniyle sadece gönüllü olarak yapılanları ileterek destek oldum. Öğleden sonra Buğday’dan gelen mesajı okuduğumda boğazıma kocaman bir yumru tıkandı, gözlerimden yaşlar boşaldı. İnanmak istemedim. Dünyanın önde gelen ekolojik ürün fuarlarından biri olan Biofach Amerika’yı düzenleyen New Hope Media tarafından, ekolojik yaşam ve tarım alanında dünyada geleceğin beş liderinden biri  olarak gösteriliyordu. Daha birkaç gün önce hepimize mesaj yazıp, 6 martta Ta-Tu-Ta  Çiftlikleri yararına maraton koşacağını ve hepimizden destek beklediğini yazmıştı. O hayat dolu, huzur veren, pırıl pırıl genç adamın öldüğüne inanmak çok zor. Şimdi bizlere düşen, onun başlattığı, uğruna yıllarını verdiği Ekolojik Yaşam ve Organik Tarım konularında daha çok destek olmak ve bildiklerimizi kitlelerin de bilmesini sağlamak. 2006 yılında yeni yıl yazısı olarak bizlere yolladığı bir mesajı sizlerle paylaşacağım. Ekledğim linklere de tıklayarak Victor’un ne kadar değerli bir insan olduğunu okuyabilirsiniz.
Victor’dan:
“Gündüzler uzuyor. Yine güneş yılında gündüzlerin uzayıp gecelerin kısaldığı döneme geldik. Hâlâ geceler oldukça uzun, hava soğuk, açısından dolayı güneş ışınlarını direkt olarak aldığımız saatler oldukça az yaza göre ama değişimin yönü yaza doğru.
Ekolojik, bütüncül felsefelerde konuşurken sıkça “an” dan, “an’ı yaşamak”tan bahsedilir, hep bilgeliğin “an”da olduğu söylenir. Doğruluğunu içimizde hissederiz genelde, doğrudur, daha önce yaşamış, yazmış, hizmet etmiş, paylaşmış bilge kişilerin de “an” da olma konusunda bir çok öğretileri vardır.
Birkaç gündür sabahları erkenden günü dinlemeye, anı yaşadığım bazı işler, pratikler yapmaya başlarken farkettim güneşin gittikçe daha erken doğduğunu, gecelerin kısaldığını. Aslında yazdığım gibi geceler hâlâ uzun, günlük fark ancak bir iki dakika. Normalde bu kadar küçük bir değişimi farketmeyebilir insan, herhangi bir soğuk, kısa kış günü olarak yaşayabiliriz haftalarca her günü. Öyle de oluyor zaten, birçok kez erguvanların tümü açınca, baharın büyük değişimi gerçekleşince farkına varabiliyoruz değişimin, ‘yaz geldi, günler uzadı’ diyoruz. Ya da ‘karpuz mevsimi geldi, karpuz çıktı’ diyoruz sanki o karpuz birden bire peydahlanmış gibi.
İnceleyerek; özen, dikkat, sevgi, çaba ve teslimiyet ile değişimi farkedebilir, içinde yer alabilir ve hatta etkileyebiliriz. An’da olmak aslında geçmişe ve geleceğe yolculuk etmeden her ikisini de farkederek her an, anın değişimi ile birlikte değişerek yaşamak.
Ustalık her anı yeniden, tek tek ama hepsi birbiriyle bağlantılı olarak hisedebilmek. Yön verebilmek için orada olmak lazım doğru, ama aynı zamanda nereden gelip nereye gittiğini, nereye doğru yönlendiğini de bilmek, hissetmek gerek.
Bu hafta bu köşedeki paylaşım felsefi bir yılbaşı yazısı oldu, gelecek haftalarda “değişim”in pratik örneklerini konuşarak devam edebilmek üzere,
An’ınız kutlu olsun ! “

Victor Ananias
Victor Ananias 1

Victor Ananias 2

Victor Ananias 3

Victor Ananias4


Alzheimer denen menhus illet

Adını söylemek bile sıkıntı verirken, hastalığın kendinin sıkıntı vermesi kaçınılmaz. Menhus bir illet bu, henüz bilim insanları da nedenini tam anlayabilmiş değiller. Tedavisi ise uzunca bir süre mümkün görünmüyor. Şu aşamada ancak hastalığın ilerlemesi önlenebiliyor, biraz da olsa hastanın yaşam kalitesini iyileştirme konusunda çabalar var.
90 ların sonuna doğru eşimin eniştesinde başlayınca tanıştım bu hastalıkla. Daha önceleri filmlerde, dizilerde mizah unsuru olarak kullanılan belirtileri yakınlarınızda görmenin hiç de eğlenceli olmadığını yaşayarak öğrendim.

Hem iyi, hem de kötü oldu hastalığı tanımam, büyük teyzemde başladığını fark edip anneme ve küçük teyzeme uyarıda bulunduğumda konduramadılar böyle birşeyi ablalarına. Nihayet ikna olduklarında ise hastalık üçüncü aşamaya geçmişti bile. Bir kaç yıl içinde de hızla ilerleyip teyzemin ölümüne sebep oldu. Ne acı ki aynı senaryoyu üçüncü kez izliyorum. Bu kez anneciğim hasta. İkinci aşamada yavaşlattık ama üçüncü aşamaya da yakında geçeceğiz sanırım.
Önceleri haksızlık gibi geliyordu bu durum bana. Öyle ya hayat dolu insanların gözümün önünde köşe yastığına dönüşmesini içime sindiremiyordum. Yapabildiğim tek şey biraz daha iyi vakit geçirmelerini sağlamaya çalışmaktı. Gün be gün bakışlarının donuklaşıp, algılarının azalmasını izlemek hiç de kolay değil. Aynı soruyu üst üste onlarca kez duymak, hep aynı anıların gülümseyerek defalarca anlatılması, okul yıllarında ezberlenmiş şiirin bir kaç gün arayla tekrar tekrar söylenmesi, basit günlük işlerin bile yapılmasının unutulması içinizi acıtıyor. İleri safhalarda sizi gördüklerinde gülümsüyorlar, sadece emin olamıyorsunuz, acaba tanıdı da mı gülümsedi, yoksa her yabancıya gülümser gibi mi gülümsedi.

Beyin denen makinenin dişlileri aksak ritmle çalışmaya başlayınca olanlar bunlarla sınırlı değil tabii. Hastalığın ilk dönemlerinde ilaç kullanılmadığı zamanlarda aşırı sinirli, gergin ve hatta saldırganlaşabilen yakınınızı tanımakta zorlanıyorsunuz. Ağırınıza gidiyor, üzülüp perişan oluyorsunuz sizi tehdit olarak görebilmelerini sindiremiyorsunuz. Hatta paralarını çaldığınızı, onları aç bıraktığınızı ve hatta öldürmeye çalıştığınızı söyleyebiliyorlar.
Enişte ve teyzede yaşanan sıkıntıları annemde en aza indirdik. İlaçla yavaşlattığımız için gerginlikler hafif atlatıldı. Tabii paralarını olmadık yerlere saklayıp “sen mi aldın” diye sorma ritüeli bir kaç kez yaşandı.
Şimdilerde bir köşede oturup, eski günlerde 10 dakikada çözdüğü bir gazete dolusu bulmacayı tüm gün uğraşıp başaramamasını görmek durumundayım. Yemek yemesi, su içmesi, ilaçlarını kullanması hep takip etmem gereken eylemler. Dalıp gidiyor başka alemlere, su içmek yemek yemek gibi şeyler aklına bile gelmeyiveriyor.
Ailelerinizdeki yaşlıları iyi takip edin lütfen. Basit ipuçlarıyla hastalığı yakalamak mümkün. Belki kondurmak istemeyeceksiniz ama uyanık olmanızda, hem sizin hem de hastanızın açısından yarar var. Ne yazık ki hastalığı görmezden gelen bazı ailelerin yaşadığı tatsız olaylarda, hastanın başını alıp gitmesi ve kayıplara karışması sonrası yaşanan üzüntüler hoş değil. Savaşmak için yapılacak fazla şey yok, genetik bir hastalık bu, çevrenizdeki belli yaşın üzerindekilere; aktif sosyal yaşam, düzenli egzersiz ve açık havada bolca yürüyüş önerin. Özellikle emekliye ayrılan erkekler mutlaka daha önceki yıllarda bir hobi edinmeliler, böylece boşluk ve işe yaramama hisleri yaşanmayacak ve alzheimer, demans gibi hastalıklarla yüzyüze gelme olasılıkları azalacaktır.
Ve tabii en önemlisi; bu hastalıkla tek başınıza savaşmaya çalışmayın. Mutlaka yardım alın. Hastanın kendisinden çok, yakınlarının desteğe ihtiyacı oluyor. Tanıdığınız birinin, zaman içerisinde size bir yabancı gibi bakması, sizi hırsızlıkla suçlaması, hatta kendisini öldürmekle tehdit ettiğinizi söylemesi, daha ilerleyen zamanlarda aynada kendine selam verir hale gelmesi, çok da kolay katlanılacak durumlar değil.
Bu linki de elinizin altında bulundurmanızda yarar var.  http://www.alz.org.tr


Sayfalar:123456