:::: MENU ::::
Browsing posts in: Yaşam

Zihinsel Gürültüyü En Aza İndirmenin 6 Yolu


Sabah saatlerinde bir dostun Facebook profilinde rastladığım, Berrak Yurdakul’a ait güzel bir gönderiyi paylaşmak istiyorum sizlerle. Uygulaması kolay olmayabilir ama yapmaya gayret etmekte yarar var.
Sevgiyle ve muhabbetle…

1- Kişiliğiniz hakkında konuşmayın. Beğendiğiniz ve beğenmediğiniz yönleriniz hakkında konuşmayın. Sağlığınız hakkında konuşmayın, acılarınız ve sevinçleriniz hakkında konuşmayın. Kendi kişisel tarihçeniz hakkında konuşmayın.
2-Başkaları hakkında -olumlu veya olumsuz fark etmez-konuşmayın. Başkaları hakkında hiç düşünmeyin. Hiç düşünmemek başlangıçta zor olacağı için başkalarıyla ilgili zihinsel mesainizi mümkün olan en aza indirin.
3-Sevdiğiniz ve sevmediğiniz şeyler konusunda konuşmayın. (Şampanya severim, sarışın sevmem, kabalıktan hiç hoşlanmam, kitap okuyanlara bayılırım, geveze insanlardan çok sıkılırım…)
4- Sevdiğiniz ve sevmediğiniz şeyler konusunda esnek olun. (kırmızı giymem, yoga yapmam, o kitabı okumam, uçağa binmem, o adama asla selam vermem)
5-Şikayet etmeyin. (Hava çok sıcak, dünya kötüye gidiyor, insanlar çok cahil, evde ekmek kalmamış…)
6- İçsel ve dışsal gevezeliğe son verin. Yalnızca çok gerekli ve çok önemli şeyleri söyleyin. Bunun dışında konuşmayın. Her konuda fikir beyan etmeyin.
Spiritüel yaşam zihni anlamaya çalışmaktan ibarettir. Diğer bütün safsataları bir kenara bırakın ve bütün dikkatinizi, bütün enerjinizi sahip olduğunuz en kıymetli şeye yani zihninize yöneltin. Kısacık hayatınızı boş ve anlamsız şeylerle tüketmeyin. Bedeninizi ve zihninizi çöple doldurmayın.
Zihin daima dışsal bir objeyle ilgilenmeye çalışır. Sessiz kalmayı öğrenirseniz ve dikkatinizi dışsal objelere yönlendirmeyi bırakırsanız zihin kendini izlemek zorunda kalır.
Diğer bütün oyuncakları elinden alındığı zaman zihin başka bir obje bulamadığı için dönüp kendine bakmak zorunda kalır.
Spiritüel yaşam bu kadar basittir, meditasyon budur. Zihin kendine bakar ve kendini anlamaya başlar.
Sessiz olun, sessiz kalın. Siz kimsiniz? Nesiniz? Sahip olduğunuz bilinç nasıl bir şeydir?
Kendinizi biraz olsun tanımaya çalışmadan ölmeyin.


Şükürler Olsun…

Spring 2010

Bu sabah önce sevgili Dilara Erdem’in blog yazısına rastladım, sonra sevgili Zeynep Doruk’un Facebook paylaşımı çıktı karşıma, kendi yaşadıklarımı düşündüm, gülümsedim ve yazmaya, paylaşmaya karar verdim. Sizler de mutlaka okuyun ve ruh hali karmaşık yakınlarınızla paylaşın lütfen.

Gerçekleştiğinde çok acı veren, ama yıllar sonra geriye baktığımda şimdi olduğum kişiye dönüşmemi sağlayan her olay için şükürler olsun. Yaşanırken canınızı yakan her durumun bir sebebi var, sizi bir adım daha ileriye taşımak. İnsanoğlu canı yanmadan öğrenmiyor; minicikken size “elini uzatma” denen sobaya uzanıp saatlerce ağlanması gibi. Gözümüzün önündeki uyaranları fark etmeyip, ya da görmezden gelip hatalar yapıp sonra üzülerek ve acı çekerek öğreniyoruz. İç karartıcı ruh halinden kurtulmanıza da, gününüzü güzelleştirmenize de, kendinizi daha iyi hissetmenize de yardımı oluyor şükretmenin. Mutlaka bir liste yapın, ne çok şükredecek şeyiniz olduğuna şaşıracaksınız. Hayatınızdaki olumsuzlukları cımbızla ayıklayıp hayıflanmak ve daha derine batmak yerine, sahip olduklarınız için şükretmeyi deneyin, daha iyi hissedeceksiniz.
Sevgili Dilara’nın yazısını BURAYA tıklayarak mutlaka okuyun. Sevgili Zeynep’in paylaşımını aşağıya iliştiriyorum. Belki birilerine yol haritası olurlar.
Yazıda kullandığım görseli, 2010 yılında bir sabah pazara giderken rastlayıp çekmiştim, hayatı güzelleştiren ve yaşamayı sevdiren bahar dalı bana hep umut verir, umarım sizlere de öyle olur.
Sevgiyle ve muhabbetle…

“Var olduğum, sevebildiğim, düşünebildiğim,hissedebildiğim için şükürler olsun. Sağlıklı bir bedene sahip olduğum için şükürler olsun.
Eksiksiz bir beden ile donatılmış ruhsal bir varlık olduğum için şükürler olsun.
Rüzgara, yağmura, güneşe, bana yaşadığımı hatırlatan her şeye şükürler olsun.
Kendimi her halimle sevebildiğim için şükürler olsun.
Fark ettiğim ve etmediğim tüm yeteneklerim için şükürler olsun.
Dünya nimetlerini tadabilen bir beden ile donatıldığım için şükürler olsun.
Bu güzel günü yaşayabildiğim ve tadabildiğim için şükürler olsun.
Beni sevgiyle büyüten bir aileye sahip olduğum için şükürler olsun.
Aldığım ve verdiğim her nefes için şükürler olsun.
Ağlayabildiğim ve gülebildiğim için şükürler olsun.
Şükredebilmeme vesile olan her şey için şükürler olsun. “


27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü

World-Theatre-Day-ILLUSTRATION-S.-JAMAL

60 larda çocuk, 70 lerde genç olmanın en güzel yanlarından biri, ünlü tiyatro sanatçılarını sahnede müthiş performanslarıyla canlı izleyebilmekti. Şanslıydım, güzel sanatların her alanına ilgi duymamı destekleyen bir ailem vardı. Çocuk oyunlarını, dünya klasiklerini, kendi yazarlarımızın en değerli eserlerini, hınzır komedileri, politik taşlamaları, özgürlükçü görüşleri izleme şansım oldu çoğu şimdilerde yok olup, ranta teslim edilen tiyatro binalarında.
Kent Oyuncuları’nda usta oyuncu Vasfi Rıza Zobu’yu “Buzlar Çözülmeden” oyununda, Dostlar Tiyarosu’nda Genco Erkal’ı enfes performansıyla “Durdurun Dünyayı İnecek Var” da, Gülriz Sururi’yi “Sokak Kızı İrma” da, Engin Cezzar’ı Keşanlı Ali rolünde ve Rumeli Hisarı’nın şimdi artık olmayan muhteşem sahnesinde; Mücap Ofluoğlu ile dönüşümlü rol alan Dinçer Çekmez’den enfes bir performansla Cyrano’yu izleyebildiğimi düşünerek avunuyorum.
50 lerde doğanların kolaylıkla hatırlayacağı, ünlü sanatçı Münir Özkul’un Tomas Fasulyeciyan tiradı ile kutluyorum bu yıl 27 Mart Dünya Tiyatrolar Gününü;

Zaten aktör dediğin nedir ki? Oynarken varızdır, yok olunca da sesimiz bu boş kubbede bir hoş seda olarak kalır. Bir zaman sonra da unutulur gider. Olsa olsa eski program dergilerinde soluk birer hayal olur kalırız. 

Görooorum, hepiniz gardoroba koşmaya hazırlanoorsunuz. Birazdan teatro bomboş kalacak. Ama teatro işte o zaman yaşamaya başlar. Çünkü Satenik’in bir şarkısı şu perdelere takılı kalmıştır. Benim bir tiradım şu pervaza sinmiştir. Hıranuşla Virginia’nın bir dialogu eski kostümlerden birinin yırtığına sığınmıştır. İşte bu hatıralar o sessizlikte saklandıkları yerden çıkar, bir fısıltı halinde sahneye dökülürler.

Artık kendimiz yoğuz. Seyircilerimiz de kalmadı. Ama repliklerimiz fısıldaşır dururlar sabaha kadar. Gün ağarır, temizleyiciler gelir, replikler yerlerine kaçışır… Perde !”

Görsel kaynağı:
https://c.tribune.com.pk/2011/03/World-Theatre-Day-ILLUSTRATION-S.-JAMAL.jpg


Doğrulama yapmadan KAN ARANIYOR mesajı paylaşmayın!

blood-group

Değerli dostlarım daha önce de bu konuda defalarca hem Facebook, hem de Twitter üzerinde uyarı mesajları yazdım, çok fazla dikkat eden olmamış anlaşılan. Kalıcı olması için blogda bir yazı olarak yayınlamaya karar verdim.

Lütfen KAN ARANIYOR paylaşımlarınızı doğrulama yapmadan kullanmayınız. Gördüğünüz mesajın kimden geldiğinin önemi yok, sizden önceki arkadaşınızın kontrol etmediğini varsayarak MUTLAKA mesajdaki telefonu arayıp doğrulama yapın.
Az önce sabah gördüğüm bir mesajdaki telefonu aradım, numaranın sahibi o kadar bezmiş ki aramalardan, sürekli meşgul tuşuna basıyor, iyi bir insanmış cevaplamadı ama sms ile yanlış bilgi olduğunu belirtti.
Yanlış bilgiyi paylaşmanız sizi daha iyi ve duyarlı yapmıyor, doğrulama için azıcık vakit ayırırsanız; hem hastaya, hem yakınlarına iyilik etmiş olursunuz.
Doğrulama yapmada ilk adımım, önce google üzerinde daha önce hangi tarihte benzer paylaşım olduğuna bakmak oluyor. Eğer bir iki günlük zaman dilimiyse, mesajdaki telefon numarasını arayıp kan ihtiyacının devam edip etmediğini soruyorum. Telefon numarası yanlış ise mesaj kaynağından bilgi isteme yoluna gidiyorum. Bu kadar uğraşamam diyen var ise, zahmet edip hiç paylaşmasın lütfen.
Daha önce yaşanan konuşmalardan bazıları o kadar üzücüydü ki günlerce kendime gelemedim. Yıllar önce ölmüş minik evladının kan anonsu için bir anneyle konuşmak, 3 ay önceki ameliyattan sağ çıkamamış gencecik bir delikanlının babasına başsağlığı dilemek çok üzücü inanın.
Duyarlı insanlar olduğunuzu bildiğim sizlerden tekrar rica ediyorum; LÜTFEN doğrulama yapmadan kan arama mesajı paylaşmayın, zaten üzütüsü olan insanlara defalarca eziyet edilmesine sebep olmayın.
Hepinize sağlıklı, huzurlu günler dilerim.
Sevgiyle ve muhabbetle…

Görsel kaynağı: http://www.idietitian.in/wp-content/uploads/2016/05/blood-group.jpg



Bilinç Yükselmesi Sizi Olumlu Etkiliyor

wisterias

Sevgiyle ve muhabbetle…

“Bilinci henüz sizin kadar yükselmemiş olanların konuşmaları eski tadı vermemeye başlar. Kendiniz gibi olan insanları arar ve onlarla bir şekilde karşılaşmaya yeni dostluklar oluşturmaya başlarsınız. Size söylenenleri olduğu gibi doğru kabul etmek yerine sorgulamaya başlarsınız. Korkularınız azalır. Eskiden zoraki yaptığınız şeyleri artık yapmaya mecbur hissetmezsiniz. Kendinizi çok daha rahat ifade etmeye başlarsınız. İstemediğiniz şeylere rahatça “Hayır” diyebilirsiniz. Tek başınıza kalmaktan keyif almaya başlarsınız. Hayatta gerçekten yaşamak istediğiniz gibi yaşayıp yaşamadığınızı sorgulamaya başlarsınız. Gerçekten ne yapmak size heyecan veriyorsa onun peşine düşersiniz. Olumsuzluklar sizi eskisi kadar üzmez. Kötü giden şeylere dertlenmek yerine çözüm bulmaya odaklı olursunuz. Etrafta sıkıntı veren şeyler sizi etkilemez. Gelecek için kaygılanmazsınız. Başınıza kötü bir şey geldiğinde eskiden olduğu kadar üzülmezsiniz. Birisi size hakaret ettiğinde, bağırdığında etkilenmez ve aynı şekilde tepki verme ihtiyacı duymazsınız. Birisi sizi haksız yere suçladığında kendiniiz savunma ihtiyacı duymazsınız. İltifatlar da sizi eskisi gibi etkilemez. Onaylanma ve takdir edilme ihtiyacı hissetmezsiniz. Birilerine bir şeyleri ispat etme isteğiniz ve çabanız biter. Sizi rahatsız eden zihin konuşmaları gitgide azalır ve zor duyulur hale gelir. Öfke ya da üzüntü gibi duygular ara sıra gelir ama üzerinizdeki etkileri dakikalar içinde geçer, üzerinize yapışmaz ve sizi günlerce rahatsız etmez. Diğer insanların zenginliğini kıskanmazsınız. İnsanların sizin hakkında ne düşüneceklerini umursamazsınız. İnsanları kategorilere ayırmazsınız ve herkese aynı davranırsınız. Yapılan hataları daha çabuk affedersiniz. Dışarıda ne olursa olsun, içinizde sebepsiz bir sevinç olur. Her yerde kendiniz gibi olursunuz. Herkesin içinde aynı Öz’ün parçası olduğunu fark etmeye başlarsınız. Dünya bir oyun alanı gibi gelmeye başlar. İçinizde sürekli hissettiğiniz huzuru kimse bozamaz.”

Özlem Hatipoğlu yazısından alıntıdır.

Yazıda kullandığım görsel; 2016 Nisan ortası bir sabah yürüyüşünde rastladığım enfes mor salkımlardır, konuyla ilgisi ise hem görüntülerinin, hem de kokularının ruhuma çok iyi gelmeleri 🙂


#2017 Dostluk, Huzur, Bolluk ve Bereket Getirsin Hepimize

booktree

2016 yılını arkamızda bırakmaya hazırlanıyoruz. Şimdi yeni bir yılın getireceklerine odaklanma zamanı; geçmişe takılıp kalmanın yararı yok, gelecek günlerin belirsizliğini coşkuya çevirmek elimizde. Her sabah sağlıkla uyanıyorsak umudumuzu kaybetmek anlamsız. Sağlıkla nefes aldığımız her an, zorluklarla başa çıkabileceğimiz anlamına geliyor; yeter ki isteyelim ve çaba harcayalım.
Hayatımıza dışarıdan bakmaya çalışalım; tabii objektif olarak bakalım; varlığına şükredeceğimiz her şeyi not edelim, aklımıza her geldiğinde sahip olduklarımız için teşekkür edelim, güzellikleri görmeye ve onlara ulaşmak için çaba harcamaya devam edelim. Kendimizde değiştirmek istediklerimiz için de ayrı bir liste yapalım ve yıl boyunca bunlar üzerinde çalışalım.
Onurumuzla, sahip olduklarımıza şükrederek, anlamsız hırslardan arınarak, bebekler gibi kibirsizce, her sabah daha da yenilenerek, “az tüketip, çok türeteceğimiz”, barış içinde “bir orman gibi hür ve kardeşcesine” yaşayacağımız; bedenlerimizin sağlıklı, ruhlarımızın hep genç kalacağı, daha bereketli, daha huzurlu, daha adil ve çok daha güzel bir yıl olsun 2017.
Hepinize sevdiklerinizle birlikte; ağız tadıyla, huzurla, bolluk ve bereketle geçecek harika bir yıl diliyorum.
Sevgiyle ve muhabbetle…

Görsel kaynağı:
https://s-media-cache-ak0.pinimg.com/originals/f2/77/d0/f277d02da7bfac6841477339b350759d.jpg


Huzurlu Bir Hayat İçin İpuçları

olumlama

Pazar günü sevdiğim bir dostumla epey gecikmeli doğum günü kutlamamı yaparken, uzun zamandır ihmal ettiğim bir noktaya dikkatimi çekerek ” olumlu cümleler kur ki istediğin ve söz ettiğin yan yana durabilsin” demişti. Tabii ben yine günlük hay huy içinde not almayı atlayıvermiştim.
Suret kitabında, değerli dost Ömer Taylan Tuğut’un yazdığı notları görünce sevinçle gülümsedim kendi kendime, tam aradığım bilgileri paylaşıvermişti. Kalıcı olsun ve her aradığımda “ay neredeydi bu ya hu” diye hayıflanmamak için bir blog yazısı ile paylaşmaya karar verdim. Hepimize şifa olsun.
Sevgiyle ve muhabbetle…

1. Olumlama cümleniz olumlu olsun! Yani “Hasta olmak istemiyorum” yerine “Sağlıklıyım” gibi tamamen olumlu kelimelerden seçilmiş kalıplar kullanın.

2. “İstiyorum” ifadesinden kaçının. “Mutlu bir hayat istiyorum” demek yerine “Mutlu bir hayata sahibim” deyin. Evren onaylayandır. İstiyorum dedikçe istemekle kalırsınız. Sahibim dediğinizde tüm hücreleriniz o andan itibaren mutlu bir hayata sahip olduğu komutunu alır ve size bunu yaşatmaya başlar.

3. Cümleler hedefinizi net içersin. “Zayıflıyorum” gibi sonunun nereye gittiği belli olmayan cümleler kullanmayın. Eğer muhakkak zayıflamakla ilgili bir cümle kurmak istiyorsanız, varmak istediğiniz hedef kiloyu da içine koyarak “55 kilodayım” , hatta “55 kiloda olduğum için şükürler olsun” deyin.

4. Belirsiz ifadelerden kaçının. Kurduğunuz cümle herkes tarafından anlaşılabilecek basitlikte olsun.

5. Cümlelerinizi gelecek zaman yerine şimdiki zaman veya geniş zaman kipinde kurun. “Çok mutlu olacağım” demek yerine “Çok mutluyum” deyin. Gelecek zaman kipi yaşamak istediğiniz durumu her zaman daha ileri bir zamana öteler. Böylece hiçbir zaman o durumun içinde olamazsınız.

6. Olumlamalarınız başka insanlar hakkında değil kendiniz hakkında olsun. “Bana saygı göstersin” demek yerine, “saygı görmeyi hak ediyorum” deyin.

7. Cümlelerinizi yumuşatabilirsiniz. Kendimi olduğum gibi kabul ediyorum şeklinde ilk başta ikna olmakta zorluk çektiğiniz cümleleri kendimi olduğum gibi kabul etmeye niyet ediyorum/ hazırım/ başlıyorum, kendimi olduğum gibi kabul etmeyi öğreniyorum şeklinde yumuşatın. Zamanla bu cümleleri kabul ediyorum şeklinde değiştirirsiniz.

Japon Dr. Masaru Emoto suyun, söylenen sözlere, hissedilen duygulara, gösterilen görüntülere ve dinletilen müziğe göre nasıl bir değişim gösterdiğini birbirinden muhteşem su kristali fotoğraflarıyla gözler önüne serer. Vücudumuzun 4’te 3’ünün su olduğunu düşünürseniz, ağzınızdan çıkan her sözle önce kendinize, sonra çevrenize neler yaptığınızı daha iyi anlayabilirsiniz.

Hayatınızı değiştirmek istiyorsanız, mutlaka kullandığınız cümleleri de değiştirin ve olumlama cümlelerini bol bol kullanarak ruh halinizi daha olumluya çekin.

Olumsuz cümleleri şimdiki zaman kipinde değil, geçmiş zaman kipinde söyleyin: İlişkilerim kısa sürüyor yerine Bugüne kadar ilişkilerim hep kısa sürdü deyin. Böylece kendinizi bütün yeni ihtimallere açarsınız.

Olumlama cümlelerini kullanırken, aynı zamanda harekete de geçin: Artık her gün “zenginim” deyip, yakında zengin olmanız zor. Sadece zihininizi yeniden programlamanız yetmez. Hedeflediğiniz duruma doğru adım da atmalısınız. Bir aksiyon planı oluşturmalı ve harekete geçmelisiniz.

Notlar için kaynak : http://www.zestcoaching.com/olumlama-cumleleri.html

Görsel kaynağı : http://2.bp.blogspot.com/-sgwUEM16uao/VPWkewFXsKI/AAAAAAAAQBQ/LuFxKeGI48U/s1600/i%2Bam%2Bme.jpg


Mutlu ve Sağlıklı Çocuklar Yetiştirmek Mümkün

Çocukların hayatında en önemli yer tutan şey sevgi, tek beklentileri sevilmek olan varlıklara her şeyi vermeye çalışıp en önemlisini atlayan bir sürü ebeveyn var. En güzel giysiler, en parlak oyuncaklar, en havalı okulları ayarlayıp en kolay verebilecekleri şeyi sevgiyi ihmal ediyorlar. Çocuklara daha çok sevgi verebilsek dünya ne kadar güzel bir yer olur aslında. Sevgiyi tanıyarak büyüyenler mutlu bireyler oluyorlar ve çevrelerindekileri de mutlu ediyorlar. Tıpkı suya atılan taşın yarattığı çemberler gibi yayıyorlar sevgiyi çevrelerine. İşten yorgun ve sinirli gelmiş olabilirsiniz, kötü bir gün geçirmiş olabilirsiniz, hasta da olabilirsiniz, ama yüreğinizdeki sevgiyi vermek yerine çocuğunuzu kendinizden uzaklaştırmaya çalışıyorsanız, bu sizin seçiminiz. Bu seçimin sonucu ise yalnızca evladınızı değil, sizi, yakın çevrenizi ve onun hayatına girecek herkesi etkileyecek. Özellikle çocuk sahibi olan dostlara bir eğitim önermek istiyorum bu yazımda. Sevgili Sedef Örsel‘in 12-14 Temmuz tarihlerinde düzenleyeceği “Çocuklarla El Ele Ebeveynlik” eğitimine; ebeveyn rolü üstlenen, kendi içindeki çocuk da dahil olmak üzere çocukları daha iyi tanımayı, anlamayı, onlarla daha mutlu ve neşeli bir yaşam sürmeyi, yürekten bağ kurarak barış içinde ebeveynlik yapmak isteyen herkes katılabilir.

Sedef

Ebeveynlik öğrenilen bir iştir. Ebeveynlik yolculuğu çocuğunuzla bir ömür yaşayacağınız harika bir mozaiktir, her parçası emekle döşenir. Ebeveyn olmak sabır isteyen bir iştir, ancak zor değildir.
Çocuklarla Elele Çalışmaları’nda (Connection Parenting) üzerinde en çok durulan nokta da işte budur!
Bu eğitimin amacı gönülden bağ kurarak, şiddetsiz iletişim dilini benimseyerek keyifle ebeveynlik yolculuğu yapabilmek için gerekli farkındalık, bilgi ve becerilerin edinimini sağlamaktır.
Bu eğitime katılarak, keyifle ve huzur içinde ebeveynlik yapmak için gerekli tüm yetkinlikleri kazanarak, hayat kalitenizi de yükseltebilirsiniz.
Eğitim Programı başlıkları da şöyle sıralanıyor:
Ebeveynlik Mirasımız
Kendi ebeveyn/ yetişkin rolümüze çocukluğumuzdan neler aktarıyoruz? Bugünün ebeveyni/yetişkini olmak neden bu kadar zor?

Saygıyı Öğretmek
Tüm sevgi dolu ilişkilerin temelinde saygı yatar. Bugünün çocukluğunda saygı nasıl öğrenilir? Saygının içinde korku değil sınırlar vardır. Sınır koymak ne anlama gelir ve neden bu kadar önemlidir?

Duyguları İyileştirmek, Neden ağlarız?
Ağlamaları, krizleri, sızlanmaları, kızgınlıkları ve öfke nöbetlerini daha iyi anlayıp onlarla sistemli olarak nasıl başa çıkabiliriz?

Kendine Güvenmek
Çocuklarımıza davranışımız onlara kendileri hakkında neye inanacaklarını öğretir. Her gün birlikte geçirdiğimiz anları -kendine güven- konusunda nasıl yapıcı olarak değerlendirebiliriz?

İlişki Bağını Kuran ve Sağlamlaştıran İletişim
Sözcükler yeni bir ilişkiyi başlatan ya da var olanı bitiren büyük bir güçtür. Olumsuz ebeveyn dilini nasıl bırakmalıyız? Hangi olumlu sözcükleri kullanmalıyız?

Davranış Kodlarını Çözerek Disiplin
Çocuklar her zaman bize ihtiyaçlarını anlatacak dil yeteneğine sahip olamazlar. Onlar ihtiyaçlarını bize davranışları ile anlatırlar. Bu davranışlara karşılık vermek yerine davranış kodlarını çözüp ihtiyaçlara nasıl karşılık verebiliriz.

Ebeveynlerin İhtiyaçları
Ebeveynlik hiçbir zaman tek kişilik ya da çift kişilik bir iş olmamıştır. Çocuklara en iyi kendi ihtiyaçları tam olarak karşılanmış yetişkinler bakar. Yaşadığımız toplumda kendimize nasıl geniş bir destek ağı yaratabiliriz?

‘’Çocuklarla Elele Yöntemi ‘’(Connection Parenting) Amerikalı araştırmacı, yazar ve eğitimci Pam Leo tarafından 30 yıllık bir araştırma ve uygulamaların sonuçlarına dayanarak ortaya çıkmış. Connection Parenting Workshop’ları 1989 yılından beri seminerin yaratıcısı Pam Leo ile sadece onun bizzat yetiştirdiği eğitimciler tarafından verilebilmekte. Eğitmen Sedef Örsel de 2007’den bu yana bu eğitimi vermekte, deneyim ve bilgilerini, ailelerle paylaşmakta.
“Çocuklarla El Ele Ebeveynlik” Eğitmeni: Sedef Örsel ACPI Sertifikalı Ebeveyn ve Aile Koçu
Kayıt için:
Tel: 212-352-10-05
Email: iristeinfeld@gmail.com
Adres: İRİS AİLE MERKEZİ İncesu Sokak Konyalı Apartmanı No: 5/3 Etiler İstanbul


Dostlara vasiyetimdir, sevgiyle ve muhabbetle…

istanbul sunrise

İlginç zamanlardayız; gördüklerimiz, düşündüklerimiz, hissetiklerimiz, kokular, olaylar bizlere değişmemiz ve dönüşmemiz gerektiğini hatırlatıyor. Bu sabah İstanbul’da yüksek sayılacak ölçekte bir deprem oldu. Yine bir hatırlatma diye düşündüm ve hemen Facebook sayfamdan, aşağıya eklediğim gönderiyi paylaştım.

“Bütün dostlarımı seviyorum, iyi ki yollarımız kesişmiş, ola ki sizleri incitip kalbinizi kırdımsa affedin lütfen. Yıllar içinde kalbimi kırıp üzenleri de ben affediyorum. Sağlam vurdu deprem dipten, az önce hatırlattı kendini yine. Hani olur da bir daha rastlaşmazsak diye kayıt altına alayım dedim.
Sevgiyle ve muhabbetle… ”

Sonra kendime not olarak yazdığım vasiyetimi hatırladım, hemen dosyaları karıştırdım ve onu da yazarak sizlerle paylaşmak ve kayıt altına almak istedim. Uzun yıllar önce karar vermiştim alışıldık usulde ağlaşılan ve hüzünlü bir şekilde bu dünyaya veda etmek istemediğime, New Orleans tarzı bir tören istediğimi söyler dururum yıllardır.

Dostlarımın arkamdan ağlamalarını istemiyorum. Paylaştığımız güzel “an”ları hatırlasınlar istiyorum. Güzel bir hayat yaşadığımı, sevdiğim ve sevildiğim için çok mutlu olduğumu, “iyi ki” lerimin “keşke” lerimden çok daha fazla yer tuttuğunu, gurur duyduğum bir evlada sahip olduğum için hep şükrettiğimi, gerçekten kayda değer bir hayat yaşadığımı bilerek beni coşkulu müzikler eşliğinde, mutlaka bir deniz kenarında, huzurla, neşeyle ve gerçekten kahkahalarla uğurlamalarını istiyorum.

Hepinize teşekkür ederim bana hayat yolculuğumda sevgilerinizle, maddi ve manevi bütün desteklerinizle, dostluklarınızla, sabrınızla eşlik ettiğiniz için. Sizleri de sevenler, destekleyenler ve sabırla yanınızda yürüyenler çok olsun.
Sevgiyle ve muhabbetle…


Sayfalar:123456