Martı dergisi ocak sayısı yazım
Söyleşi: Didem Altınbaşak Tulgan
Didem Hanım gülüşü gözlerinde başlayan, dinamik ve kararlı bir iş insanı, duygusal ve sevecen bir anne, iyi eğitimli bir üst düzey yönetici. Emek ve çaba ile, var olmayan bir pazarın yaratılabileceğini ispatlayan, geçen yıl Endeavor Türkiye, bu yıl da Endeavor global girişimcisi seçilen Rafinera markasının yaratıcısı. 2010’un son günlerinde, Rafinera ofisinde işine özen gösteren, geliştiren, bu genç ve başarılı kadın girişimciyle yaptığım keyifli söyleşi sırasında öğrendiklerimi, aşağıda sizlerle paylaşıyorum.Merhaba 2011
Yeni bir yıla giriyoruz. Yeni umutlarla dolu günlere koşuyoruz. 
Geçtiğimiz yılın fotograf karelerini unutmadan, yenilerine yer açmaya çalışıyoruz.
Manzara pek iç açıcı değil, ama insanız işte, umutlanıyoruz, “belki” diyerek. Hava kirliliği, küresel kriz, petrol fiyatları, dört yanda çalan savaş davullarına rağmen hayaller kuruyoruz, daha güzel daha sevecen bir dünyanın hayalini.

Hepimizin, 2011 de hayal ettiğinden daha güzel bir dünyada yaşaması dileğiyle…
Sevgi ve ışıkla kalın…Bilgelikle Kalın. Evrensel Zekânın Her Oluşta ve Oluşumda Kendisini İfade Eden Bilgeliğinin Farkındalığı ve Hayranlığıyla… Aşkla Kalın. Hayata ve onun tüm ifadelerine aşkla…
Aralık ayı etkinlikleri
Aralık ayının ilk etkinliği 4 aralık günü, Marjinal ekibinin organize ettiği, Homend evsahipliğinde Antakya mutfağı tadımıydı. Küçük ama samimi bir mekanda, leziz yemekler eşliğinde yeni bir markanın ürünlerini tanıma fırsatı buldum. Breadfast,
Robochop ve Wineup isimli ürünler; hem armağan listemin, hem de alınacaklar listemin başına yerleşiverdiler. Ürün geliştirme konusunda Mehtap Hanım’ı, ekibini ve onlara her adımda destek olup önerilerine kulak veren müdürleri Hakan Bey’i, bir kez de yazımda tebrik etmek istiyorum. Humus ve zahterli yeşil zeytin salatasının tadını damağımda yer ettiren Antiochia şefi Jale Balcı’ya da ayrıca teşekkürler.
Aynı akşam Zarakol 2.0 birinci yılını doldurması nedeniyle Kumkapı’da, yüzlerce blog yazarının katıldığı bir etkinlik düzenlemişti. Uzun süredir görmediğim çok sayıda blog yazarıyla karşılaşmak, sohbet etmek ve dostlarla kadeh tokuştumak, geceyi Ayşem’in el emeği cupcake ile taçlandırmak harikaydı.
18 aralık akşamı Trio Tasarım’ın geleneksel yılsonu partisine, bu kez katılmayı başardım. Sevgili Ahmet Bülent Zorlu’nun sitemlerini bu yıl da duymak zorunda kalacağımdan endişeliydim ama, neyse ev halkının sağlığı uygundu ben de kaçıverdim 🙂 Ece ve Burak Daylan’ın ikiz bebeklerini sevme şansımı kıl payıyla kaçırdım. İkramın zenginliği ve lezzetini kelimelerle anlatmak mümkün değil tabii. Dostlarla sohbet, ve harika müzikle geç saatlere kadar eğlendik.
Söğütlüçeşme’de sevgili dostlar Sevie ve Cihan Kaloğlu ile buluşup 4.Blog Yazarları Buluşmasını düzenledikleri mekana yollandık. Biraz kalıp onlara yardım edip çıkarım derken, günün sonuna kadar kaldım, çok da mutlu oldum. Yeni dostlar tanımak ve eskileriyle sohbet şansı yakalamak, bir de üstüne sevgili Ayşem Öztaş’ın oğlu Doruk ile vakit geçirmek günümü şenlendirdi. Etkinliğe destek olan Hızlı Al ve Sanal Pazar’a, nezaketleriyle güleryüzlerini unutmayacağım yöneticilerine tekrar teşekkürler.
23 aralık akşamı, güleryüzüyle hepimizi kapıda karşılayan sevgili Aylin Türkşen Aysel’in davetiyle, Excell İletişim‘in düzenlediği Avea Yıl Sonu etkinliğinde; Avea’nın uzun süredir iletişim başarılarını izlediğim, Kurumsal İletişim Direktörü Füsun Feridun ile tanışma şansı buldum. Muhteşem manzarada yemek eşliğinde, Pazarlama Genel Müdür Yardımcısı Hakan Kaplan‘dan yeni döneme ait satır başlarını ve 2011 hedeflerini dinledik.
Katılamadığım için karalar bağladığım tek etkinlik, 26 aralık pazar, sevgili Doruk Can Öztaş a.k.a Bibi’nin doğum günüydü. Teyzem evde olamayacağı ve ben de annemi yalnız bırakamadığım için bu şirin delikalnlının ilk yaşını uzaktan kutlayabildim.
Pozitiflenin, yeniden doğun…
Son elli yılda çirkinleştirmek için, öldürmek için her çabanın harcandığı güzel şehrim, sabahın erken saatlerinde nazlı nazlı uyanıyordu, denizin üstünde görünen hafif pus havanın sıcak olacağını gösteriyordu. Öyle de oldu, bahar havasında yürüdüm deniz kenarında, Büyükada’nın sakin yollarında (tabii erken saatlerde böyleydi, sonra yoğun bir arap baskınına uğradı)Beyin öyle bir güçtür ki..
Martı’nın kanadından sanal dünyaya
Geçen ay sevgili dost Yasemin Sungur‘dan aldığım bir mesajla yüzüme kocaman bir gülümseme yerleşti. Dijital ortamda yayınlamayı planladıkları dergide benim de konuk yazar olmamı istemişti. İlk yazımı heyecanla yazdım ve yolladım. İlk sayıyı gördüğümde ne kadar mutlu olduğumu tahmin bile edemezsiniz. Çok severek okuduğum usta yazarlarla aynı sayıda yer almak gurur vericiydi.
Aşağıya eklediğim yazı, Martı dergisinin ilk sayısındadır, yazının orijinaline ve dergiye ulaşmak için buraya tıklayınız.
Merhaba Dostlar;
Sizlere bu keyifli dergi aracılığıyla seslenmek heyecan verici. Bu köşede; oradan, buradan, hayatın tam içinden konulardan söz etmeye çalışacağım. İlk yazımın konusu neredeyse her gün gazetelerde, TV lerde üzerine konuşulan, ne olduğunu bilenlerin keyfini sürdüğü, bilemeyenlerin öcü gördüğü Sanal Alem. 2003 yılından bu yana çeşitli platformlarda aktif olarak sanal alemin içindeyim. Sanal sanal diyerek çoğu kişi tarafından aşağılanmaya çalışılıp, yok sayılan bu dünya, aslında o kadar gerçek ki. Geçtiğimiz günlerde bunu bir kez daha anlamamı sağlayan iki olay yaşadım. İlki; tek yönlü bir caddede, karşıdan karşıya geçerken ters yönde geri geri gelip bana çarpan taksi olayını yazmamdan hemen sonraydı. Aralıksız çalan telefonlarım, ardı kesilmeyen mesaj ve anlık iletilerle geçmiş olsun dilekleri ve yardımıma gelmek isteyenlerle doluydu çevrem. Kardeşlerimin ve oğlumun bile haberi yokken, onlar hemen harekete geçivermişlerdi.
Diğeri ise; arkadaşımız Davut Topcan’ın yatmakta olduğu hastanede ağırlaşması sırasında ve vefatı sonrası yaşananlardı. Hastanede anne ve babasına destek olup, yanı başlarında bekleyenler, vefat sonrası cenaze arabasıyla Manisa’ya gidenler, anne ve babasına refakat ederek Manisa’ya ulaşmalarını sağlayan arkadaşlarımızın hemen hepsi Friendfeed platformu sayesinde tanıdığımız kişilerdi. Bazıları ile yüzyüze görüşmeden kaynaşıp, dost olmuştuk. Sevinçlerimizi, hüzünlerimizi de ilgi alanlarımızdakileri paylaşır gibi rahatça paylaştık.
Sanal sanılan dünyanın, gerçeğinden çok da farkı yok bana göre. Kim isem, o olarak sürüyor hayatım sanal alemde de. Google indeksler de işimden olurum diyerek takma isim kullanan dostların da çoğu, kendileri gibi davranıyor. Tabii sanal ortamlarda da, gerçek hayatta olduğu gibi duygu dünyası karışmış, sevgisiz ortamlarda büyümüş, kalbi taş kesmiş insanlar var. Onlar için üzülmekten başka yapılacak şey yok, yaptıkları saçmalıklar, yalnızlıklarını daha da derinleştirmekten başka işe yaramıyor. Yaşanması git gide zorlaşan şu kocamış dünyada, birlikte keyifle vakit geçireceğimiz, neşeyle kahkahalar atabileceğimiz yeni dostlar edinmenin en kolay yollarından biri, sanal alemde ortak ilgi alanları olanlarla bir araya gelmek. Bildiklerimizi, bulduklarımızı, hayat tecrübelerimizi paylaşarak, zaman zaman toplanıp yüzyüze sohbetler ederek daha da çeşitlenip zenginleşebiliriz. Ekranlarda beliren bir makarna reklamında dedikleri gibi “Arkadaşlar kendi seçtiğimiz kardeşlerimizdir.”
Sanal Alemde tanıdığım arkadaşlarım ve dostlarımın çoğu; aynı ilgi alanlarını paylaştığım, benzer hayallerimiz olan, birbirine yakın iş geçmişine sahip olanlar. Tabii bir de bana yeni ufuklar açan, farklı düşünceleri, görüşleri anlamaya çalışmamı sağlayan, bakış açımı genişletmeme yardımcı olan yeni dostlar da var. Hayat felsefelerimiz, düşünce yapılarımız çok farklı belki ama bizleri ortak paydada birleştiren sanal dünya oldu.
Siz bakmayın gazetelerde, televizyonlarda veryansın ettiklerine, işlerine gelmiyor çoğunun yeni medya düzeni. İçeriği “ne versem okur, ne yapsam izler” mantığından çıkarmak zorunda kalacaklarının ayırdına vardılar, korkuyorlar. Bilgiye anında ve çeşit çeşit adreslerden ulaşan milyonlarca hedefin onları tatlı kazançlarından edeceğinden korkuyorlar. Okur sayıları hızla azalan tek tip gazete ve dergicilik anlayışı, ucuz ve ilkesiz yayıncılık mantığı hızla toparlanıp kendine çeki düzen vermek zorunda kalacağı için endişeli.
Bir sonraki yazıda daha eğlenceli konularda söyleşebilmek dileğiyle hepinize iyi günler diliyorum. 2011 yılı hepinize, huzur, sağlık, mutluluk ve bereket getirsin.
Sevgi ve ışıkla kalın…
3 Aralık Uluslararası Engelliler Günü
1992 yılında Birleşmiş Milletler aldığı bir kararla, 3 Aralık gününü “Uluslararası Engelliler Günü” olarak ilan etti. Bu kararın ardından; BM İnsan Hakları Komisyonu, 5 Mart 1993 tarihli ve 1993/29 sayılı bildirisi ile üye ülkelerce 3 Aralık gününün “engellilerin topluma kazandırılması ve insan haklarının tam ve eşit ölçüde sağlanması” amacıyla tanınmasını istedi. O günden beri, 3 Aralık “Uluslararası Engelliler Günü” olarak bilinmektedir.
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre; dünya nüfusunda 500 milyon engelli yaşıyor. Türkiye’de nüfusun yüzde 8.5 milyon kişi engelli. Tabii bu rakamlar kayıtlı olanlar. Nüfusa kaydedilmemiş engelli sayısı hakkında kimsenin fikri yok ne yazık ki.
Geçen yıl, metrobüs duraklarında engellilere uygun sistem olmamasına dikkat çekmek için düzenlenen bir eyleme katılmıştım. İnsanlarımızın duyarsızlığı kanımı dondurmuştu. O günden bu yana pek değişen bir durum yok. Engelli asansörleri çoğunlukla sağlam insanlar tarafından kullanılıyor, bozuk olanların tamiri nedense öncelikler arasında değil.
Kaldırımlar sağlam insanların bile zorlukla kullanacağı durumda,tekerlekli sandalyenizi caddeden yürütmek zorunda kaldığınızda da yoldan geçen araçların sözlü tacizine uğruyorsunuz.
Ulaşım araçlarına tekerleki sandalye ile binmek mümkün değil, restoranlar, sinemalar vs. gibi sosyal alanlarda yabancı markalar dışında engelliler için hayatı kolaylaştıracak çözümler üreten neredeyse yok.
Engelli dostlarımızı senede bir gün düşünmek gibi gelse de, kamuoyunun toplu halde dikkatini çekebilmek adına 3 aralık Uluslararası Engelliler Günü’nün olabildiğince duyurulması gerek.
Haydarpaşa Garı
Tarihi bir binayı daha yakıp kül ettik. Hepimiz suçluyuz sahip çıkmadık. Hazırlanan projeler, planlar gözümüze sokulduğu halde olmaz sandık, aldandık, bir kez daha. O koca bina cayır cayır yanarken benim de içinm yandı. Çocukluğum, gençliğim, hatırlalarım kül oldu gitti.
Söylenecek çok şey var ama benim gücüm yok.
Umarım bazı arkadaşlarımın umduğu gibi aslına uygun şekilde restore edilir. Bugüne dek hangi tarihi yapıyı aslına uygun yapabildikse…
Artık o güzelim silueti sadece fotograflarımızda ve eski Yeşilçam filmlerinde görebileceğiz.
Yazık, çok yazık…
Tarihçe için buraya tıklayınız.
Yakmaya neden olan projelerle ilgili haber linklerine buradan, buradan ve buradan ulaşabilirsiniz.
Öğretmenler Günü
24 kasım Öğretmenler Günü’nü bu yıl; annem ve kızkardeşim başta olmak üzere, tanıdığım ve değer verdiğim bütün öğretmenlere armağan etmek istedim.
Bana emeği geçen, hayatta olan ve olmayan öğretmenlerim hepinize teşekkür ederim. İyi bir insan olmayı önce ailemden öğrendim, sonra üzerine kendi kişiliğimi inşa ederken, sizler yol gösterdiniz bana.
Yaşadıkları zorluklara rağmen öğrencilerine ışık olmaya çalışan bütün öğretmenlere teşekkürler, yarınlar için umut olacak gençler sizlerin desteği ve rehberliğiyle yetişecekler.
Öğretmenler Günü hepinize kutlu olsun.




