:::: MENU ::::

Panasonic 3D deneyimi

21 ekim perşembe akşamı Kanyon House Cafe’de Panasonic’in ev sahipliğinde bir davete katıldım.  Hem aylar sonra blog yazarı dostlarla karşılaşmanın heyecanı, hem de 3D dünyasını yakından tanıma şansı yakalamış olmak gecenin keyfini artırmıştı. Bizleri güleryüzle karşılayan Panasonic İletişim Müdürü Özge Özcan, Viera TV Ürün Müdürü Uluç Özler, Kamera ve Fotograf  Makinası Ürün Müdürü Evren Köksal,  MarjinalNP’den Umut Ersoy ve Başar Çankaya ile selamlaştıktan sonra, sevgili Barış Özcan, Uğur Özmen ve Sinem Dönmez’in aralarında oturup sohbete başladım. Harun Pekşen, Metin Kahraman, GFK, Zeynep Mengi, Sunipeyk, Fundalina, Burak Bayburtlu, Hamza Teakolik, Sevie ve Cihan Kaloğlu, Nesil Var, Fatih Taşkıran, İsmail Emrah Demirayak, Özkan Altuner, Ruhöküzü, Deniz-Murat Kahraman, MarjinalNP’den Eda Torcu ve daha sonradan gruba katılan genç blog yazarı arkadaşlarla eğlenceli bir yemek yedik.  Yemek öncesi bizleri kendi dilimizde selamlayan Pazarlama Müdürü Keisuke Yoshikane’nin, İletişim Müdürü Özge Özcan’ın kısa konuşmaları sonrasında, leziz atıştırmalıklara verdim bütün ilgimi 🙂  Yemek sonrası, Kanyon girişinde park etmiş olan ve  Panasonic 3D ürünleri deneyimleyeceğimiz aracın yanına gittik.
Girişte ayrı bir bölümde, önlerinde 3 genç dansçının gösteri yaptığı Viera 3D Full HD ekranlara, Full HD video kamera ile çekilerek anında kızların görüntüleri aktarılıyordu. Özel 3D gözlüklerle bu yayını izledik. İlginç bir deneyimdi, Panasonic yetkililerinin de özellikle üzerinde durdukları gibi, herkesin kendi 3D içeriğini yaratma ve izleme şansı var artık. 

Tırın içinde ise bambaşka bir dünya, her köşede geleceğin teknolojisine dokunma şansı vardı. Bir köşede Duvar boyunca yer alan Viera 3D Full HD ödüllü televizyonda, Panasonic 3D gözlüklerle ve Panasonic ev sineması gereçleriyle film keyfi yaptık. Hemen yan tarafta video oyun tutkunlarını baştan çıkarmak için ideal iki bölüm vardı, müthiş deneyim 3D oyun keyfi. Bir başka köşede ise 3D Full HD video kamera ile görüntülenip, başrolde kendinizi izleyebiliyordunuz.

Benim gibi bir hiperaktifi bile istim üstünde tutan harika bir etkinlikti, teşekkürler Panasonic, teşekkürler MarjinalNP ekibi.
Sizler de; 26-31 ekim tarihleri arasında, İçerenköy CarrefourSA otoparkında,  Panasonic 3D Dünyası‘nı yakından izleyebilir, bu eğlenceli ve heyecan verici gelişmeleri bizzat deneyimleyebilirsiniz.   
Panasonic 3D Dünyası ile ilgili detaylı bilgilere buradan ulaşabilirsiniz.  http://www.3DdeNe.com


Yakın geleceğin kabusu: Su kıtlığı

Bu yıl Blog Action Day konusu yakın gelecekte dünyayı tehdit eden Su Kıtlığı olarak belirlendi. 15 ekim günü milyonlarca blog yazarı bu konuya dikkat çekici yazılar yazıyor.  

Dünya üzerinde 1 MİLYAR insan temiz su bulamaz durumda. Kocamış dünyamızın en büyük sorunu, gelişmiş ülkelerin ezberletmeye çalıştığı gibi petrol kaynaklarının tükenmesi değil, temiz ve içilebilir su kaynaklarının kıtlığıdır.
Su kıtlığı ile ilgili haritaya baktığımızda, gördüklerimiz, ülkemiz açısından da pek parlak görünmese de, Afrika’nın genelini sarıp sarmalamış içilebilir su kıtlığı kadar korkunç değil. Henüz kaynakları iyice tüketmeden basit tedbirlerle kaynak kullanımlarımızı azaltabilir, gelecek kuşaklara daha yaşanabilir bir dünya bırakabiliriz. Yaşanan sıkıntının boyutunu anlayabilmek için linklerdeki fotoğraflara bakıp, videoları izlemeniz yeterli olacaktır.
Biraz da rakam paylaşmak isterim sizlerle;
-Afrikalı kadınlar, temiz su bulabilmek için yılda 40 milyar saat yürüyorlar. Bu uzun yürüyüşleri sırasında saldırıya ve tecavüze uğramalarının yanında, sırtlarında taşıdıkları 18 kilodan fazla ağırlık nedeniyle de, genç yaşlarda sırt ağrıları ve omurga sorunları yaşamaktalar.
-Her hafta 5 yaşın altında yaklaşık 38.000 çocuk, sağlıklı olmayan hayat şartları ve susuzluk nedeniyle ölmekte.
Buna karşılık bir de işin endüstriyel boyutuna bakalım;         
-Bir tek hamburger 24 litre suya mal olmakta, bu da demek oluyor ki sadece Avrupa kıtasında hamburger yiyen insanlar nedeniyle 19.9 milyon litre su harcanmakta. Bilgi linki
-Giydiğiniz yeni pamuklu tshirt için 1.5 litre, yeni jean pantalonunuz için de 6.8 litre su harcanmakta
-Heyecanla alınan iphone telefonlar için ise 40 MİLYON litreden fazla su harcanıyor.
Bütün bu ürkütücü rakamsal veriler yanında, su üzerinden savaşlar sürmekte, Darfur örneğinde olduğu gibi. Gelecek günlerde en büyük sorun petrol kıtlığı değil, kullanılabilir su kaynaklarının yitirilmesi olacak gibi görünüyor.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nca alınan bir karara göre temiz su ve sağlık koşullarının geliştirilmesi “insan hakları” kapsamında.
Bugünden başlayarak, basit kişisel önlemlerle gereksiz su tüketimini azaltabilir, çeşitli kaynaklara destek sağlayarak suya hasret insanlara yardım edebilirsiniz.

http://thewaterproject.org/how-to-give-clean-water.asp

http://www.charitywater.org/projects/projects.php
http://www.charitywater.org/blog/


Hayata dair notlar…

Sabah erken saatlerde Washington’da yaşayan arkadaşım Nil Tokuç Bayraktar’dan bir e posta aldım. Regina Brett’in hayat hakkında aldığı notlar ve deneyimleri üzerineydi. Son yıllarda sıklıkla okuduğum, eğitimlerini aldığım ve hatta çoğunu deneyimleyerek yaşadığım maddeleri yeniden hatırlamak hoşuma gitti.

Gri ve soğuk havalardan hoşlanmadığımı yakın dostlarım iyi bilirler, hatta iki gün önce Honduras’a göç etme çabasındaydım 🙂 Bu maddeleri tekrar okumak bana kendimi iyi hissettirdi. Belki sizlere de, daha keyfili bir gün yaşama şansı verebilir. İyi okumalar.
1.Hayat haksızlıklarla dolu ama yine de güzel!!.

2.Şüphede kalma,  ikinci bir adım daha at!

3.Hayat,  nefrete harcayacak kadar uzun değil

4.Hastalandığında sana işin değil, ailen, arkadaşların bakacak. Onlarla ilişkini koparma!

5.Her ay kredi kartlarını ödemeyi unutma.

6.Her tartışmayı kazanacaksın diye bir şey yok! . Fikir farklılıklarını kabul et!!.

7.Ağlayacaksan, bir başkası ile birlikte ağla! Tek başına ağlamaktan evladır..

8.Tanrıya kızmanda bir mahzur yok! O bunu kaldırabilir! !.

9.İlk maaşından başlamak üzere, emekliliğine para ayır..

10.Söz konusu çikolataysa,direnmenin anlamı kalmıyor. .

11.Geçmişinle barış ki, bugününün içine etmesin!.

12.Çocukların seni ağlarken görsün! Bundan kaçınma..

13.Hayatını başkaları ile mukayese etme, ötekilerin neler çektiğini bilmiyorsun!

14.Bir ilişki gizli olacaksa, sen içinde olmamalısın!.

15.Göz kırpacak kadar bir zamanda herşey değişebilir. Ama merak etme, Tanrı asla göz kırpmaz!!

16.Derin bir nefes al, kafanı sakinleştirir.

17.Güzel ve yararlı olmayan, seni mutlu etmeyen her şeyi çöpe at!!

18.Her ne yaşıyorsan, seni öldürmediği müddetçe, güçlü kılar.

19.Mutlu bir çocukluk geçirmek için geç kalmış değilsin de, bu  sadece ve sadece sana bağlı!!

20.Hayatta sevdiğin her ne ise, peşinden giderken asla “hayır” sözcüğünü cevap kabul etme.

21.Mumları yak, değerli yatak takımlarında uyu, kendine pahalı iç çamaşırları satın al…. Bunlar için özel fırsatlar bekleme, bugün zaten özeldir!!

22.Önce hazırlan, sonra da kendini akıntıya bırak.

23.Şimdiden egzantrik ol! Kırmızı giymek için yaşlanmayı bekleme.

24.En önemli seks organı  beyindir..

25.Mutluluğun için senden başka sorumlu yoktur! .

26.Her yaşadığın felaketin ardından kendine şu soruyu sor: “Beş yıl sonra bunun benim için  ne önemi olacak??”

27.Daima yaşamı seç.

28.Herkesi, herşeyi affet.

29.Başkalarının senin hakkında ne düşündüğü seni ilgilendirmez! .

30.Zaman her imkana sahip.. Zaman tanı!

31.Durum ne kadar iyi veya kötü olursa olsun, değişecektir..

32.Kendini fazla ciddiye alma, kimse almıyor ki zaten!.

33.Mucizelere inan!!.

34.Tanrı, Tanrı olduğu için seni seviyor. Yoksa yaptıkların ya da yapmadıkların için değil!!

35.Hayatı denetlemeyi bırak!. Öne çık, kendi hayatını kendin yarat.

36.İki seçeneğin var “Erken ölmek” yada “yaşlanmak”..

37.Çocuklarınızın, yaşayacak başka çocukluk dönemi yok!.

38.Sonuçta gerçekten önemli olan sevmiş olmandır!!.

39.Her gün dışarı çık.. Mucizeler her yerde seni bekler!.

40.Dertlerimizi bir torbaya doldurup, milletinkilerle birarada görsek, bizimkileri geri toplardık..

41.Kıskançlık zaman kaybıdır. Zaten ihtiyacınız olan herşeye sahipsiniz!!

42.Herşeyin en iyisini daha yaşamadın!!.

43.Kendini nasıl hissedersen et, kalk, giyin ve dışarı çık!

44.Yol ver!

45.Hediye paketinde olmasa bile, hayat yine de bir hediyedir!!.

Yazının 5 yeni madde eklenmiş son orijinaline ve Regina Brett web sitesine şuradan erişebilirsiniz

Görsel de Regina Brett sitesindeki basın kitinden alınmıştır.


Eskrim de spor mu?

30 eylül perşembe sabahı erken saatlerde yeğenim Berke Türkaydın’ı Budapeşte’ye yolcu ettim.

Eskrim Avrupa Circuit için puan toplamaya gitti arkadaşlarıyla birlikte. Güvenlikten geçerken sordular, neredeyse boyuna yakın çantasındaki donanımların ne olduğunu. Eskrim dalında müsabakalara katılmak üzere Macaristan’a gideceğini söyleyince, görevli memurun iç acıtıcı yorumu geldi ” ya tabii bize göre en önemli spor futbol, bunu bilmeyiz” ve gülerek sordu “ee rakiplerini seçiyor musun, mesela bir Yunanlı çıksa ne yaparsın?” Berkeciğim kibarca “fark etmiyor hepimiz sporcuyuz” diyerek yürünmeye devam etti. Hem üzüldüm, hem kızdım, sonra da gülmeye başladım. Kabahati yoktu ki o adamcağızın, spordan sorumlu bakanlık yetkilileri bireysel şampiyonlukları uzun zamandır görmezden geliyor. Varsa yoksa futbolcular.
En yeni örnek erkekler dünya sıralamasında  ilk 100’e giren Türk tenisçi Marsel İlhan, gazetelerde ikişer satırla geçiştiriliverdi başarısı. aynı şekilde başarısıyla ilk sıralara yükselebilecek onlarca gencimiz maddi destek bulamadığı için ya başka ülke adına yarışıyor ya da pes edip hayatına devam ediyor.
Berke’nin arkadaşları da onun gibi bireysel desteklerle yarışıyorlar, hemen hepsinin çantalarında ders kitapları da var. Hem derslerinde, hem de eskrimde başarılılar. Pırıl pırıl gençleri destekleyebilecek yüce yürekler bir yerlerdeler. Belki duyarlar onların başarılarını ve tutarlar ellerinden, daha zorlu platformlarda da yol alabilmeleri için.


İyi ki doğmuşsun Cadıcığım

2007 yılında googleda arama yaparken rastlantıyla bulduğum bir blog yazısıyla tanıdım Pazarlama Cadısını. İş görüşmelerinde sıklıkla yaşayıp tepemi attıran durumları, hınzır ifadesiyle kaleme alması pek hoşuma gitmiş, yazılarının tutkunu olmuştum. 2008 de bir E Tohum toplantısında, sevgili Metin Kahraman’ın “al işte yazılarını sevdiğin Cadı bu” diyerek tanıştırdığı Burcu Tüzün isimli ufacık tefecik çelimsiz kız çocuğunun, aslında çok güçlü bir karakter olduğunu, babasını çok erken yaşta kaybettiğini, sıklıkla ölümcül kazalar ve hastalıklar atlatan, damarına basıldığında gerçekten aksi ve lanet bir cadıya dönüşen, ama aslında duygusal ve kocaman yürekli biri olduğunu yakından tanıdıkça öğrendim. 

Akdeniz’li olması nedeniyle güneş ve deniz tutkunu, soğuk havalardan hoşlanmayan, her kış Honduras’a göç kararı alan, gerçek bir hayvansever, elini kirletmekten sakınmayan bir barınak gönüllüsü, kimsesiz çocukların ablası, yardım kampanyalarının hamisi, hasta Fenerli, korku filmi tutkunu, dijital pazarlama canavarı, ailesine çok düşkün, sevdiceğine aşık bir 34 beden o.

Çok erken yaşta başladığı çalışma hayatuna sadece, tehlikeli bir boyun omur kırığı döneminde ara veren, durmak bilmeden okuyup araştıran ve yenilikleri takip edip danışmanlık hizmeti verdiği firmalara uyarlayan Burcu’ya; aktif iş hayatının yanında çeşitli seminer, toplantı ve aktivitelerde de sunumlar yaparken rastlayabilirsiniz.

Cüssesinden umulmayacak kadar iştahlı olan, gece 12 den sonra eğer uyanıksa, kendi deyimiyle midesine inen ayıları doyurmak için dolapta ne varsa silip süpürebilen ve moral bozacak şekilde asla kilo almayan, Puma ürünleri tutkunu Cadı’ma; ailesi, kedileri ve sevdiceği ile ağız tadıyla, sağlıkla, bereketle, güneşli günlerle geçecek nice yıllar diliyorum.


Kendiniz Hakkında Gerçeği Söylemenin Beş Yolu

Aşağıda okuyacağınız yazı ve öneriler Dr. Lisabeth Saunders Medlock‘a aittir ve Marjinal Porter Novelli‘nin e bülteninden alıtıdır. Bültene buraya tıklayarak erişebilirsiniz.

Koçluk alanındaki deneyimlerim bana şunu gösterdi; çoğu insan, hemen hedef belirlemek ve plan yapmak ister. Ama, odak noktasını çok çabuk yitirir, planları kolayca aksar ya da belirlediği hedefi ya da hedefin neden önemli olduğunu hatırlayamaz. Kanaatimce, bunun nedeni, başarılı bir hedef belirlemenin olabilmesi için temel düzeyde bazı çalışmaların yapılmasının gerekmesidir. Ve bazı hedefler belirleninceye kadar kişisel sorumluluk olamaz.

Stratejik planlama alanındaki 13 yıllık çalışma deneyimimde, beş temel soruya dayalı bir süreç kullandım. Üzerinde durulan ilk iki soru, “Biz kimiz” ve “Şu anda neredeyiz” idi. Kişisel sorumluluğa giden yolda bu sorulara yanıt vermek gerekir. “Ben kimim” ve “Şu anda neredeyim” sorularına yanıt vermek, kendi kendini keşfe ve gerçeği söylemeye götürür. Ve gerçeği söylemek, kabuk değiştirip kendimizi ve geleceğimizi yeniden yaratmaya ve bunların sorumluluğunu taşımaya hazır olmamızı sağlar.

Kendimiz Hakkındaki Gerçeği Söylemenin Beş Yolu
Kendi gerçeğinizi söylemek korku verir. Çoğu insan, gerçekten kaçınmak için bin takla atar. Böylece, gerçeği söylemenin verdiği acıdan uzak dururuz. İnkar, kısa vadede işlerin yolundaymış gibi görünmesine yol açsa da, uzun vadede bizi değişiklik olasılığından uzak tutar, sorulara saplanıp kalmamıza yol açar, enerjimizi tüketir ve bizi yorgun bırakır. İnkar, bir mücadeledir ve mücadele, direnç demektir. Bir şeye ne kadar çok direnirsek, o şey o kadar çok karşı koyar. Direnç gösterdiğimiz şey inat eder. Daha derine inmek ve kendimize gerçeği ortaya çıkarma izni vermek cesaret ister. Gerçeği söylemek acı verebilmesine rağmen, aynı zamanda acıyı geride bırakmanın da ilk adımıdır. Yaşam kalitemizi artırmak üzere etkili ve kalıcı değişiklikler yapmak için kullanabileceğimiz yöntemlerin yolunu açar.

1) Utanmayı ve suçlamayı bırakın
Çoğu insan, kendi kendini değerlendirmeyi olumsuz bir süreç olarak görür; ama, bir alternatif vardır. Utancı ya da suçlamayı fazla yük olarak görmeyi ve bunları bir kenara bırakıvermeyi öğrenebiliriz. Hatalarımızı ve eksiklerimizi kabullenebilir, hatta bunlardan pişmanlık duyabiliriz; bu arada kendimizi de olduğumuz gibi kabul edebiliriz. Zayıflıklar listemiz üzerinde çalışmaya bunları kutlayarak başlayabiliriz. İnsanlar ne kadar başarılı olurlarsa, eksiklerini görmeye de o kadar açık olurlar. Kendimizi sevebilir ve kabullenebiliriz; ama yine de kendimizi değiştirmek için gerçekten çok çabalayabiliriz.

2) Kendinizi affedin
Utanmaktan kabullenmeye geçmenin etkili yolllarından biri, kendimizi affetmektir. Yeni beceriler ve yeni oluş biçimleri üzerinde çalışmadan önce, ortalığı temizlemek akıllıca olur. Kendimizi yeniden icat etmeden önce hırpalamaya ihtiyacımız yoktur. Kendimize karşı tamamen dürüst ve aynı zamanda kibar olabiliriz. Hatalarımızı kabul ederken kendimize özen gösterebiliriz. Ne de olsa, herkes hata yapar.

3) Geçmişi geride bırakalım, ama ondan ders alalım
Hatalarımızı tekrarlamaksızın geçmişten aldığımız derslere odaklanabiliriz. Geçmiş hakkında kendimizi berbat hissetmeden ileriye doğru hareket etmenin bir yolunu keşfedebiliriz. İşlerin olup bitme şeklinden üzüntü duymak zorunda kalmadan işlerin olup bitme şeklini değiştirebiliriz. Geçmiş bitmiştir. Geçmişi değiştirmek için yapabileceğiniz hiçbir şey yoktur. Gelecekte olmak istediğimiz bu değilse geçmişte kim olduğumuzu ya da ne yaptığımızı düşünmeyi bırakmak da önemlidir. Bunun anlamı, değişebileceğimize, olmanın ve yapmanın yeni yollarını bulabileceğimize inanmak zorunda olduğumuzdur. Geçmiş, tekrarlamak istemediğimiz şeyleri göstermesi ve gelecekte değişimi yaratmamıza yardımcı olabilecek derslerin keşfedilmesi açısından yararlıdır.

4) Korkularınızla yüzleşin
Bunlardan hepimizde vardır ve bunlar bize geri adım attırmaktan sorumludurlar. Korkularımızı tanımlamak için dikkatli olmamız ve kendimizi izlememiz gerekir. Neye gözlerimizi diktiğimize ve neye aldırış etmediğimize, durumlar hakkında nasıl hüküm verdiğimize ve başkalarının davranışlarını nasıl yorumladığımıza, ayrıca korku kendini gösterdiğinde kendi içimizde yaşadığımız diyaloğa dikkat etmemiz gerekir. Kendi zihniyetimizi, özellikle öğrenilmiş kötümserlik ya da çaresizlik ve kendimizle ilgili diğer sınırlayıcı ya da olumsuz tanımlamaları bilmemiz gerekir. Zihniyet, temel kanaatlerimize dayanır. Korktuğumuzu söylediğimizde, bunun altında kendimiz hakkında sahip olduğumuz bir kanaat -yeterince becerikli değilim, iyi değilim, vb.- ya da dünya hakkında bir kanaat -çok rekabet var, insanlar sunacağım şeyi beğenmeyecekler, vb.- vardır. Korkudan kurtulabilirsek, kendimizi güçlü bir biçimde ortaya koyabiliriz.

5) Güçlü yanlar ile sınırlar arasındaki bağlantıyı görün
Çoğu insan, güçlü yanları ve zayıf yanları ayrı ve alakasız kategorilere yerleştirir. Bunları algılamanın bir başka yolu, yakın ilişki içinde olduklarını görmektir. Kendimiz hakkında zayıflık olarak adlandırdığımız şeylerin çoğu, aslında güçlü yanlarımızı uç noktalara taşımamızdan kaynaklanır. Organizasyon tutkusu olan bir insan, ayrıntılara takılabilir ve toplam hedefi gözden kaçırabilir. Çok iyi dinleyen bir insan, kendi düşünce ve hisleri hakkında konuşmayı unutabilir. Bunlar örneklerden yalnızca birkaçıdır. Hatırlanması gereken nokta şudur; alacaklarımızın ve borçlarımızın tamamı, aynı kişisel hesabın parçası olabilir.

Kendimiz hakkında gerçeği söylemek, kolay bir süreç değildir; ama, gereklidir. O olmadan değişiklik olmaz, hedefler telaffuz edilemez ve onlara erişilemez; her şeyin mümkün olduğuna ve yaşamlarımızın şaşırtıcı olabileceğine inanmak için gerçekten özgür olamayız.


Burcum Karakellem iyi ki doğmuşsun

2004 de tanıdım Burcu Karakelle’yi. Sevgili Didem Özbahçeci Sönmez’in evinde, keyifli bir kahvaltıda uzun saatler sohbet edip gülüp, eğlenmiştik. İlginç meziyetleri olan genç bir meslektaşımla karşılaşmak hoşuma gitmişti. Aradan geçen zamanda kader ikimize de ilginç oyunlar oynadı ve yine yollarımız kesişti. Çalıştığı global şirket, Türkiye ofisini iptal etmeye karar verince, Burcu iş arıyordu ve özgeçmişi Didem tarafından bana yollanmıştı. Kısa sürede yeniden kurumsal hayata dönüp, bir başka büyük şirkette çalışmaya başlamıştı.    

Birlikte toplanıp eğlenceli zamanlar geçiriyor, hayatımızda olanları güncelliyorduk. 2006 da evimi kapattığımda Didem ve Burcu sırayla bana kapılarını açtılar, uzunca bir süre Burcu’nun evinde konuk oldum. Fenerbahçe ile Kalamış’ın kesiştiği noktada, bir apartmanın en üst katında; kocaman pencereli, aydınlık ve en önemlisi Adalar’dan Yenikapı’ya kadar müthiş panoramaya sahip, her tarafı melek figürleriyle dolu bir evdi. Birlikte pek güzel zaman geçirdik. Didem ve Alihan’ın da katıldığı akşam yemekleri, bol kahkahalı pazar kahvaltılarının tadı hala damağımda.

Eğlenceli bir ev arkadaşı, duygusal bir dost ve enerji kaynağı bir öğretmendir Burcu. Yeni yerler görmeye, güzel müzikler dinlemeye, okumaya, film izlemeye bayılır. Birlikte film izlenmesi en keyifli insanlardandır. Film süresince sadece onun tepkilerini izleyerek bile çok eğlenebilir insan 🙂

Formula 1 tutkusu onu tanıyanlarca bilinen en önemli özelliğidir. Yoga, melek çalışmaları, enerji eğitimleri derken, uzun zaman önce annesinin isteğiyle ara verdiği oyunculuk eğitimlerine de yeniden başlayıp, sahnelere geri dönmeye karar verdi. Vahide Gördüm Hocasının tavsiyeleriyle, Ekim ayında bir çocuk oyununda rol almaya başlıyor. Bugünlerde heyecanla yeni oyunun provalarına ve kamera derslerine koşturuyor. Kurumsal dünyada çalışırken asla rastlamadığım kadar keyifli ve neşeli. Gözleri bir başka parlıyor sanki.

İyi ki doğmuşsun Burcum ve iyi ki arkadaşım olmuşsun.


“HAYIR” lı bayramlar hepinize

Dostlarım;
Belki bu akşam, belki yarın çoğunuz bayram tatili nedeniyle bir yerlere doğru yola çıkacaksınız. Sağ ve esen gidiniz, güzelce vakit geçiriniz, eğleniniz.  
Sevgili dost Taylan Tuğut, geçtiğimiz günlerde eski bayramlar hakkında yazalım dediğinde, çalakalem giriştim, sonra baktım daha önce yazdığım bir bayram yazısının neredeyse aynısını yazıvermişim. Ben de o yazıyı sizlere buradan linkle paylaşıp, daha güncel bir başlıkla bayramınızı kutlamak istedim.
Hepinize; ağız tadıyla ve sevdiklerinizle geçecek, güzel bir bayram diliyorum.
Mutlaka, ama mutlaka referandumda oyunuzu kullanmak için geri geliniz.  “HAYIR” lı bayramlar hepinize…


“HAYIR” hem de gönülden

Uzun süre neler değişecek, hangi anayasa maddelerinde nasıl iyileştirmeler yapılacak diye paylaşılan olumlu, olumsuz çokça yazı okudum. Ekonomik istikrar (sanki var da, cari dış açık ürkütücü rakamlara ulaşmış) bozulacak diye telaşlanan iş çevreleri, yandaşlar, besleme basın organları heyecanla savunuyorlar. Acaba bende mi bir terslik var diye düşünmeye başlarken, geçen gün okuduğum Ali Sirmen yazısıyla gönülden “HAYIR” diyeceğim. Rastladığım herkese okutuyorum, kağıda bastığım bu yazıyı.   
Lütfen sizler de okuyun ve RTE’nin kendi ağzından çıkan sözlerle, neden “HAYIR” demeniz gerektiğini görün.
Cumhuriyet Gazetesi yazarı Sayın Ali Sirmen’in yazısından alıntıdır.
“Son zamanlarda, artık “evet mi hayır mı?” sorularından bıkmaya başlamıştım ki, Mine cumartesi günkü gazetelerden birinde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın bir açıklamasını okudu ve hemen buyurdu:
– Her şeyi açık açık anlatıyor. Sen de bunu yaz da herkes görsün!
Bir köşe yazarı, karısı yaz deyince, yazmaktan başka ne yapabilir ki? Ben de yazıyorum.
Bakın Tayyip Erdoğan perşembe günü katıldığı iftar yemeğinde ne demiş:
“İnanın ayaklarımızda pranga var. Biz prangaları çözemediğimiz sürece, sizler belki dışarıdan zannediyorsunuz ki, parlamentonun yüzde 65’ine sahipsin çöz de git! Neyi çözüyorsun?
Türkiye’de parlamentonun da, yürütmenin de üzerinde bir yargı gücü var. Seni engelliyor. Ben bugün vali ataması yapamıyorum. Seni engelliyor. Atadığım valiyi geri iade ediyor aynı anda. 23 kere bir müdürü geri iade ediyor (geri iade ediyor denmez ama üslup Başbakan’ındır aynen koruyorum A.S.) Ben bir yürütme ve hükümet olarak, istediğim müdürü istediğim yere atayamazsam, istediğim valiyi istediğim yere atayamazsam, bu ülkede ben nasıl icrai faaliyet yapacağım? Halkın karşısına o mu geliyor, ben mi geliyorum?.. Yarın beni siz yargılayacaksınız, vatandaş yargılayacak. İyi yaptın kötü yaptın diye bana diyecek olan kim. Onlar halkın karşısına çıkmıyor ki, ben çıkıyorum halkın karşısına. Hesabı veren ben, ama gelip bana zulmeden de o. Bu böyle yürümez. Onun için bu anayasa değişikliğine evet istiyoruz.”

***
Tayyip Bey’in 23 Nisan 2010 yılında koltuğunu sembolik olarak küçük bir çocuğa bırakırken söyledikleri de şuydu:
– Artık mühür sende, ister asarsın, ister kesersin!
Tayyip Bey’in bu iki konuşması 12 Eylül’de anayasa referandumunda neden hayır oyu vereceğimi gayet iyi açıklıyor.
Görüyorsunuz Tayyip Bey kendi sözleriyle açıklıyor ki, 12 Eylül oylamasının asıl gerekçesi kendi astığı astık, kestiği kestik yönetiminin önündeki yargı engelini kaldırmak. Tayyip Bey’e bu açık sözlü konuşmasından dolayı çok teşekkür ederiz. Bütün aldatmacaların ardında, gerçek niyetin ne olduğunu şimdiye dek hiç kimse, bu kadar net bir biçimde anlatamamıştı.
Teşekkürler Tayyip Bey! “Hayır”ın en güzel en açık gerekçesini bizzat siz verdiniz. “


Dostlarınız varsa; doğum günlerinizde yaşlanmaz, gençleşirsiniz

Bu yıl Emir’in kısacık da olsa yaptığı İstanbul ziyaretiyle başladı doğum günü kutlamalarım 🙂 Gabriel’le beraber verdiler ilk hediyemi. Harici hardisk alamadığım için pek hayıflandığımı bildiğinden, armağanı bu konuda seçmişler.
3 eylül sabahı, teyzemin erkenden ve sessizce hazırladığı sürpriz kahvaltıyla da devam etti kutlamalar 🙂 Öğle saatinde de sevgili Neva Kip‘le aylardır uğraşıp denk getiremediğimiz öğle yemeğinde buluştuk. Keyifli sohbet yanında Nişantaşı Kantin’in leziz menüsüyle pek güzel vakit geçirdim. Hediyelerim de bonusu oldu.  

Sonra Rumeli Caddesi’nden eğlenceli bir yürüyüşle, metro yardımıyla Astoria’ya gittim. Kendime bir kız filmi armağan etmek istedim. Buldum da, “Going The Distance” sabun köpüğü gibi, ama arada kahkahalarla güleceğiniz sahneleri olan bir romantik komedi. Başrollerde Drew Barrymore, Christina Applegate, Ed adlı dizide ilgimi çeken ve He’s Just Not That Into You ile sevdiğim aktörler arasına katılan Justin Long ve Its always sunny in Philadelphia dizisinde keyifle izlediğim Charlie Day var. Rahatça izleyip, bolca kahkaha attım. Eve dönerken bir dönem birlikte çalıştığım reklamcı arkadaşlarım aradı, doğum günümde sevdiğim bir program hazırladıklarını, kimseye söz vermememi söylediler.

4 eylül sabahı doğum günü kızı olarak, sabah erkenden Friendfeed’deki kutlamaları görüp, zırıl zırıl ağladıktan sonra, susmayan telefonları cevaplayarak duş yapıp, giyinip çıktım evden.
Denize olan aşkımı bildikleri için bir tekne ayarlayıp, boğaz turu ve Riva’ya kadar uzanmayı planlamışlar. Gel gör ki allahın umdurmadığını peygamber sopayla kovalarmış. Trafik ışıklarında yavaşlayıp durduklarında, arkalarındaki su damacana servisi yapan minibüs, bütün hızıyla çarpmış bizimkilere. Kızların her ikisi de sarsıntıda boyunlarını zedelemişler. Arkadaşımın arabası volvo olduğu için onda neredeyse hiç hasar yokmuş, ama minibüsün önü haşatmış. Kağıt  kürek işlerinden sonra hemen Amerikan Hastanesine gidip boyun röntgeni çektirmişler. Birine hemen boyunluk takılmış, diğerinin bir de mr çektirmesini istemişler. Boyunluk takılanı, bir taksiye atladığı gibi benim beklediğim yere geldi. Görünce şaşırdım, sonra da neden telefon etmediler diye kızdım. Üzülmemi istememişler. Birlikte gideceğimiz arkadaşları telefonla aramışlar bildirmişler, bana ille de kendi gelip haber vermek istemiş. Sarlıp, koklaşıp ayrıldık, başka bir zaman aynı turu yapmak üzere sözleşip.    
Bendeniz de ne etsem diye bakınırken, gelen Taksim otobüsüne atıverdim kendimi. Keyifsiz olduğum, enerjimin düştüğü zamanlarda yaptığım gibi Beyoğlu-Tünel turu planladım hemen. Taksim’e çıkılır da Kızılkayalar’a uğranıp arsızlık yapılmaz mı? Tam o sırada “Can Dostum” esprili kutlama telefonuyla arayıp, nerelerdesin demesiyle yanımda bitivermesi arasındaki zaman 2 dakikayı geçmemiştir. Bolca kahkahalı sohbet sonrası kendisini toplantıya götürecek kişileri beklerken, Starbucks’ta sohbete devam etmeye karar verdik. Onu katılacağı toplantıya yolcu ettikten sonra, ben de Tünel’e doğru yürümeye başladım. Yoğun lodos nedeniyle nem oranı iyice yükseldiği için, sık sık klimalı mekanlara girip, sanki alışveriş edecekmiş gibi serinliyordum 🙂 Tünel’deki Starbucks’a attım kendimi, wifi hizmetinden yararlanarak gelen mesajları ve tebrikleri cevaplarken yine zırıldadım, oradakiler de anlam veremediler, ama bulaşmadılar da 🙂 Sonra Cadım aradı, programım olmadığı için “haydi Kadıköy’e gel” teklifini ikiletmedim. Tünel’den Karaköy’e uzadım ve ilk vapurla harika bir deniz gezmesi yaparak planlanan eğlencenin minisini gerçekleştirdim 🙂 Mutad cumartesi ziyaretini gerçekleştiren Wind Spirit’i görünce hemen görüntüledim sevgili Olcayto Cengiz için 🙂 Kadıköy’de evet-hayır yarışmasının son aşamaları oynanıyordu. Meydanda geç saatlerde yapılacak toplantı duyuruları, parti araçlarının devasa kolonlarından yükselen sesler, gürültü kirliliğine tavan yaptırmıştı.

Hemen oradaki Starbuck’sa sığındım ve Cadıyı beklemeye başladım. Bir de sürprizle geldi Cadım, Isparta’dan düğün nedeniyle ziyarete gelen tonton anneannesini de getirmişti yanında. Deniz kenarına gitmenin daha eğlenceli olacağında hepimiz hemfikir olup yola döküldük. Balon’un altındaki sahilde kurulu mekana yerleştik, içeceklerimiz ve gıdalarımızla sohbeti derinleştirdik. O kadar eğlendim ki saatin farkına bile varmadım. Cadı’nın annesi de işlerini bitirip bize katıldı. Harika bir kadın, güçlü, kararlı, bilinçli, iyi eğitimli ve eğlenceli. Üç nesil bir aradayken, hem aile terbiyesi ve görgüsü, hem de genlerin etkisini rahatça görebiliyor insan. Bu keyifli sohbet ve üçü de nev-i şahsına münhasır kadınlardan ayrılmak zor olsa da, son Beşiktaş vapurunu kaçırmamak için hızlıca iskeleye yürüdük.
Akşam saati gökdelenlerin görüntüsüyle çirkinleşmemiş İstanbul panoramasının verdiği hazla, önce Beşiktaş’a, oradan da eve vardım.
Günün yorgunluğunu atmak için hemen bir duş alıp köşeme çekildim. Dostlardan gelen mesajları, yazılan güzel dilekleri okudukça yüzümdeki gülümseme ağzımı ensemde fiyonk olabilecek hale getirdi 🙂
Teşekkürler dostlarım, güzel dilekleriniz, yüreklendiren notlarınız ve sevginizle bir yaş daha yaşlanmak yerine, gençleştim inanın.


Sayfalar:1...43444546474849...62