2026 nın ilk 3 ayında sayıları elliye yaklaşan kadın ölümü olan ülkemizde 8 Mart için yazılacak olumlu bir tek gelişme yok. Kadına şiddet, kadınları kimliksizleştirme, kadın ölümlerini ve şiddeti meşrulaştırma, kadınları çarşafa sokma çabaları son hız devam ediyor. “Kadınkırım” konusunda bu sene de arpa boyu yol alınamadı. Erkek egemen meclisin %75 i kadın olmadığı sürece de değişmeyeceği ortada.
Yolsuzluklarla, hırsızlıklarla, adaletsizliklerle, depremlerle, sellerle, yangınlarla çalkalanan ülkemizde; kız çocuklarına tecavüzler de arttı, kendileri bebeyken anne olmak zorunda bırakılmaya da devam ediyorlar. Sanık ve katiller caydırıcı cezalar almadıkça, önleyici tedbirler uygulanmadıkça şiddet de boyut değiştirerek sürüyor.
Bu günlerde, iyiyi ve güzeli hayal etmek bile zor. Bireysel olarak daha çok çaba sarf etmeliyiz, Uzun zamandır yönetim kademelerindekilerden beklentimiz sıfıra indi, erkeklerin bilinç düzeyini yükseltecek çalışmalara önayak olalım, daha çok kız çocuğun eğitimine, kişisel gelişimine katkıda bulunacak kampanyalara destek verelim. Bunları yapalım ki, gelecek nesillere verecek hesabımız olsun. Senede bir kez hamasi laflarla, kozmetik ürün indirimleri, spa teklifleri ile geçiştirilen bir gün değil; “her gün kadın olunabilen” bir ülkede uyanacağımız günler için çabalamaya devam.
-2025 Yılında Erkekler Tarafından en az 294 Kadın Öldürüldü, 297 Kadın Şüpheli Şekilde Ölü Bulundu. 2025’te en az 25 kız çocuğu öldürüldü. -2026 Ocak Ayında Erkekler Tarafından 22 Kadın Öldürüldü, 14 Kadın Şüpheli Şekilde Ölü Bulundu. -2026 Şubat Ayında Erkekler Tarafından 23 Kadın Öldürüldü, 29 Kadın Şüpheli Şekilde Ölü Bulundu. https://kadincinayetlerinidurduracagiz.net/kategori/veriler
Yazıda kullandığım fotograf 1934 yılından. Sevgili hemcinslerim iyi düşünün lütfen, yaşamak istediğiniz hayatı şekillendirecek olan sizlersiniz, geleceğinizin daha fazla ipotek altına alınmasına izin vermeyin.
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günümüzü daha huzurlu ve daha güzel zamanlarda kutlayabilmek dileğiyle.
Bayramlar; milli, dini ve ticari olarak üçe ayrılır. “Sevgililer Günü” ticari bayramına; reklamlar, afişler ve mesajlarla geri saymaya başladık, hayırlı olsun. Vitrinlerin kırmızı kalpler ve balonlarla donatıldığı o malum “Sevgililer Günü” alışveriş çılgınlığı dönemindeyiz.
Sevginin metalaştırıldığı durumlardan hoşlanmam, çocukken de garip gelirdi. Sorarlar ya çocuklara “ne kadar seviyorsun beni, göster bakalım”, garibancık da kollarını omuzlarının elverdiğince iki yana açarak cevap vermeye çalışır “işte bu kadar” diyerek. Sevginin endazesi olmaz, yüreğinizin büyüklüğüdür onun ölçüsü. Öyle zamanlar olur ki, sevginizi taşıyamayacak gibi olur yüreğiniz, o kadar yoğundur duygularınız. Bunları kelimelerle ifade etmekte bile zorlanırken, cisimlerle ifade etmeye çabalamak, olsa olsa ticarete yardımcı olur, sizin hislerinizi anlatmanıza değil.
Karşınızdakinin beklentilerini karşılayacak bir hediye bulacağım diye çırpınmak yerine, duygularınızı kağıda dökmeyi deneyin, bütün açık yürekliliğinizle ama. Zor mu geldi hislerinizi anlatıvermek, bütün saflığı ve yoğunluğuyla sevginizi dile getirivermek… Tamam o zaman, siz de diğer milyonlarca insan gibi kolaya kaçıp, bir kırmızı gül alıverin. Ya da sarılın sevdiklerinize, sıkıca, gözlerinin tam içine bakın, ona iyi ve kötü günde yanında olacağınızı hissettirin, sevdiğinizin gözbebeklerinde kendinizi gördüğünüzde, bilin ki en güzel hediyeyi veriyorsunuz ve alıyorsunuz.
Onurumuzla, sahip olduklarımıza şükrederek, anlamsız hırslardan arınarak, bebekler gibi kibirsizce, her sabah daha da yenilenerek, “az tüketip, çok türeteceğimiz”, barış içinde “bir orman gibi hür ve kardeşcesine” yaşayacağımız; ruhlarımızın hep genç kalacağı, daha bereketli, daha huzurlu, daha adil ve çok daha güzel bir yıl olsun 2026. Hepinize sevdiklerinizle birlikte; ağız tadıyla, huzurla, bolluk ve bereketle geçecek harika bir yıl diliyorum. Muhabbetle…
Foto linki https://tr.pinterest.com/pin/652740539752287044/
Yıllardır hayatta ve güvende tutmaya çalıştıkları onlarca “yasaklı ırk” çocuk için şahane bir 2026 takvimi hazırlatmış @coffysworldd ve @fusunyagci Onların takvimleri sadece bir “masa süsü” değil; bir direniş simgesi, bir başkaldırı, bir umut, bir ses… Her sayfasında “biz de sevgiye layığız” diyen çocuklar, bir gülümseme, bir umut, bir aşk var. Satın alınacak her takvim, bir canın hayatına nefes olacak.
Onlar her gün yeni bir canın yardım çığlığını duyuyor, ama artık maddi olarak yetişemiyorlar. Mama depoları boşalıyor, klinik borçları büyüyor, pansiyon ödemeleri artık nefes aldırmıyor. Kurtardıkları180 çocuk ve yeni gelecek olanları yaşatabilmek için çok desteğe ihtiyaçları var.
Adına “yasaklı” denilen, hep yanlış tanıtılan, sevgiye en çok muhtaç olan bu çocukların sesini duyun. @coffysworldd ve @fusunyagci onlardan bahsederlerken ” yasak aşklarımız” diyorlar. Sizler de bu çocukların harika fotolarıyla dolu 2026 takvimlerinden alın ve onlara destek verin lütfen.
Uzun seneler önce “Help! – Not Just a Beatles Song” (İmdat, sadece bir Beatles şarkısı değildir) başlıklı yazıyı okuduğumda, zorluklarla geçen 2005 ve 2006 yıllarını hatırlamıştım. Zaman zaman hepimiz sıkıntılı ve zor dönemler yaşarız. Dertlerimizi paylaşmak istemediğimiz, başımıza gelenlerin herkes tarafından bilinmesinden hoşlanmadığımız, bizlere acınmasını istemediğimiz zamanlar. Ne kadar yanlış bir düşünce. Eğer dostlarımız varsa, sıkıntılı zamanlarımızda bizim için hissedecekleri en son şey acımak olacaktır. Sessizce çığlık attığınız zamanlarda kimsenin sizi duymasını ve anlamasını beklemeyin. Atasözlerimizin bazıları böyle durumlara çok uygundur, “Derdini söylemeyen derman bulamaz”. Yaşadığınız sorun her neyse. içinden çıkamayacağınız kadar sizi daraltmadan birileriyle paylaşmayı deneyin. Belki derdinizin tam çözümü bulunmaz; ama dostlarınız ve sevdikleriniz kendinizi iyi hissetmeniz için ellerinden geleni yapacaktır. Tabii yapılacak yardımların ve desteklerin, incelikle ve karşı tarafı incitmeyecek biçimde olması da önemli. Maddi anlamda dibe vurduğum zamanlarda, dostlarım normalden daha sık ziyaretime gelir olmuşlardı. Bana özlediklerini söylerken, elleri kolları dolu geliyorlar, farenin düşse başını yarabileceği boşluktaki buzdolabımı tıka basa doldurup gidiyorlardı. “Çaya geldik, balkon sefasına geldik, alışveriş yaparken gözüme ilişti sen çok seversin dayanamadım aldım” gibi bahanelerle beni kırmamaya çalışarak destek verdiler. Hepsine minnettarım, hep güzel günler görsünler. 2025 in sonuna yaklaştığımız bu günlerde, son iki senedir yerel ve küresel krizleri fırsat bilen şirketlerde pek çok kişi işsiz kaldı. Arkadaşlarınızı ve dostlarınızı arayın, hatırlarını sorun, seslerinden anlayamazsanız görmeye gidin, sessizce haykırdığı yardım çağrısına belki biraz da olsa destek verebilirsiniz. Hepimizin kemerleri iyice sıktığı zamanlardayız. Hatta rahmetli annemin “ne kemeri kızım, sıka sıka kemer mi kaldı” dediği durumdayız. Geleneklerimiz ve kadim inanışlar, bizlere olanlarımızı olmayanlarla paylaşmamızı söylüyor. Haydi çekinmeyin, arayın dostlarınızı; bolluk aslında yüreğimizde, gülüşümüzde ve hissettiklerimizde. Muhabbetle…
https://wordsforhirellc.com/help-not-just-a-beatles-song/ (Yukarıda söz ettiğim blog yazısı)
Yazıda kullandığım görsel ruhunuza iyi gelsin, Temmuz 2025 Finike sahilinden.
Atatürk’ü yok sayanlara, adını ve yaptıklarının izlerini silmeye çalışanlara inat, sözlerini ve öğrettiklerini paylaşmaya devam.
“Büyük olmak için hiç kimseye dalkavukluk etmeyeceksin, hiç kimseyi aldatmayacaksın.
Memleket için gerçek ülkü ne ise onu görecek, o hedefe yürüyeceksin.
Herkes sana karşı çıkacaktır, herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır, fakat sen buna dayanıklı olacaksın, önüne sonu gelmeyen engeller çıkacaktır.
Kendini büyük değil; küçük, zayıf, kimsesiz ve araçsız kabul edecek, kimseden yardım gelmeyeceğine inanmış olarak bu engelleri aşacaksın.
Bundan sonra da sana “BÜYÜKSÜN” derlerse bunu söyleyenlere güleceksin!. “
29 Ekim 2025; Cumhuriyetin ilanından bu yana tam 102 yıl geçti. Son 23 yılda yaşananlara, özellilke son 6 ayda yaşananlara bakarak kıymetini her gün daha çok anlıyorum. Çok sayıda insanın da anlayabildiği epey tartışılır, anlayabilenlerin sayısı da her geçen gün azalıyor.
Emperyalist devletlerin emir kulları eliyle silip yok etmeye çalıştıkları Cumhuriyeti; millet olmayı ümmet olmaya tercih edenlere inat bu sene kutlamalara çocuklarımızla ve sevdiklerimizle katılıp, seslerimizin son perdesinde özgürlüğümüzü haykıralım ve avuçlarımız acıyana kadar coşkuyla alkışlayalım, hem de her zamankinden daha coşkuyla.
Fikri ve vicdanı hür olarak yaşamamızı sağlayan Atatürk ve silah arkadaşlarını; kimsenin kölesi olmadan yaşayabilmemiz için kendilerini 7 düvelin askerine siper eden gazilerimizi ve şehitlerimizi minnetle anıyoruz.
Karşılarına dikilmiş tam donanımlı emperyal ordulara rağmen; Atatürk ve silah arkadaşlarının başardıklarını, küçük yaşlarımızdan başlayarak eğitimimizin her adımında öğrendik. Yeniden hatırlayalım:
“Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh, bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı, vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça, terk olunamaz. Onun için küçük, büyük her cüzütamı, bulunduğu mevziden atılabilir. Fakat küçük, büyük her cüzütam ilk durabildiği noktada, tekrar düşmana karşı cephe teşkil edip muharebeye devam eder. Yanındaki cüzütamın çekilmeye mecbur olduğunu gören cüzütamlar, ona tabi olamaz. Bulunduğu mevzide nihayete kadar sebat ve mukavemete mecburdur.” (1920 Atatürk)
“Biz bir amaç takibediyoruz. Bu amacımız öteden beri muhtelif vesilelerle ifade edilmiştir. Ben şimdi de onu tekrar ediyorum: Milletin, devletin bağımsızlığını muhafaza etmek. Bunun içinde namus ve şeref tamamen yer alacaktır. Müstakil olarak milletimizin muayyen hudutlar dâhilindeki tamamiyetini muhafaza etmektir. Bunun için muharebe ediyoruz. Efendiler; memleketimizin ellide biri değil, her tarafı tahribedilse, her tarafı ateşler içinde bırakılsa, biz bu topraklar üstünde bir tepeye çıkacağız ve oradan savunma ile meşgul olacağız. Bundan dolayı iki karış yer işgal edilmiş, üç beş köy tahrip edilmiş diye burada feryada lüzum yoktur. Ben size açık söyliyeyim; efendiler bazı yerler işgal edilmiştir bunun üç misli daha işgal edilmiş olunabilir. Fakat bu işgal hiçbir vakitte bizim imanımızı sarsmayacaktır.” (1920 Atatürk)
“Vatan mutlaka selamet bulacak, millet mutlaka mesut olacaktır. Çünkü kendi selametini ve kendi saadetini; memleketin, milletin saadeti ve selameti için feda edebilen vatan evlatları çoktur. “ 25-26 Nisan 1922 Atatürk
“Milletin mukadderatını doğrudan doğruya üzerine alarak karamsarlık yerine ümit, perişanlık yerine düzen, tereddüt yerine azim ve iman koyan ve yokluktan koskaca bir varlık çıkaran meclisimizin, yiğit ve kahraman ordularının başında bir asker sadakat ve itaatiyle emirlerinizi yerine getirmiş olduğumdan dolayı, bir insan kalbinin nadiren duyabileceği bir memnuniyet içindeyim. Kalbim bu sevinçle dolu olarak, pek aziz ve muhterem arkadaşlarımı, bütün dünyaya karşı temsil ettikleri hürriyet ve bağımsızlık fikrinin zaferinden dolayı tebrik ediyorum. “ 1922 (Atatürk’ün S.D. I, S.240)
Geçtiğimiz senelerde bir arkadaşımın yolladığı mesajda ekli olan videoyu izlediğimde, bazı çocukların gerçekten müzikleriyle birlikte geldiklerine bir kez daha ikna olmuştum. Oğlum Emir’e hamileyken bir yerlerde okuduğum “ doğmamış bebeğinize müzik dinletin önerisine uyup ona her fırsatta tınılarından rahatsız olmayacağı şekilde klasikleri ve sevdiğim jazz sanatçılarının eserlerini dinletmiştim. Tabii araya ruh halime uygun rock müzikler de ekledim. Doğduktan sonra da odasına koyduğum radyodan, rahatça uykuya dalabilmesi için valsler ve yumuşak ritmli blueslar dinletmeye devam etmiştim. Müzik onun hep ilgisini çekti, minik elleri ve her an kıpır kıpır olan ayaklarıyla sanki ritm tutar gibiydi. Kendine ait minik teybinde sesleri kaydeder, oyun oynarken söylediği şarkılara eşlik etmemizi beklerdi. Sonraları legolar ve kendin yap günlerine geçtik, arada üstün yetenekli kahraman figürlerini biriktirdiğimiz günler de oldu. Rahmetli büyük teyzemin gazete kuponları biriktirerek aldığı klavye evde olay olmuştu. Nota konusunda hiçbir fikri olmayan oğlum kafasındaki müzikleri tıngırdatmaya başlamıştı. Babasının yardımıyla birkaç melodiyi ezbere çalar hale gelmişti. Birlikte oynadığı arkadaşlarından birinin ablasının gitar dersi alacağını duyunca pek heyecanlanıp o da bu işe soyunmuştu. Ne yazık ki 5 Nisan krizi sonrası ve kısıtlı bir bütçeyi idare ettiğim zamanlar olduğundan bu konuda pek hevesli olmamasını söylediğimde de pek üzülmüştü. Hayat sürprizlerle dolu, dersi alan kızcağız hoşlanmayıp vazgeçince gitarı Emir’e verdiğinde yeni bir yeteneğini fark etmiştim. Kendi kendine melodiler çıkarıyor ve bundan büyük keyif alıyordu. Önceleri her anne gibi oğlumun “aklı başında” bir eğitim alıp “düzgün bir işi” olması doğrultusunda çaba harcadım. Müzik olsa olsa hobisi olurdu. Okul öncesi gittiği yuvalarda arkadaşlarından hemen ayrılan bir hareketliliği ve yaratıcılığı olduğu konusunda öğretmenleri tarafından uyarılmıştım. O günlerde Emir’in, ilgisini çekmeyen konularda da zorlandığını farketmiştim. Bir süre sonra ADHD teşhisi konmuştu. Önerilen ilaçları asla kullanmayacağımı belirttim doktorlara. Birlikte vakit geçirirken nelere ilgisi olduğunu anlamaya ve destek vermeye çalıştım. Yaşıtlarının çoğu gibi o da bilgisayarda oyun oynamaya bayılıyordu. O günlerde epey sınırlı olan imkanlarımı seferber ederek taksitle ona bilgisayar almıştım. Sadece oyun oynamak değil, çizimler resimler de yapabileceği bir formül ararken, en iyi arkadaşlarından birinin programlama dili konusunda kendini geliştirdiğini web sitesi vs tasarladığını anlatmaya başlamıştı. Çalıştığım sektörlerden kaynaklanan bir şansım vardı, teknolojiye yabancı değildim ve yenilikleri pek seviyordum. Onunla bu konularda sohbet ediyordum. Arada bir “aman anne sen ne bilirsin” muhabbettleri de olmuyor değildi tabii. Web sitesi yapan arkadaşına 3 boyutlu çizimler konusunda destek olma kararı aldığında şaşkınlıktan küçük dilimi yutabilirdim. Okulda matematik özürlü olan bu küçük adam, aklımın almayacağı karmaşık grafik programlarını ustalıkla kullanmaya başlamıştı bile. Gitar merakı da son hız devam ediyordu tabii.
Okulda arkadaşlarıyla oluşturdukları grupla hafta sonları Beyoğlu’nda Laylaylom adlı stüdyoya gidip müzik yapıyorlardı. Artık kendine ait bir elektro gitarı vardı. Tam bu sıralarda sevgili arkadaşım Sebla’nın annesi Ayten Hanım, rahmetli eşi Erol Pekcan’ın davul setini Emir’e verip “onun müziğini sen yaşatmaya devam et” demişti. İlk günlerde kafa ütüleyen oğlum, yavaş yavaş rock müzikten jazz müziğe geçiş yaptı. Bilgisayarda müzik programlarıyla da içli dışlı olmaya başlamıştı. Programcı arkadaşı Ahmet’le müzik yazmaya başlamışlardı. Keyif alarak jazz çalarken, bilgisayarda da techno parçalar düzenliyordu. İlginç bir karışımdı oğlum, techno dinleyen, stüdyoda rock çalan, jazz tınılarını geliştiren. Lise son sınıfta olması nedeniyle derslerinden bunaldığı sıralarda müzik en büyük kurtarıcısı olmuştu. Artık hayalinde sadece müzik vardı ve sanırım müziğinde de hayalleri olmaya başlamıştı. Üniversite sınav sonucu tabii hüsrandı. 12 yaşından itibaren bizlerle birlikte ofiste, etkinliklerde çalışmaya alıştırdığım için artık ciddi bir şeklide iş öğrenmesi ve harçlığını çıkarması gerektiğini konuştuğumuzda çok mutlu olmasa da, her gün düzenli olarak bir dostumuzun şirketinde işe gitmeye başlamıştı. O günlerde çok yoğun tempolu bir işim vardı. Uzun süreli yolculuklar nedeniyle evden ayrı kaldığım zamanlarda aklım oğlumda oluyordu. Part time işler, müziği, animasyonları vaktinin çoğunu alıyordu. Yeniden ÖSS deneyeceği için teyzesinin desteğiyle dersaneye yazıldı. Orada tanıştığı bas gitarist arkadaşıyla jazz çalacakları grubu oluşturdular. Haftalarca süren ekip kurma çalışmaları, günlerce provalar sonunda sahne almaya başladılar. Özel toplantılar, küçük jazz klupleri derken Erol Pekcan’ı anma gecesinde “Yılın Ümit Veren Jazz Sanatçısı” olarak AKM sahnesine çıkan Emir ve ekibi yollarına hızla devam ettiler. İstanbul Jazz Festivali Genç Jazz kapanış konseri verecek grup seçildiler. Bu arada müzik programlarını da büyük bir ustalıkla kullanmaya başlayan oğlum içindeki müziği besteleriyle bizlerle paylaşmaya başladı. Atatürk için bestelediği “Yüzyılın Lideri” isimli eseri ve videosu özel televizyonlarda gösterildi. Emir artık hayalindeki müziğin peşine düşmüştü, Roxy Müzik Günleri’nde ilk ona kalan tek Jazz grubuydular. Bir yandan besteler yaparken, diğer yandan prodüktörlüğe soyunmuştu. Stüdyosu kendi gibi genç müzisyenlerle dolup taşıyordu. Üniversite maceramız açık öğretimle devam ediyordu. Lise Defteri adlı dizide yan rollerden birine seçilmişti Sebla’nın kızı ve “kardeşim” dediği birlikte büyüdükleri Cemre sayesinde.
Diziden kazandığı parayı stüdyosunu geliştirmeye harcıyordu. Bir süre sonra ilk büyük işini aldı Axess’in yaz aktivitelerini yapacak grup seçilmişlerdi. 2 ay boyunca Çeşme ve Bodrum’un seçkin plajlarında verilen akşamüstü partilerinde çaldılar. Perküsyon çalmaktan da büyük keyif aldığını farkeden Emir, bu konuya daha çok eğilerek kısa sürede kendini geliştirdi. İşin show tarafının daha fazla olduğu bu yeni enstrüman; oğluma bursla okuyup, başarıyla mezun olduğu Berklee College of Music’in de yolunu açtı. Devamı da başka bir yazı konusu olsun.
“Hayatın en mutlu anlarından biri, değiştiremeyeceğin şeyleri bırakma cesaretini bulduğun zamandır.”
Hayat herkes için farklı zorluklarla dolu. Dünya üzerinde ürkütücü pek çok değişim yaşanıyor. Mutsuz ve huzursuz olmak için her an yüzlerce sebep var. Ufak çabalarla yaşam enerjimizi dönüştürüp daha huzurlu yaşayabiliriz. Faydasını gördüğüm ipuçlarını sizlere yeniden hatırlatmak istiyorum. Muhabbetle…
-Kalbinizi nefretten uzak tutun, sevgiye daha çok yer açın. -Karşılık beklemeden sevin, sevgiye şart koşmayın, şartlı şurtlu sevenlerden uzaklaşın. -Zihninizi endişelerden uzak tutun, “asla” varsayımlarda bulunmayın; ne kendiniz, ne de başkaları için. -Yardıma ihtiyacı olanlardan ilginizi esirgemeyin, gerektiğinde elinizden gelenin en iyisini yapmaya çalışın. -İnsanları incitmemeyi deneyin, olur da incitirseniz nazikçe ve dürüstçe özür dileyebilmeye cesaretiniz olsun. -Alçakgönüllü olmayı seçin, etrafımız zaten şişkin egolarla dolu. -Yaşamın adil olmadığını vakitlice kabul edin; olmayanlar için yakınmak yerine, olanlar için şükretmeyi seçin. -Söyledikleriniz ve yaptıklarınızın farklı olmamasına gayret edin. -Günü yaşayın, içinde bulunduğunuz anların keyfini çıkarın. Geçmiş olaylardan ders alın, ama geçmişe takılı kalmayın. Güneş her gün yeniden doğuyor, daha iyi bir gün yaşamak elinizde. -Gelecek için en esnek planları yapmayı deneyin. Gerçekleştirebildikleriniz için kendinizi tebrik edin, olmamışlara hayıflanmak yerine, daha uygulanabilir planlar yapmaya niyet edin.
30 Ağustos sembolik olarak ülke topraklarının, işgal kuvvetlerinden geri alındığı gün olarak kutlanır. Kutlamak için kimsenin iznine ve icazetine de ihtiyacımız olmayan bu bayramda; hangi ülkede yaşadığınızı, bu topraklar için şehit olan aile büyüklerinizi, ne şartlarla başarılan ve bizlere neredeyse altın tepside sunulan bu özgürlüğü nelere feda edebildiğinizi tekrar tekrar düşünün.
Son yıllarda unutulması için sürekli yasaklamalarla, bahanelerle çabalanan 30 Ağustos; Türkiye Cumhuriyeti’nin “Ulusal Bayramı” dır. İlk kez 1923 yılında kutlanan, 1935 yılında resmileşen bu bayram; Dumlupınar’da zaferle sonuçlanan Başkomutanlık Meydan Muharebesi’ni anmak için kutlanan bayramdır. Mustafa Kemal Atatürk’e, silah arkadaşlarına ve onların komutasında savaşmış askerlerimize ve aile büyüklerimize şükranlarımızı sunduğumuz bayramdır. 30 Ağustos Zafer Bayramımız hepimize kutlu olsun.
“Beni inkar edeceksiniz…Hatta büştanla (iftirayla) yad edeceksiniz. Hint’e, Yemen’e ve Mısır’a giden fikirlerim, orada filizlenerek gelip sizi boğacaktır.” Mareşal Gazi Mustafa Kemal 8 Mart 1929