:::: MENU ::::

Dönmek…


Murathan Mungan’ın müthiş dizeleri, Derya Köroğlu’nun enfes müziği ve Hümeyra’nın huzur veren yorumuyla zamansız şarkılardan biridir bana göre. Uzun yıllar önce Yeni Türkü’den ilk dinlediğimde vurulmuştum bu parçaya, nedense Hümeyra’nın yorumu beni daha mutlu ediyor. Söz Vermiş Şarkılar albümünde kötü bir düzenleme ve yorum yoktur, vaktiniz olduğunda her birini sakince dinleyin.
Sevgiyle ve muhabbetle…

Dönmek, mümkün mü artık dönmek
Onca yollardan sonra
Yeniden yollara düşmek
Neresi sıla bize, neresi gurbet
Al bizi koynuna ipek yolları
Üstümüzden geçiyor gökkuşağı
Sevdalı bulutlar uçan halılar
Uzak değil dünyanın kapıları
Neresi sıla bize, neresi gurbet
Yollar bize memleket
Gitmek, mümkün mü artık gitmek
Onca yollardan sonra
Yeniden yollara düşmek
Neresi sıla bize, neresi gurbet
Rakılı akşamlar, gün batımları
Çocuk gibi ağlar yaz sarhoşları
Olmamış yaşamlar, eksik yarınlar
Hatırlatır herşey eski aşkları
Neresi sıla bize, neresi gurbet
Yollar bize memleket

Müzik: Derya Köroğlu
Düzenleme: Gürol Ağırbaş
Stüdyo: Ada
Kayıt,MiksTeknisyeni: Cem Büyükuzun
Kayıt Müzisyenleri: Erdem Sökmen (Akustik Gitar), Gürol Ağırbaş (Bas Gitar)


Belirsizliği Kucaklamak ve Duygularımızla Tanışmak

Geçtiğimiz günlerde 3 ilginç paylaşımla peşpeşe karşılaştım, sanki bir şeyler anlatmaya çalışıyorlardı, işaret gibiydiler. Sabah erken saatlerde sevgili Sedef Orsel’in her gün özenle hazırladığı kartlardan birini gördüm önce.

“Belirsizliği kucaklayın. Bazen hayatımızın en güzel bölümlerine ancak çok sonradan ad konulur.” Bob Goff

Harikaydı, umut vericiydi, öyle doğru bir zamanda çıkmıştı ki karşıma. Daha sonra da bir paylaşımdan diğerine atlarken rastladım Deniz Bagan’ın Instagram hesabında yazdıklarına;

“Yaşamda zorlayıcı bir duygu belirdiğinde; çaresizlik, umutsuzluk, üzüntü, yalnızlık, kaybolmuşluk duygusu gibi, iki şeyden birine yöneliriz:
1) En hızlı biçimde bu duyguyu bastırmak – Yok saymak, olmamasını telkin etmek, yokmuş gibi davranmak, uyuşturan veya unutturan bir madde, eylem veya insana yönelmek. Aşırı uyumak, iletişimden kaçmak, tv veya ekran karşısında uzun saatler kalmak.
2) En hızlı biçimde bu duyguyla hareket etmek – Duygudan boğulup, taşıp, hemen eyleme geçmek. Acı duymamak için öfkeyle hareket etmek, çaresiz hissetmemek için saldırıya geçmek, duygunun yoğunluğuna eş yoğunlukta diğer uçta bir uyarım yaratacak uyaran madde, ortam, insanlara yönelmek. Ani ve hızlı kararlar vermek.
Oysa üçüncü bir yol olabiliyor.
Herhangi bir duyguyu taşıyabilecek esnek dayanımı kazanmak için sistemimizi regüle etmeyi (dengeye getirmeyi) öğrenmek. Temel farkındalık, meditasyon, şükran ve şefkat çalışmaları buraya doğru ilk adımlar.
Ve ardından o duygunun varlığıyla tanışmak. Bedende yarattığı etkileri fark etmek.
Örneğin çaresizlik hissiyle kalmak. Bedende yarattığı duyumları fark etmek. Ardından buna rağmen iyi bir parça his bulabileceğimiz ne var araştırmak:
– Bedende iyi hisseden bir yer ?
– Etrafa bakarken gözlerime hoş gelen bir doku/renk ?
– Kendi iki elimin birbirine teması gibi ?
Dikkatimizi; zorlayan duyumlara rağmen aynı anda iyi hissedebilme kapasitemize getirmek.
Ve en büyük yanılgıyı bırakmak:
Çaresizliği hissetmeye izin vermek bizi çaresiz, zavallı, hep üzgün bir insan yapmaz.
Kaybolmuşluk hissine izin vermek bizi kayıp, dağınık, amaçsız bir insan yapmaz.
Duygular hissedilir ve ardından geçer giderler. .
Bir duyguyu hissetmek değil, onu bastırmak büyütüp köklendirir, ondan kaçmak için yaptıklarımız ise bize zarar verebilir.
O halde, acaba duygularımızla tanışabilir miyiz ?
Her birini, bir ailenin onlarca çocuğu gibi, aynı şefkatle görebilir miyiz?
Üzüntüne de sevincin kadar ihtiyaç var, çaresizlik hissine de güçlü hissettiğin kadar.
Bizler insanız. Her duygu mevcut, her duyguya izin verebilir miyiz?
Kalbimle”

Ve son mesaj da sevgili Juno’nun Facebook sayfasında çıkıverdi karşıma.

“Bugün Güneş ve Retro Konumdaki Merkür, kavuşum halindeler…
Merkür Yay’da retro olduğu için zaten ERTELENME teması üzerinde çalışıyoruz bir süredir.
Bu retroda başlamaya niyet ettiğimiz şeyler bir şekilde ertelenirken, geçmişten beri erteleyip durduklarımız habire önümüze gelir…
Döne döne yarım bıraktığımız, bir türlü denk getiremediğimiz işleri bu ay bitene kadar yapmamız gerekir.
Bugün ise, bu meselenin TAVAN yaptığı bir zaman;
– Takıldığımız yeri, ve buraya neden takıldığımızı görebiliriz.
– Neyi iHMAL ettiğimizi fark edebiliriz.
– Neyi tamamlamak gerektiğini anlayabiliriz.
– Bize kendimizi eksik hissettiren, bize sürekli o boşlukta kalan parçayı ARATAN sebebi bulabiliriz.
– İhmal ettiğimiz tamiratları en nihayet yapabiliriz.
– İleri gitmemize engel olan adımı bulup, atmaya niyetlenebiliriz.
– Bizi geri çekenin, geçmişe saplayanın, tutsak edenin ne olduğunu görüp, onu BIRAKABİLİRİZ.
– BELİRSİZ bıraktığımız, ama bir türlü vazgeçemediğimiz bir hedefle ilgili nihai kararımızı verebiliriz.
HAYIRLI UĞURLU TAMİRATLAR, HUZURLU TAMAMLANMALAR, IŞIKLI UFUKLAR OLSUN “

Her birini sakince okuyun, anlatmaya çalıştıklarına kulak verin. Aradığımız ipuçları garip şekillerde çıkıveriyor karşımıza. Çabala, çözmeye çalış, harekete geç diyorlar bir şekilde.

İlginç günlerden, dönemlerden geçiyoruz, her zaman görmemiz gerekeni göremeyebiliriz, elbet bizim için en uygun zaman diliminde çıkacaktır karşımıza, yeter ki bakmayı bilelim.
Sevgiyle ve muhabbetle…

Görseller hem Sedef’in, hem de Juno’nun yazılarından alıntıdır.


Mutlu ve Huzurlu Olmak İçin

Her yaştan pek çok dostla sohbetlerimizde; mutsuz ve huzursuz olduklarını gözlemliyorum. Onlara söylediklerimi sizlerle de paylaşıp, hepimiz için kalıcı notlar olmalarını arzu ettim. Sevgiyle ve muhabbetle…

-Kalbinizi nefretten uzak tutun, sevgiye daha çok yer açın.
-Karşılık beklemeden sevin, sevgiye şart koşmayın, şartlı şurtlu sevenlerden uzaklaşın.
-Zihninizi endişelerden uzak tutun, “asla” varsayımlarda bulunmayın; ne kendiniz, ne de başkaları için.
-Yardıma ihtiyacı olanlardan ilginizi esirgemeyin, gerektiğinde elinizden gelenin en iyisini yapmaya çalışın.
-İnsanları incitmemeyi deneyin, olur da incitirseniz nazikçe ve dürüstçe özür dileyebilmeye cesaretiniz olsun.
-Alçakgönüllü olmayı seçin, etrafımız zaten şişkin egolarla dolu.
-Yaşamın adil olmadığını vakitlice kabul edin; olmayanlar için yakınmak yerine, olanlar için şükretmeyi seçin.
-Söyledikleriniz ve yaptıklarınızın farklı olmamasına gayret edin.
-Günü yaşayın, içinde bulunduğunuz anların keyfini çıkarın. Geçmiş olaylardan ders alın, ama geçmişe takılı kalmayın. Güneş her gün yeniden doğuyor, daha iyi bir gün yaşamak elinizde.
-Gelecek için en esnek planları yapmayı deneyin. Gerçekleştirebildikleriniz için kendinizi tebrik edin, olmamışlara hayıflanmak yerine, daha uygulanabilir planlar yapmaya niyet edin.


Ata’mızı Saygıyla ve Minnetle Anıyoruz

“Büyük olmak için hiç kimseye dalkavukluk etmeyeceksin, hiç kimseyi aldatmayacaksın. Memleket için gerçek ülkü ne ise onu görecek, o hedefe yürüyeceksin. Herkes sana karşı çıkacaktır, herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır, fakat sen buna dayanıklı olacaksın, önüne sonu gelmeyen engeller çıkacaktır. Kendini büyük değil; küçük, zayıf, kimsesiz ve araçsız kabul edecek, kimseden yardım gelmeyeceğine inanmış olarak bu engelleri aşacaksın. Bundan sonra da sana “BÜYÜKSÜN” derlerse bunu söyleyenlere güleceksin!. ”

“Beni inkar edeceksiniz…Hatta büştanla (iftirayla) yad edeceksiniz. Hint’e, Yemen’e ve Mısır’a giden fikirlerim, orada filizlenerek gelip sizi boğacaktır.”

“Muhterem Gençler, hayat mücadeleden ibarettir. Bundan dolayı hayatta yalnız iki şey vardır. Kazanmak, yenilmek. Size, Türk Gençliği’ne terk edip bıraktığımız vicdani emanet, yalnız ve daima kazanmaktır ve eminim daima kazanacaksınız. Milleti yükseltmek için yapılacak şeylerde, atılacak adımlarda kesinlikle tereddüt etmeyin. Milleti yükseltmek için dikilecek engellere hep birlikte engel olacağız. Bunun için beyinlerinize, irfanlarınıza, bilgilerinize, gerekirse bileklerinize, pazularınıza, bacaklarınıza başvuracak, fakat sonuçta mutlaka ve mutlaka o amaca varacağız… Bu millet, sizin gibi evlatlarıyla layık olduğu olgunluk derecesini bulacaktır.”

“Vatan mutlaka selamet bulacak, millet mutlaka mesut olacaktır. Çünkü kendi selametini ve kendi saadetini; memleketin, milletin saadeti ve selameti için feda edebilen vatan evlatları çoktur. “

“Milletin mukadderatını doğrudan doğruya üzerine alarak karamsarlık yerine ümit, perişanlık yerine düzen, tereddüt yerine azim ve iman koyan ve yokluktan koskaca bir varlık çıkaran meclisimizin, yiğit ve kahraman ordularının başında bir asker sadakat ve itaatiyle emirlerinizi yerine getirmiş olduğumdan dolayı, bir insan kalbinin nadiren duyabileceği bir memnuniyet içindeyim. Kalbim bu sevinçle dolu olarak, pek aziz ve muhterem arkadaşlarımı, bütün dünyaya karşı temsil ettikleri hürriyet ve bağımsızlık fikrinin zaferinden dolayı tebrik ediyorum. “

Yazıda kullandığım fotografı internetten bulup saklamıştım yıllar önce, beni çok etkilemişti. Etrafında tanklar, tüfekler, güvenlik korumalarına ihtiyaç duymadan halkıyla bu kadar yakın durabilen bir lider olmasına hayran kalmıştım.


İlham Kaynakları ve İlham Verenler

Bugün sizlere Koray Kışlalı’nın zarif mesajıyla haberdar olduğum iki keyifli kaynağı tanıtmak istiyorum; “İlham Verenler” ve “İlham Kaynakları”.

Önce “İlham Kaynakları” web adresinden söz edeyim. Sayfayı tıklayıp dolaşmaya başladığımda böyle bir kaynağı nasıl atlamışım diye pek hayıflandığımı itiraf etmeliyim. Her biri birbirinden yaratıcı müthiş adreslere ulaşabiliyorsunuz. Tasarım, sanat ve benzeri alanlarda çalışmalar yapan içerik üreten kişilerin, farklı “ilham kaynakları” keşfederek üretimlerini zenginleştirmelerine katkıda bulunan yayınları derlemeyi görev edinmişler ve sizler de incelediğinizde göreceksiniz ki çok emek verilmiş leziz bir yayın olmuş. Benim gibi bir hiperaktifin saatlerce kendini kaybedeceği, zamanın nasıl geçtiğini anlamayacağı bir kaynak olduğunu da mutlaka eklemeliyim. ????

Diğer keyifli adres de Mart 2017 tarihinden bu yana yayında olan “İlham Verenler”. İletişim, tasarım, medya, sanat alanlarındaki işleri ve eserleri ile tanınan kişilerle yapılan söyleşilerin yayınlandığı, katılımcısı ve okuyucusu arasında faydalı bir iz bırakma arzusunda olan bu mini röportaj dizisini okumaya başladığınızda kolay kolay ayrılamayacaksınız linkten. Bir diğer ayrıcalığı da; kendi alanlarındaki işleri-eserleri ile gurur duyan tüm ziyaretçilerin ve okurların katılımına açık olması. Sizler de kariyerinizde keşfettiğiniz öneri ve tavsiyeler ile bu mini yayına katkı sağlamak isterseniz, mesajınızı “bilgi[at]ilhamverenler.com” e-posta adresine iletebilirsiniz.
Sevgiyle ve muhabbetle…
“İlham Kaynakları” http://ilhamkaynaklari.com
“İlham Verenler” http://ilhamverenler.com


Birbirimizi Tamamen ve Derinden Sevip, Kabul Edelim

“In Lak’ech Ala’kin” Maya kültüründe insanlar ellerini kalplerinin üzerine koyup böyle diyerek selamlarmış birbirini. “Ben bir başka Sen’im, sen de Ben’sin”

“Sen ve ben. Biz Bir’iz. Senin canını acıtamam kendimi yaralamadan…” der Mahatma Gandhi de.

Bizler; birbirimizi tamamen ve derinden kabul edip sevemedikçe, Bir’lik bilincini içselleştirmedikçe; hayatlarımıza huzurun, bolluk-bereketin, coşkunun gelmeyeceği, değişimin gerçekleşemeyeceği, kendi yarattığımız cehennemlerde yaşamaya devam edileceği aşikar.

Sükünet ve sabırla çabalamaya; yüreklerimizde endişe, kızgınlık, düşmanlık yerine huzur ve sevgi beslemeye devam etmeliyiz. Değişim önce kendimizle başlıyor; düşüncelerimiz, davranışlarımız, söylemlerimiz, kelimelerimizle. #Barış #Kardeşlik #Birlik #Sevgi #Dostluk #İyilik #Huzur #Saygı #Dürüstlük #Bolluk #Bereket bu kelimelere günlük hayatımızda bolca yer vermeye niyet edelim. Güzellikleri, dostluğu, sevgiyi, huzuru paylaşalım ve çoğaltalım.
Muhabbetle…

Yazıya görüntü olarak kullandığım fotografları 2017 de, sonbaharda farklı zamanlarda Konyaaltı sahilinde çektim. O muhteşem maviliğe bakmak bana hem huzur veriyor, hem de daha güzel bir dünya hayal etmek için güç veriyor. Sizlerin de ruhuna iyi gelmesi dileğiyle paylaşıyorum.

 


29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Hepimize Kutlu Olsun

Cumhuriyetimiz bu yıl 94 yaşında. Emperyalist devletlerin kuyruk acıları nedeniyle silip yok etmeye çalıştıkları bu zaferi; millet olmayı ümmet olmaya tercih edenlere rağmen, her zamankinden daha coşkuyla kutlayacağız.

Fikri ve vicdanı hür olarak yaşamamızı sağlayan Atatürk ve silah arkadaşlarını; kimsenin kölesi olmadan yaşayabilmemiz için kendilerini 7 düvelin askerine siper eden gazilerimizi ve şehitlerimizi minnetle anıyoruz.

Karşılarına dikilmiş tam donanımlı emperyal ordulara rağmen; Atatürk ve silah arkadaşlarının başardıklarını, küçük yaşlarımızdan başlayarak eğitimimizin her adımında öğrendik. Yeniden hatırlayalım.

“Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh, bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı, vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça, terk olunamaz. Onun için küçük, büyük her cüzütamı, bulunduğu mevziden atılabilir. Fakat küçük, büyük her cüzütam ilk durabildiği noktada, tekrar düşmana karşı cephe teşkil edip muharebeye devam eder. Yanındaki cüzütamın çekilmeye mecbur olduğunu gören cüzütamlar, ona tabi olamaz. Bulunduğu mevzide nihayete kadar sebat ve mukavemete mecburdur.” (1920 Atatürk)

“Biz bir amaç takibediyoruz. Bu amacımız öteden beri muhtelif vesilelerle ifade edilmiştir. Ben şimdi de onu tekrar ediyorum: Milletin, devletin bağımsızlığını muhafaza etmek. Bunun içinde namus ve şeref tamamen yer alacaktır. Müstakil olarak milletimizin muayyen hudutlar dâhilindeki tamamiyetini muhafaza etmektir. Bunun için muharebe ediyoruz. Efendiler; memleketimizin ellide biri değil, her tarafı tahribedilse, her tarafı ateşler içinde bırakılsa, biz bu topraklar üstünde bir tepeye çıkacağız ve oradan savunma ile meşgul olacağız. Bundan dolayı iki karış yer işgal edilmiş, üç beş köy tahrip edilmiş diye burada feryada lüzum yoktur. Ben size açık söyliyeyim; efendiler bazı yerler işgal edilmiştir bunun üç misli daha işgal edilmiş olunabilir. Fakat bu işgal hiçbir vakitte bizim imanımızı sarsmayacaktır.” (1920 Atatürk)

“Vatan mutlaka selamet bulacak, millet mutlaka mesut olacaktır. Çünkü kendi selametini ve kendi saadetini; memleketin, milletin saadeti ve selameti için feda edebilen vatan evlatları çoktur. “ 25-26 Nisan 1922 Atatürk

“Milletin mukadderatını doğrudan doğruya üzerine alarak karamsarlık yerine ümit, perişanlık yerine düzen, tereddüt yerine azim ve iman koyan ve yokluktan koskaca bir varlık çıkaran meclisimizin, yiğit ve kahraman ordularının başında bir asker sadakat ve itaatiyle emirlerinizi yerine getirmiş olduğumdan dolayı, bir insan kalbinin nadiren duyabileceği bir memnuniyet içindeyim. Kalbim bu sevinçle dolu olarak, pek aziz ve muhterem arkadaşlarımı, bütün dünyaya karşı temsil ettikleri hürriyet ve bağımsızlık fikrinin zaferinden dolayı tebrik ediyorum. “ 1922 (Atatürk’ün S.D. I, S.240)


Thor: Ragnarok

Marvel evreni eğlenceli bir filmle sinemalarda bu hafta. Thor:Ragnarok; sıradan izleyiciye keyifle vakit geçirtirken, Marvel tutkunlarını pek de tatmin etmeyebilir. Ben eğlendim ve güzel vakit geçirdim, tabii Loki ile tekrar buluşmanın katkısı da var ????

Oyuncuların çekim sırasında epey eğlendiklerini düşündüm filmi izlerken. İtiraf etmeliyim süper kahramanların güldürebildiği filmlerden daha çok hoşlanıyorum. Sinemaya gitmek eğlence amaçlı benim için ve bu film de ona verdiğim parayı sonuna kadar hak etti ???? En sevdiğim Led Zeppelin parçalarından biri olan Immigrant Song (Valhalla I’m Coming) dinlemek de ayrıca keyifliydi.

Filmin oyuncu kadrosu, Oscar törenindeki kırmızı halı tadında kalabalık. Yönetmen Taika Waititi cömert davranmış hem kadroyu, hem de konuk oyuncuları seçerken. Chris Hemsworth, Mark Ruffalo, Cate Blanchett, Jeff Goldblum, Tom Hiddleston, Anthony Hopkins, Idris Elba, Tessa Thompson ana rollerdeler. Kısacık da olsa Dr.Strange olarak hınzır görüntüsüyle aklınızı alıverecek Benedict Cumberbatch. Tiyatro sahnesinde ise Loki ‘yi Matt Damon , Thor’u küçük kardeş Luke Hemsworth ve Odin‘i de Sam Neill canlandırıyor. Yine kısa süre de gözükse karizmasıyla sıyrılıveren Ken Watanabe atlanmamalı. Topaz rolünde Yenı Zelanda’lı oyuncu Rachel House ve Volstagg rolünde İrlandalı oyuncu Ray Stevenson da göz dolduruyorlar. Arada Zachary Levi’ı fark edememek de benim ayıbım olarak kalsın.

Bu haftasonu kendinizi eğlendirin derim. İstanbul dışında ve 2D izlemek zorunda kaldım, sizler IMAX seçeneğini tercih edin. Film 13 yaş altı için uygun değil, çocuklarınıza başka eğlenceler bulun.

Film ile ilgili detaylar: http://www.imdb.com/title/tt3501632/
Soundtrack bilgileri: https://g.co/kgs/CRrE3W

Görsel kaynakları:

http://forumcinemaslv.blob.core.windows.net/1012/Event_8610/gallery/ThorRagnarok%20(24).jpg
http://www.etonline.com/sites/default/files/images/2017-10/cate-blanchett-thor-ragnarok.jpg
http://akns-images.eonline.com/eol_images/Entire_Site/2017920/rs_1024x429-171020123519-1024.thor-ragnarok-4.102017.jpg


Varoluşunuza Şükredin ve Elinizde Olanla Kendi Müziğinizi Yapın

Güzel bir alıntı okudum bu sabah suret kitabında, değerli dost Zeynep Yelçe paylaşmıştı. Haham Wayne Dosick anlatımı olduğu söylenen ve bizim dilimizde uzun yıllardır çeşitli kaynaklarda kullanılan bir alıntı. İçinde bulundukları durumdan hoşnut olmayan, sürekli yakınan ama dönüşmek, değişmek için çaba harcamayan dostların okuyup, az da olsa olumlu düşünmeyi, yaşadıkları her gün varoluşlarına şükretmeyi denemelerini ve ellerinde olanla yapabileceklerinin en iyisini yapmayı hedeflemelerini dilerim. Sevgiyle ve muhabbetle…

Not: Fotografın konuyla ilgisi sadece ruhuma iyi gelen her tonda maviyi içinde barındırması, umarım sizlere de iyi gelir.

3 Telli Keman
18 Kasım 1995 günü, keman sanatçısı Itzhak Perlman, New York’ta, Lincoln Center’daki Avery Fisher Salonu’nda bir konser vermek üzere sahneye çıktı. Eğer herhangi bir Perlman konserinde bulunmuşsanız bilirsiniz ki, onun için “sahneye çıkmak” hiç de küçümsenecek bir başarı değildir…
Çocukluk yıllarında çocuk felcine yakalanmış olan Perlman’ın her iki bacağında da destekleyici ateller vardır ve ancak kol değneği yardımıyla yürüyebilmektedir. Onu sahne üzerinde her defasında sadece bir adım atabilmek suretiyle acı içinde ve yavaş yavaş yürürken izlemek, unutulmayacak bir görüntüdür.
Ağrılar içinde ama ihtişamla yürümektedir, sandalyesine erişinceye kadar. Sonra oturur, yavaşça koltuk değneklerini yere koyar, bacaklarındaki atellerin klipslerini açar, bir ayağını geriye iter, ötekini öne uzatır. Daha sonra yere eğilerek kemanını alır, çenesinin altına koyar, orkestra şefine başıyla işaret verir ve çalmaya başlar.
Şu zamana değin, izleyiciler bu ritüele alışmışlardır. O, sahnenin bir ucundan sandalyesine doğru ilerlerken sessizce otururlar. Bacaklarındaki klipsleri açarken, inanılmaz bir sessizlikle beklemektedirler. Çalmaya hazır olana dek beklerler…
Ancak o konserde bir şeyler ters gitti… Daha ilk birkaç satırı çalmıştı ki, kemanın tellerinden bir tanesi koptu. Telin kopma sesini duyabilmek mümkündü, salonun bir ucuna tabancadan fırlayan kurşun gibi gitmişti ses! O sesin ne anlama geldiği konusunda yanılmak imkansızdı. Ve bunun akabinde ne yapılması gerektiği konusunda da…
O gece orda olan insanlar, kendi kendilerine şöyle düşündüler… “Anlamıştık ki, yeniden ayağa kalkması, atelleri yeniden takması, koltuk değneklerini alması, yavaş yavaş sahne arkasına gitmesi veya yeni bir keman bulması ya da yeni bir tel takması gerekecekti…
Ama o öyle yapmadı… Bunun yerine bir dakika kadar bekledi, gözlerini kapadı ve sonra şefe yeniden başlaması için işaret verdi. Orkestra başladı ve o kaldığı yerden devam etti. Ve daha evvel hiç görülmemiş bir tutku, güç ve saflıkla çaldı! Elbette herkes bilmektedir ki, senfonik bir eseri sadece 3 telle çalmak imkansızdır. Bunu ben de bilirim, sen de bilirsin, herkes bilir ama o gece Itzhak Perlman bilmeyi reddetmişti!
Onu parçayı kafasında modüle ederken, değiştirirken ve yeniden bestelerken görebilirdiniz. Bir noktada, telleri nerdeyse yeniden tonlamışçasına sesler çıkarmaktaydı kemandan, daha evvel hiç vermedikleri sesleri vermelerini sağlamak için…
Bitirdiğinde, salonu olağanüstü bir sessizlik kapladı. Akabinde, seyirciler ayağa kalktı ve tezahürata başladılar. Oditoryumun her yanından inanılmaz bir alkış patladı. Hepimiz ayaktaydık bağırıyor, ıslık çalıyor, alkışlıyor, yaptığını ne kadar takdir ettiğimizi, beğendiğimizi anlatacak her türlü hareketi yapıyorduk!
Gülümsedi, yüzünden akan terleri sildi, yayını kaldırarak bizi susturdu ve böbürlenerek değil ama sessiz, güçlü, dingin bir tonla şöyle dedi…
“Bilirsiniz, bazen de sanatçının görevidir, elinde kalanlarla ne kadar daha müzik yapabileceğini bulmak…”
Bu ne güçlü bir cümledir! Duyduğumdan beri aklımdan çıkmıyor. Ve kim bilir? Belki de bu bir yaşam tarzıdır, sadece sanatçılar için değil, hepimiz için…
Burada, tüm yaşamını bir kemanın 4 teli ile müzik yapmak üstüne kuran ve birden bire, bir konserin ortasında kendini sadece 3 tel ile bulan bir adam vardır. Öyleyse, o da 3 tel ile müzik yapmayı seçer, ve o gece yaptığı, sadece 3 telle yaptığı müzik, daha evvel yaptığı, 4 teli varken yaptığı her şeyden daha güzel, daha kutsal, daha unutulmazdı…
O zaman belki de bizim görevimiz, yaşadığımız bu sallantılı, hızla değişen, ürkütücü dünyada kendi müziğimizi yapmaktır… Önce elimizde olan her şeyle, ve daha sonra bu artık imkansız olduğunda, sadece elimizde kalanlarla…

 


Sadece Gidin – Just Go

En iyi yol savaşmak değildir, sadece gidin. Her zaman bir şeyleri düzeltmeye calışmayın. Kaçtığınız şey yalnızca sizinle daha uzun süre kalıyor. Bir şeyle savaştığınızda, sadece onu daha güçlü yapıyorsunuz. ” Chuck Palahniuk, Görünmez Canavarlar

“The best way is not to fight it, just go. Don’t be trying all the time to fix things. What you run from only stays with you longer. When you fight something, you only make it stronger.” Chuck Palahniuk, Invisible Monsters

 

 

 

 

 

Image source: http://data.whicdn.com/images/140059811/original.jpg


Sayfalar:1...10111213141516...62