:::: MENU ::::

Depreme Hazırlıklı Olun!

Aksigorta’nın AKUT’la birlikte; toplumumuzu başta deprem olmak üzere sel ve yangın gibi doğal afetler konusunda bilgilendirmek üzere 2010 yılında başlattığı ve 5 yıllık kurumsal sosyal sorumluluk projesi olarak tasarladığı “Hayata Devam Türkiye” Projesi’nin 5. ve son etabı Sabancı Müzesi’nde.

akut tir

“Hayata Devam Türkiye” Projesi’nin 5. etabı boyunca; Aksigorta’nın deprem tırı Sabancı Müzesi’nin bahçesinde olacak. Müze’nin ziyaretçilerine ve İlköğretim öğrencilerine 30 Haziran’a kadar G Force deprem simülatöründe 1999 yılında yaşanan 7,4 büyüklüğündeki Marmara Depremi yaşatılarak, konunun önemine bir kez daha vurgu yapılacak. “Güvenli Oda” ve “Güvenli Olmayan Oda” olarak iki farklı bölümün bulunduğu deprem tırında eşyaları sabitlemek gibi alınabilecek basit önlemlerin önemine dikkat çekilecek.

aksigorta_akut(1)

Binlerce vatandaşımızı yitirdiğimiz 1999 Marmara ve ardından yaşanan depremlerde, afetler konusunda bilgi yetersizliğinin, kayıpları daha da artırdığı gerçeğinden yola çıkılarak tasarlanan ve uygulanan “Hayata Devam Türkiye” Projesi’nin ilk 4 yılında 52 il, 174 ilçede toplamda 5.4 milyon kişi “Hayata Devam” demiş. 700 bine yakın öğrenciye ulaşılan kurumsal sosyal sorumluluk projesi kapsamında 60 bin kilometre yol katedimiş, eş zamanlı olarak sosyal medyada gerçekleştirilen çalışmalarla da 1.4 milyon kişi bilgilendirilmiş.

guvenlik1(1)

“Hayata Devam Türkiye” projesi, geçtiğimiz 4 yıl içinde 3 kez ödülle taçlandırılmış. 2013 yılında 2.400 başvurunun yapıldığı SABRE ödüllerinde Türkiye’den Altın SABRE 2013 ödülünü alan “Hayata Devam Türkiye” Projesi; aynı yıl Stevie 2013 Uluslararası İş Ödülleri’nde de bronz ödüle layık görülmüş. “Hayata Devam Türkiye” Projesi, 2012 yılında da Türkiye Halkla İlişkiler Derneği tarafından verilen ve Türkiye’nin en prestijli ödülleri arasında yer alan Altın Pusula Ödülleri’nde Kurumsal Sorumluluk-Eğitim kategorisinde en iyi proje ödülünü almış.

Deprem konusunda hem çocuklarınızı bilgilendirmek, hem kendi bilgilerinizi tazelemek, hem de bu sıcak günlerde Sabancı Müzesi’nin muhteşem bahçesinin keyfini çıkarmak için mutlaka uğrayın.


Fargo Televizyon Dizisi Olmuş, Pek Güzel Olmuş

2014 Winter TCA Tour - Day 6

Coen kardeşlerin 1996 yapımı kült filmleri Fargo; FX kanalı ve MGM işbirliğiyle 10 bölümlük dizi olarak ekranlarımıza konuk oluyor. Filmin oyuncu kadrosu muhteşemdi, dizinin oyuncu kadrosu da hiç aşağı kalmıyor. Efsane oyuncular Billy Bob Thornton ve Keith Carradine, sevimli Dr.Watson’umuz ve sarsak Hobbit’imiz Walter Freeman, her kılığa girebilen Oliver Platt, oyunculuktan yana nasibini alamamış olmasına rağmen yılmadan deneyen Colin Hanks, Private Practice ve Grey’s Anathomy izleyicilerinin hemen tanıyacağı Kate Walsh, arıza tiplerin vazgeçilmez ismi Adam Goldberg, çocuk oyunculuktan genç kızlığa koşan Joey King ilk 3 bölümde gözüme ilişenler. Tabii dizilerden aşina olduğumuz daha pek çok oyuncu var.

Fargo_CL_0871.JPGGenellikle kanlı sahneler olan dizileri izlemekten kaçınırım, ama Freeman/Thornton işbirliği fikri çok çekici geldi ve 3 bölümü üst üste izleyiverdim. Heyecanla dördüncü bölümü bekliyorum. Filmi ezbere bilmem heyecanlanmamı engellemiyor 🙂 Yine de filmi izlemiş olanlara; bildiklerini unutup, diziyi ilk kez görür gibi izlemelerini öneriyorum.
Filmle ilgili detaylar için BURAYA tıklayınız.


50.Diyabet Kongresi Antalya’da Başladı

kongreGeçen hafta 50.Ulusal Diyabet Kongresi basın toplantısında konuyla ilgili pek çok bilgi dinledim. Türk Diyabet Cemiyeti Başkanı Prof. Dr. Hasan Ilkova, Türkiye Diyabet Vakfi Başkanı Prof. Dr. Temel Yılmaz, 50. Diyabet kongresi Genel Sekreteri Prof. Dr. Demet Çorapcıoğlu, 50. Diyabet kongresi Başkanı Prof. Dr. Ali Rıza Uysal’ın katılımlarıyla gerçekleşen toplantıda Türkiye’de diyabet farkındalık oranının %37 olduğunu öğrendim. Ürkütücü bir rakam. Toplumun %70 inin şişman olması farkındalığı arttırmamış ne yazık ki. %53 gövdesel şişman bireylerin büyük bölümü kadınlar. TURDEP çalışmasında 20 yaş üstü farkındalık oranı % 14, diyabetli olmayanlarda ise % 25. Hızla yayılan bu hastalık, yani insülin direnci şişmanlığın da % 80 nedenini oluşturuyor. Diyabet adayı olan % 50’lik kesimin, sadece %20’sinin hastalık hakkında fikri var. Hürrem’in yüzüklerini ve saç rengini takip etmeyi çok daha önemseyen hemcinslerimin varlığını bilmek iç acıtıcı. Her gün ekranlarda, dergilerde, alışveriş noktalarında hepsinden önemlisi okul kantinlerinde albenili ambalajlarıyla şeker, mısır şurubu, aspartam gibi katkı maddeleriyle dolu içecekler, gıdalar ve şekerlemelerin tehdidi altındaki yeni nesilden de, diyabet konusunda bilinçlenmesini beklemek abesle iştigal bana göre. Hal böyle olunca da kısır döngü devam edecek ve olanları keyifle izleyen global markalar ile büyük ilaç devleri el ele kolkola karlarını katlamaya devam edecekler.
Glaucometer for Measuring Blood SugarDiyabet tedavisi multidisipliner bir tedavi. Türkiye’de 7 milyon olduğu düşünülen diyabetli grubun farkındalık ve tedavisinde özellikle aile hekimlerinin rolü çok büyük. Aslında özellikle tip II diyabet 1. basamakta çözülebilir. Ekipte diyabet hemşiresi ayrıca önemli rol oynuyor. Diyabet hemşireliği son bir kaç yıldır mesleki olarak tanımlanmış ve diğer hemşireler arasında uzmanlaşmış durumda. Aile hekimlerine düşen her 3000 kişiden en az 200 kişinin diyabetli olduğu düşünülürse aile sağlığı merkezlerine de diyabet hemşiresi zorunlu hale geliyor. Diğer önemli grup ise diyetisyenler. Ne yazık ki bu önemli çalışma için sayıları çok yetersiz. İstanbulda’ki aile sağlığı merkezlerinin sadece 10-15’inde diyetisyen bulunuyor.
Diyabetin multidisipliner olduğunu kanıtı olan diğer veri de bir çok hastalığın 1 numaralı nedeni olması; Kardiovasküler hastalıklar, miyokard enfarktüs, felç, 20 yaş üstü körlük, trafik kazası dışındaki bacak ampütasyonları, hipertansyon, ağız sağlığı sorunları gibi.
Diyabet insülin salgı bozukluğu ve buna bağlı olarak kan glukoz düzeyi yükselmesi ile kendini gösteren, karbonhidrat, yağ ve protein metabolizması bozuklukları ile seyreden kronik, yani yasam boyu suren bir hastalık. İyi tedavi edilmediği takdirde, kalıcı organ hasarları bırakabilen, kalp ve damar hastalıklarından ölüm riskini artıran bir hastalıktır. Diyabet tedavisi ile ilgili yapılan klinik araştırmalar düzenli ve dikkatli glukoz ayarının diyabetin göz, böbrek ve sinir sistemine ilişkin komplikasyonlarını bir oranda önlediğini göstermiş. Yine bu çalışmaların kısa dönem sonuçları kalp damar hastalıklarını sayısal olarak azalttığını göstermiş ancak bu azalma istatistiksel olarak anlamsız bulunmuş. Bu çalışmaların sona erdirildikten sonra uzun dönem sonuçlarına bakıldığında kalp damar hastalıklarının ve ölüm oranının azaldığı saptanmış.
Kongre boyunca diyabetin nedenleri ve oluş mekanizmaları üzerinde durulacak ve diyabetin tedavisinde yeni bilgilerin etkileri konuşulacak. Diyabetin tedavisinde kullanılan insülin tedavisindeki yenilikler ve yeni insülin preparatları ve yeni kullanım şekilleri kongre bilimsel programında yer alacak. Diyabet tedavisinde özellikle inkretinler adı verilen bağırsak hormonlarının tedavideki yeri tartışılacak, yeni insülin verilme yolları (örneğin solunumla alınan ve oral yoldan alınan insülinler), pankreasın insülin salgılayan beta hücresinin ömrünün uzatılması ve yeni tedavi beklentileri üzerinde durulacak.
Obezite ve diyabetin tedavisinde artık daha fazla konuşulup tartışılan bariatrik cerrahi ile ilgili bir panelde bu tedavi şekli tartışılacak. Yaşlılarda diyabetin tedavisindeki farklılıklar tartışılacak ve hipogliseminin önemi üzerinde konuşmalar yer alacak. Gebelik Diyabeti tartışılacak diğer önemli bir konu olarak programda yer alıyor.
23-27 Nisan tarihleri arasında Antalya’da yapılacak kongre ile ilgili daha detaylı bilgilere BURAYA tıklayarak erişebilirsiniz.


23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Hepimize Kutlu Olsun

Bu sabah çocukluğumdaki gibi heyecanla uyandım. Rahmetli dedemle birlikte Taksim Meydanı’na gider törenleri izlerdim çocukken. Uzun zamandır öyle görkemli kutlamalar ve törenler yapılmıyor artık, yasak. Hatta bir Taksim Meydanı da yok, vatandaşa yasaklanan beton yığını bir zevksizlik örneği var.

Atatürk
İçinizdeki çocukla birlikte 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı gönlünüzce kutlayın lütfen. Çocukları olanlar özellikle sizler; haydi en güzel giysilerinizi geçirin üzerinize ve çıkın dışarıya. Havanın güzelliğinden de yararlanıp çocuklarınızla çocuk olun, onlara bu bayramın önemini ve neden çocuklara armağan edildiğini mutlaka anlatın. Ülkenin durumundan endişe ettiği hakkında sürekli söylenen ebeveynler özellikle sizler haydi kımıldayın; kapın çocuğunuzu torununuzu çıkın dışarı, hem ona hem kendinize hatırlatın çocukluğunuzu. Varsın resmi kutlamaların önünü kapasınlar; parklar, deniz kenarları hala bizim. Hep hatırlayalım ve hatırlatalım:
“Vatan mutlaka selamet bulacak, millet mutlaka mesut olacaktır. Çünkü kendi selametini ve kendi saadetini; memleketin, milletin saadeti ve selameti için feda edebilen vatan evlatları çoktur. “
25-26 Nisan 1922 Atatürk


Spidey İle İkinci Kez Buluştuk

Bu sabah öngösterimle izleme şansı buldum “The Amazing Spider-Man 2™/İnanılmaz Örümcek-Adam 2″ filmini. İkinci filmle bir kere daha karar verdim; en sevdiğim Spidey, bu duygusal ve esprili Spidey. İlk filmin başlarında “bu çocuk gerçekten örümcek gibi incecik ve çelimsiz” diye düşünsem de filmin ilerleyen dakikalarında keyifle izlediğim yeni bir Spidey’im olmuştu.

spidey1
Yönetmenliğini Marc Webb’in yaptığı ikinci film, yine heyecanlı sahnelerle dolu. Spidey olmaktan büyük keyif alan Peter için, hiçbir his gökdelenler arasında salınmakla, bir kahraman olmayı benimsemekle ve Gwen’le zaman geçirmekle bir değil. Bu filmde yeni düşmanlar çıkıyor karşısına. Jamie Foxx’un canlandırdığı Electro müthiş bir ekibin emeğinin ürünü. VFX ekibi o kadar başarılı ki, bir anda elektrik sizi de çarpacak gibi hissediyorsunuz.
Peter’ın çocukluk arkadaşı ve Oscorp’un varisi Harry (Green Goblin) rolündeki Dane DeHaan’ı uzunca bir süre “bu çocuğu nereden hatırlıyorum” hissiyle izledim. Filmden çıkınca, imdb sağolsun hatırlatıverdi 🙂 Üçüncü filmde yeniden karşılaşacağız sanırım.

spidey
Hans Zimmer, Pharrell Williams ve Johnny Marr’ın yer aldığı The Magnificent Six imzasını taşıyan müziklerle de, filmin normalden uzun süresinin nasıl geçtiğini anlamayacaksınız. Bu haftasonu; kiminizin içindeki çocukla, kiminizin de kendi çocuklarıyla keyifli vakit geçirmek için iyi bir seçeneği var. Filmle ilgili daha fazla detaya ulaşmak ve fragmanı izlemek isterseniz BURAYA tıklayın.

Hepinize iyi seyirler…


Kanser bize yetişmeden… Yürümeye var mısın? #Lösev

Kanser bize yetişmeden… Yürümeye var mısın?

losev

 

ANKARA: Saat :10.30 | Eymir TRT Girişi 
0312 447 06 60 | 0532 723 04 44

İSTANBUL: Saat :11.00| Caddebostan Sahil
0212 268 68 68 | 0530 936 33 22

İZMİR: Saat :11.00 | Karşıyaka Anıtı
0232 381 66 44 | 0530 643 55 80

BURSA: Saat :10.00 | Botanik Park – Soğanlı
0224 233 33 36 | 0530 301 01 31

ANTALYA: Saat :11.00 | Cumhuriyet Meydanı – Varyant
0242 316 06 63 | 0530 667 47 20

*ANKARA : Ücretsiz servislerden yararlanmak isteyen katılımcıların en geç
1 Mayıs’a kadar LÖSEV Halkla İlişkiler Departmanı ile iletişime geçmesi gerekiyor.


Spidey İle Yeniden Buluşma Tarihimiz 25 Nisan

Yönetmenliğini Marc Webb’in yaptığı “The Amazing Spider-Man 2™/İnanılmaz Örümcek-Adam 2” filmi 25 Nisan’da gösterime giriyor. Başrollerde Andrew Garfield, Emma Stone, Jamie Foxx, Dane DeHaan, Campbell Scott, Embeth Davidtz, Colm Feore, Paul Giamatti ve Sally Field’in yer aldığı serinin ikinci filminin yapımcıları Avi Arad ve Matt Tolmach. Hikayesi ve senaryosunu Alex Kurtzman, Roberto Orci ve Jeff Pinkner’ın kaleme aldığı “The Amazing Spider-Man 2™/İnanılmaz Örümcek-Adam 2”; Stan Lee ve Steve Ditko’nun yarattığı Marvel Comic Book karakterine dayanıyor. Filmin görüntü yönetimi Dan Mindel’ın, yapım tasarımı Mark Friedberg’ün, kurgusu Pietro Scalia’nın, kostüm tasarımı Deborah L. Scott’ın, filmin müzikleri ise Hans Zimmer, Pharrell Williams ve Johnny Marr’ın yer aldığı The Magnificent Six’in imzasını taşıyor.
Yapımcılardan Matt Tolmach film hakkında şöyle demiş: “Peter Parker her zamanki gibi genç bir erkek olmak ile bir süper kahraman olmak arasında denge kurmaya çalışıyor. Her şeye sahip olabileceğini sanıyor. Ama hayat seçimler yapmayı ve tavizler vermeyi gerektirir. Bütün Örümcek-Adam hikayelerinin temelinde bu düşünce vardır. Peter’ın bu ikilemi her zaman var olacak. Ve bu filmde olaylar, Peter’ı pek de kontrol edemediği büyük bazı seçimler yapmaya mecbur bırakacak.”  spidey1
Yönetmen Marc Webb’in bakışı da şöyle; “Bizim filmimiz piyasaya çıkan herhangi bir film kadar, hatta beki daha fazla görselliğe ve aksiyona sahip. Olağanüstü büyük çaplı bir yapım. Fakat eğer karakterleri önemsemiyorsanız, bu dinamik görsel savaş ve aksiyon hiçbir şekilde bir şey ifade etmez. Peter Parker’ı çevreleyen çatışmalar, dünyada büyümeye çalışan bir çocuk hakkında inanılmaz hassas ve insani bir hikaye yaratıyor. Biz bunu destansı, operavari bir boyuta yayıyoruz, ama özü başlı başına hayat dolu, korunaklı, güzel, komik ve eğlenceli. Peter’ın güçleri kahramanlığının sadece bir parçası ve hatta en önemli parçası bile değil. Onu kendisi yapan şey, karakteri, haysiyeti”

spideyİlk filmde Peter Parker için yeni bir vizyon yaratan BAFTA ödüllü aktör Andrew Garfield, ikinci filmde rolü yine üstlenen isim. Andrew Garfield, Örümcek-Adam’ı ezilmişlerin koruyucusu olarak görüyor: “Aşırı gelişmiş bir sorumluluk anlayışı ve kahramanca dürtüleri var; ayrıca, çok derin bir adalet anlayışına sahip. Bu, öğrenebileceğiniz bir şey değil, doğuştan gelen bir şey.” Garfield yapımcıların çizgi romanlardaki karakterizasyona geri dönerek bu filmde karakteri çok daha fazla açtığını söylüyor: “Peter Parker kendi ayağına bile takılıp düşebilirken, Örümcek Adam herkese çelme takabilir. O bir dalavereci. Dalaverecinin tanımlayıcı özelliklerinden biri, düşmanlarının zayıflıklarını yumruk ve tekmeler savurmak yerine onlara karşı kullanarak, kendi kendilerini dövmelerini sağlamaktır.”

Bana göre ise; serinin bu filminde en dikkat çekici öge, stüdyo tarihinde sürdürülebilirliğe önem veren en çevreci yapım olması. Çekimler sırasında karbon ayak izini azaltmak için büyük gayret gösterilmiş. Ormanları koruduğuna dair belgesi bulunan ahşaplar kullanmak; set ışıklandırmasının büyük bir kısmında LED’den yararlanmak; hasar görmüş film arabalarını onarmak ve satmak; jeneratörlerde biyodizel yakıt kullanmak gibi çabalar gözle görülemese de gerçek bir fark yaratmış. Tekrar kullanılabilen şişeler sayesinde 193.000 plastik su şişesi israfını önlemişler. Central Park’taki su deposunu (3.971 metreküp) doldurmaya yetecek kadar malzemeyi geri dönüşümle ya da kompost olarak değerlendirmişler. 3.5 yeni Özgürlük Heykeli yapılabilecek miktarda arazi dolgusundan 755 tonluk malzemeyi dönüştürmüşler. Sette artan yemekler korunarak bağışlanmış ve New York şehrindeki muhtaç insanlar için 5.620 öğün sağlanmış. Çalışmalarla ilgili bir videoyu BURAYA tıklayarak izleyebilirsiniz. https://twitter.com/ecospidey adresinden takip edebilir, Eco Spidey Game adresinden oyununa da ulaşabilirsiniz.

Film hakkında daha detaylı bilgi almak isterseniz, resmi web adresine BURAYA tıklayarak erişebilirsiniz.
Fragmanı izlemek için de BURAYA tıklayabilirsiniz.


İkonannem Blogu İle Anılara Yolculuk

Power FM yıllarında rastlantıyla dinlemeye başlayıp, RadioOxygen ile takibe devam ettiğim sevgili DJ Barthez ‘in sabah saatlerinde Facebook üzerinde paylaştığı bir Chicago parçasına yorum yazdıktan sonra, acaba bizim Hydromel tayfasından birilerine rastlar mıyım diyerek internette tarama yaptım.

ikon anne 2
Gelen sonuçlar arasında linkten linke atlarken ilginç siyah beyaz fotograflar ilişti gözüme. Karşıma pek keyifli bir blog çıktı. İkonannem isimli blogun sayfaları arasında vaktin nasıl geçtiğinin farkına varamadım.
Fotograflar beni çocukluğuma götürüverdi bir anda. Annemle babamın davetlere katılacakları zaman nasıl özenle hazırlandıklarını hatırladım. Sonra kendi ilk gençlik yıllarımı buldum sanki fotograflarda; öğleden sonra özenle giyinilip gidilen çaylar, haftasonları akşamları önce Boğaz’a yemeğe gidilip, gecenin ilerleyen saatlerinde Hydromel veya Regine hangisinde daha çok arkadaşımız varsa sabahlara kadar dans edilip eğlenildiği günlere uzanıverdim.  ikon anne
Yıllar içindeki değişimleri gözlemlemek için pek güzel bir kaynak olmuş, emek verenlerin ellerine sağlık.
BURAYA tıklayarak mutlaka inceleyin derim.


İnternet Yasaklarının Dijital Reklam Sektörüne Etkisi Yıkıcı Olacak

Uzunca bir süredir; internet yasakları ile ilgili gerek yurt içinde gerek yurt dışında yayınlanan her yazıyı, her bilgiyi satır satır tarıyor ve okuyorum. Özellikle ülkemizde reklam sektörünün büyük oyuncularının ve basının bu konuya neden bu kadar az tepki gösterdiğini anlamaya çalışıyorum. Hemen hemen sektördeki şirketlerin çoğu yasaklara karşıy “mış gibi” yaptılar. Yeterli değildi, internet yasası ağır cezai yaptırımlara yol açacak şekilde onaylandı. Şimdilerde Twitter, Youtube ve olası bir Facebook yasaklanmasında da dijital reklam ajansları ve çalışanları büyük zarar görecekler. Hatta dün okuduğum bir yazıda VPN ve DNS değişikliği ile internete bağlanmalar nedeniyle reklam gelirlerinde büyük düşüşler olduğundan söz ediliyordu. (Kaynak : Turk Internet )

twitter
Şimdi adım adım birlikte düşünelim; internet yasaklarıyla birlikte dijital reklamcılıktan pay alan büyük oyuncuları hafifçe yana itelim (çoğunlukla bir dünya devi ajansın mutfağında olanlar, yabancı ortağı olanlar gibi gibi), sektörün küçük cirolu oyuncuları yasaklardan önce, koca koca markalardan pay alıp güzel ve göz alıcı işler yapmaya başlamışlardı. Pastanın dilimlerinde payların oranı hızla değişiyordu. Aynı durum TV ve basılı mecralar için de geçerliydi. Bilgisayarları, tabletleri ve cep telefonlarıyla internete bağlanan tüketicileri hızla yakalayan, o dev yayın kuruluşlarının hantal yapılarına kafa tutan birileri vardı ortalıkta. Hala akıllarının alamadığı konu; internet denen ele avuca gelmez yeniliğin, kimsenin tekelinde olamayacağı ve yasaklanamayacağıydı. Hükümet yandaşı/kuklası konumundaki çoğu yayın kuruluşu ve basılı medya devlerinin internet yasağına ses çıkarmayışı anlaşılır tabii, nispeten bağımsız sayılabilecek diğerlerinin yeterince ses etmemesi de yıllardır sömürdükleri reklamverelerin daha az bütçelerle daha efektif kampanyalar yapabileceklerini fark edip ellerinden kaçırmamaya çalışmalarıydı. İnternet reklamcılığı ölürse, yine TV reklamlarına dönüş başlar, markalar yeniden gazete ve dergilerde yer almaya başlarlar diye hesap ediyorlar sanırım. Kaybedilenin sadece bütçeler değil, daha önemli konular olduğunu anlamalarını umuyorum, biraz daha sağduyulu olmanın, insan olmakla mümkün olabileceğine inancım devam ediyor. youtube
Hemen belirteyim aktif olarak iş hayatı içinde değilim, emekliyim; akıllara yanlış bir soru takılmasın 3 yıldır özellikle reklam sekörüne kilometrelerce uzak duruyorum, teklif beklentim de yok. Üzüntüm; yıllarca emek verdiğim sektörü, dijital dünyanın önünü keserek beslenmeye çalışırken görüp, sevdiğim ve işlerini takdir ettiğim çok sayıda genç insanın zorda kalmasına sebep olacağını bilmektir. Olası bir yıkımın, sektörün bütün kanallarına etkisi olacağı da göz ardı edilmemelidir.
Hamiş: Konuya daha hakim kişilerin rakamsal verilerini de paylaşmak isterdim ama erişemedim. Kısa sürede bulursam buradan paylaşacağım.
Yazıda kullandığım görseller; internet yasaklarına en çok tepki veren ve en sistemli paylaşım yapan İnternet Özgürdür isimli blogdan alıntıdır.


Bir Filmin Hatırlattıkları

Uzun süredir çeşitli sağlık sorunlarıyla boğuşan teyzeme biraz değişiklik olsun diye birlikte sinemaya gittik. Yağmurlu havada yapılacak en iyi etkinlik de buydu zaten. Akmerkez’de yenilenen sinema salonlarından birinde, The Monuments Men izledik. (Hangi akla hizmetse Hazine Avcıları olarak türkçeleştirilmiş filmin adı)
II. Dünya Savaşı sonlarında geçen, kalabalık kadrolu film ile ilgili çok fazla sözüm yok. Film; Hitler adına yapılacak bir müzeye konulmak üzere Avrupa’daki müzelerden önemli eserlerin Nazilerce alınması, çağdaş sanatçıların eserlerinin acımasızca yakılıp yok edilmesi karşısında harekete geçilmesi için Amerikan hükümetinden izin alan ve küçük bir grupla Avrupa’da sanat eserlerini kurtarmaya çalışan sanat tarihçisi Frank Stokes ve arkadaşlarının hikayesi.

The-Monuments-Men-UK-Quad-Poster

Bana ilginç gelen bölüm; uzun yıllardır ülkemizde yaşanan yok etme, yozlaştırma odaklı çalışmaları hatırlatan bir konuşma oldu. Şöyle diyordu Frank Stokes arkadaşlarına:

” You can wipe out an entire generation, you can burn their homes to the ground and somehow they’ll still find their way back. But if you destroy their history, you destroy their achievements and it’s as if they never existed. That’s what Hitler wants and that’s exactly what we are fighting for. “

Kabaca çevirisini şöyle düşünebilirsiniz:

” Bir nesli tümüyle yok edebilirsiniz, evlerini yakıp yerle bir edebilirsiniz, onlar yine de bir şekilde ayakta kalır ve yeniden başlarlar. Ama siz onların tarihini yok eder, başardıklarını yok ederseniz onlar da sanki hiç varolmamış gibi olurlar. İşte Hitler’in istediği de bu ve biz de tam anlamıyla bununla mücadele ediyoruz. “

Bu sahne bana; yıllardır baleden, operadan, heykelden, tiyatrodan nefret ettiğini haykıran, kişisel çıkarları için tarihi eserleri yok etmekte zerre kadar beis görmeyen birilerini hatırlatıverdi. Harran’ı, Zeugma’yı yok ettiler, Allianoi’yi yok ettiler, Bizans kalıntılarına çanak çömlek dediler. Atatürk Kültür Merkezi’ni harabeye çevirdiler. Haydarpaşa ve Sirkeci Garı sıradakiler, saymakla bitmiyor yok etmeye çalıştıkları değerler. Sanatı, tarihi eserleri, geçmişi olmayan bir toplum olmayacağımız günlere kısa sürede kavuşmak dileğiyle…

Film ile ilgili bilgilere BURADAN ulaşabilirsiniz
Minik bir not: Umarım George Clooney bir süre sonra bu filmin haklarını Netflix’e satar, onlar da mini dizi olarak yeniden çekerler, kesinlikle dizisi daha başarılı olacaktır. Onca konu var filmin içinde, her biri başlı başına işlenebilecek, filmden çıktığınızda birşeyler yarım kaldı hissine kapılıyorsunuz.


Sayfalar:1...20212223242526...62