
Bir yaz akşamı geç kararan bir havada Etiler’de Dünya pastanesi yanındaki duvara dizilmiş otururken dikkatimi çekmişti. Sırım gibi bir delikanlıydı, kat kat kesilmiş aslan yelesi gibi saçları, çelik gibi keskin bakışları, çakır gözlerine yayılan geniş gülümsemesiyle etrafta aklını başından almadığı kız yoktu.
O zamanlar 17 yaşındaydık ikimiz de. Hem aynı semtte oturup, hem de bir sürü ortak arkadaşa sahip olduğumuzdan sık sık aynı gruplarda birlikte vakit geçirirdik. Onun yanında hep bir başka alımlı kız olurdu ben de satranç arkadaşı ya da dert ortağı olurdum. Hydromel’e gittiğimiz zamanlarda da kız kardeşimi ve beni kollar, korurdu ona ne kadar hayran olduğumu bilmeden. Aradan yıllar geçti eğitim için yurt dışına gitti, oradan da mektuplar yazar, kızlarla olan maceralarını anlatırdı. Yurda dönünce gittiği askeri görevinden de beni eğlendiren ama kıskandıran mektuplar yollamaya devam etti.
Uzun zaman sonra bir akşam yine Hydromel’de karşılaştık, askerden dönmüş, kendi işinin başına geçmiş çalışıyordu. Uzun uzun sohbet ettik, eski günleri andık. Ertesi gün beni iş yerimden aradı “çıkışta birşeyler içelim mi” dedi ve sonraki günler de böyle devam etti. Yıllardır birbirimizin dert ortağı ve arkadaşı olmuştuk, sohbet zorluğu çekmiyorduk. Bir süre sonra ikimiz de arkadaşlık dışında duygularımız olduğunu fark ettik ve evlenmeye karar verdik.
Birlikte çok gezdik, eğlendik, sıkıntı çektik, sevdik birbirimizi ve harika bir evladımız oldu. 24 yıl sonra yollarımızı ayırdığımzda, kalbimi çok kırmış olmasına rağmen yine dost kalmıştık. 
Bu sabah; ben en eski ve en yakın arkadaşımı kaybettim, canımdan çok sevdiğim oğlumun babasını kaybettim, en önemlisi de bir zamanlar çok sevdiğim bir adamı kaybettim. Yaşarken bir türlü huzur bulamamıştı, umarım gittiği yerde huzurla ve ışıklar içinde uyur.