:::: MENU ::::

Lütfen okuyunuz !

Bu yazının konusu daha erken saatlerde Friendfeed’de yazdığım bir girdiye yapılan manasız yorumlardan çıktı. Pek çoğunuz beni sadece paylaşımlarımla tanıyorsunuz. Kiminiz blog yazılarımı okuyup benim hakkımda fikir ediniyor, kiminiz çeşitli toplantılarda kısa da olsa sohbet edip tanımaya çalışıyor. Ama öyle bir kesim var ki, tam da şu eski sözü hatırlatıyor yaptıklarıyla “kişiyi nasıl  bilirsin diye sormuşlar, kendim gibi demiş”. Üstadlar, gençler;  yaptığım paylaşımlar ilgimi çeken, takdir edilmesi gereken, günlük telaşla atlayıverdiğimiz ama alkışı hak eden konular çoğunlukla. Beni yalakalıkla, çıkarcılıkla, hesapçılıkla suçlamalarının sebebi ise, sanırım son günlerde pek moda olan “Sosyal Medya Görevlisi” pozisyonu ile ilgili. Hayır hiç bir marka için bu görevi yapmıyorum ve yapmayacağım da. Yapanlara saygım sonsuz, benim yeteneğim yok bu konuda. Hem bunca zaman sevdiğim için paylaştığım şeyi, bundan sonra üstüne para alarak yapmak da bana ters.

33 yıllık çalışma hayatımda alnıma hiç leke sürdürmedim, bundan sonra da haddini bilmezlerin bana çamur atmasına izin vermeyeceğim. Devletin verdiği “tabandan” emekli maaşımla yaşamaya çalışıyorum. Zorlandığım zamanlarda ya çocuk bakıyorum, ya ders veriyorum, ya da sağolsun eski iş arkadaşlarımın halen yürüttükleri işlerde danışmanlık yapıyorum. Dışarıdan bakıldığında pek parlak gördüğünüz yaşantının hemen hemen 10 katı gösterişli bir hayat yaşadım aktif çalıştığım yıllarda. Üst düzey yönetici olduğum için kazancım iyiydi ve ben de, hem yaşamayı hem de yaşatmayı seven biriyim. Ailem nedeniyle de çok iyi yaşamaya alışıkım, aynı şekilde, varlığı da yokluğu da bilecek şekilde yetiştirildim. O nedenledir ki 2006 yılında, bir anda hayatım tepetaklak olup beş parasız, işsiz ve hatta evsiz kaldığımda yok olmak yerine, hayata devam etme kararı aldım. Çok zor zamanlar geçirdim. Hala da geçiriyorum. Bazen günlerce evden çıkamıyorum, çünkü paramı ve akbilimi hesaplı harcamam gerekiyor. Altıyüzküsür lira emekli maaşımla ancak bu kadar oluyor. Sevildiğim ve sayıldığım için tanıtımlara, eğitimlere, öngösterimlere davet ediliyorum, gördüklerimi hissettiklerimi yazıp aktarıyorum. Bunları bana silah olarak kullanıp; beni çıkarcılıkla, yalakalıkla suçlayanlara inat yazmaya ve paylaşmaya devam edeceğim.

Bir de önemli not ; iş aramıyorum, sosyal medya görevlsi filan olmayacağım, kendini tehlikede hissedenler sakinleşsin. Histeri  krizine girip saldırmayın boş yere, istediğiniz pür nur mevkiler sizlerin olsun, tepe tepe kullanın.


Sabancı Müzesi’nden bir Devletşah geçti…

Devletsah 215 aralık salı sabahı Sabancı Müzesi’nde yapılan Bizim Usul Makarna web sitesinin görücüye çıktığı toplantıdaydım. Selva Gıda yöneticilerinin, basının, blog yazarlarının ve konukların yoğun ilgisiyle kalabalık bir gruba sunum yaptı sevgili Devletşah. Hem ürünü denemek, hem de yüzlerce konuktan biri olmak onuruna sahip olarak erken haberdar olduğum bu site ve diğer tüm yenilikçi çalışmaları, 360 derece pazarlama anlayışını uygulama konusunda titizlenen Selva ekibini yürekten kutluyorum. Tabii onları bu güzel işleri yapmaya ikna eden ve her adımında emekleri olan Selim Tuncer hocam ve ekibine de teşekkürler.  Devletşah’ın esprili sunumu, çekimlerden hazırlanan kısa bir videonun sunumundan sonra Genel Müdür Mehmet Karakuş geldi mikrofona ve bizlere, yeni kampanyalarından ve ürünleriyle başarılı bir yıl geçiren Selva’nın 2010’da da farklılıklarıyla çok ses getireceğinden söz etti. Şu cümleyi de özellikle not almışım sizlerle paylaşmak üzere; “Biz makarnayı kendi damak tadımıza uygun tariflerle pişirip yemeyi öneriyoruz. Çünkü bizim damak tadımızın, ancak ‘bizim usul makarna’da ortaya çıkacağını biliyoruz”. Devletsah & Ugur Hoca @ Bizimusul Makarna Launch Daha sonra Devletşah sahneye Pazarlama Direktörü Ahmet Nurullah Güler ‘i davet etti. Sayın Güler ise bizlere, video blog yoluyla makarna tariflerini paylaşmanın tüketicilerin ilgisini çektiğinden söz etti. Ve benim için en can alıcı cümleyi kurdu. “Selva, 360 derece pazarlamaya inanıyor, sosyal ağlar, bloglar, sosyal paylaşım siteleri Selva’nın yeni iletişim alanları olacak” dedi ve kesinlikle kalbimi feth etti. Bütün bu olanlar web sitesinden canlı yayınlanıyordu toplantı süresince. Sunumlar ve konukların sahne almalarından sonra, çeşitli tariflere göre yapılan ve Selva ürünlerinden oluşan menüyü tatmak üzere yemek bölümüne geçtik. Kokular muhteşemdi ve çeşitler o kadar çoktu ki, kendimi yaramaz çocuk gibi hissettim. Masamız da çok şenlikliydi. Sevgili Şule ve Uğur Özmen hocalar,  Sunipeyk, Tuğçe Özel, Burak Bayburtlu, Eray Endeş, Harun Pekşen, Metin Kahraman, Gül Fatma Koz hem sohbet edip hem de iştahla yemeklerimizi yedik. BizimUsulMakarnaİlerleyen dakikalarda Genel Müdür Mehmet Karakuş bütün masaları tek tek dolaşarak katıldığımız için teşekkür etti ve afiyet olsun dedi. Uzun zamandır bu kadar alçakgönüllü ve güleryüzlü üst düzey yöneticilerle karşılaşmadığım için çok hoşuma gitti. Eski bir özel olay elemanı olarak da organizasyona emeği geçen herkesi kutluyorum. Girişten başlayarak kabul alanı, salon düzeni, markalama çalışmaları ve daha sonra yemek düzeni ve konuklara verilen armağanlar hepsi, özenli bir bütünün parçalarıydı. Tabii bütün bunlara ek olarak; sevgili Ali Rıza Esin, Cahit Akın ve Sedef Tenim ile karşılaşıp sohbet etmek de günün bonuslarıydı.

Vakit kaybetmeden, http://bizimusulmakarna.com adresine mutlaka uğrayın ve eğlenceli videolar eşliğinde yeni lezzet limanlarına yelken açın.


“Bi bakar mısınız? dedik ama dinletemedik !

Engellerin bedenlerde değil zihinlerde olduğu kanıtlandı bugün yine.

“Bi bakar mısınız ?”
eylemine destek vermek için saat 14.00 de Mecidiyeköy Metrobus durağı girişinde buluştuk. Bi bakar misiniz 1 O ayaza rağmen onlarca tekerlekli sandalyeli dost yerlerini almıştı. Çevreden geçenler nedense sadece kameraya odaklanıyor ünlü birileri olmadığını görünce arkasını dönüp gidiyordu. Elimizden geldiğince çıkartma dağıtıp ne yapmaya çalıştığımızı anlattık. Bi bakar misiniz 2 Basından ilgi gösterenler, engelli  dostlarımız ile söyleşiler yaptılar. Sonra sıra metrobuse binme çabasına geldi. İşte orası, insan olduğumdan utanmama sebep olan olayların başladığı yerdi. Tekerleki sandalyeleri yukarı çıkartmaya çalışırken basının görüntü almasından rahatsız olanlardan, kalabalığa söylenenlere, iteleyerek ayaklara basarak üstümüzden atlayanlara kadar her tip yaratık vardı. Merdivenlerden inerken kalabalığa kızan bir dıngıl ağa ” eylem yapacak yer mi bulamadınız” dedi. İnsanlığını kaybetmiş, kalbi buz tutmuş insanlar gördüm bugün. Tekerlekli sandalyedeki dostlarımızı neredeyse bir kaşık suda boğacaklardı. Bi bakar misiniz 3Utanç ve üzüntü hissimi kelimelerle anlatmam mümkün değil. Gücüm yettiğince destek vereceğim bu harekete, her eylemde 10 kişinin görüşü değişse yine bir adımdır. Bu arada Mecidiyeköy Metrobüs durağı sağlam insanlar için bile çok tehlikeli. Merdivenler o kadar dar ve anlamsız ki, olağandışı bir durumda insanların paniğe kapılıp birbirlerini ezmeleri işten değil. Bu arada görevlilerin ruhsuzluğu, emniyet güçlerinin duyarsızlığı da görülmesi gereken davranış biçimleriydi. Hani etrafta sık sık söyleniyor ya “bu ülkenin yüzde filancası müslüman” diye, haydi canım siz de. Benim bugün gördüğüm insan müsveddelerinin dinden imandan haberleri yoktu inanın. Teşekkürler Yiğit ve Simto bizlerin dikkatini bu konuya çektiğiniz için.


Yine, yeni, yeniden NuPera…

Dün akşam yıllar sonra yeniden NuPera‘ya gittim. Gerçekten çok uzun süre geçmiş son gidişimin üzerinden. Girişten başlayarak pek çok yenilik var. 3 ayrı konseptte 3 yeni mekanda ağırlanabiliyorsunuz. Sevgili Bloglama ekibi  ( Burcu Şensoy, Eray Endeş ve İlker Utlu) ve davet sahibemiz Aslı Gücüyener ile önce NuPera’nın rahat ve yayılma hissi veren koltuklarına serilip söyleştik. NUPERAGFK ve Müge Doğrular ile buluşup birlikte gitmiştik erkenden. Biraz sonra Mutfak Sırları Nilay ve Bora, Devletşah ve Barış Özcan da aramıza katılınca gece hakkında kısa bir bilgi paylaşımı ardından 3 gruba ayrılarak, bizim grup Eray liderliğinde başlangıçlarımızı yemek üzere Lilbitz‘in yolunu tuttu. Lilbitz @ NuPeraMekanın dekorasyonu ışıklandırması ve oturma düzeni çok hoşuma gitti, tıpkı Şefimiz Max ( Maksut Aşkar ) gibi sıcak ve huzur veren bir havası var. Max bizlere önce kendi ile daha sonra da menü ile ilgili bilgiler verdi. Normal porsiyonların 1/3 ü oranında minik atıştırmalıklar mantığıyla değişik lezzetler denemişler. Tabii fiyatlar da gerçekten 1/3 oranında. Zannetmeyin ki bu oranda bir şeyle doymayacaksınız, kesinlikle tam kararında geliyor. Bu arada masa düzeni yemek takımları ve içecek seçenekleri ile benim gibi bir hiperaktifin dağılmaması mümkün değildi. Masaye gelen ekmekler kendi yapımları, tabii hemen üç ayrı sosla ortaya konan tabağa dalıverdik hep birlikte.  Minik başlangıçlardan Nuar dilimleri ve Bonfile Pudrası seçtim. Bonfile pudrasıGFK ve Müge Doğrular ise deniz ürünlü seçenek ile başladılar. Nuar dilimleri zeminindeki sos ile lezzeti zirve yapmış bir başlangıç. Hemen arkasından bir sonraki gidişimde; giriş, gelişme ve sonuç olarak ısmarlayabileceğim Bonfile Pudrası geldi, bu lezzet anlatılmaz yaşanır arkadaşlar, şaka yapmıyorum. Rakamlar iyi bir kafe fiyatı mutlaka sevdiceğinizi alıp keşfedin.
MOREISHBir sonraki istasyon Moreish; buranın şefi bir kadın. Esra Muslu aynı zamanda NuPera Restoranın da şefi ve yöneticisi. Yabancı bir konuğu olduğu için bizimle pek ilgilenemedi ama servisimizi yapan bey sorduğum her soruya gayet güzel cevaplar verip aydınlattığı için sorun olmadı. Bu mekan da hem huzur bulacağınızın, hem de lezzetli yemekler yiyeceğinizin sinyalini daha menüsünü ve masa düzenini gördüğünüzde anladığınız bir bölüm. Moreish masa duzeniOnlar da ekmeklerini kendileri yapıyorlar. Masa üzerinde herkesin önünde bir köşede yuvarlak mermer kap içerisinde Avustralya’dan getirilen nehir tuzu, diğer uçta ise kare biçiminde bir mermerin köşesinde sedef tereyağ bıçağı diğer köşesinde ise “dukkah” denilen ilginç bir baharat karışımı vardı. Ana yemeklerimizi yiyeceğimiz için önce bulaşmamayı düşündümse de baharatın cazibesine dayanamadım ve ekmeğe sürdüğüm yağı baharata bulayıp yedim. Muhteşemdi. Çok şık cam
kapaklı küçük bir kap içinde domates sorbet geldi. Biraz önce yediklerimizin tadını ağzımızdan yok edip, ana yemeğin lezzetini tam anlayabilmemiz için. Benim ve GFK’nın seçimi kuşkonmaz ve satsumalı risotto idi. Satsumali risottoUzun zamandır yediğim en lezzettli risotto idi. Arada sırada çatalıma zıplayıp ağzıma bayram yaptıran satsumalara hayran kaldım. Eray ise bize rehberlik eden görevli beyin önerisi ile Kuzu Kuzu adlı yemeği seçti.  Yemek sırasında yüzünün aldığı ifade kesinlikle gülümsemeydi. Yemek süresince GFK sedef tereyağ bıçağını ne kadar beğendiğini söyleyip durdu. Sevgili Eray “isteyelim sana bir tane” dediğinde “yok sarayda bunların taşlı olanları var ben onlara bakmaya devam ederim” dedi. Yemeğimizin sonuna yaklaşırken şef Esra Muslu yanımıza gelip soru yağmurumuza gülümseyerek cevaplar verdi.

Son durağımız aslında başta oturduğumuz NuPera restoran oldu. Masamız bir anda tatlı çeşitleri ile donandı. Ben hala Bonfile Pudrası ve üzerine risotto sarhoşluğundan çıkmaya çalışırken, gözüm doyuverdi bu muhteşem görüntüden. Eray Endeş’in zoruyla iki çatal tarçınlı kek ve 2 kaşık da dondurma yiyebildim. YummyGFK ise Moreish’in ilginç dizaynlı menüsünde gördüğü karamelize zeytinli tatlıyı aklından çıkaramamıştı ve kesinlikle onu da denemek istiyordu. NuPera’nın zarif Halkla İlişkiler ve Satış direktörü Leyla Çullu onu kırmadı ve hemen getirtti. Karamelize zeytin inanılmaz bir tad, denemeniz gerek anlatmakla olmaz. Tam artık hani hamaklar nerede ben azıcık kestireyim demeye hazırlanırken diğer gruplarla bir araya geldik, zarif ev sahiplerimizin nazik kahve ikramlarını “başka bir lezzet yolculuğunda” diyerek evlerimizin yolunu tuttuk.

NuPera paket Deneyimin son noktası ise davetten sonra hepimizin adreslerine yollanan nazik armağan paketiydi. Paketin içinde lezzet deneyimlerimizin yer aldığı kişiye özel hazırlanmış minik bir pasaport ve her restoranda tattığımız ürünlerin malzemelerinden örnekler vardı.
Teşekkürler Aslı Gücüyener, teşekkürler Bloglama ekibi (Burcu Şensoy, Eray Endeş, İlker Utlu) ve teşekkürler NuPera Lezzet Durakları ekibi, harika bir deneyimdi ve pasaportumu ömrüm oldukça saklayacağım 🙂

NuPera lezzet duraklarıyla ilgili linkleri aşağıya da listeledim. Yazı içerisindeki isimlerine tıklayarak da restoranların
bilgilerine ulaşabilir daha çok detay inceleyebilirsiniz.

http://mugecerman.posterous.com/nu-pera-lezzet-duraklar

http://www.lilbitz.net

http://www.moreishrestaurant.com


“Yedi Tepe’den Yedi Kıta’ya Ritm Tutturacak Genç Adam”ı Tanıyınız

Okuyacağınız satırları benden önce davranıp yazan canım dostuma teşekkür ediyorum.
Konuk yazar : Didem Özbahçeci Sönmez

Sezen Aksu ve Emir Cerman

Bugün bir Can Dündar yazısı yazmak istedim 🙂

Tarih 3 Aralık 2009, yer İstanbul Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı. Sahnede dev kadın Sezen Aksu, 4 tane pırıl pırıl genç müzisyene eşlik ediyor. Yıllardır onun gönüllerimize, kulaklarımıza kazınmış parçalarından bazılarını bu 4 genç senfonik olarak yeniden düzenlemiş ve onları çoşkuyla seslendiriyor.

Bu gecenin mimarı, bütün bu sahnedekileri bir araya getiren o dörtlüden biri var ki Emir Çerman. Bu ismi bir yere kaydedin ve günü gediğinde “ben onun ilk konserini dinlemiştim” demenin gururunu yaşayın. Kendi çıktığı müzik yolculuğunda, okuduğu dünyanın en önemli müzik okulunu Berklee College’ı ülkesine seçmelere getirmeye ikna eden, her aşamasında titizlikle çalışan ve yer alan müzisyenliğinin yanı sıra iyi de bir organizatör olan bu genç adamın takipçisi olun. 25 yaşında kendine ektikleriyle yetinmeyip, ülkesine de katkıda bulunmak için çabalayan Berklee College of Music’ın 2. kuşak Arif Mardin’i olmaya aday Emir Çerman, ilerde yapacaklarının ilk sinyalini dün akşam“Yedi Tepe’den Yedi Kıta’ya ıstanbul’un Ritmi” konserinde ilk büyük organizasyonuyla ortaya koydu.

İşte dün akşamı o salonda olmayanlar için özetleyebilecek tarihe düşülmüş bir not.

 

Dün akşam o salonda olup, yüreklerimize düşen notları da eklemek isterim……
Emir’ciğim yıllar önce yapmak istediklerini anlatırken, Sezen Aksu ile çalmak, aynı sahnede olmak paylaştığın hayallerinden biriydi. Dün akşam gösterdin ki; bunun için yıllarca beklemen gerekmedi, hatta hayali gerçeğe dönüştürmenin örneğini yaşattın kendine ve hepimize. Buradaki ilk konserinde Sezen Aksu ile aynı sahnede …”Gülümse” parçasını karşılıklı yorumlayışınıza gözyaşları ile tanıklık ettik. Bestelerini dinlerken coştuk hep birlikte.

Bu yılın başında Sezen Aksu’nun bir açık hava konserine gittmiştik, ön sırada Çağan Irmak oturuyordu. Her parça bitişince yerinden fırlıyor, ellerini parçalarcasına alkışlıyor ve çığlık çığlığa BRAVO diye bağırıyordu. Dün akşam kendimi sürekli Çağan Irmak gibi hissettim. Ben bunlara bir de japon çizgi filimlerindeki gibi gözyaşını ekledim.

Annenin tanımadığımız tüm arkadaş ve dostlarıyla çıkışta tanışırken, hayatımda ilk kez gördüğüm insanlara sarılma ihtiyacı duydum. Hepimizin gözleri yaşlı, birbirimizle paylaştığımız tek duygu; bize yaşattığın inanılmaz gurur ve mutluluktu.
Sana hep “yolun açık, şansın bol olsun” diye temennide bulundum. Yolunu; kendi ellerinle açık hale getirdiğine şahitlik ettik. Geriye yalnızca, onlarca kez ŞANSIN BOL OLSUN, ŞANSIN BOL OLSUN demek istiyorum.

Bize böylesine çoskulu duygular yaşattığın, gururun, mutluluğun ve hazzın ne demek olduğunu hissettirdiğin için yürekten teşekkürler ve sevgiler “SANATÇI”  🙂

Yolun hep çok açık, şansın bol olsun….
Sonsuz sevgilerimle
Didem Özbahçeci Sönmez


4. Kişisel Gelişim Zirvesi 2009

21 Ekim günü Maslak Sheraton’da düzenlenen bir etkinliğe konuk oldum. Sevgili Yasemin Sungur’un sunumunu dinlemek üzere hazırlanıp, biraz erken gidip diğer sunumları da izleyeyim dedim. Çok da iyi etmişim. Tam gün katılımlı bir seminer olmasına rağmen, ben öğleden sonraki oturumları kendime daha uygun buldum. Kisisel Gelisim Zirvesi 1
İlk forumun konusu : “Krizde çalışanların değişen rolü- Krizde şirketler hangi özellikleri arıyor” idi. Turkcell Genel Müdür Yardımcısı Selen Kocabaş’ın başkanlığında başlanan forumda katılımcılar da önemli firmaların üst düzey yönticileriydiler. Borusan Holding İnsan Kaynakları Müdür Yardımcısı Semra Akman, Sabancı Holding İnsan Kaynakları Grup Başkanı Mehmet Göçmen, Türk Telekom Akademi Direktörü Ayhan Artar, Bosch İnsan Kaynakları Direktörü Lami Yağcılarlıoğlu’nun çalışanlara önerilerin ve kendi firmalarının uygıladığı stratejilerin paylaşıldığı bir oturum oldu . Konuşmacıların dördü de krizin hafiflediğinden söz ettiler. Bu süreçte insan kaynaklarında iyileştirmeler yapıldığından da bahsettiler. Sabancı yetkilisi Mehmet Göçmen ise krizi, 200 km hızla giden araçların aniden frene basması gibi tanımladı. Göçmen aynı zamanda global krizin dinozorlardan kurtulma fırsatı olarak da görülebileceğini ekledi.  BOSCH IK Direktörü 2008 ekim ayında kriz konuşulmaya başlandığını, bu süre zarfında personele çeşitli eğitimler verildiğinden söz etti ve esnek çalışma modeliyle, fazla insan kaynağını şirket içinde değerlendirdiklerini ekledi. Turkcell’in bu dönemde gelir getiren, potansiyel büyüme alanı olan ileri dönük işlere yatırım yaptığını belirten Selen Kocabaş; liderlikte teknik altyapının, servisin ve iletişimin önemini anlattı.
Kisisel Gelisim Zirvesi 3Bütün konuşmacılar, bireylerin düşünce yapılarını değiştirmeleri gerektiğinden söz ettiler. Yine hepsi ilk kez çeyreklerde değerlendirme yapıldığını belirttiler. Aldığım notlar içinde Sabancı yetkilisi Mehmet Göçmen’in “Enerji yatırımları Kopenhag’a takılacak”, “Ekonomik sürdürülebilirlik yanında çevresel ve toplumsal sürdürülebilirlik de çok
önem taşıyor”, “Risklerden arındırılmış ekonoik değerler öne çıkacak” cümlelerinin altını çizmişim.
Daha sonra Banu Gökçül geldi sahneye ve ilginç ipuçları verdi bizlere. Konuşması boyunca nefes almamızı hatırlattı, bedenimizi esnetmemizi istedi. Esnemeyen bedenin esnemeyen zihne sebep olacağını söyledi. “Zihin ve beden aynı sibernetik sistemin parçalarıdır”, “Zihin durmadığı zaman, iç konuşma üretir”, “Zihnin kötü deneyimleri hatırlamasının nedeni, ruhu ve bedeni yine aynı duruma düşmekten korumaktır”, Kisisel Gelisim Zirvesi 2“Beden günde 1 saat hareket etmezse depresyon tetiklenir. Hedefe yönelik uygulanacak 1 saatlik aktivite ruhunuzu ve bedeninizi koruyacaktır”, “Kafadan geçen iç konuşmalar bedene yansır, bu nedenle önemli olan, zihin dilidir beden dili değil”, “İç ses yoksa korku da yoktur”, “Ego; bakacağınız en son yerde saklanır, içinizde” cümlelerinin altlarını çizmişim.

Hemen her konuşmacı “Engeller zihinde”mesajı verdi. “Kriz ezberin bozulması demektir”, “Bir kriz herkesin kriziyse önemli değildir. Eğer kişisel krizinizi yaşıyorsanız önemlidir”, “Umutlarınızı yüksek, sabit giderlerinizi düşük tutun” gibi sözcüklerin altlarını iki kez çizdim.

Diğer konuşmacıları da başka bir yazıda anlatacağım.


İncir çekirdeğini doldurmayan hayatlar …

OzguNamal Dün sabah “İncir Çekirdeği” isimli filmi izledim. Genelde izlemekten kaçındığım türde konusu olduğu için epey ürkerek gittim. Mardin’de yaşayan bir ailenin dramını anlatan filmin, yönetmeni Selda Çiçek’in ilk filmi olduğu için hoşgörüyle izlemeye çalıştım. Bazı sahnelerde hep kafası karışmış ve “böyle kalsın” demiş hissine kapıldım nedense. Özgü Namal’dan alabileceğinin fevkinde oyun alabilecekken o küçük dev kadın sıradan bir oyun vermişti. 2007 yapımı Mutluluk’taki oyununu bildiğimden bu kadar rahatça eleştirdim. Bana göre Onur Dikmen’in oynadığı köyün delisi İbrahim karakteri ve Nalan Başaran’ın canlandırdığı Hala karakteri en ilginç oyunculuklardı. hala Suham’ı canlandıran oyuncuyu seslendiren kişi daha başarılı olsa, sanırım küçük kızın duru oyunu daha da öne çıkabilirdi. Tabii Cemile rolündeki Derya Durmaz yine çok iyiydi, ama hep birşeyler daha bekledim. Uzun yıllar önce, rahmetli Metin Erksan’ın bir trenin kompartmanlarında koşan adamını dakikalarca izleyip, içi daralmayan ben, bazı sahnelerdeki uzun bakışlarda epey daraldım. Mardin’in doğal set görüntüsünden yoğun olarak yararlanılan filmde, yöredeki ilginç kadın hayatları işlenmiş. Bir sahnede “bu kadınlar hep gidiyor (ölüyor) durduramıyoruz” cümlesi içimi acıttı.  ibrahim Yöre insanının sorunları, yoksunlukları satır aralarına sıkışmış olarak geçiveriyor gözünüzün önünden. 6 Kasımda gösterime girecek filmin müziği Özgür Yalçın – Serkan Alkan ikilisinin imzasını taşıyor. Filmin web sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.


Eğitim firmaları artık lobicilik faaliyetlerine mi hizmet ediyor ?

Geçtiğimiz günlerde Friendfeed’de paylaşımı yapılan bir etkinliğe gözüm ilişti. İlk düşündüğüm şey ” çok saçma ve çok yanlış ” olduğuydu. Gençlere kariyerleri ile ilgili önerilerde bulunulacak bir toplantıda, katılımcıların sigara ve içki firmalarından olması bir tek beni mi rahatsız etti diyedüşündüm. İlgili feedin altında pek çok kişi ne güzel bir program olduğundan söz etmişti.
Etkinlikte konuşacak  isimler pazarlama alanında çok başarılı kişiler olabilirler saygım sonsuz, ama temsil ettikleri alanlar, insan sağlığını tehdit eden ve iletişimi yasalarla sınırlandırılmış sektörler. Bağımlılıkların genç yaşta başladığı düşünülürse, rahatsızlık boyutu daha da artıyor.
Eğitim ve danışmanlık firmalarının lobicilik faaliyetlerine aracılık etmek yerine, gençlere örnek olacak kişileri daha titizlikle seçmeleri gerektiğini düşünüyorum.


Kırışıklarıma, Revitalift ile savaş açtım …

Revitalift

Bir buçuk ay kadar önce Fikri Mühim‘den keyifli bir paket ulaştı eve. Heyecanla açtıktan sonra görüntülemek aklıma geldi, fotoğrafa bakınca anlarsınız zaten 🙂
Hemen kullanmaya başladım. Bir kaç gün sonra cildimde beni memnun eden bir düzelme başladı. Kullandığım bir üründen memnun kaldığımda, her rastladığıma anlatmaktan hoşlanan biriyim. Kızlarla ilk toplantımızda, bende bir değişiklik olduğunu söyleyip, kendime ne yaptığımı sordular. Hoşuma gitti, çünkü hiç biri gereksiz iltifatlarla vakit harcayacak tipler değiller 🙂 Hani uzun süre görmezsiniz birini, yolda rastlaşırsınız “a ne hoş görünüyorsun, kilo mu verdin” denir ya, öyle de değildi söyledikleri. Hatta aralarından en hınzır olanı “aşık oldun sen, anladım” bile dedi. İşte tam zamanıydı ve hemen ekledim “evet aşık oldum, ama Revitalift’e” dedim ve anneleri için harika bir ürün keşfettiğimden bahsettim. Tanıyanlar bilir yaşıtımdan çok genellikle yarı yaşımdadır arkadaşlarım. Bende gördükleri değişikliğin, kısa bir süredir kullandığım; Revitalift isimli, yüz ve boyundaki kırışıkları, ciltteki hasarların el verdiği oranda toparlayan, bu harika krem nedeniyle olduğunu anlattım.
Kolay satın alınabilir ve rahat erişilebilir olması hepsinin içini ferahlattı. Hemen hemen her büyük zincir mağazada bulabilirsiniz siz de L’oreal ürünlerini. Doğrusu alım gücü olmadığı zamanlarda,  Sevil Mağazaları, Boyner, Tekin Acar gibi satış noktalarına girmek, bir kadın için azaba dönüşebiliyor. Asla ulaşamayacağınız onlarca markanın, yüzlerce ürünü üstünüze çöküyor. Tamam kabul ediyorum,  görüntü ve kokular çok baştan çıkarıcı,  ama ruhumda travma yaratıyorlar.
Teşekkürler Fikri Mühim, teşekkürler Revitalift


Tribute to MJ : This is it …

this-is-it1Bu akşam yine dostlarla vakit geçirip, keyifle sohbet edip, sonrasında da sevgili Duygu Kutlu ve Warner Bross’un konuğu olarak Michael Jackson’ın “This is it” adlı filmini izledim. ” This is it” MJ’in ölümünden önce  hazırlandığı,  son konser dizisinin provalarından oluşturulan bir belgesel. Dünya ile aynı anda gösterime giren ve sadece iki hafta gösterimde kalacak bu muhteşem film beni çok etkiledi. Bir anda, sanki bütün ömrümü yeniden yaşadım film boyunca. Michael Jackson; çocukluğum, gençliğim, anneliğim ve günümüz. Jackson 5 ile tanıyıp sevdiğim bu ateş parçası çocuk, yıllar içinde görüntüsünü tepeden tırnağa değiştirse de, müziğiyle hep kalbimdeki yerini korudu. this-is-it
Yıllar önce Diana Ross’a benzeme hayaliyle çıktığı estetik yolculuğunda geldiği noktada, bir yaratığa benzemesine rağmen kendinizi müziğine kaptırıp, danslarıyla mest oluyorsunuz. Bir müzik devinin nasıl çalıştığını, devasa sahnelerde o muhteşem konserlere nasıl hazırlandığını, ne kadar titiz ve kırılgan olduğunu, hemen her sahnede hayranlıkla izleyebilirsiniz bu filmde. Ekibiyle uyumu, mükemmellik takıntısı, olağanüstü enerjisi ve tabii o müthiş yeteneği.
Filmin başında dansçıların seçimi için başvuran gençlerle yapılan röportaj gözlerimi yaşlarla doldurmaya yetti. Bu garip, ama olağanüstü yetenekli adam dünya üzerinde ne kadar çok kişinin hayatına değivermişti müziğiyle. Beat it, Thriller, Bille Jean, Smooth Criminal, Heal the world, History … Bu melodilerle büyüyenleriniz, dans edenleriniz, aşık olanlarınız vardır mutlaka. Kaçırmayın bu filmi, bir an önce izleyin. Sadece 15 gün gösterimde kalacak. Bütün dünyada aynı şekilde gösterime giren bu filmle ilgili bilgilere buradan, MJ’in müziklerini toplu halde bulabileceğiniz linke de şuradan ulaşabilirsiniz.
İyi seyirler…


Sayfalar:1...48495051525354...62